inşallah sosyalizm gelecek.

Konu sahibi son olarak 1279 gün önce görüldü
Allah’ı göklere hapseden ve O’nun dışında hüküm koyucu/irade ortaya koyan ‘’Emevi Çetesi’’, bu hakikatin üstünü örterek; sahip olduğu mülk anlayışını korumaya çalışmıştır. Mülk, Para ve Saltanat; tamamen halka aittir…

(BAKARA suresi 107. ayet) Bilmedin mi ki göklerin de yerin de mülk ve saltanatı yalnız Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir Velî vardır ne de bir Nasîr/yardımcı.
Bugünlerde ortaya çıkan iki muhalif düşünceden bahsetmek gerekir. Birincisi ‘’Liberalizm ile İslam’’ arasında köprüler kurmaya çalışan ‘’Emevi Pazarlamacılığı’’, ötekisi ise; ‘’İslam ile Sosyalizm’’ arasındaki temel benzerlikleri öne alan ‘’ehlibeyt muhipleri’’dir.
Kuran’ın dialektik yapısını detaylı biçimde incelediğimizde, genel anlamıyla ortaya çıkan tablo; ‘’Ateş, Cehennem, Azap, Kan, Dehşet’’ gibi göze çarpabilir. Kaldı ki, Bilimsel Sosyalistlerin İslam’ı hedef edinirken kullandığı argümanlar bu doğrultudadırlar.
Ancak, anlaşılamayan ve bir türlü görülmek istenmeyen bazı gerçekler var ki; bunlar anlaşıldığında, bin yıllık çelişki de ortadan kalkıveriyor.
Kuran, dialektik açıdan incelendiğinde; bazı algı düzeylerinde ulaşılmaksızın algılanamayacak ölçüde derin bir kaynaktır…
Mesela, bin yıldır huri dağıtan ‘’Emevi Çetesine’’ ters gelse dahi, Kuran’ın hiçbir sayfasında; seks düşkünlüğü aşılayan bir huri ve gılman meselesinin olmadığını, hatta cehennem denilen olgunun ‘’yeryüzünde’’ yaşanan bir süreç olduğunu söylemek mümkündür.
Kuran’ın temel mantığı dahilinde Allah, yerleri ve gökleri yaratan, kendisi dışında hiçbir kuvvet ve irade olmayan TEK’tir.
Dolayısı ile, bu kuşatılmışlığın orta yerinde insan, bu evrensel tekliğin bir parçası ve aynı zamanda bütünüdür…
Bu bağlamda, mülk ve saltanat Allah’a aittir denildiğinde; Allah’a ait olanın O’nun aynası olan insana ait olduğunu söylemek mümkün olur…
Allah’ı göklere hapseden ve O’nun dışında hüküm koyucu/irade ortaya koyan ‘’Emevi Çetesi’’, bu hakikatin üstünü örterek; sahip olduğu mülk anlayışını korumaya çalışmıştır.
Mülk, Para ve Saltanat; tamamen halka aittir…
Bu aidiyete karşı durmak, Kuran’a ve Allah’a karşı durmak demektir ki; ilgili ayetler şöyledir;
(ÂLİ IMRÂN suresi 189. ayet) Göklerin de yerin de mülk ve yönetimi Allah’ındır. Allah Kadîr’dir, herşeye gücü yeter.
(HÜMEZE suresi 2. ayet) O ki, mal biriktirdi, onu saydı da saydı,
(TEVBE suresi 34. ayet) Ey iman sahipleri! Şu bir gerçek ki, hahamlardan ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıkabasa yerler ve Allah’ın yolundan geri çevirirler. Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara korkunç bir azap muştula.
Din; mülkiyeti özelleştirenlere karşı, kamulaştıranların mücadelesidir.
Mekke’de Ebu Leheb iktidarı, Mısır’da Firavun iktidarı, Nemrut Faşizmi ve diğerleri…
Bunların ortak yönü; toplumsal sınıflar ve çelişkiler üreterek; kitleleri fakirleştirmek sureti ile zenginleşmeleri ve mülkü tekellerine almalarıdır…
Efendim, münafık kelimesinin manası; malını paylaşmayan demektir.
