İnsan Eli Şempanze Elinden Daha İlkel

Konu sahibi son olarak 1272 gün önce görüldü

insan-eli-sempanze-elinden-daha-ilkel-1608901.Jpeg



İnsanların baş parmaklarının; şempanze gibi diğer primatların baş parmaklarından farklı olarak diğer parmaklara doğru dönebiliyor olması, ellerimizin aletleri daha iyi kullanmak için bu şekilde evrildiğini göstermiyor. Yeni yapılan çarpıcı bir araştırma aslında tam tersini söylüyor; ellerimiz zaman içerisinde ellerinde değişim yaşayan şempanzelerin ellerine göre daha ilkel.

New York Stony Brook Üniversitesinden Sergio Almécija ve arkadaşları tarafından yapılan ve Nature Communications'ta yayınlanan araştırmada belirtildiğine göre insan eli çok fazla değişmedi ve ellerimiz tarih öncesi ilk zamanlarda nasılsa şimdi de aşağı yukarı aynı.

Ekip bu sonuca; modern primatlarda ve ilk maymunlar ile insanların atalarının ilk kalıntılarında yaptığı çalışmalar sonucunda vardı. Özellikle baş parmağın diğer parmaklara göre uzunluğu incelendiğinde, insanlar ve gorillerdeki başparmak uzunluğu, şempanzelerdeki başparmak uzunluğuna oranla elin diğer dört parmağın uzunluğuna daha yakın uzunluktaydı. Şempanzelerin elleri daha ince-uzun ve başparmakları ise diğer parmaklara doğru dönemiyor.

Üzerinden çalışma yapılan insanların ataları arasında, 5,6 milyon yıl önce yaşamış Ardipithecus ramidus ve 2 milyon yıl önce yaşamış Australopithecus sediba da bulunuyor. Aralarında bulunan bu büyük zaman farkına karşın başparmak uzunluğu ile diğer parmaklar arasındaki oranın çok değişmediği görüldü. Şempanzelerde ise ağaç dallarına daha rahat tırmanmalarını sağlamak için baş parmak dışındaki diğer parmakların uzadığı görüldü.

u78729-246368_prvaki_roke_blogshow.jpg


Araştırmacılardan Almécija bu konuda şunları söylüyor: "Homininlerin elleri ilk zamanlardan bu yana çok az değiştiği için A. ramidus, muhtemelen 13 milyon yıl önce yaşayan ve insan ile şempanzelerin henüz bulanamayan en yakın ortak atasına çok benzerlik gösteriyor.

Çıkarımlarımız insanların atalarının ellerinin bizim şimdiki ellerimize çok benzediğini gösteriyor. Alet kullanımı 3,3 milyon yıl önce başlamış olmasına rağmen ellerimiz çok değiştirmedi. Bu da aletlerin yaygın şekilde kullanımın fiziksel değişimler sonucu değil nörolojik değişimler sonucu olduğu düşüncesini oluşturuyor."

Almécija'ya göre insanlarla şempanzelerin son ortak atası şempanzeden çok insana yakın:

"Çalışmalarımızın sonucu yaşayan maymunların el oranları önceden sanıldığı gibi birbirine benzer değil. Goriller ve şempanzeler arasındaki fark şempanzeler ile orangutanlar arasındaki farklılıktan daha fazla."

Almécija'nin belirttiğine göre bu sonuçlar, insandaki diğer başka anatomik kısımların da atalarına göre daha ilkel olabileceğini gösteriyor.

ef0645071425ad3088b3d65c21b38daa.jpg
 
insanın eli daha fonksiyonelken nasıl şempanzelerinki daha gelişmiş oluyor? insan ve şempanzenin 'henüz' bulunamayan ortak atası ne demek?
 
Ortak dede demek.

digimon muyuz abi biz, zaten hepimiz dedelerimizle çocuklarımız arasındaki ara geçit formuyuz. adamı araştırdım da daha yeni dr. olmuş. muhtemelen master tezidir bu. adamların master tezi bizde 'araştırmalar' olarak haber değeri buluyo :D
 
ooo teşhir. adam olsaydı şenpanze memesi överdi artist herif.
 
Ve bir bilimadamı gözüyle daha evrim süreci yanlışlanır.
Konu için teşekkürler @Aleyna.

Ek:


Geçiş Formlarıyla İlgili Genel Değerlendirme

Canlıların yeryüzüne gelişlerini Evrim Teorisi, “kademeli ortaya çıkış”la açıklamaktadır. Basitten yüksek yapılılara doğru canlı organizmalar zaman içerisinde yavaş yavaş meydana gelmiş olmalıdır. Bunun da delili, fosiller olacaktır. 1850’li yıllarda bu teori ortaya atıldığı zaman genel düşünce bu yönde idi. Ancak geçen zaman içerisinde bu görüşü doğrulayacak fosil materyallerin bulunamaması, evrimcilerin teorinin bu görüşünü eleştirmelerine sebep olmaktadır.

Ünlü İngiliz paleontoloğu Derek, bu hususta şöyle der:

“Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz” 46.

Evrimci Carlton da benzer görüşü dile getirir:

“Yeryüzünde hayat zaman içinde, yavaş yavaş ve kademe kademe mi gelişti? Fosil kayıtlarının bu soruya cevabı ‘hayır’dır” 47.

Oxford Üniversitesi’nden Tom, türlerin birbirine geçişini gösteren fosilin olmadığını belirterek şöyle der:

“Fosil kayıtlarına göre, pek çok tür, birdenbire ortaya çıkar, hiç değişime uğramadan birkaç milyon yıl kalır ve birdenbire kaybolur. Bir nesilden diğerine türlerin geçişini gösteren tek bir fosil örneği yoktur” 48-49.

