-
- Katılım
- Ağustos 21, 2015
-
- Mesajlar
- 1,718
-
- Tepkime puanı
- 2
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 40
Konuyu acan arkadasa kişisel olarak hiç bir garezim olmamakla beraber ;
Geçenlerde eksi Sözlükte bir başlıkta okuduğum yazı geldi aklıma.
Zira erkeklerin bir çoğu kadınları para pul ile etkileyeceğini (etkilediği kesim belli) o kadar emin ki lakin etrafında ki kızların o halde bulunduğu nokta içler acısı diyorumm
Sevgilisini damızlık inek gibi gören (iki taraf içinde söylüyorum ) ilişkiler yaşamayın bunu yaşıyor olmanız kadınların hepsini bu genellemeye almanıza neden oluyor o halde saçma sapan kişilerle basit ilişkiler yaşamayın kendimizi başkasına sevdirmek için uğraşmaya gerek kalmaz o halde
Yazı ise şu ;
Okuyun bir şey kaybetmezsiniz.
Bu yazıyı bir erkeğin yazması o kadar umut verici ki aslında ..Alıntı:
öncelikle kendini iyi tanımayı sağlayacak bir yalnızlık çok fazla işe yarar. laçkalaşmış sosyal medyaya mesafeli olmak, sizi gerçek aşka bir adım daha yaklaştırır. parayı sevmiyor musunuz? öyleyse onu sizin yaşamanıza yetecek kadar kazanın. ortama uyup da iyi paranın iyi aşk anlamına geldiğini sanmayın. ortamın tek yaptığı insanları aynı olguların başarısına inandırmaktır. gerçek ise öyle değil. ortam, kadınların güzel arabalara tav olduğunu mu söylüyor? durun! bu araba bmw veya mercedes'tir değil mi? nasıl da biliyorum. erkekler hangi arabayı sayıklıyorsa demek o arabaya sahip olurlarsa kadınların aşkına sahip olabileceklerine inanacak kadar budalalar. o arabayı aldınız hadi! o arabaya gele gele ya sizlerin motor diye tabir ettiği bir kız gelecek ya da yine sizin tabir ettiğiniz haliyle gözü yükseklerde bir kezban; çünkü aynı ortam o kızlara da erkek dediğinin ya bmw'si ya da mercedes'i olabileceğini öğretti. aşkı gerçekten istiyorsanız ortam size ne söylüyorsa ve sizin de karakteriniz uygunsa tam tersini yapın. millet, yani ortam, reyting rekorları kıran şu x dizisini mi izlemenizi istiyor? siz açın en sevdiğiniz filmi belki de yüzüncü kez izleyin veya bir belgesel izleyin daha iyi. ortam, x sanatçısını mı övüyor! o sanatçının her işinden uzak durun, adını bile unutup elinizden geldiği kadar sıradanlaştırın. ortam sana diyor ki: "âşık olup bir yuva kurabilmek için evin, araban ve paran olmalı." bu bir tuzak! eğer aksi şartlarda âşık olacağını hissediyorsan sahiden de öyle âşık olacaksındır.*
şekilciliğe kanmayın, kalıplara girmeyin, eğer sizin için de doğruysa ortamın dediğinin tersini yapın; ama yerine koyduğunuz alternatif yalnızca sizin isteğiniz olsun. her işinizde sabırlı olun. tabii söylemeden geçemeyeceğim, aşksız ve sevgisiz seksten uzak durun, seks yerine faydalı hobiler edinin. nasıl olsa sevgisiz ve aşksız her seks hobi, spor ya da stres atıcı nitelikte olabilir sizin için ve bu durumda seks çakma olup dünyaya bakışınızı etkiler. zamanla ruh kirlenmesi nedeniyle sizi kronik mutsuzluğa sürükler.*
Alıntı:
Sevdiğini söyleyecek kadar cesareti olmayan, bunu yaparsa o kızın karşısında küçük düşeceğini zanneden*zavallı*erkek. Kadınları “Evleneceğiz” diye, “Seni Seviyorum” diye kandıran ve bu sözlerine güvenen insanların güvenini süistimal etmesiyle ego tatmini yapacak kadar ezik erkek. Parası varsa, arabasıyla*adamolduğunu zanneden ve arabası servisteyse sevgilisiyle buluşacak özgüveni bile kendinde bulamayan erkek. (Bunların onlarcasını tanıdım.) Hayatta tek anladığı şey futbol, tek övünebileceği şey de tuttuğu futbol takımının başarıları olan; yatakta 5 dakika bile dayanamayıp 12 saat içinde maksimum bir posta atabilen o minik aletiyle üzerine çıktığı kızı sonradan -sırf özgürce seks yaptığı için- “******!” diye, “Motor!” diye hakaret ederek yaftalamaktan çekinmeyen*kişiliksiz*erkek. Özür dilerim, “erkek” kelimesi tüm bu cümlelere fazla oldu; yalnızca “zavallı”, “ezik”, ve “kişiliksiz” olarak isimlendirmem gerekirdi. Çünkü bütün bunlar birer erkek davranışı olamaz… Olmamalı.
