İnançsızlık ve cehennem hakkında..

Konu sahibi son olarak 62 gün önce görüldü

inançsızlara cehennemde sonsuz azap çektirilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

  • Adil bi durum, bence sorun yok.

    Kullanılan: 6 33.3%
  • Adil değil.

    Kullanılan: 4 22.2%
  • Kararsızım.

    Kullanılan: 0 0.0%
  • Bu bilgi-yorum yanlış, inanmayanlar da cennete gidebilirler.

    Kullanılan: 5 27.8%
  • Konu hakkında bilgim-fikrim yok. Ben bi araştırayım.

    Kullanılan: 0 0.0%
  • Bunlardan başka(Yazarsanız memnun olurum.)

    Kullanılan: 3 16.7%

  • Kullanılan toplam oy
    18
Yani yeni dogmus bir yahudi cocuk yahudi olarak olurse cehennemlik.. ve bu onun kaderi oluyor:)
Ben buna inanmiyorum. Kimse kesin hukumler veremez..

Henüz akıl baliğ olmamış bir çocuğun seçimlerinden dolayı sorumlu tutulacağı hatırladığım kadarıyla Kuranda belirtilmiyor. akıl gelişip olgunlaşma sürecine girdikten sonra tüm fiillerinin sorumluluğu yüklenir. Yani Yahudi bir çocuk öldüğünde onun cehenneme gideceğine dair tek bir bilgiye sahip değiliz.
 
Kuranla tanışmamışların, islamdan bihaber olanların, İslamiyet öncesinde yaşayanların, Hristiyan ve Yahudilerin akıbeti hakkında şu ayet de yeterince bilgi vermekte kanımca;

Muhakkak ki, âmenû olanlar ve yahudi, hristiyan ve sabii olanlardan kim, Allah'a ve ahiret gününe inandı ve ıslâh edici ameller işlediyse (nefsini tezkiye etti ise ), artık onların mükâfatları Rab'lerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar. Bakara/62
 
Bakara suresinin 62. Ayetinin öne sürüleceğini tahmin ediyordum. Tahminimi zaten mesajımda irdeledim. Önceki mesajımda şu şekilde belirttim :

"Bir başka görüş de Hristiyanlar ve Yahudiler ahirete iman ediyor ve iyi amelleri var ise bunların cennete alınabileceği söylemi."

Evet. Fakat bu apaçık bir şekilde Ali İmran suresi ile çelişmektedir.
İlgili Ayet : “Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, o kimseden bu din asla kabul edilmez ve o, âhirette kaybedenlerden olur.” (Âl-i İmran suresi, 85)

Efendim, bir yandan İslam'a mensup olmayanlar kaybeden olarak ilan ediliyor ve bu dinin asla kabul edilemeyeceği irdeleniyor, diğer yandan da bu kişiler ödüllendirilebiliyor. Bir yerde kapıyı kapattığını söylüyor, bir yerde kapıyı açtığını söylüyor. Hangisi işinize gelirse onu alın. =))

Genel itibariyle dinler ortaya çıktığı çağın koşullarına ve çağın kafa yapısına göre ortaya çıktığı için günümüzü yorumlayamayabilmektedir. Bu tür konularda genel itibariyle sıfatı imam, sahabe, şıh, şeyh vs olan biri çıkıp dini çağın koşullarına göre yorumlamaya çalışıyor. Daha önce de belirttiğim üzere, bu şekilde, sofistike davranan dincilerin reformist söylemleri ilk bakışta mantıklı tutarlı gibi görünse de üzerine gidildiğinde yeni sorunlar ortaya çıkmakta ve olayın üzerine örttüğü örtü bir anda çekilmektedir.

Peki, burada Ali İmran suresini görmezden gelip Bakara'nın 62. Ayetini tek başına ele alalım.

