Incil ayetleri

Konu sahibi son olarak 2795 gün önce görüldü
İNCİL AYETLERİ – Ne telkin ettikleri

Dört İncîlin içerisindeki kıssaları ve sözleri bir tarafa bırakırsak, güzel ahlâk, dünya işleri [muâmelât], kalb ve âhiret bilgilerine âid bildirilenler, şunlardan ibârettir:

(Dünyadan tamamen yüz çevirip, fakirliğe ve yoksulluğa râzı olmak ve kanaat etmek. Allahü teâlâyı bütün kalbi ile cânından ve arzularından daha çok sevmek. Komşuyu kendisi gibi sevmek ve onun üzüntülerini tesellî etmek. Mazlumlara merhamet etmek. Çocukları sevmek. Kalbden kötü düşünceleri çıkarmak. Birbirine dargın iki müminin arasını düzeltmek. Din yolunda eziyyet çekmeye sabr etmek. Adam öldürmemek. Hırsızlık yapmamak. Kızmamak. Kötü söz söylememek. Söğmemek. Kendinin küçük kusurlarını da görüp, başkalarının büyük kusurlarını görmemek, onları ayblamamak. Nasihat ettikce, insanlar tarafından taşlanmaya katlanmak. Allahü teâlânın emirlerini bozmamak, değiştirmemek, din kardeşini incitmemek, yâni kalbini kırmamak, zinâ etmemek, şehvet ile [yabancı] kadınlara bakmamak, sebepsiz kadın boşamamak, yemin etmemek, kötülüğe karşı durmamak, bir yanağa vurulunca diğerini de çevirmek, kaftanını isteyene kaputunu da vermek, bedduâ edene hayr duâ etmek, hâsılı her kötülük edene iyilik etmek, sadaka, oruç ve duâda riyâdan sakınmak ve duâ ettiği vakit çok uzatmamak, para toplayıp kalbini ona bağlamamak, rızık ve elbise için üzülmemek. Hak teâlâdan sıdk ile ne istenirse verir. Allahü teâlânın emrine itaat eden Cennete gider.) İncîllerde şu nasihatlara da rastlanır: (İnsanlara dînin emirlerini teblîg ederken para almayın. Bir eve girdiğiniz zaman selâm verin. Bir yerde sizleri kabûl etmezlerse orada durmayın. Bir emri söylerken, söyliyen siz değil, Allahü teâlâdır. Ahkâmı teblîg ederken kimseden korkmayın, kimseyi muhâkeme etmeyin ve cezâ tâyîn etmeyin. Her suçu affederek alçak gönüllü olun. Ben insanların arasını sulh etmeye geldim, nifak ve kılıç getirmedim, ayrılık ve harb çıkarmaya gelmedim. Anasını ve babasını benden çok seven benden değildir. İyi amellere âhirette iyilik verilir, kötü amellere cezâ, azâb olunur. Allahü teâlâya itaat eden benim kardeşimdir. İşittiği doğru sözü kabûl edene, âhirette mükâfât ve kabûl etmiyene azâb olunur. Anaya ve babaya ikrâm edin. Ağızdan söylediği söz ile insan necis, pis olmaz. Fakat ağzından çıkan kötü sözleri yapan, meselâ katl, zinâ, yalan yere şâhitlik gibi şeyleri yapan insan pis olur. Sizden vergi istenildiği zaman verin, muhâlefette bulunmayın. Tevâzu eden, Allahü teâlâ indinde büyük olur. Kibrlenen küçülür. Malınızdan sadaka verin, Allahü teâlâ indinde bulursunuz, malını biriktiren, saklıyan zenginlerin Cennete girmesi zordur. Biz hizmet olunmak için gelmedik, hizmet etmek için geldik).

İncîllerde, emirler, nehyler, güzel ahlâk ve kötü ahlâka âid ahkâmın tamamı bu yazılan mes'elelerden ibârettir.