Sen, sevgili kardeşim, nasıl*erkekolursun, biliyor musun?
1) Hayatındaki kıza römork* muamelesi yapmayı bıraktığın zaman.*Yani onun senin peşinden gelmesi gereken bir köpek olmadığını, onun da en az senin kadar kişiliği, düşünceleri ve hayalleri olduğunu anladığında.
2) Kadınların özel hayatına saygı duyduğun zaman.*Hayatındaki bir kadının arkadaşlarıyla en az senin kendi arkadaşlarınla geçirdiğin kadar rahatça ve keyifle -yani senin tarafından keyfinin içine edilmeden- VE SANA HESAP VERMEDEN zaman geçirebilmesini sağladığında.
3) Onu senin hayatından istediği zaman çıkmakta özgür bırakacak kadar özgüvenli olduğunda.*Bir kadın eğer baskı gördüğü için veya etrafında erkek görmediği için seni terk etmiyorsa ya da aldatmıyorsa, bu bunları sana*yapmayacağıanlamına gelmez. Bu sadeceyapamadığını*gösterir. Sen onu tamamen özgür bıraktığın halde o yine senden başkasıyla olmak istemiyorsa, yine seni aldatmıyorsa, yine -ona onlarca erkek yaklaştığı halde- tüm erkekleri geri çevirip yalnızca seni istiyorsa, işte o zaman o kadın gerçekten*seninledir*demektir. Öteki türlüsü yalnızca kendine güvenmeyen birinin gösterdiği ezikçe çabalardır. Fazlası değil.
4) Kadınların da en az senin kadar seks yapmaya hakkı olduğuna kendini inandırdığında.*Sen yazları Marmaris’te Hollandalı kızlara “Do you sigara?” diye yaklaşmaya çalışırken, hayatına alacağın kızda bekaret arama saçmalığına girişirsen elbette bu toplumun bu lanet psikolojisi düzelmez. Elbette bu toplumda cinsel bastırılmışlık tavan yapar. Elbette tecavüz oranları ve cinsel tacizler artar. Elbette kız kardeşlerin akşamları dışarıya çıkmaya korkacak hale gelir ve elbette, canım arkadaşım, sevişecek kız bulamayıp*günü elinde bir parça peçete ile DNS ayarlarını değiştirmeye çalışırken bulursun.Peki bunun doğrusu ne mi? İyi dinle: Bu*bekaret zarı*denilen şey, kız bebeklerinin fiziksel imkanları nedeniyle bizler kadar korunaklı olmayan genital bölgesini ve karın kısmını mikroplardan korumak için vardır. Bundan başka da hiçbir bir görevi yoktur. Bunun farkında ol.Eğer sen sevişebiliyorsan, o da sevişebilir.*Sen bununla “övünebiliyorsan”, o da bunu yapabilir. Eğer dini sebeplerle seks (zina) yapmıyorsan, kendin gibi düşünen bir kız bulmana saygı gösteririm ancak kendin kızdan kıza atlarken, karşı cinsi evinde oturması gereken çocuk doğurucu et yığınları olarak görürsen, erkeğin “üstün” olduğunu falan zannediyorsan, sen erkek falan olamazsın. Erkek denmemeli böylesine. En azından 21. yüzyıl erkeği denmemeli…*Git 1400 yılında yaşa.
Sayın @[FONT="]Maria Puder[/FONT] bu alıntıyı okuduğum anda şahsi algı oluşmaması için Makarov ‘un konusundan çıkararak tartışmak istediğim için buraya taşıdım. Alıntıladığınız mesajlar özellikle birçok erkeğe bir mesaj mahiyetinde olup, birçok açıdan da yanlıştır. Konuya kaynak aldığım altınlarınız çok geniş kapsamda insan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel yansımalarına çift taraflı argo üslupla ağır eleştiriler içermektedir. Bu daha çok kapitalizme karşı olup ayağına converse giyen insana benzer. Evet, maalesef ki düşünsel karşıtlığın eylemleştirilmesi kişisel inisiyatiflerin çok daha üzerindedir. Bu yüzden konuya kadın erkek ilişkisinden önce sosyal ilişkiler açısından yazmayı uygun gördüm.