İlgili ayetin açılımı şöyledir: “Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri/mükâfatları Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de." (Bakara, 2/62)

Ayet sadece teizme mensup dinleri ve inanışları kapsıyor. Oysa dünya üzerindeki mevcut dinlerin belli bir kısmı teizme mensup. Buradan hareketle bazı olgular öne sürelim:

1- Britanya Ansiklopedisine göre yeryüzünde 10.000 e yakın birbirinden farklı inanç var.
2- Dünya nüfusunun 6,9 milyar olduğunu varsayalım. Bu nüfus üzerinden kendini deist, agnostik, ateist, panteist olarak tanımlayan 1 milyar insan var.
3- Kendini Hindu olarak tanımlayan 1 milyar insan var.
4- Kendini Budist olarak tanımlayan 500 milyon insan var.
5- Bu dinler dışında kendisini Yezidi, Samiri, Konfüçyusçu, Taoist, Şintoist, Rastafaryanist, Ching Hung, Şamanist, Vuducu, Maorist, Mormon, Yehova Şehidi vs vs olarak tanımlayan on milyonlarca insan var.

(Beşinci madde de saydığım dinler arasında Adem, Havva, cennet, cehennem gibi olaylar yok. Aksine önemli bir bölümünde bizim alıştığımız anlamda tanrı inancı yok. Tanrı yoksa bile ruhlar ve doğaüstü bazı unsurlar mevcut. Bu dinlerin sadık mensuplarından hangi birine sorsanız doğru din olan kendi dinleridir ve dünyayı bu dinin doğruları doğrultusunda yorumlamaya çalışırlar...)

Şimdi yukarıdaki olgular doğrultusunda bir anektod oluşturmaya çalışalım:

Efendim, islamiyet inancına göre cennet cehennem diye bir olay var. Bu cennete Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyenler kesinlikle alınmayacaktır. Kişi, bu iman etmeyenlerden biri ise ve cennet kapısına doğru yöneliyorsa cennetin bekçisi olan Rıdvan(a.s) kişiye "Teist olmayan giremez" levhasını gösterecek ve kişiyi diğer yere(muhtemelen cehenneme) yönlendirecek. Önce kişinin iman gücü hesaba alınacak. Dürüst, namusuyla yaşayan, ahlaklı, karıncayı bile incitmemiş, yardımsever biri olsa bile bu kişi geri gönderiliyor, imtihan sonucu baştan belli ediliyor, sınava kimlik kartsız girmiş muamelesi alıyor ve sonucu sıfır oluyor.

Bunun da adı adalet oluyor, vesselam...
 
Bir insanın içinde hardal tanesi kadar dahi Allah sevgisi olsa isterse milyarlarca yıl cehennemde yansın onun sonu kurtuluştur .
İnançsızlara gelince Allah inanmıyana azap var diyor bunu sana bildirmiş akıl vermiş inanmıyorsan o senin bileceğin iş bence yeterince Adil .
 
ben insan olarak dusundugum zaman hic te adil degil diyorum ve kuran da apacik yazan seyler in ucu acik degisken oldugunu dusunuyorum.
sonsuz merhameti olan bir allah tan bahsediyor kurani kerim.
 
Bakara bukara nereden bilsin fukara? İşiniz gücünüz makara kukara.

cig-kofte_1390318.jpg


Allah'ın merhameti yücedir. Az yanmış kıtır isterim.​
 
bir arkadaşım cehenneme odun olmaya gelmişiz demişti
dünyada da odun diyorlar zaten takma kafana dedim
 
müslüman bir hırsız ya da bir tecavüzcü, sürekli karısını döven bir adam, tartıda hile yapan bakkal, iş yerinde adamını kayıran patron tövbe ederlerse cennetin kapısı onlar için aralanıyor ama birçok hastalığa çare bulmuş ateist bir bilim adamının tek gidişlik bir bileti var: cehennem. bu teraziyi kabul edemiyorum.
 