Ma-nifak ile İnfak aynı kökten türemiş mucizevi kelimelerdir. İnfak; ‘’elde edilen kazancın, ihtiyaçtan artanının tamamımını dağıtmak’’, Ma nifak ise; malı dağıtmamaktır.
Üstelik, Müslümanlık iddiası güderek, kapitalizme yardakçılık etmek manasına gelir.
Şimdi sormalı; %99’unun Müslüman olduğu iddia edilen bir ülkede, Müslümanlar; Kapitalizmin uşağı olma yolunda adımlar atıyorsa o toplumda neyin alameti belirmiştir ?
Cevap : Münafıklığın…
Kuran’dan onay almayan bir zekat anlayışı mevcut. Kuran’ın zekat dediği şey; Halkın egemen olduğu devlete ödenen vergidir…
Yoksullara dağıtılması gereken ise; malın ‘’ihtiyaçtan artanının tamamıdır’’.
Hemde tereddüt etmeden.
Katılım bankalarında ‘’kar payı’’ peşinde koşanlar Başında türban ile BMW marka arabalara binenler Üstelik tüm bunları ‘’dindarlık maskesi ile’’ yapanlar Ve üstelik tüm bunları, bu ülkede ‘’kara lastikle okula giden çocuklar varken yapanlar’’ Emevi iktidarının kırıntısı konumundaki münafıklardır…
Bunu ben söylemiyorum. Kuran söylüyor.
Bu münafıkların dinine göre, mal mülk helaldir. Ama sadece kendilerine!
Bunların dinine göre; Emperyalizm ile işbirliği yapmakta bir cevaz yoktur. Yeter ki kişi namaz kılsın, türbanını taksın, orucunu tutsun…
Makaleyi bitirirken; onların dininin direği olan namazın özünü anlatalım. Böylece yalanlarının biri daha def edilmiş olacaktır;
Namaz, farsça bir kelime olup, Kuran’da hiçbir surette geçmeyen bir ifadedir. Kuran’da bunun yerine kullanılan kelime ‘’salat’’ olup, tek başına ‘’ritüel niteliği taşımayan ‘’ bir kavramdır.
Salat bir ritüel değil, bir eylemdir.
Hangi Eylem ?
Salat, dil bakımından incelendiğinde; salv ve saly köklerinden türemiş bir kelimedir. Bu kelimenin manası; ‘’Ateşten korunmak için uylukların hareket etmesi’’ manasına gelmektedir.
(BAKARA suresi 125. ayet) Hatırla o zamanı ki, biz Beytullah’ı insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim’in makamından bir SALATyeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şu sözü ulaştırmıştık; “Tavaf edenler/Sisteme uyanlar, kendini Kulluk programına verenler, rükû-secde edenler için evimi temizleyin!”
İbrahim Resul, Kapitalist Nemrut iktidarına karşı çıktığı için ateşe atılmak istenmiştir. Ateşten korunmuştur ve bu korunma süreci; O’nun salat içinde oluşundan ileri gelmiştir.
Yani, Ateşten korunmak için uyluklarını hareket ettirmiştir.
Ne yapmıştır ?
Kapitalizmin tanrılarına baş kaldırmış, insanlığı ritüel ve şekillere hapsederek; sömüren ve istismar eden ‘’dinciliğe/şirk dinine’’ baş kaldırmıştır.
Bunun yerine; benim ilahım sadece Allah’tır, diyerek; o evrensel benliği öne çıkartmış ve mücadelesini sürdürmüştür.
İbrahim Resul Kuran’da, akıl yolu ile bulduğu inancı, sorgulayarak güçlendirdiği gösterilir. Yani, akıl ve bilim yolunda ilerleyerek, sömürü odaklarına baş kaldırıp bağımsızlığını temin ederek SALAT etmiştir.
Bu eyleme Kuran Salat demektedir.
Peki neden KABE’ye dönüyoruz ?