Toplumsal algılar, nesil çatışmaları, farklı kişisel karakter oluşum araçları ( sosyal medya vs. ) ve reel hayat. Birbiriyle ciddi derecede farklar varken ikili ilişkileri genellemek ya da yargılamanın her iki cinsiyet açısından yapılmış olması ya da toplumda baskın cinsiyete mal ediliyor olması değerlendirme değil aksine çok yanlış bir genellemeden öteye geçemez.
Toplum değil ülke olarak çok ciddi bir üstünlük / büyüklük yarışının içindeyiz. Dünyanın en büyük projelerine imza atıyoruz, dünyanın en büyük güçlerine kafa tutuyoruz ya da dost oluyoruz, en popüler telefonlarını kullanıyoruz, en pahalı parfümlerini sıkıyoruz, üniversite taban puanlarını her sene yükselten öğrenciler yetiştiriyoruz ya da en çok sıfır çeken öğrenciler yetiştirememiş oluyoruz. Daha çok işi bir arada yapan personelleri işe alıyoruz, bütün mağazaların bir arada olduğu alış veriş merkezleri yapıyoruz, en çok fotoğrafı biz paylaşıyoruz, en çok yorumu biz yapıyoruz, en fazla alkolü biz tüketiyoruz.
En kötüsü ise bunu çok hızlı yapıyoruz. Üretmeden, çok çabuk tüketiyoruz. Bunu hepimiz farklı değerler ve nesneler üzerinde yapıyor olmamız yapmadığımız gerçeğini değiştirmez. Kimimiz parayı bu noktada bir kişisel üstünlük kabul ederken, kimimiz estetiğimizi kabul ediyor. Veyahut kimimiz düşüncelerimizi kabul ederken, kimimiz duygularını kabul ediyor. Ama bitmek bilmeyen bir üstünlük ve ego tatminini sürdürülebilirliğini engelleyemiyoruz.
Aslına bakarsanız bireysel, toplumsal, siyasal üstünlük yarışımız o kadar hızlı ki kendimizi kaptırdığımız noktalarda kendimize yaptığımız eleştirilerimizde çok acımasız oluyoruz. O kadar uçlardayız ki kendimizi bu toplumun bir parçası olarak görmemek için farklılıklarımızı da uçlarda yaşıyoruz.
İnsanlar eksikliklerini en çok hissettiklerinin arayışı içerisinde olmaktan, kişisel ilişkilerinde bunların karşılığı olarak gördüklerini ortaya koymaktan çekinmiyorlar. Ve erkekler yukarıda yazılanların en azından bir kısmını yaparken, kadınlar bunu çok daha farklı şekilde yapıyor olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Bireysel çıkarların üstünlüğü her daim her türlü ilişkide karşılığı maddi ya da manevi olarak alındığı sürece devam edebiliyor. Bireyselleşen kimlikler ise kapital sistemin toplumsal kimlik algısına karşı verdiği mücadelenin bir ürünüdür. Çünkü ayrıştırılan insanlar için yaratılan sanal kimlikler her geçen gün farklı isimlerle çoğalırken, insanların hayat tarzlarını kalıplaştırıyor. Kalıplaşmanın dışına çıkıp fark yaratmak isteyen insanlar ise bunu da aynı ortamda sergiledikleri zaman zaten istenilen kafesin içerisinde tutulmuş oluyor.
Toplumsal geçiş süreçleri vardır. Buna kaba tabir ile nesil çatışması denir. Fakat toplumsal iletişim araçlarının bireysel kimlikler üzerindeki etkisi nesil çatışmasından çok daha kısa süreçte çok daha ileri boyutta ayrıştırmalar yapıyor. Bu ayrıştırmalar içerisinde kaybolan kadın erkek değerleri maalesef ki bir toplumsal sürecin en sancılı anlarından biridir. Bugün ki tahammülsüzlüklerimiz ikili ilişkilere gösterdiğimiz tepkiler süreci daha da sancılı hale getirdiğini görmeliyiz. Bu yüzden cinsiyet ayrımcılığına karşıyım. Bir tarafı savunmanın diğer tarafı aşağılamakla olmayacağı, keza diğer tarafın sizin savunduğunuz değer ve yargılara sahip çıkabilir olması açısından çok önemlidir.