Coğrafya İnsan Etkinliklerinden Kaynaklanan Sera Gazı Birikimlerindeki Değişmeler

Konu sahibi son olarak 42 gün önce görüldü
Atmosferdeki insan kaynaklı sera gazı birikimlerinde sanayi devriminden beri bir artış gözlenmektedir. Sera gazları içinde ayrı bir özellik taşıyan karbon*dioksit (C02), o günden bu güne %30 oranında artmıştır. Bunun yanında, me*tan (CH4) %145 ve Azotoksit (N20) %15 oranında artış göstermiştir. Önümüz*deki yıllarda da bu artışın devam edeceği, örneğin atmosferdeki C02 miktarının 21. yüzyılın sonuna kadar şimdiki miktannın 1.5 katı kadar daha fazla olacağı hesap edilmektedir (IPCC, 1996). Bunun sonucunda sera etkisinden kaynakla*nabilecek küresel ısınmanın büyüklüğünü düşünmek bile ürkütücüdür.
Atmosfere Salınan Partiküllerin Etkileri
İnsanların çeşitli etkinlikleri (tanm,sanayi v.b) sonucu atmosfere verilen partiküller (aerosoller uçucu küçük parçacıklar) ve özellikle de fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan kükürtdioksit (S02) kaynaklı sülfat parçacıkları troposfer içinde dağılır. Bunlar güneş ışınlarını yeryüzüne ulaşamadan tuttukla*rından yeryüzü dolayısıyla atmosfer fazla ısınamaz ve atmosferde genel bir soğuma görülebilir.
Bilindiği gibi doğal etmenler arasında sayılan volkanik etkinlikler sonucu atmosfere verilen kül, toz ve bazı uçucu maddeler de aynı nedenle küresel sı*caklığı azaltan atmosfer kirleticileridir.
Yanlış Arazi Kullanımı ve Doğal Çevrenin Bozulması
Doğal olaylar yanında insanlar da çeşitli amaçlarla doğal çevreyi hızlı bir biçimde tahrip etmekte ormanlar başta olmak üzere, tükenmez kabul ettikleri bütün doğal kaynaklan hızlı ve bilinçsiz olarak tüketmektedir. Ayrıca hızla artan nüfusun ihtiyacını karşılayabilmek için, başka amaçlar için daha uygun olabilecek yerler, çarpık yerleşme ve kentleşmeyle tahrip edilmektedir.
Bu durumda iklimi oluşturan unsurlar doğal özelliklerini kaybetmekte, ara*larındaki karşılıklı ilişkiye bağlı olan dengeler de hızla bozulmaktadır. Bunun sonucu, bu unsurların bir bileşkesi olan iklimde bozulmalar hattâ değişmeler kaçınılmaz olmaktadır.
Ozon Tabakasındaki İncelme
Atmosferde çok az bulunan ve üç oksijen atomundan oluşan Ozon (03)'nun %90'ı stratosferin 19 ile 45.kilometreleri arasında, ozonosfer denilen bölümde toplanmıştır. Ozon, yeryüzündeki yaşam için çok tehlikeli olan çok kısa dalga*lı güneş ışınlan (morötesi=ultraviyole) için doğal bir süzgeç görevi yapmakta ve büyük bir kısmını da tutmaktadır. Aynca tutulan bu enerji nedeniyle de at*mosferin daha fazla ısınması önlenmektedir. Yani Ozon tabakası, atmosferdeki doğal dengenin çok önemli bir Öğesidir.
Ancak doğal mekanizmalar sonucu oluşan ve atmosferde belirli bir mik*tarda bulunması gereken ozon'un son zamanlarda hızla azaldığı görülmüş*tür. İnsanların çeşitli etkinlikleri sonucu atmosfere verilen bazı gazlar (kar*bondioksit, ****n, kloroflorokarbon, azot oksitler v.b.) bu azalmanın temel nedenlerindendir.