Ben Allah olsam müslümanlari cennete almazdim. Şeytana taş atan adamlari niye toplayayim etrafima. Arafta biyerde bırakırdim
 
Sırf bu yüzden böyle bir olay varsa adaletsizliktir. Jonas Salk gibi dünyaya hepimizden faydası olmuş adamların cehennemde olması adaletsizlik geliyor.
 
Zulm etmiş, tecavüz etmiş, hırsılık yapmış, yemiş içmiş sıçmış başka bi halt etmemiş insanla insanlığa fayda sağlamış kişilerin aynı hiçliğe gidecekleri düşüncesi nasi adil geliyor peki ben de bunu anlamıyorum. Tüm bu kötülükleri yapanların hiçbir cezaya çarptırılmayacağı, yaptıklarının yanlarına kar kalacağı düşüncesi de bana adil gelmiyor.
Bu soruya da tam olarak adil ya da değil diyemiyorum maalesef. Aklımı kurcalayan sorulardan biridir kendisi.
 
Soru:Kâfirlerin cehennemde yanmaları adalet midir?
- Çevremdeki çoğu kişi inançsız. Benim kardeşlerim, akrabalar, tanıdıklar... Yani bunlar iyi insanlar.
- Şimdi bunların sırf Allah'a inanmıyorlar diye, bir gün değil, iki gün değil sonsuza kadar cehennemle cezalandırılması ihtimalini hangi vicdan kabul eder?
- Bunun neresi adalet?




Allah'ın üç çeşit sıfatları vardır:

1. Celali sıfatlar.
2. Cemali sıfatlar.
3. Kemali sıfatlar.

Bunların ilki olanları, azap, ceza, gibi durumları iktiza eder. İkinci gurupta olanlar ise, güzelliği, affediciliği ve letafeti gerektirir. Üçüncü çeşit sıfatlar ise, büyüklüğü azameti ister ve gerektirir.

İşte Allah'ın sonsuz merhameti olduğu gibi, sonsuz azap ediciliği de vardır. Biz bunu ihmal ediyoruz. Oysa Allah bütün bu sıfatlarla muttasıftır. Aşağıda mahşerdeki sıkıntılarla ilgili bir kaç madde mevcuttur. İnsanlar işledikleri suçlarının cezasını, bu suçu işledikleri zaman süresi kadar çekmiyorlar. İşledikleri suçun sonuçlarına göre cezasını çekiyorlar.

Bir adamı bir saniyede öldüren bir katilin bir saniye ceza çekmesi adalet olur mu? Kâfirin kısa gibi görünen bir zamanda işlediği cinayet çok büyüktür. Bu nedenle ebedi ve sonsuz olarak cehennmede kalması gerekir ki işlediği suçuna karşılık bir ceza olsun.

Esasen küfür öyle büyük bir cinayettir ki affedilmemesi gerekir. Ancak Allah'ın rahmeti gazabını geçtiği için o kâfirleri yok olmaktan kurtarıp hayatta kalmalarına müsaade ediyor. Nitekim bir tek adamı öldüren birisini idama mahkum etseler, tam idamını beklerken cezasının müebbet, yani ömür boyu hapse çevrildiğini duysa elbette sevinecektir. Bunun gibi yok olmayı hak etmiş bir kâfirin cezasının müebbete, yani ebediyen cehennemde kalmaya çevrilmesi de bir ikramdır.

- Kâfirin işlediği cinayet nedir?

Kainatta bulunan bütün varlıklar Allah'ın varlığına ve birliğine şahittirler. Bunları inkar eden bir adam kainat kadar cinayet işlemiş demektir. Ayrıca o varlıkların hukukuna bir hürmetsizlik ve saygısızlık olduğundan nihayetsiz bir cinayettir.