1 - Matta İncîlinde: (Ne mutlu ruhda fakir olanlara! Zîrâ, göklerin melekûtü onlarındır) demektedir. [Matta, bâb beş, âyet üç. Burada, dünyaya kıymet vermiyenlere müjde verilmekte ve dünyanın kıymetsizliği bildirilmektedir.]

İncîlde, ticâret yapmaya, dünya için çalışmaya aslâ izin verilmeyip, bil'aks her neye sahip iseniz, neyiniz varsa satarak sadaka veriniz diye emredilmiştir.

2 - Matta İncîlinde, (Ne mutlu mahzûn, üzüntülü olanlara! Zîrâ onlar tesellî olunacaktır) demektedir. [Matta bâb beş, âyet dört.]

3 - Matta İncîlinde: (Ne mutlu halîm [yumuşak] olanlara. Zîrâ onlar ebedî mirasa kavuşacaklardır) denilmiştir. [Matta bâb beş, âyet beş.]

4 - Matta İncîlinde, (Ne mutlu merhametlilere, zîrâ onlara merhamet olunur) denilmiştir. [Matta bâb beş, âyet yedi.]

5 - Matta İncîlinde, (Ne mutlu temiz kalblilere. Onlar Allah’ı göreceklerdir) denilmiştir. [Matta bâb beş, âyet sekiz.]

6 - Matta İncîlinde, (Ne mutlu sulh yapan, insanların arasını düzeltenlere. Onlar Allahın sevgili kulları diye çağırılacaktır) denilmektedir. [Matta bâb beş, âyet dokuz.]

7-Matta İncîlinde, (Ne mutlu salâh için cefâ olunanlara, Melekût onlarındır. Benim için size düşmanlık ve cefâ edip, yalan söyliyerek size karşı fenâ, kötü sözler söyledikleri zemân ne mutlu sizlere. Sevinin ve mesrûr olun. Zîrâ semâvâtda ecriniz, mükâfatınız çokdur. Her şeyden evvel müşrikler, Peygamberlere “aleyhimüsselâm” böyle ezâ ve cefâ etdiler) denilmekdedir. [Matta bâb beş, âyet on, onbir ve oniki.]

8 - Matta İncîlinde adalet husûsunda, (Ben size derim ki, eğer adaletiniz yazıcıların ve ferîsîlerin adaletinden ziyâde olmazsa, göklerin melekûtuna hiç giremezsiniz) denilmektedir. [Matta bâb beş, âyet yirmi.]

9 - Matta İncîlinin beşinci bâbının yirmibirinci âyetinden yirmiyedinci âyetine kadar olan kısmında anlatılanlar: (Kardeşini incitmemek, ihtiyacı olduğu zaman kendi işini bırakıp, ona yardım etmek, düşmanın bile olsa, ona dostluk göstermek, hâsılı dâimâ güzel ahlâk sahibi olmak, yumuşaklık ile muâmele ve iyilik etmek)den ibârettir.

10 - Matta İncîlinde, (Zinâ nehy olunduğu [yasak olduğu] gibi, şehvet ile (yabancı) kadına bakmanın da zinâ olduğu) bildirilmiştir. [Matta bâb beş, âyet yirmiyedi, yirmi sekiz.]

11 - İncîlde, (Kim kadınını boşarsa, ona boş kâğıdını versin denilmiştir. Fakat ben size derim ki, her kim zinâdan başka bir sebeple boşarsa, onu zâniye eder. Ve her kim boşanmış kadınla evlenirse, zinâ eder) denilmektedir. [Matta bâb beş, âyet otuzbir ve otuziki.]

13 - Matta İncîlinde yazıldığına göre, Îsâ aleyhisselâm Tevrâtta olan kısâs âyetini naklettikten sonra, beşinci bâbının otuzdokuz ve devamındaki âyetlerde, (Fakat ben size derim ki; kötülüğe karşı koymayın ve sağ yanağınıza kim vurursa, ona sol yanağınızı da çevirin. Eğer birisi gömleğini almak isterse, ona kaputunu, abanı da ver. Ve kim seni bir mil gitmeye zorlarsa, onunla iki mil git. Senden dileyene, isteyene ver. Düşmanlarınızı sevin ve size bedduâ edenlere hayr duâ edin. Herkese selâm verin) denilmekte ve başkalarına kötülük yapan, zulmeden kimselerin affedilmesi bildirilmektedir. Kısâs, yâni suçluyu cezâlandırmak tamamen inkâr olunmaktadır.