Ozondaki azalma ozon tabakasının incelmesi olarak adlandırılır. Son yıl*larda küresel boyutta bir incelme gözlenmekle beraber, Antarktika (Güney Kut*bu) üzerindeki incelme, tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Bu incelme sonucunda at*mosferde yeterli derecede tutulamayan kısa dalgalı güneş radyasyonu, canlılar üzerinde kanserojen etki gösterirken, yere daha fazla ulaşması nedeniyle de, küresel ısınmaya katkıda bulunmaktadır.
D. Gelecekte Olabilecek İklim Değişikliği ve Sonuçları
İsviçre'nin Cenevre kentinde 1990 yılında yapılan II.Dünya iklim Konfe*ransında, Dünya ikliminde bir değişmenin başladığı, bilim adamları tarafından açık bir biçimde ortaya konulmuştur.
Bunun için doğal kaynakların ve özellikle de Atmosferin korunması ama*cıyla bir İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi hazırlanması önerilmiştir. Ha*zırlanan bu sözleşme, 165 ülkenin temsil edildiği 1992- Rio II. B.M. Çevre ve Kalkınma Konferansında imzaya sunulmuş, bugüne kadar da birçok ülke tara*fından imzalamıştır. Ancak bugüne kadar bu sözleşmede yer alan hususlara ve önerilen önlemlere yeteri kadar uyulduğu söylenemez.
Bununla beraber halen bireysel olarak, toplum hâlinde ve hükümetler dü*zeyinde iklim değişikliği ve bunun neden olacağı olumsuzluklar üzerinde çok yoğun bir biçimde çalışılmaktadır.
Bu çalışmaların başlangıcı çok eskilere dayanmakla beraber, ciddî ve daha kapsamlı çalışmalara 1979,1.Dünya İklim Konferansından sonra başlanmıştır. O günden bugüne çeşitli kaynaklarca, özellikle atmosferde bulunan sera gazla-nndaki ve aerosollerdeki <;span style="letter-spacing: -0.15pt;">artışa göre, gelecekte görülebilecek iklim değişikliğiy*le ilgili değişik tahminleri içeren senaryolar ve iklim modelleri ortaya konul*muştur. Ancak, bu senaryolarda, doğanın evrimi nedeniyle veya olası doğal afetlerin etkisiyle iklimde oluşabilecek değişiklikler çok fazla dikkate alınma*mıştır. Bunlardan en önemlileri, Birleşmiş Milletler Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından ortaya konulan ve atmosferdeki değişik sera gazı emisyonları esas alınarak hazırlanan senaryolar ve iklim modelleridir.</SPAN>
Bugüne kadar IPCC ve diğer çeşitli kaynaklarca hazırlanan iklim modelle*rine göre, iklimdeki değişmeler gelecekte de sürecek herbiri bir doğal afet ya*ratabilecek nitelikte olan aşağıdaki ürkütücü sonuçlar ortaya çıkacaktır.
•Atmosferdeki sera gazı emisyonlarmdaki artışı esas alarak yapılan iklim modeli çahşmalanna ve IPCCnin hazırlamış olduğu Üçüncü Değerlendirme Raporuna (2001) göre; 1990-2100 yılları arasında küresel yüzey sıcaklıklarında ortalama 1.5 ila 5.8°C ara sında bir artış beklenmektedir (Şekil 114). Bu değer 20. yüzyılda gözlenen değerin çok üzerindedir ve son 10.000 yıl içinde görülen değerden de daha büyüktür. Ayrıca bu konuda farklı kaynaklarca üretilen bü*tün modeller bu ısınmanın dünyanın farklı bölgelerinde değişik büyüklükte ola*cağını gösteriyor. Örneğin, kuzey yarım küredeki geniş kara parçaları daha hız*lı bir biçimde ısınacak ve özellikle de Kuzey Amerika'nın kuzeyi ile Orta As*ya'nın kuzeyindeki ısınma daha fazla olacaktır.
Ana iklim kuşaklarının kapladığı alanların sınırlan kutuplara doğru 150 ile 550 km arasında genişleyecektir.
Buharlaşma-yağış dengesinin bozulmasına bağlı olarak yağış rejiminin değişmesi sonucu, bir yerde şiddetli yağışlar görülürken bir diğer yerde yağış azlığı yaşanacaktır. Böyle yağışlarda mevsimel ve enlemsel kaymalar olacaktır.