Bildiğiniz gibi, elmasla kömürün aslı karbondur. Ancak diziliş farklılığından dolayı biri elmas diğeri kömür oluyor. Şimdi kömür olmuş bir şeyin artık elmas olma ihtimali kalmamıştır. Ne kadar kalırsa kalsın o kömürdür. İşte insanın aslı da bu gibidir. Babası Âdem (as), yapısı topraktır. Ama diziliş farklılığından biri elmas gibi, diğeri de kömür gibi oluyor. İşte kafirliği seçip kafir olarak ölen birisinin mayası bozulduğundan ne kadar yaşarsa yaşasın elmas yani iman sahibi olma özelliğini kaybetmiştir. Bu nedenle ebedi de kalsaydı kafir olarak yaşayacaktı. Demek ki kafirin cinayeti sonsuzdur.

Allah insana sonsuz nimetler vermiştir. Örneğin bunlardan birisi sonsuzluk duygusudur. Bu duygu sonsuz olan Allah'ı ve ebedi yaşayacağımız ahiret alemlerinin varlığını anlayalım diye verilmiştir. Böyle sonsuz bir duyguyu inkar etmek ve bu nimete gerekli şükrü yapmamak sonsuz bir cinayettir.

Allah'ın zatı, sıfatları ve isimleri sonsuzdur. Sonsuz bir zatı ve sıfatlarını inkar etmek sonsuz bir cinayettir.

Bunlar gibi sonsuz cinayetleri işleyen birisine sonsuz bir cazanın verilmesi adalettir; yok etmeyerek müebbete çevirmesi ise Allah'ın bir ikramı ve lütfudur.

Bediüzzaman Hz. bir çok eserinde bu konuyu çeşitli yönleriyle ele almış ve aklı ikna, kalbi tatmin edecek izahlar getirmiştir.

Bir kâfir inkarıyla sonsuz cinayet işler. Çünkü:

- Vahdaniyet delillerine karşı küfür ile mukabele,
- Nimetlere karşı küfran ile mukabele,
- Mevcudatı kıymetsizlikle kâfirane ittiham ve tahkir,
- Esmâ-i İlâhiyenin tecelliyatını red ve inkâr.

Bunların her biri sonsuz bir cinayettir. Şöyle ki:

- Allah'ın varlığının ve birliğinin delilleri sonsuzdur. Bu kadar delilin inkâr edilmesi sonsuz bir cinayettir.

- Allah'ın nimetleri de sonsuzdur. "Organlarından, onları teşkil eden hücrelerinden, ruhuna ve ona takılan sayısız hissiyatına kadar; öte yandan, üzerinde sürekli seyahat ettiği dünyadan, her an içine çektiği havaya, geceden gündüze, güneşten aya kadar; diğer taraftan beslenmesi için önüne konulan sebzelerden, meyvelerden, süte, bala, helal etlere kadar uzanan sayısız nimetlere mazhar olan bir insan", bütün bunları inkâr edercesine, Allah'a isyan ederse, bütün nimetlere karşı küfran ile mukabele etmiş ve sonsuz bir cinayet işlemiş olur.

- Gerek kendi vücudumuzda görev alan varlıklar, gerekse bizi kuşatıp her yönden yardımımıza koşan mevcudat çok kıymetli eserlerdir. Hiçbirini yapmak beşer takati dahilinde değildir. Bu kadar mucizeleri ve onlara takılan hikmetleri, manaları, ihsanları hiç dikkate almamak, düşünmeye değer bulmamak yine sonsuz bir cinayettir.