Allah’ın evim dediği Kabe’nin en yakın komşusu kimdir bilirmisiniz ?
Bir köle kadını olan Hacer’dir. İsmail’in annesi olan hacer, Allah’ın komşusudur. Evet! Kabe; kolektifleşme merkezidir. Herkesin eşitlendiği, altının ve paranın geçmediği belde. Hiçbir sınıfın, düzlemin olmadığı bir nokta. Ve dikkat edelim ki, kabe bir perdedir. Ortadan binayı kaldırırsanız ne olur?
Herkes birbirine secde ediyor olur…
Çünkü insan, Adem’e üfürülen ruh/bilgi vasıtası ile, o ilahi benliğin aynası konumuna gelmiştir. Ve İslam’ın amacı; bu farkındalığı geliştirerek, kişiyi güven/selam dairesine taşımaktır.
Yani, Hakkın aynası olan surete edilen bu secde ile, bizzat Hakka olan yakinlik artar.
İşte bu hakikate yönelerek; BENİM KIBLEM/HEDEFİM/MİSYONUM budur diyoruz. Dolayısı ile, hedefinizin; sınıfsızlaşma, mülksüzleşme olduğunu ilan eden bu topluluk;
Ben; bu hedef için KIYAM ediyor/mücadele ediyorum. Bütün bu programa tabi oluyor/rüku ediyorum, ve dostun cemaline secde ediyorum demektedir.
Yani namaz bir manifestodur. Kapitalizme, Emperyalizme karşı bir manifesto…
Kelimelerimi noktalarken; Amerikancı Münafıklarca ‘’evet’’ denilen yeni anayasa paketinin, ‘’emeğe, mülkiyet talanına ve demokrasiye’’ zerrece katkı sağlamadığını, ancak Tekellerin, Tröstlerin yani sömürü demokrasisinin oyunu olduğunu yinelemek isterim.
Halk demokrasisi için, dokunulmazlıkları, mülkiyeti, sermayeyi sınırlayan, toprak reformunu sonuna kadar yürüten, eşitlikçi ve aydınlanmacı bir anayasadan bahsetmek gerekir.
Liberallerin/Münafıkların oyununa gelen ve buna rağmen İslamlık iddiası güden halkımızın uyanışı temennisi ile…
 
Bir Müslüman, insanların, Allah’ın nimet ve imkânlarından eşit bir biçimde yararlanmasına neden karşı çıkar?
Eşitlik kötü bir şey mi?
Geçen gün ilahiyatçı bir profesör dostumuz elini kocaman açarak parmaklarını gösteriyordu; bakın diyordu, parmaklarımız bile birbirine eşit değil!
Eşitlikten kastedilen bu mu?
“Kuran Ve Sosyalizm” adlı yazı dizim için aldığım eleştirilerden büyük bölümü bu minvaldeydi; Allah insanları eşit yaratmamıştı ki eşitlik olsun…
Bakara 219’u, Nahl 71’i, Kasas 5’i, Haşr 7’yi ve benzeri ayetleri okuduğumuzda başlarını çeviriyorlar; bu ayetlerin birer özendirme olduğunu, herhangi bir hüküm ifade etmediğini söylüyorlardı. Hatta daha da ileri gidenleri, bu ayetlerin bize değil, ehlikitaba hitap ettiğini bile söyleyebiliyorlardı.
Ne diyordu meselâ Haşr 7:
“… Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. …”
Ne diyordu mesela Kasas 5:
“Ve biz istiyoruz ki, yeryüzünde ezilip horlananlara nimet ve bağış sunalım, onları önderler yapalım, onları mirasçılar haline getirelim.”
“Ailenize ve bakmakala yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin.” demiyor muydu, Bakara 219?
“Elinizdekileri yanınızdakilerle paylaşıp hepiniz onda eşit hale gelin” demiyor muydu, Nahl 71?
Bunları hatırlattığımda ve insanları kapitalizme karşı duruş sergilemeye çağırdığımda, seçenek olarak sosyalizmi önerdiğimde, eski köye yeni adet getirmekle itham ediliyordum.