14 - Matta İncîlinde, (Her neye sahip isen satıp sadaka ver) diye emreder. [Matta bâb ondokuz, âyet yirmibir.]

17 - Matta İncîlinde, (Duâ ederken, putperestlerin yaptığı gibi, lüzûmsuz yere tekrarlar yapmayın. Zîrâ onlar, çok söyledikleri için, kabûl edileceğini zannederler. Siz Ondan istemeden önce o, ihtiyaçlarınızı bilir. Siz şöyle duâ edin: Ey göklerde olan Babamız, ismin mukaddes olsun. Melekûtün gelsin. Gökte olduğu gibi, yerde de senin irâden olsun. Her günkü ekmeğimizi bize bugün de ver ve biz suçlu olanları bağışladığımız gibi, bizim suçlarımızı (borçlarımızı) bağışla. Bizi iğvâya götürme. Bizi şerîrden kurtar. Melekût ve kudret ve izzet, ebediyyen senindir. Âmîn) denilmektedir. [Matta bâb altı, âyet yedi ve devamı.]

[Burada, (gökte olduğu gibi yerde de senin irâden olsun) denilerek, Allahü teâlâya âcizlik isnâd ediliyor. (Biz suçluları bağışladığımız gibi, bizim suçlarımızı da sen bağışla) denilerek, hâşâ Allahü teâlâ minnet altında bırakılmıştır. Biz yaptığımız gibi sen de yapmaya, hâşâ mecbûrsun denilmektedir. Yine burada sâdece ekmek istenmektedir. Hâlbuki, Allahü teâlâdan bütün nîmetleri istenmeliydi.]

İncîlde bundan başka bir duâ yoktur. Bunun için hıristiyanlar, hergün bu duâyı okumakla memurdurlar.
İncildeki tek dua - bundan başka dua yoktur

30 — Yuhannâ İncîlinin ikinci bâbının başında, Kana şehrindeki düğün ziyâfetinde, Îsâ aleyhisselâmın annesi de berâber bulunur. Yemek esnâsında, (Ve şerâb eksilince, Îsânın annesi Ona, şerâbları yok dedi. Îsâ ona: Kadın seninle benim aramda ne alâka var) diye şiddetli [kızgın] bir şeklde cevâb vermişdir. Bu kadın, o hazret-i Meryemdir ki, bir kaç yüz sene sonra (Îsâ aleyhisselâmın mı? yoksa [hâşâ] Allahın mı? annesidir) diye, Konsül denilen rûhban cem’iyyetlerinde mevzû’ edilip, nihâyet Allahın annesi olmasına karar verilmişdir. Bugün, hâlâ, katoliklerin akîdelerinde [inancında] ulûhiyyet derecesinde olarak, hazret-i Meryeme de ibâdet olunur.

Papazların i’tikâdları, bu derece birbirine zıd esâslar üzerine kurulmuşdur. Yukarıdaki yazıları görünce ve öğrenince, müslimânlar, Allahü teâlâya ne kadar şükr etseler ve kendilerine verilen islâm ni’metine ne kadar çok sevinseler, yine azdır.