- Her varlığın hakikati bir veya daha çok esmaya dayanır. Varlık âlemi İlâhî isimlerin tecellileriyle doludur. Bu varlıkları dikkate almamak, onlarda tecelli eden esmâyı isimleri dikkate almama manasına gelir. Bu ise Cenâb-ı Hakk'ın nihayetsiz izzetine karşı bir isyan mahiyeti taşımakla yine nihayetsiz bir cinayet olur. Bu varlıklardan en önemlisi insanın kendisidir. Allah'ın bütün isimlerine ayna olma şerefine eren, onun misafiri ve cennetine davetlisi olma lütfuna eren, taşıdığı istidadın ulviyetiyle arza halife olan insan, bu üstün mahiyetini ve kabiliyetini küfür ve isyan yolunda harcarsa, kendinde tecelli eden bütün isimlerin tecellilerini şer ve isyan yolunda kullanmış ve böylece o isimlere karşı büyük bir edepsizlik etmiş olur. Bu ise tek başına büyük ve sonsuz bir cinayettir.

Bediüzzaman Hz.'nin, kafir olarak ölen kimsenin neden ebediyen cehenemde kalması gerektiği ile ilgili açıklamalarıdan biri şöyledir:

"Sual: Bir kâfirin masiyet-i küfriyesi mahduddur, kısa bir zamanı işgal ediyor. Ebedî ve gayr-ı mütenahî bir ceza ile tecziyesi, adalet-i İlahiyeye uygun olmadığı gibi, hikmet-i ezeliyeye de muvafık değil. Merhamet-i İlahiye müsaade etmez?

Cevab: O kâfirin cezası gayr-ı mütenahî (sonsuz) olduğu teslim edildiği takdirde, kısa bir zamanda irtikâb edilen o masiyet-i küfriyenin, gayr-ı mütenahî bir cinayet olduğu altı cihetle sabittir:

Birincisi: Küfür üzerine ölen bir kâfir, ebedî bir ömür ile yaşayacak olursa, o gayr-ı mütenahî ömrünü behemehal küfür ile geçireceği şübhesizdir. Çünki kâfirin cevher-i ruhu bozulmuştur. Bu itibarla o bozulmuş olan kalbin gayr-ı mütenahî bir cinayete istidadı vardır. Binaenaleyh ebedî cezası, adalete muhalif değildir.

İkincisi: O kâfirin masiyeti; mütenahî bir zamanda ise de, gayr-ı mütenahî olan umum kâinatın vahdaniyete olan şehadetlerine gayr-ı mütenahî bir cinayettir.

Üçüncüsü: Küfür, gayr-ı mütenahî nimetlere küfran olduğundan, gayr-ı mütenahî bir cinayettir.

Dördüncüsü: Küfür, gayr-ı mütenahî olan zât ve sıfat-ı İlahiyeye cinayettir.

Beşincisi: İnsanın vicdanı, zahiren mütenahî ise de, bâtınen ebede bakıyor ve ebedi istiyor. Bu itibarla, gayr-ı mütenahî hükmünde olan o vicdan, küfür ile mülevves olarak mahvolur gider.

Altıncısı: Zıd zıddına muanid ise de, çok hususlarda mümasil olur. Binaenaleyh iman lezaiz-i ebediyeyi ismar ettiği gibi, küfür de âlâm-ı elîmeyi ve ebediyeyi âhirette intac etmesi şe'nindendir. Bu altı cihetten çıkan netice ve gayr-ı mütenahî olan bir ceza, gayr-ı mütenahî bir cinayete karşı ayn-ı adalettir." (bk. Nursi, İşaratü'l-İcaz)

- İnsan yok olmak ister mi?

1. İnsan şuurlu ve bilinçli düşününce sonsuz duygu ve düşüncelere sahip olduğunu görecektir. Yani ruhunda, ebedi ve sonsuz kalmak ve dostlarıyla devamlı beraber olmak arzusunu taşımaktadır. Bu nedenle şuurlu ve bilinçli olarak yok olmayı istemesi mümkün değildir. Nitekim idamı istenen bir adam, müebbet cezası verilmesini bir ikram olarak görmektedir. Nasıl ki uyku hissi gelince istemediği halde uyuyup kalıyor ve sorsanız uyumak istemediğini ve şoför ise kaza yapacağını bilir. Ancak o hisse dayanamayıp uyur ve kaza yapar. Yapacağı iş arabayı durdurup dinlenmek ve sonra yola çıkmaktır. Bunun gibi ölümü isteyen insanlar bir hastalık veya musibete dayanamadıkları için sanki yok olmak istediklerini zannederler. Halbu ki, manen biraz dinlenseler ve istirahat etseler, yokluğun ismini bile akıllarına getirmeyeceklerdir. Ayrıca yokluğu isteyenler sadece dünya hayatı açısından düşünüyorlar. Nasıl olsa ebedi bir hayat var diyerek içten içe bir ebedi ve sonsuz alemin hasretini çekerek bunu yapmak istiyorlar.