Bir okurum, hem de bayağı donanımlı olduğu anlaşılan bir okurum, İslam tarihinde hiçbir örneği bulunmayan birtakım hayali şeyleri yazmakla suçlamıştı beni. Ona göre -ve neredeyse Müslümanların tamamına göre- İslam tarihi boyunca sosyalizme benzer en ufak bir örnek bile yoktu.
Evet, Ebu Zer diye bir sahabe vardı, ama onun mücadelesi Kuran’dan ve sünnetten onay alan bir mücadele değildi, aşırıya kaçıyordu, İslam’da olmayan şeyleri ortaya sürüyordu.
Meselâ Muaviye’ye, “Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara korkunç bir azabı haber ver” mealindeki ayeti okuduğunda (Tövbe 34), Muaviye ve onun kodomanları bu ayetin bize inmediğini, Hristiyanlar ve Yahudiler için gönderildiğini söylüyorlar, Ebu Zer’i bozgunculuk yapmakla suçluyorlardı. (Gerçekten de ayet, “Ey iman sahipleri! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıkabasa yerler ve Allah’ın yolundan geri çevirirler.” diye başlıyordu.)
Kapitalizmin insanlığı getirdiği yer ortada:
Dünyanın en zengin 200 kişisinin serveti, 2 milyar yoksulun mal varlığına eşit.
Böyle şey olur mu!
Sayıları 500’e varan çok uluslu şirketler, dünya ticaretinin %70’ini elinde tutuyor.
Böyle şey olur mu!
Şu çarpıcı tespite bakın:
Dünya zenginliğinin yarısını elinde tutan 400 milyarderin yüzde 4 oranında vergilendirilmesi halinde, yeryüzündeki yoksulluk ve sağlık sorunu kökünden çözülmüş oluyor!
Böyle şey olur mu!
Bu aptalca, ahmakça, hatta zalimce bir şey değil mi?!.
Yapılması gereken şey gün gibi ortadayken, Müslüman dostlar hâlâ 1400 yıllık kahrolası yalanların peşinde savrulup gidiyorlar; yazık günah değil mi?!.
Elimde bir kitap var; bakın neler söylüyor:
“Bu noktada şunu da belirtmeyi bir vicdan borcu saymaktayız: Sosyalizmi, bütün peygamberlerin ortak mesajlarından biri ve ‘islam akidesinin bir parçası’ olarak gören Sibaî, fikir ve siyaset mücadelesinin merkezine bu fikri koymuş ve denebilir ki, bu tutumuyla bir tür ‘Mâûn suresi mücahidi’ olarak yaşamıştır. Sibaî’ye göre, Hz.Muhammed’in sünneti, tarihin ilk ve en muhteşem sosyalizm denemesidir. “ (Sayfa, 49)
“Bundan açıkça anlaşılıyor ki, devlet ve toplumun zarurî ihtiyaçları için devletleştirmeye gidilebilir.” (Sayfa, 61)
Şimdi bu muvahhit bilginin söylediklerine lütfen dikkat edin:
“Gerçek muktedir Tanrı olduğuna göre, bunun sosyolojik anlamı şu olacaktır: Kamu otoritesi, devlet gücü, mal ve servet azgınlarını her zaman hizaya getirecek konumda olmalı ve gerektiği anda onları hizaya getirmelidir.
Kur’an’ın esas aldığı devlet ve ekonomi sistemi, devlet otoritesinin kontrol ve yönlendirmesinde, sosyalist yanı ağır basan bir karma sistemdir. Kur’an’ı hakkıyla inceleyenler bu tespitin tartışılmaz bir gerçeğin ifadesi olduğunu kabulde tereddüt etmezler.” (Sayfa, 108)
Bilgin devam ediyor:
“Toplum paylaşmıyorsa devlet paylaştıracaktır. Allah’ın kanunu budur. Bunu görmezlikten gelenler Allah’ın değil, çıkarlarıyla, putlarının kulu olurlar.”(Sayfa, 231)
Ne diyor bilgin:
“Toplum paylaşmıyorsa devlet paylaştıracaktır.”