Mevsimlik kar örtüleri ile kara ve deniz buzlannda alansal ve hacimsel olarak bir azalma görülecektir. Bu azalmanın kuzey yarım kürede daha etkili olacağı beklenmektedir.
Bütün model sonuçları ekstrem hava olaylarının sayısında, şiddetine ve etki alanlarında bir artışın olacağını göstermektedir.
IPCC'nın değerlendirme raporlarına göre deniz seviyesinde, bu peryotta 1990 yıhndakine göre 0.09-0.88 metre arasında bir artış olacaktır. (IPCC-2001)
Atmosferin genel dolaşımındaki bozulmalar nedeniyle El-Nino'ya benzer nitelikte, bütün küreyi ilgilendiren olağan dışı atmoser-okyanus olaylarında bir artış olacaktır.
Değişik kaynaklı iklim modellerinden ortaya çıkan yukarıdaki sonuçla*ra göre yaşanabilecek doğal tehlikeler ve bunlarla ilişkili olarak görülebile*cek afetler aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
• Kuzey yarımkürede daha fazla hissedilecek sıcaklık artışı nedeniyle
Grönland ve kutup bölgesindeki buzullar büyük ölçüde eriyecek, Gulfstream
sıcak su akıntısı etkisini yitirecek, bu nedenle Batı Avrupa'nın ikliminde bir
soğuma görülecektir. Bununla ilişkili olarak doğal ve beşerî afetler yaşanacak*
tır.
• Sıcak kuşağın kutuplara doğru kayması sonucunda mevcut ekosistemler
kendilerini yeni koşullara uydurmak durumunda kalacak, belki de birçok canlı
türü yok olacaktır.
Yağış rejiminde değişikliğin görüldüğü yerler ile yağışın şiddetinde ve miktarında artış görülen yerlerde sel, çığ, kütle hareketleri gibi daha birçok doğal aferin sayısında ve şiddetinde büyük artış olacaktır.
Uzun süreli yağış azlığı nedeniyle, dünyanın birçok bölgesinde daha et*kili kuraklık ve çölleşme gibi iklim kökenli doğal afetler yaşanacaktır. Bunun sonucunda su kaynaklannda azalma, tarımsal üretimde düşme, kıtlık ve açlık görülecektir. Afrika'da çölleşme giderek yayılırken, Asya'da tarım alanlarında*ki verimlilik düşecek, milyarlarca kişi açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Zaten mevcut olan su sıkıntısı, Ortadoğu, Avusturalya ve Yeni Zellanda gibi ül*kelerde daha da artacaktır. Yaşanacak aşın sıcaklar ve su sıkıntısı ve kuraklığa bağlı olarak geniş orman ve çalı yangınlarında büyük artış olacaktır.
Deniz seviyesinde olabilecek yükselmeler nedeniyle, dünya nüfusunun büyük bir bölümünün yaşadığı alçak kıyı ovalan ile, deltalar sular altında ka*lacaktır. Kıyılarda erozyon, deltalarda ve alçak ovalarda sel olaylan yaşanacak*tır. Kıyılardaki bataklık ve sulak alanların birçoğu sular altında kalacak, ya da bu tip yeni alanlar oluşacaktır. Örneğin, deniz seviyesinin 50 cm yükselmesi ha*linde dünyadaki kıyı sulak alanlarının %50'si sular altında kalacaktır. Doğal ola*rak bundan ençok ada ülkeleri genellikle de Pasifik ada ülkeleri ile alçak kıyı ovalarına sahip ülkeler etkilenecektir. Denizden olan yükseklikleri ortalama 1 metre civannda olan birçok okyanus adası sular altında kalacak belki de burada yaşayan bütün canlılar yok olacaktır.
Yine deniz seviyesinde görülecek yükselmeden dolayı biyolojik çeşitlilik büyük zarar görecektir. Çünkü kıyı alanlan biyolojik çeşitliliğin en fazla görül*düğü yerlerdir.