31 — Matta İncîlinin onüçüncü bâbının, üçüncü âyeti ve devâmında Îsâ aleyhisselâm, çeşidli misâller getirerek, Allahü teâlânın emrlerini işiten kimseleri dört kısma ayırmış, her birini ekilen bir tohuma benzetmişdir. Bundan sonra diyor ki, (İşte ekinci tohum ekmeğe çıkdı ve ekerken tohumların ba’zıları yol kenârına düşdü ve kuşlar gelip onları yidiler ve ba’zıları toprağı çok olmıyan kayalıklar üzerine düşdü ve hemen sürdü. Çünki, toprağın derinliği yokdu. Güneş doğunca yandı ve kökü olmadığı için kurudu. Tohumların bir kısmı da, dikenler üzerine düşdü, dikenler çıkıp, onları boğdular. Ba’zıları da iyi toprak üzerine düşdü. Ba’zısı yüz, ba’zısı altmış, ba’zısı otuz kat semere verdiler. Kulakları olan işitsinler.) Burada birincisi, ya’nî yol kenârına atılan tohumlar, kelâm-i ilâhîyi işitip onu inkâr eden, ona inanmıyan kimselere benzetilmişdir. İkincisi, ya’nî taşlık yere ekilen ve kök salmıyan tohumlar, kelâm-ı ilâhîyi işitip, onu kabûl eden ve bir müddet sonra inkâr eden mürtedlere benzetilmişdir. Üçüncüsü, ya’nî dikenler arasına atılan tohumlar, kelâm-ı ilâhîyi işiten, kabûlünden sonra, dünyâya dalan ve mal kazanmak sevdâsına düşerek, ibâdet etmiyenlerdir. Dördüncüsü, ya’nî iyi toprağa ekilen ve katkat meyve veren tohumlar ise, kelâm-ı ilâhîyi işiten, anlayan ve îcâbı üzere hareket edenlerdir.

Dîn-i islâmda bu vasf, bu sıfat sâhiblerinin birincisine, kâfirler, ikincisine, mürtedler ve münâfıklar, üçüncüsüne fâsıklar [günâhkârlar], dördüncüsüne ise, müttekî ve sâlih mü’minler ismi verilmiş ve bu ta’bîrler kullanılmışdır.
 
Hıristiyanlar, Allahü teâlânın ilmi husûsunda, (Allahü teâlâ eşyayı bilicidir) demekle berâber, Ona çeşidli şekllerde de, cehâlet isnâd etmektedirler.Çünki, tahrîf olunmadığını iddiâ ettikleri ve hâlen kiliselerde okunan Kitap-ı Mukaddesin, Ahd-i atîk kısmında, tekvînin birinci bâbında, (Allahü teâlâ birinci semayı yâni gökleri ve yeri yarattı. Yer ıssız ve boş ve karanlık idi. Işık olsun dedi. Işık oldu. Allah ışığın güzel olduğunu gördü. Allah göğü ve yeri yarattı. İyi ve güzel olduğunu gördü... Sonra şunu yarattı, güzel, iyi olduğunu gördü, sonra şunu, sonra şunu....) demektedir.

Ahd-i atîkte, tekvînin altıncı bâbının beşinci âyet ve devamında Allahü teâlâ için, (Rab gördü ki, yeryüzünde insanın kötülüğü çoğaldı. Yeryüzünde insanı yarattığına pişman oldu ve yüreğinde acı duydu ve Rab, yarattığım insanı ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını yeryüzünden sileceğim. Çünki onları yarattığıma pişman oldum dedi) denilmektedir. Ayrıca, Allahü teâlânın Nuh aleyhisselâma bir gemi yapmasını ve kendisine tâbi olanlarla berâber bu gemide sâkin olmasını emrettiği, gemiye binenlerden başka yeryüzünde bütün insanları ve hayat sahibi herşeyi yok ettiği ve kırk gün kırk gece yağmur yağıp tûfan olduğu ve sonra durduğu, Allahü teâlânın ise, Nuh aleyhisselâmı yüzelli gün sonra hâtırladığı, yine tekvînin yedinci ve sekizinci bâblarında yazılıdır.

İnsâf etmelidir ki, ahmak bir kimse, büyük bir iş yapmış olsa, kırk yıl geçse dahî onu unutmaz. Bütün âlemlerin yaratıcısı olan Allahü teâlâ, Nuh aleyhisselâmı ve onunla berâber olanları, acaba nasıl unutabilir. Hıristiyanların Allahü teâlâya isnâd ettikleri cehâletin haddi ve hesabı yoktur.