2. İnansın inanmasın hiçbir kimse yok olmayacaktır. Cennete veya cehenneme giden her insan ve cin ebedi olarak var olacak ve kendine verilen sonsuz duyguların karşılığını görecektir.

3. İnsan şuurlu düşününce yok olmak istemeyecektir ki, Allah yok etsin. Her çekirdekte bir ağaç olma özelliği vardır. Buna rağmaen bir çekirdeğin torbada dururken toprağa girip ağaç olmayı istememesi görünüşte normal görülebilir. Halbuki, ağacı görünce ne kadar yanlış düşündüğünü anlayacak ve özür dileyecektir. Burada dünya torbasında çekirdek gibi olan insanın, ebediyette ağaç olduğunu görünce nasıl özür dileyip yalvaracağını şimdiden anlamak zor değildir.

Kâfirlerin Haşirde Toprak Olmak İstemeleri:

Bir insan akıl ile değilde, his ile hareket ettiği zaman ne yapacağını bilmemekte, kendi lehinde ve aleyhinde bulunan bir şeyin farkına varamamaktadır. Bu nedenle ehl-i küfür olduğu halde, ahireti bilmediği halde, intihar edenlerin durumunun izahını bu şekilde yapmak mümkündür. Çünkü, bir hayvan bile hayatından memnun olsa, -mesela onu döveceğini ya da öldüreceğini bilse, kaçmaya çalışır. Demek hayatını sever- elbette insanların hayatından memnun olmaları daha çok beklenmektedir.

Ölümü isteyen akıl ve idrak değil, aksine akibeti görmeyen his ve hevestir.

Amme suresinde kafirlerin toprak olmayı istemeleri, yok olmayı istemek değil "keşke toprak gibi olsaydık da bu duruma düşmeseydik" anlamındadır. Nitekim yok olaydık değil, toprak olaydık diyecekler. Toprak olmak da bir var olmaktır.

Toprak olmayı istemeleri ikinci bir mana olarak, tevazulu olmayı arzulamak anlamında da olabilir. Yani: "Keşke dünyada gururlanmasaydım, azgınlıkla kafa tutmasaydım, alçak gönüllü olup Allah'a iman ve itaat etseydim." demektir.
 
Kâfirlerin ebedi cehennemde kalması nasıl adalet olur? Cehennem azabı neden ebedi olsun? Allah'ın şefkati anne şefkatinden daha çok olduğu halde, neden cehennemi yarattı?

İdamı hak etmiş bir kişiye, müebbet hapis cezası vermek bir rahmettir. Bu açıdan müebbet hapis demek olan cehennem de bir rahmettir. Bir anne, çocuğunun hayatının kurtulması için elinin, kolunun kesilmesine razı olmaz mı? Demek ki, daha büyük bir nimet için bazı şeyler göze alınabilmektedir. Kaldı ki bunlar çocuk değildir. Annesinin namusuna göz diken bir yetişkine hangi anne acır...

Konuyu bazı soru ve cevaplarla açıklamaya çalışalım:

Soru: Bir kâfirin küfür ile ilgili günahı mahduttur, kısa bir zamanı işgal ediyor. Ebedî ve sonsuz bir ceza ile cezalandırılması İlâhi adalete uygun olmadığı gibi, Ezeli hikmete de muvâfık değildir; merhamet-i İlâhiye müsaade etmez?..