Bazı bölgelerde yaygın olarak yaşanacak daha sıcak, nemli ve yağışlı ik*lim koşulları, zararlı mikroorganizmaların üremesine ve çoğalmasına neden ola*caktır. Aynca daha sık görülecek sel ve su baskınları, kene, sivrisinek, fare ve böcek ile diğer mikrop taşıyıcılanmn kolayca yayılmasını sağlayacaktır. Bunun sonucunda halen dünyanın bazı bölgeleri için tehlikeli olan salgın hastalıklar ve böcek istilalan kutuplara doğru daha geniş bir alanı etkileyecektir.
Daha sık yaşanacak ekstrem sıcaklıklar (sıcak dalgaları, soğuk baskınla-n) insanlar başta olmak üzere bütün canlılann yaşamını olumsuz yönde etkile*yecektir. Bütün bu olaylar sonucunda biyolojik tehlikelerde büyük artış olacak, muhtemelen ortalama yaşam süresi kısalacaktır.
Küresel sıcaklıktaki (kara ve deniz yüzey sıcaklığı) artış ve bölgeler ara*sındaki oluşacak büyük sıcaklık farkları Tropikal ve Orta kuşak fırtınaları ile orajların sıklığını ve şiddetlerini artıracak etki alanlarını değiştirecektir.
Kuzey ve Güney ülkeleri arasındaki ekonomik uçurum daha derinleşe*cek, yoksul ülkeler daha da yoksullacaktır. Bunun sonucunda doğal kaynakla-r daha fazla kullanılacak ve oluşacak doğal afetler daha çok can ve mal kaybına neden olacaktır.
Yine yukarıdaki açıklamardan da anlaşıcağı gibi, IPCC'nin senaryolarından başka, bazı atmosferik iklim modelleri de, gelecekte görülebilecek iklim üze*rinde değişik sonuçlara varmaktadır. Bunların birçoğu Doğu Akdeniz Havzası*nı ve Türkiye'yi de içine alan subtropikal kuşağın büyük bir bölümünde, özel*likle kış yağışlarının azalacağını göstermektedir. Akdeniz havzasında bir süre*den beri gözlenen etkili yaz kuraklığının kış mevsimine doğru kayacağını, kış mevsiminde de kuraklık yaşanacağını ortaya koymaktadır.
Görüleceği gibi, dünya iklimindeki bu güne kadar olan değişikliğin ortaya konulması ve gelecekte görülebilecek değişikliklerin incelenmesi amacıyla, IPCC çerçevesinde BM tarafından görevlendirilen bilim adamlarının hazırladığı rapordan ve diğer kaynaklarca yapılan çalışmalardan ürkütücü bir sonuç orta*ya çıkmaktadır.
İklimde doğal ve/veya beşerî nedenlere bağlı olarak olabilecek değişmeler; fizikî çevrenin bozulmasına, birçok ekosistemin yok olmasına, deniz seviye*sinin yükselmesine ve ekstrem hava olaylarının görülmesine neden olacaktır. Bunun sonucunda başta insanlar olmak üzere bütün canlılar, yeni iklim koşul*larına uymakta zorlanacak, belki de bu canlıların önemli bir kısmı yok olacaktır.
E. İklim Değişikliği ve Türkiye
Daha önce de açıklandığı gibi, küresel boyutta olabilecek bir sıcaklık artışı*na bağlı olarak, iklimde önemli değişmeler olacaktır. Bu değişmenin sonuçlan kara ve deniz buzullarının erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, iklim ku*şaklarının sınırlarının değişmesi, ekstrem meteorolojik olayların ve bunlara bağlı doğal afetlerin artması şeklinde görülecektir.
Bu olaylar bölgesel ve zamansal olarak çok değişik biçimde ortaya çıkacak*tır. Örneğin, dünyanın bazı bölgelerinde görülen kasırgalar, kuvvetli yağışlar ile bunlara bağlı olarak oluşan seller ve taşkınlar gibi meteorolojik afetlerin şid derinde ve frekansında artış olurken, bazı bölgelerinde uzun süreli ve şiddetli kuraklıklarla birlikte çölleşme görülebilecektir.