İşte bu kadar!
Okumaya devam edelim:
“Kur’an, bir devlet şekli önermez ama her devlette egemen olması gereken doğal-evrensel ilkelerin tümünü önerir. Adalet, bîat (yönetenlere seçimle vekalet verme), şûra (demokratik yönetim), emeğin egemenliği, dindarlığın değil, ehliyet ve liyakatin üstünlük ölçüsü yapılması, ribanın (kapitalin emek dışı etkilerle artmasının) yasaklanması… bu ölümsüz ilkelerden bazılarıdır. Bu ilkeler dikkatle incelendiğinde, Kur’an’ın, ileri derecede paylaşımcı bir toplum ve ileri derecede paylaştırıcı bir devlet istediği açıkça ortaya çıkacaktır. Bu ‘ileri derecede’ ifadesine bakarak bu toplum ve devleti ‘sosyalist’ olarak vasıflandırmak, sosyalizmi büyük harflerle yazmamak kaydıyla doğrudur. Böyle yapıldığında İslam sosyalizme uydurulmuş olmaz, sosyalizm İslam’ın bir uzantısı olarak gösterilmiş olur. Bizim yapmak istediğimiz de budur.” (Sayfa 231-232)
“Ancak şunu unutmamak lazım ki, Kur’an’ın ileri derecede paylaşımcı toplum ve devlet anlayışını, bugünkü kuşaklara bugünkü terimlerle anlatmak diye bir zorunluluk varsa -ki vardır- İslam’ın ileri derecede bir sosyalist toplum ve düzen getirdiğinin ifade edilmesi bir vicdan ve iman borcudur. Kapitalizmin baş ağaları ve onların uydusu maraba kapitalistleri bu gerçekleri savsaklamak ve saklamak için ‘sosyalist’ lafını, haram lokmalarla pislenmiş dillerine dolayarak gerçeği söyleyenleri itham için kullanırlar. Onları, bu ucuz dincilik oyunlarıyla etkisiz kılmak ve neticede, Kur’an dinini bir tür ‘abdestli kapitalizm’ sistemine dönüştürmek isterler.” (Sayfa, 232)
Şu paragrafın dehşetli ifadesine bakar mısınız:
“İslam mali yönetimi, koyu sosyalist, radikal biçimde devletçi bir sistemdir. Bir sistem ki, yurttaşların avladıkları balıktan, arazilerdeki sulara, madenlere kadar tüm malî-iktisadî imkânlara el koymakta ve bunların tümünden çok ileri derecelerde vergiler almakta, bazen mal ve hakların tümüne el koymaktadır. Yöntem şöyle veya böyledir, ama yapılan budur.” (Sayfa, 235)
Ebu Zer’i anlattığım bir çalışmam nedeniyle tarafıma yapılan haksız ve iğrenç eleştirileri kaleme alanlar, Üstadın, “İslam tarihinde ilk dinî-sosyalist hareket, Ebu Zer’in şurada sıraladığımız gerekçelerle halife Osman ve valilerine karşı çıkışıyla vücut bulmuştur.” (Sayfa 249) biçimindeki tespitine ne diyecekler?!.
Üstad, Karmatiler’i anlatırken, geniş incelemesinin bir yerinde şu cümleyi kuruyor:
“Öncüleri tarafından, ‘Allah’ın Partisine Mensup Müminlerin Ve Yeryüzündeki Islahatçıların Hareketi’ olarak tanımlanan bu hareketin, örgütlü bir sosyalist ihtilal olarak eyleme başlama tarihinin Hicri 255, 267, 270 veya 287 yılında olduğu yolundaki rivayetler henüz kesin bir sonuca ulaştırılamamıştır.” (Sayfa, 256)
 
Ne diyor Üstad:
“Örgütlü bir sosyalist ihtilal.”