Cevap: O kâfirin cezası gayrimütenahi olduğu ve kısa bir zamanda irtikâp edilen o küfrün, sonsuz bir cinayet olduğu altı cihetle sabittir:

Birincisi: Küfür üzerine ölen bir kâfir, ebedî bir ömürle yaşayacak olursa, o sonsuz ömrünü herhalde küfürle geçireceği şüphesizdir. Çünkü kâfirin cevher-i ruhu bozulmuştur. Bu itibarla, o bozulmuş olan kalbin sınırsız bir cinayete istidadı vardır. Binaenaleyh, ebedî cezası, adalete muhalif değildir.

İkincisi: O kâfirin günahı sınırlı bir zamanda ise de, sonsuz derecede büyük olan umum kâinatın, vahdaniyete olan şehadetlerine gayrimütenahi bir cinayettir.

Üçüncüsü: Küfür, sonsuz nimetlere hakaret olduğundan, sonsuz bir cinayettir.

Dördüncüsü: Küfür, sonsuz olan zat ve sıfât-ı İlâhiyeye cinayettir.

Beşincisi: İnsanın vicdanı, görünüşte sonlu ise de, gerçekte ebede bakıyor ve ebedi istiyor. Bu itibarla, sonsuz kabiliyeti olan o vicdan, küfürle pislenerek mahvolur, gider.

Altıncısı: Zıt, zıddına ters ise de, çok hususlarda aynı özellik taşır. Binaenaleyh iman, ebedi lezzetleri meyve olarak verdiği gibi, küfür de elim ve sonsuz elemleri âhirette intaç etmesi, şe'nindendir.

Bu altı cihetten çıkan netice ve gayrimütenahi olan bir ceza, gayrimütenahi bir cinayete karşı ayn-ı adalettir.

Bu konu ile ilgili başka bir sual:

- Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir zaman cehennemde hapis nasıl adalet olur?

Cevap: Sene, üçyüz altmış beş gün hesabıyla, bir dakikada cinayet, yedi milyon sekiz yüz seksen dört bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken; bir dakika küfür, bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfür ile ölen bir adam, kanun-u adaletle elli yedi trilyon iki yüz bir milyar iki yüz milyon sene beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstehak olur.

Elbette “Halidina fiha ebeden” adalet-i İlahî ile vech-i muvafakatı bundan anlaşılıyor.

"Birbirinden gayet uzak iki adedin sırr-ı münasebeti şudur ki: Katl ve küfür, tahrib ve tecavüz olduğu için, gayre tesirat yapar. Bir dakikada katl, lâakal zâhirî âdete göre on beş sene maktulün hayatını selbeder, onun yerine hapse girer. Bir dakika küfür, binbir esma-i İlahîyi inkâr ve nukuşlarını tezyif ve kâinatın hukukuna tecavüz ve kemalâtını inkâr ve hadsiz delail-i vahdaniyeti tekzib ve şehadetlerini reddetmek olduğundan kâfiri, binler seneden ziyade esfel-i safilîne atar, Halidine de hapseder."(Lem’alar, Yirmi Sekizinci Lem'a)

"Soru: Pekâlâ, o ebedî ceza hikmete muvafıktır; kabul ettik. Amma merhamet ve şefkat-i İlâhiyeye ne diyorsun?"

"Cevap: Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya yokluğa gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Varlığın -velev Cehennemde olsun- yokluktan daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira yokluk sırf şerr olduğu gibi, bütün musibet ve kötülüklerin de merciidir. Vücut ise, velev Cehennem de olsa, hayırdır. Buna binaen kâfirin meskeni Cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır."