Türkiye, suptropikal kuşak, kıt'alarının batı bölümünde görülen Akdeniz iklim bölgesinde bulunmaktadır. Üç yanı denizlerle çevrili, ortalama yükseltisi 1100 m civarında ve çok farklı topografik ve orografik yapıya sahip bir ülkedir. Ayrıca Türkiye'yi bilinen hemen bütün hava kütleleri etkilemektedir. Orta en*lem, Tropikal ve hattâ kutupsal kaynaklı basınç sistemleri ve hava tiplerinin ge*çiş bölgesi üzerindedir. Buna topografik özelliklerin karmaşıklığı ve kısa mesa*fedeki yükselti farklılığı gibi fizikî coğrafya etmenleri de eklendiğinde, bir gün*de 4 mevsim yaşanmaktadır. Bunun için Türkiye, genel olarak Akdeniz iklim kuşağında yer almakla birlikte, birçok alt iklim tipinin de yaşandığı bir ülkedir. Türkiye, bu karmaşık iklim yapısı içinde, iklim değişikliğinden en fazla etkile*nebilecek ülkelerin başında gelmektedir.
Ülkemiz özellikle küresel ısınmaya bağlı olarak görülebilecek, su kaynak*larının azalması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalardan etkilenecektir. Türkeş ve diğerleri(2001)ne göre Olası bir iklim değişikliğinin ülkemizde neden olabileceği çevresel ve sosyo-ekono-mik sorunlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
Sıcak ve kurak devrelerin süresindeki ve şiddetindeki artış, kuraklık ve çölleşme ile tuzlanma ve erozyon gibi olayları hızlandıracaktır.
İklim kuşaklarının kuzeye kayması sonucu Türkiye, daha sıcak ve kurak iklim koşullarının etkisinde kalabilecektir. İklim kuşaklanndaki bu kaymaya uyum sağlayamayan flora ve fauna büyük zarar görecektir.
Türkiye'nin mevcut su kaynakları sorununa yeni sorunlar eklenecek, iç*me ve kullanma suyunda büyük sıkıntılar yaşayacaktır.
Tanmsal üretim potansiyeli değişebilecektir (Bu değişiklik bölgesel ve mevsimsel farklılıklarla birlikte, türlere göre bir artış ya da azalış biçiminde ola*bilir).
Karasal ve akuatik (sucul) ekosistemlerde mevcut dengenin bozulmasına bağlı sorunlar artacak, üretim düşecektir.
Karasal ekosistemler ve tanmsal üretim sistemleri, zararlılardaki ve has-talıklardaki artıştan zarar görebilecektir.
Sıcaklıktaki artış insan ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapa*cak, aşın sıcaktan kaynaklanan hastalık ve ölüm oranları artacaktır.
Deniz seviyesi yükselmesine bağlı olarak Türkiye'nin yoğun yerleşme, turizm ve tarım alanlarının yer aldığı alçak alanları sular altında kalacaktır.
Mevsimlik kar ve kalıcı kar-buz örtüsünün kapladığı alanlarda, erimele*re bağlı olarak kar çığları, sel ve taşkın olaylarında artış olacaktır.
Deniz akıntılarındaki değişmeler, deniz ekosistemleri üzerinde olumsuz etkiler yaratacak, deniz ürünleri azalacaktır.
Şüphesiz küresel iklimde görülebilecek bir değişiklik, Türkiye'nin değişik bölgelerini farklı biçimde etkiliyecektir. Türkiye'nin özellikle çölleşme tehdidi alandaki yan kurak ve yarı nemli özelliğe sahip; İç Anadolu, Güneydoğu Ana*dolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde tarım, ormancılık ve su kaynakları açısın*dan daha olumsuz sonuçlar görülecektir. Son yıllarda Türkiye ormanlarında toplu ağaç kurumalarının, zararlı böcek salgınlarının ve yangınların arttığı bi*linmektedir. İklim değişikliğine bağlı olarak kuraklık derecesinin artması, bu olayları daha da hızlandıracaktır.