Steven da kademeli evrimi doğrulayacak fosil delilinin bulunmadığına dikkati çeker ve şunu belirtir:

“Bilinen fosil kayıtları, kademeli evrimin geçerli olabileceğine dair hiçbir fosil örneği sunamadı” 50.

Adler, ara form bulma hususunda araştırıcıların elde ettikleri karşısında hayal kırıklığı içerisinde kaldıklarına dikkati çeker:

“Türler arası formları ne kadar fazla sayıda bilim adamı ararsa, o kadar fazla hayal kırıklığına uğruyor” 51.

Evrimci Mark, türlerin aniden ortaya çıkıp yine aniden kaybolduğunu dile getirir:

“Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar. Bu durum, türlerin Allah tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçılara destek sağlamaktadır” 52.

Harvard Üniversitesi’nden evrimci Gould, evrim soy ağacının, fosil kayıtlarına değil, evrimcilerin hayaline dayanılarak çizildiğini belirterek şu görüşü sarf eder:

“Kitaplarımızda yer alan evrim soy ağaçları, fosil kayıtlarına değil, bizim tasarımlarımıza dayalıdır” 53.

Yeryüzünde jeolojik devirler boyunca farklı organizmalar, değişik canlı tipleri ortaya çıkmış, bunların bir kısmı hiç değişiklik geçirmeden, bir kısmı da ufak tefek değişikliklerle günümüze kadar gelmiştir. Bazısı da belirli bir devre yaşayıp ortadan kalkmıştır. Burada dikkati çeken bir husus, zamana bağlı olarak, yüksek yapılı organizmaların yavaş yavaş yeryüzünde görünmeleridir. Bunun tek açıklaması olabilir. O da, kademe kademe iyileşen yeryüzü şartlarına uygun canlıların gelmesidir. Bir başka ifadeyle, koyun, çimenler ve otlar hasıl edildikten sonra yaratılmıştır. Ara form veya geçiş formu olarak ileri sürülen fosiller hem çok az hem de bunların ara form olma özelliği yoktur.

“Şimdiye kadarki fosillerin yeterli ve güvenli bir materyal olmadığı” artık genel bir kanaat hâline gelmiştir. Günümüzdeki binlerce çeşit türün geçmişi hakkında böyle mahiyeti meçhul üç-beş fosile dayanarak verilen kesin hüküm, her zaman tartışmaya açık olacaktır.

Prof.Dr.Adem Tatlı

46. Derek, A. The Nature of the Fosil Record. Proceedings of British Geological Association. Cilt 87, 1976, s.133. 47. Carlton, B. Statis:The Life in the Balcance. Geotimes, vol. 40, Mart 1995, s.18.
48. Tom, S.K. A Fresh Look At The Fosil Record. New Scientist, vol. 108, 1985, s. 66.
49. Tom, S.K. Mammal-Like Reptiles and the Origin of Mammals. New York American Pres, 1982, s.363.
50. Steven, M. S. Macroevolution: Pattern and Processs. San Francisco. W.H. Freeman and C., 1979, s.39.
51. Adler, J. Who Doubts Evolution? New Scientist, sayı 90,1981, s.831.
52. Mark C. The Revial of the Creationist Crusade. Maclen’s, 19 Ocak, 1981, s.56.
53. Gould, S., J. Evrimin Düzensiz Adımları. Naturel History. Mayıs,1977, s.13.
 
merhaba çavlan hanım. birkaç gün önce nicomedes, benzer içeriğe sahip konusuna içerik kopyalamanız hakkında küçük bir ricada bulunmuştu. bu tür konularda niye aynı eğilimi gösteriyorsunuz? bu yorumu büyük ihtimal olumsuz değerlendireceksiniz:
evrim teorisini said-i nursi ve harun yahya'nın görüşleriyle açıklamaya çalıştığı için bir dönem yök tarafından hakkında soruşturma açılmış bir profesörün görüşleri karşı tezi savunanlar için ne denli geçerli olabilir? bu kısmı ciddi bir eleştiri olarak alabilirsiniz: "bir bilimadamı gözüyle daha evrim süreci yanlışlanır" düşüncesini taşıyarak kopyaladığınız içerik ile konuya kendi düşünceleri ve birikimleriyle yön vermek isteyen/isteyecek arkadaşlara haksız davranmış olmuyor musunuz?

son olarak kopyaladığınız içeriği ne kadar gözden geçirdiniz; metnin genelinde ara geçiş formları güvenilir değildir, bu yüzden evrim teorisi yanlıştır düşüncesi var ama kademe kademe iyileşen yeryüzü şartlarına uygun canlıların gelmesi ile ne anlatılmak istenmiş? bana sanki bu ifade, adaptasyon ve türleşme gibi kavramları da içeren doğal seçilimi hatırlattı. yine önceki konularda olduğu gibi benzer şeyler yazılacağı için tartışmayı biraz ileri alayım: bir nesnenin yoktan nasıl gelebileceğini açıklayabilir misiniz? galiba bunu anlayabilmek için öncelikle iman etmek gerekir. sizin de anlayış gösterebileceğiniz gibi karşınızdaki herhangi bir ateist iman etmek konusunda bazı güçlükler yaşıyor olabilir. lütfen beni aydınlatın. eğer maddenin/canlının çıkış noktasını bilimsel zemin henüz yeterli olmadığı için açıklamak mümkün değilse ve bu ancak iman etmekle mümkünse, her şeye rağmen iman etmeme tercihini kullanan birini risale-i nur külliyatıyla ikna etmeye çalışmak ne kadar mantıklı bir seçimdir? bu konunun sonu "her şey gönülde biter" değil de, başka bir şey olabilir mi? bize ne vaat ediyorsunuz? farklı olan nedir?
 
Geri