"Fakat kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmişse de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateşle bir nevi ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları hayırlı amellerine mükâfaten, şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dair işârât-ı hadisiye vardır." (İşaratü'l-İ’caz, s.81)

Yukarıdaki soru ve cevaplardan sonra anlaşıldı ki, bir insanın sınırlı bir hayatta işlediği küfür suçu yüzünden ebedi cehennemde kalacaktır. Bu adamın imanı olmadığından cennete girmesi mümkün değildir. İşte yukarıda yapılan hesaplamalar ışığında, Rahmet-i ilahiyeyi de göz önünde bulundurmak suretiyle, cehenneme girecek insanların ebedi cehennemde kalsa bile ateşe ülfet edeceğini Bediüzzaman Hz., hadislere dayanarak bildiriyor. Bu cümlenin izahına gelince, iki – üç tarzda izahı yapıla bilir.

1. “Sebekat rahmeti ala gadabi”, meali: “rahmetim gazabımı geçti” hadis-i kudsisinden ders çıkarılabilir. Yani, Allah’ın rahmeti, belirli bir zaman sonra bu insanı rahatlatacak ve ateşe karşı bir ülfet verecektir. Yani, Allah gazabından ziyade rahmetiyle muamele edecektir. Çünkü yukarıdaki ifade de geçtiği gibi, dünyada yaptıkları iyiliklere mükafaten, merhamet-i ilahiyeye mahzar olacaklar.

Konuyla ilgili bir not:

Muhyiddin Arabî Hazretleri, “Onlar orada ebedî kalacaklardır.” mealindeki âyet-i kerimeyi tefsir ederken, kâfirlerin cehennemde ebedî kalmakla birlikte, azabı ebedîyen aynı seviyede tatmayacaklarını kaydeder ve zamanla oraya mahsus ayrı bir hayat çeşidine girip eski azaplarından bir bakıma kurtulmuş olacaklarını söyler. Nur Külliyatında geçen şu cümleler de o büyük velînin bu keşfini, az farkla, doğrular mahiyettedir:

Kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmiş ise de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nev’i ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden âzade olur.” (İşaratü’l-İ’caz, s.81)

“Evvelki şiddetlerden âzade olma” ifadesinden, azabın ebediyen devam edeceği, ama şiddetinin öncekilerden daha hafif olacağı anlaşılıyor. Muhyiddin Arabî Hazretleri ise azabın, yerini âdî, süflî, bayağı bir hayata bırakacağı ve kafirin cehennemde bu hâliyle ebediyen kalacağı kanaatindedir.

Nur Müellifi, naklettiğimiz ifadelerinin sonunda, buna dair “işarat-ı hadîsiye” olduğunu kaydeder. Sözü edilen hadisin metni hakkında bir bilgimiz yok. Ancak, Muyyiddin Arabî Hazretlerinin bu konuyu işlerken sıkça nazara verdiği bir hadis-i kutsî var; Üstad'ın sözünü ettiği hadis de o olsa gerek:

“Rahmetim gazabımı geçti.”

2. Adalet-i ilahiye noktasından bakılabilir. Yani bu insanın -yukarıda yapılan hesaplardan da anlaşılacağı gibi- yaptığı ve işlediği günahlardan dolayı azap görecektir. Ama bu insanlar, Bediüzzaman’ın dediği gibi, yaptıklarının cezasını çektikten sonra, ateşe ülfet yani alışma vermesi adaletinin neticesidir.

3. Kainatta ne varsa, Allah’ın bir ismini gösterir, onun aynasıdır. Bu durumda, cehennemde olan insanların da Allah’ın bazı isimlerine mahzar olması da mümkündür. Kim bilir belki de Allah’ın “Metin” ismine mazhariyet verilecek ve ateşe karşı dayanıklılık verilecektir. Keyfiyetini Allah bilir. Bize düşen iman etmek ve O dehşetli cehennemden kurtulmak için, ibadet, istiğfar ve taat siperine girmektir.
 
İlteber bi git yat allasen
 
Geri