Türkeş ve diğerleri (1996)'nın yapmış olduğu çalışmaların sonuçlarına göre; Türkiye'de büyük kentlerde genel olarak gece sıcaklıklarında bir artış, gündüz sıcaklıklarında ise bir azalış eğilimi gözlenmiştir (Şekil 115). 1970'li yıllardan iti*baren bütün Doğu Akdeniz Havzasında olduğu gibi Türkiye'de de kış yağışla*rında bir azalma olmuştur. En şiddetli kuraklık olaylarının 1973,1977,1989 ve 1990 yıllarında yaşandığı tesbit edilmiştir.
F. İklim Değişikliğini Önleme ve Zararlı Etkilerden Korunma
Gezegenimizin ve dolayısıyla bütün canlıların geleceğini yakından ilgilen*diren iklimdeki değişmelerin önlenebilmesi veya belirli sınırlar içinde tutulabil*mesi için, dünyasal boyuttaki çalışmalar yoğun bir biçimde devam etmektedir. Buna rağmen bu gayretlerin çeşitli nedenlerle ve özellikle de gelişmiş ülkelerin ekonomik çıkarları nedeniyle, yeterli olduğu söylenemez.
Bilindiği gibi, iklim değişikliğine neden olabilecek doğal etmenlere müda*hale etmek ve onlan kontrol altına almak oldukça zor, hatta imkansızdır. Ancak küresel ısınmaya bağlı olarak görülebilecek iklim değişikliğinin önlenebilmesi için, hiç olmazsa insanların çeşitli faaliyetlerine bağlı olarak atmosfere verilen sera gazlarının azaltılması ve doğal çevrenin korunması gibi konular, insanın elindedir. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (1992, Rio Konferansında imzaya açılan Birleşmiş Milletler İklim Değişik*liği Çerçeve Sözleşmesi ve 10 Aralık 1997 yılında hazırlanan Kyoto Protoko*lü ile ortaya konulan yükümlülüklerin gerçekçi ve adil bir biçimde yerine ge*tirilmesi gerekir. Bunun için kısaca aşağıdaki hususlar bütün ülkelerce kabul edilmeli ve ge*rekli önlemler alınmalıdır.
Enerji üretim ve tüketiminde gerekli tasarruf sağlanmalı, fazla yakıt tü*ketiminin ve hava kirliliğinin önlenebilmesi için yakma teknolojileri geliştirilme*lidir.
Fosil yakacaklar yerine yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklan (hidrolik, güneş, rüzgâr, jeotermal, biyokütle v.b.) kullanımının yaygınlaştırılmalıdır.
Ormanlar başta olmak üzere, biyolojik çeşitliliğin korunması için gerek*li önlemler alınmalıdır.
Kent içi ve kent dışı yolcu ve yük taşımacılığında motorlu araçların daha az yakıt tüketmelerini sağlayacak şekilde düzenlenmeler yapılmalıdır. Bunun için;

Kent içinde toplu taşımacılığa geçilmeli
Yük ve yolcu taşımacılığında deniz ve demir yollarına önem verilmeli
• Doğal kaynaklar tüketilmeden bilinçli bir biçimde kullanılmalı, dengeli
ve sürdürülebilir
bir kalkınma modeli benimsenmelidir.
Görüleceği gibi alınacak bütün önlemlerin amacı, atmosferin doğal denge*sinin korunmasına yöneliktir. Çünkü 1980 yılında iyice hissedilmeye başlayan atmosferin alt kısımlarındaki ısınma eğilimi halen sürmektedir. Nitekim son yıl*larda rekor sıcaklıklar yaşanmıştır. Bunun için ulusal ve uluslar arası önlemle*rin alınması ve küresel ısınmayı önleyici politikaların geliştirilmesi zorunlu*dur. Şüphesiz bu önlemlerin başında insanların çeşitli etkinlikleri sonucunda at*mosfere bırakılan sera gazlarının belirli bir düzeyin altına çekilmesi, en azından mevcut durumdaki seviyede tutulması gerekir. Aksi taktirde yaşamaya başla*dığımız doğal tehlikelerin afete dönüşmesi kaçınılmaz hale gelecek, çok büyük acılar yaşanacak, belki de bütün canlıların yaşama şansı kalmayacaktır.