Hıristiyanlar, dilleri ile Allahü teâlânın kudret sahibi olduğunu söylemekle berâber, Allahü teâlâ için âcizlik isnâd ettikleri de mâlûmdur.[Daha önce bildirdiğimiz gibi] Tevrât (Ahd-i Atîk) muharreftir. Tevrâtta Allahü teâlânın âlemi altı günde yaratıp, yedinci günde oturup istirâhat ettiği bildirilmektedir. Tekvînin ikinci bâbının başında, (Ve Allah yaptığı işi yedinci günde bitirdi. Ve yaptığı bütün işten yedinci günde istirâhat etti. Ve Allah yedinci günü mubârek kıldı ve onu taktîs etti. Çünki Allah, yaratıp yaptığı bütün işten o günde istirâhat etti) denilmektedir. [Bunun için hıristiyanlar haftanın yedinci günü olan (Pazar) günü çalışmaz, istirâhat eder, tâtîl yaparlar.]

Tekvînin otuzikinci bâbının yirmidördüncü ve devamındaki âyetinde, [hâşâ] (Ya'kûb yalnız başına kaldı ve seher sökünceye kadar bir adam onunla güreşirken, Ya'kûbun uyluk başı incindi. Ve Rab dedi: Bırak gideyim. Çünki, seher vakti oluyor. Ve Ya'kûb dedi: Beni mubârek kılmadıkca, seni bırakmam. Ve Rab ona dedi: Adın nedir? Ve o dedi: Ya'kûb. Ve Rab dedi: Artık sana Ya'kûb değil, ancak İsrâîl denilecek. Çünki, Allah ile ve de insanlarla uğraşıp yendin) demektedir.

Ey hıristiyanlar! İnsâf ediniz. Allahü teâlâ yarattığı kul ile sabaha kadar alt üst olup, güreş tutup, yakasını Ya'kûb aleyhisselâmın eline vermiş ve yakasını kurtaramamış! Hiç böylesine âciz bir ilâh olur mu?

Hıristiyanlara göre, Allahü teâlâ, [hâşâ] her şeye kâdir değilmiş.Çünki, Tevrâtta yazıldığına göre, Allahü teâlâ, (Benî İsrâîl ile Kenân diyârına berâber gideceğim. Boruyu kuvvet ile çalsınlar ki, ben de işitebileyim) demiştir.

Hıristiyanlara göre, Allahü teâlâ maddedir ve cismdir.Çünki, Tevrâtta tekvînin birinci bâbının yirmiyedinci âyetinde, (Allahü teâlâ insanı kendi şeklinde yarattığı için sever) demektedir. Hattâ hıristiyanlar, kiliselerine çeşidli resmler, heykeller [putlar] yapıp onlara tapınırlar. (Allahü teâlâ göklerde oturur. Yer, Onun ayağının basamağıdır) diye inanırlar.

Yine hıristiyanlar, (Âdem aleyhisselâmdan meydana gelen zelleden [hatâdan] dolayı, Îsâ aleyhisselâmın zamanına kadar, dünyaya gelen bütün insanlar ve bütün Peygamberler “aleyhimüsselâm”, [günah kirine bulaşmış olduklarından] Cehennemde azâb olunacakları ve [hâşâ] Allahü teâlâ, bu büyük günahı affetmek için bir çâre bulamayıp, biricik oğlunu yahudiler elinde çeşidli hakâret ve işkencelerle öldürtüp, sekiz gün Cehennemde yaktıktan sonra, bunların affına çâre bulduğu) inancındadırlar. Halbuki papazlar belli bir para karşılığında her türlü günahı kolayca affediyorlar.

Müslümanların îtikatına [inancına] göre, Allahü teâlânın üzerinde bir hâkim ve Ondan hesap soracak bir kimse yoktur.

