İnce Düşünme, Üşürsün ;)

Konu sahibi son olarak 2619 gün önce görüldü
Çok az sayıda insan seviyorum belki onları da sevmiyorum emin değilim.
 
Yazdıklarımı değilde yazamadıklarımı okumanı çok isterdim.
 
Sabah oldu,bugün de herkes uyanıyor sanki ben gece bekçisi gibi gene sabahı ettim .. Çok meraklı falan değilim güneşin doğuşunu görmeye. Sadece uykum yok,yada var:T:. Her neyse işte günaydın.
 
Bi tuhafım bugünlerde. Neye göre kime göre ne kadar bilmiyorum ama tuhafım. Hissettiğim şeyin adı yok keza birşeyler hissedip hissetmediğim konusunda da emin değilim. Bazen iyiyim bazen kötü bazen hem iyi hem kötü . Aslında çoğunlukla ne iyi ne kötü. Dedim ya bu aralar en başarılı olduğum şey tuhaf hissetmek. Bütün bunların sebebini elbette biliyorum değer mi değmez mi bunu düşünmüyorum zaten gereği de yok düşünmekle alakası da yok zaten. Belki de ne olması gerekiyorsa o oluyordur bilmiyorum .. Bilmekte istemiyorum aslında .
 
“Kaç yaşındasın sen?”

“Beni boşver. Konu ben değilim ki. Hiçbir zaman da olmadım. Asıl sen kimsin? Senin heyecanların neler, tutkuların neler, hayal kırıklıkların neler? Şu hayatta başın sıkıştığında ilk kimi ararsın? Seni karşılıksız seven insan kimdir, ne bok yersen ye seni bağrına basacak insan kimdir? Eğer böyle biri varsa bu akşam onu ara, halini hatrını sor bu vesileyle. Yoksa sen de bir gün benim gibi yapayalnız kaldığında, ufacık bir şeyi danışmak için bile arayacak kimseyi bulamazsın. Bu sözlerimi harcanmış yıllarımın manifestosu olarak kabul edebilirsin. Çünkü büyük bir tecrübeyle
tecrübe ıstıraptır güzelim ve zannettiğinden çok daha fazla ıstırap çektim. İstersen sonra yine araşalım, daha 64 dakika bedava konuşma hakkım var çünkü.”

Emrah Serbes*-*Erken Kaybedenler
 
Bazen sinirden mi gözlerim doluyor, sevgiden mi, özlemden mi, yoksa nostalji ihtiyacından mı bilemiyorum, herhalde alışkanlıktandır deyip uyuyorum. Beni bu çıkmazdan Yasemin kurtarabilirdi, o da düşünmek için biraz süre istedi. Yedi sene önce. Bazen amma uzun düşündü diye düşünüyorum, daha çok günbatımlarında.

Emrah Serbes*-*Erken Kaybedenler
 
Yaralı gözden çıkarken , göz pınarlarında büyükçe sivilceler çıkmış
yedi kandilli süreyya..
zühre..
hüznün antik kenti
kalu belada unuttuğum..ezel ve ebedimin başlangıcı..
hiç anlatılmamış yaşanmışlıklar kopardığım karın ağrım..
eylül defterleri hep kalabalık ama hiç yazılmamış..sevgili

atlar yaralandığında, özgürce koşturamayacaklarsa vurulmalı değil mi?
-çok acı çekiyorum.. beni vurur musun?
 
Az önce yine Franz Kafka 'nın Milenaya mektuplar kitabı ile göz göze geldim. Uzun bi süredir aynı yerde duruyor bir kaç kere okumaya yeltendim okudum da fakat yok devamını getiremiyorum. Aslında epeyce bir zaman alıp okumayı istediğim bi kitaptı ,indirim de denk gelince aldım yoksa alır mıydım bilmiyorum kitap almak için hep bir bahanem olması gerekiyormuş gibi hissediyorum. Bu kitapları sevmediğimden değil sanırım ben okumayı sevmiyorum o sayfalarda dünyanın en acıklı olayı da anlatılsa en mutlu olayı da anlatılsa bende her hangi bir his uyanmıyor. Ben duymak istiyorum seste ki o tınıyı,anlatılanların anlatana hissettirdikleri ne bileyim kitaplar bana yaşanmışlık hissi vermiyor sanki . Ben yaşanmışlık istiyorum ya yaşanmışlık hissi. Bir parka gidip hiç tanımadığım birini dinlemek istiyorum saatlerce. Yaşlı bir teyze olabilir üç çocuklu bir Anne olabilir, karısı tarafından terkedilmiş Bi adam olabilir. Bu yaşanmışlık merakı tutkusu hevesi bunun adı her neyse bende saçma sapan bir boyuta ulaşmak üzere. Yolda yürürken hep bir arayış içinde buluyorum kendimi içimde ki bu duyguyu bastıramayıp oturup insanları seyredebileceğim bir yer arıyorum buluyorum da ve oturup seyrediyorum sadece seyrediyorum.
Bazen düşünüyorum gerçekten merak mı ediyorum insanların neler yaşadığını? Başkalarında ki yaşanmışlıklara olan tutkum aslında ne? Bazen buna istemsiz bir şekilde cevap verirken yakalıyorum kendimi.. Sonra yavaşça kalkıp uzaklaşıyorum insanlardan..
Ve kendimden.
 
o üslupla nası yazar oldu bilemiyorum ben de şato ya devam edemiyorum 3 sayfayı 1 haftadır okuyorum olmuyo
en iyisi başka bi kitaba başlamak
 
Kendim için birşeyler yapmalıyım " şu cümleye uyuz olmaya başladım iyiden iyiye. O kadar uzun zaman geçmiş ki,kendim için bir şey yapmayalı. İnsan kendi için ne yapabilir ki? sorusunu bile sormaya başladım. Evet kendim için birşeyler yapmalıyım sanırım ve buna önce bu cümlenin anlamını öğrenmekle başlamalıyım.
 
Her gün biraz daha acır sonra, biraz daha ve biraz daha..
ama en sonunda ne olur biliyor musunuz..
geçmez..
Geçti sanırsın ama, geçmez..
örneğin, alışverişe çıkarsın bir mağazaya girersin..
öyle bir şarkı çalmaya başlar ki..
hatırlatır,dağıtır..
geçmez..
 
sana gelince...
ne ben sezarım,
ne de sen brütüssün...
ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
artık seninle biz,
düşman bile değiliz..
 
Geri