Tespite bakar mısınız:
“Abbasi Arap imparatorluğunu yüz yıla yakın bir süre rahatsız eden bu hareket, bir başlık koymak gerekirse gizli-mistik-sosyalist bir düşünce ve siyaset hareketidir.” (Sayfa, 260)
Ve sosyalistleri hedef alan iğrenç iftiralardan Karmatilerin de paylarını aldıklarını şu satırlardan anlıyoruz:
“Radikal bir Kur’an sosyalizminin filozof-diplomat ve eylemci kadrosu olan Karmatîler, tarihin en acımasız ve sınır tanımaz iftiralarına maruz bırakıldılar.” (Sayfa, 263)
Bundan on yıl önce yazdığım ve Müslümanlarla sosyalistlerin işbirliğini talep ettiğim bir kitapta (Benzerleriyle Değiştirilenlerin Hikâyesi), Karmatilerin karşılaştıkları iftiraların bir benzerini, kendisine din kitabı diyen bir paçavradan aktardığımı hatırlıyorum şimdi.
Dinî bir kitap yazdığini ileri süren şerefsiz alçak, komünistlerin karılarını da paylaştıklarını iddia ediyordu; böylece, bu alçakların atalarını da öğrenmiş oluyoruz.
Yukarıda tırnak içinde verilen paragraflar, büyük din bilgini Yaşar Nuri Öztürk’e aittir. (Yaşar Nuri Öztürk/Bütün Eserleri: 48/Mâûn Suresi Böyle Buyurdu/(Din Maskeli Zulme Tanrı’nın Vuruşu)/Yeni Boyut, 2011)
Üstad Yaşar Nuri Öztürk’e ayırdığımız bu çalışmayı, onun muhteşem Mâûn Suresi Mealiyle sürdürelim.
1. Gördün mü o, dini yalan sayanı?
2. İşte odur yetimi itip kakan;
3. Yoksulu doyurmayı özendirmez o,
4. Lanet olsun o namaz kılanlara/dua edenlere ki,
5. Namazlarından/dualarından gaflet içindedir onlar!
6. Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar.
7. Ve onlar, kamu hakkının yerine ulaşmasına/zekâta/yardıma/iyiliğe engel olurlar.
Nasıl bitiyor ayet:
“Ve onlar kamu hakkının yerine ulaşmasına engel olurlar.”
İslam’ın özellikle iktisadi boyutunu anlamak isteyen dostlarıma bu nadide kitabı okumalarını şiddetle öneririm; bana inanın, kitabın birçok yerinde ürpererek içinizi çekmekten, dehşete düşmekten, birtakım alçaklara kin duymaktan, Kuran’a bir kez daha hayran olmaktan kendinizi alamayacaksınız.
Bu kitabı okuyun dostlarım…
Ve bu çalışmanın ilk paragrafındaki soruyu bir kez daha düşünün lütfen:
Bir Müslüman, insanların, Allah’ın nimet ve imkânlarından eşit bir biçimde yararlanmasına neden karşı çıkar?
Neden sahi?..
 
Yanacaksin.. öbür tarafta.. uzun yazmissin.uzun yanarsin :p
 
Uzun cok uzun olmamali , kisa kisa yaz. Daha etkili olur. Tabi bu bi tavsiye sadese.
Sosyalizme gelince , ne guzel olur o dedigin olabilse. Tum d7nyayi yeni bastan insa etmek gerek.
Sagin solun kapitalistken sosyalis olmak, hayali bile zor.
Ama tabiki imkansiz degil :)
 
Uzun cok uzun olmamali , kisa kisa yaz. Daha etkili olur. Tabi bu bi tavsiye sadese.
Sosyalizme gelince , ne guzel olur o dedigin olabilse. Tum d7nyayi yeni bastan insa etmek gerek.
Sagin solun kapitalistken sosyalis olmak, hayali bile zor.
Ama tabiki imkansiz degil :)

birgün olacak Allahın izniyle inşallah.. bugun kapitalist müslümanlar elbette son bulacak ve sosyalizmin devri başlayacaktır.
 
ihsan eliaçık forumumuza gelmiş :D
 
Geri