Allahü teâlâ gafûrdur, yâni affı, mağfireti pek çoktur ve rahîmdir. Günah işleyip, tevbe etmeden ölen bir kulunu dilerse affeder, dilerse, günahı kadar azâb eder. [Bütün kullarını affedip, Cennetine koysa, ihsânına muvâfıktır. Bütün kullarını Cehenneme atsa, adaletine muvâfıktır.] Allahü teâlânın, kullarının afvına, biricik oğlunu katletmekten başka çâre bulamadığı husûsu, çok garîb bir şeydir. Hâlbuki papazlar, köy köy dolaşıp hıristiyanların günahlarını [belli ücret karşılığı affettim diyerek] affetmekte, papalar da, Cennetin anahtarlarını cebine koymuş, tapusunu almış [gibi], Cennetten karış karış yer satmaktadırlar.


Hıristiyanların Peygamberlere “aleyhimüsselâm” olan hurmetlerine [!] gelince, her bir Peygambere bir dürlü günah isnâd ederler. Peygamberlere isnâd ettikleri bu çirkin şeylerin, en aşağı bir papaza dahî isnâd edilmesini câiz görmezler. Meselâ, Lût aleyhisselâmın [hâşâ] sekr hâlinde kızları ile zinâ etmesi, [Tekvin: 19-33, 34, 25] Yehûdânın gelini ile zinâ etmesi, [Tekvin: 38-13, ...18] Dâvüd aleyhisselâmın Uryânın zevcesi ile zinâ etmesi, [II Samuel: 11-2, 3, 4] Süleymân aleyhisselâmın puta tapması, iftirâları gibi. Hıristiyanlar, Îsâ aleyhisselâmın oniki havârîsinin nübüvvet ve resûllüklerine inanırlarken, bunlardan Yehûdânın, otuz dirhem rüşvet alıp, Îsâ aleyhisselâmı yahudilere teslim etmesi, Petrus resûlün [Îsâ aleyhisselâmın yahudilere yakalandığı gece] horoz üç defa ötünce, üç defa Îsâ aleyhisselâmı tanıdığını inkâr etmesi, resûl Pavlosun da onaltı, onyedi sene Îsâ aleyhisselâma îman edenleri çeşidli ezâlarla katlettirmesi ve havârîlerden bir resûlün de, diri diri derisini yüzdürmesi ve bu Pavlosun îman ettiğini bildirmesi ve hıristiyanların inancına göre, Pavlosun [hâşâ] Mûsâ aleyhisselâmdan eftal bir resûl olması ve sünnet olmak yerine vaftîzi, İncîlde ve Tevrâtta açıkça bildirilmiş bir iş olan, oruç ibâdeti yerine perhîz yapmağı ihdâs etmesi ve İncîlin ve Tevrâtın bir çok ahkâmını değiştirmesi îtikatları, Peygamberlere “aleyhimüsselâm” olan yukarıda zikrettiğimiz iftirâları gibidir.

Hıristiyanların garîb îtikatlarından birisi de, Allahü teâlânın fadl ve keremi ile, kulları arasından seçerek gönderdiği Peygamberlerin hepsine günah isnâd edip, günahkâr bildikleri hâlde, kendi aralarından seçtikleri papaların mâsum olduklarına inanmalarıdır.Ne büyük ahmaklık! Haşr sûresinin ikinci âyetinde meâlen: (Ey basîret sahipleri [Allahü teâlânın emrine nazar ederek düşünün de] ibret alınız)buyurulmuştur.

Papalar 1870 yılından beri özel bir yasayla korunmaktadırlar. 18 Temmuz 1870 yılında Papa IX. Pius (1846-1877) tarafından tam 533 Piskoposun onayıyla alınmış olan bu karar, aynı gün Katolik Kilisesi'nin Dogmatik adıyla bilinen, hiç bir itirazda bulunmadan koşulsuzca inanılması gereken yasalarından ve Katolik olmanın ön şartlarından biri olarak kabul edilmiştir. Isa Peygamberin Tanrının oğlu (Haşa) olduğuna inanmak nasıl mecburi ise bu yasaya da inanmak da mecburidir,

 
Geri