G. İklim Değişikliğiyle İlgili Farklı Görüşler ve Bu Konuda Yapılan Çalışmalar
Bu konuda çalışanlar arasında çok farklı görüşler olmakla beraber hemen herkes çeşitli nedenlerle (güneş sabitesindeki, yeryüzündeki ve atmosfer bileşi*mindeki değişmeler vb. gibi) atmosferin doğal dengesinin bozulacağını, bunun genel dolaşımı ve iklimi dolayısıyla bütün atmosfer olaylarını doğrudan etkili-yeceğini kabul etmektedir. Örneğin, atmosferdeki sera gazlarının artmasıyla at mosferin bileşiminin değişmesi, iklimde bugün görülen ve gelecekte olabilecek değişmelerin nedeni olarak gösterilmektedir. Her ne sebeple olursa olsun küre*sel boyutta görülen bir ısınma bu dev termik makinenin (atmosferin) işleyişini değiştirecektir. Bunun soncunda genel dolaşımda bozulmalar, iklim kuşakları*nın sınırlarında oynamalar olacak, lokal ve bölgesel ölçekte beklenilmeyen yerlerde ve şiddette hava olayları ve bunlarla ilişkili büyük afetler yaşanacak*tır. Bunun için iklim değişikliğinin doğal afetlere neden olan olaylar içinde ayn bir yeri vardır. Çünkü olası bir iklim değişikliğinde, bilinen bütün atmosfer kö*kenli doğal afetlere neden olan atmosferik tehlikelerin, oluştukları ve etkiledik*leri alanlar ile şiddetleri ve görülme sıklıkları tamamen değişecektir. Dünya ta*rihi boyunca görüldüğü gibi, bir çok ekosistemin yok olduğu, canlı ve cansız çevrenin büyük zarar gördüğü çok sıcak ve soğuk dönemler yaşanabilecektir.
Ancak iklim değişikliği üzerinde, değişik çevrelerce farklı görüşler ortaya konulmakta ve çok değişik senaryolar üretilmektedir. Bu iklimin karmaşık ya*pısından, birçok bilim dalını ilgilendirmesinden ve çok değişik etmenlerin kont*rolü altında olmasından kaynaklanmaktadır. Güneşten dünyaya gelen enerjide azalma-çoğalma, yerin hareketleri ve eksen eğimindeki bir değişme, atmos*fer, hidrosfer ve yerkürenin doğal yapısının değişmesi, iklimi doğrudan etki*leyen iklim değişikliğine neden olan doğal olaylardır. Bir de insanların çeşitli et*kinliklerine bağlı olarak ve Özellikle de atmosfere fazla miktarda verilen sera gazları nedeniyle, iklimde görülen ve gelecekte de kaçınılmaz olan değişmeler eklendiği zaman, konu içinden çıkılmaz hale gelmektedir.
Tartışılmayan konu yaklaşık 4.5 milyarlık yaşa sahip olan dünyamızda doğal olarak bu güne kadar çok büyük boyutta iklim değişikliklerinin yaşandığı ve dünyanın coğrafyasının defalarca değiştiği, doğanın evrimi gereği bu değiş*melerin mutlaka gelecekte de yaşanacağıdır. Nitekim son 500 yılda küresel bo*yutta bir ısınmanın görüldüğü ve bunun günümüzde de devam ettiği bilinmek*tedir. Burada belirsiz olan durum, iklimde olabilecek değişmelerde insanın et*kili olup olamayacağı, ya da etkilerinin gelecekteki doğal süreç içindeki derece*sinin ne olacağıdır.
Bir çok bilim adamı bugün görülen ve gelecekte görülecek küresel ısınma*nın doğayla insan arasındaki ilişkinin bozulmasına bağlı olamayacağını, insanın bunu yapabilecek güçte olmadığını, bu iddialann altında bazı siyasal, sosyal ve ekonomik nedenlerin olduğunu belirtmektedir. Buna karşılık daha büyük bir bilim adamı grubu ile bilimsel kuruluşlar ve özellikle de Birleşmiş Milletlere bağlı kuruluşlar, (IPCC gibi) son yüzyılda görülen ve gelecekte görülebilecek küresel ısınmayı daha çok insanların çeşitli etkinliklerine ve genellikle de at*mosfere verilen sera gazlarındaki artışa bağlamaktadır.
İklim değişikliklerinin tartışıldığı ilk ciddi ve kapsamlı uluslararası toplan*tı 1979 yılında yapılan, B.M 1. Dünya İklim Konferansıdır. İkinci önemli top*lantı ise; 1990 yılında Cenevre'de yapılan II. Dünya İklim Konferansıdır.
İkinci Konferansının birinciden farkı ve en önemli yanı, ülkelerin bakan, devlet ya da hükümet başkanları tarafından temsil edilmeleri, iklimde değiş*melerin başladığının vurgulanması ve insanlığın gelecekte yaşayacağı en önem*li çevre sorunlarının da bu değişmelerden kaynaklanacağının açık ve net bir bi*çimde ortaya konmasıdır.
Ayrıca bu konferansta, son 100 yılda gözlenen küresel ortalama sıcaklıkta görülen 0.3 ile 0.6 °C civarındaki artışın, doğal nedenlerden çok insanların çe*şitli etkinliklerinden kaynaklandığı vurgulanmıştır. Bu nedenlerin başında at*mosfere verilen sera gazlarındaki, özellikle de COz miktarındaki artışın başta geldiği, bunun için insanların bu emisyonları azaltmak için gerekli önlemleri al*ması tavsiye edilmiştir. Aksi takdirde iklimdeki bu değişmenin 21. yüzyılda da devam edeceği, buna bağlı olarak tehlikeli meteorolojik olayların yayılma alanlarının genişleyeceği, etkilerinin daha da artacağı vurgulanmıştır.
Nitekim bu tarihten sonra 1992 Rio Konferansında imzaya sunulan atmos*ferin korunmasıyla ilgili BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi hazırlan*mış, çeşitli iklim değişikliği ve muhtemelen zararları üzerinde bireysel, ulusal ve uluslararası düzeyde yoğun çalışmalar ve bilimsel araştırmalar başlamış, bu konuda geniş katılımlı toplantılar birbirini takip etmiştir. İklim değişikliğiyle il*gili olarak B.M. bünyesinde oluşturulan en önemli kurumlardan birisi de 1988 yılında çeşitli ülkelerden 2500 bilim adamınm katkıda bulunduğu Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli - IPCCdir. Bunun görevi iklim değişikliğinin çevresel ve sosyo-ekonomik etkilerini belirlemek ve bunu önlemek için yeni stratejiler geliştirmektir. 1998 yılından beri yaptığı çalışmalar ile birçok üniver*site ve enstitülerin yaptıkları araştırma sonuçları ısınma sürecinin küresel ölçek*te devam ettiğini ve bunun 21. yüzyılda da süreceğini göstermektedir. IPCC'nin görevleri, iklim değişikliği ve iklim değişikliğinin çevresel ve sosyo-ekonomik etkileri konusunda bilimsel verileri belirlemek ve uygun stratejileri tesbit etmek*tir. IPCC bu güne kadar üç değerlendirme raporu yayınlamıştır. Bunlar Birinci Değerlendirme Raporu (1990), İkinci Değerlendirme Raporu (1995) (Bu rapo*run Kyoto Protokulu hazırlanmasına katkıda bulunmuştur) ve nihayet Üçüncü Değerlendirme Raporu (Eylül 2001) dur. Bu son raporda geçmiş 50 yılda görü len küresel ısınmanın önemli bir bölümünün insan etkinliklerine bağlı neden*lerden kaynaklandığı konusunda yeterli kanıtlar olduğu vurgulanmıştır (WMO, 2003).
Ayrıca ülkelerin Meteoroloji kuruşları bu konuya daha fazla eğilmiş, bün*yelerinde İklim Değişikliği Araştırma Gurupları oluşturmuştur. Yine Dünya Meteoroloji Teşkilatı (VVMO)'nun tavsiyesiyle her ülkede Millî İklim Komitele*ri oluşturularak bu konularda daha fazla çalışmalar yapılmaya başlanmıştır.
 
Geri