İman ve İslam farklı mıdır?

Konu sahibi son olarak 2619 gün önce görüldü
Allah’a iman nedir ?

Allah’a iman nedir ? İmanın birinci şartı, Allah’a imandır. Amentü’deki, (billahi) ifadesi, Allahü teâlânın varlığına, birliğine inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir.

Her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Yerde ve göklerde bulunan bütün varlıkları, maddeleri, cisimleri, özellikleri, olayları, kuvvetleri, kanunları, bağlantıları yaratan, yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Her şeyi yaratan Allah’tır.) [Zümer 62]

(Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96]

(Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah’tır.) [Mümin 62]

(Allah her şeyin yaratıcısıdır. O birdir.) [Rad 16]

(Her şeyi O yaratmıştır.) [Enam 101]

(Yaratmak Ona mahsustur.) [Araf 54]
Allahü teâlâ birdir, Ondan başka ilah yoktur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(İlahınız bir tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur.) [Bekara 163]

(Allah’tan başka ilah yoktur.) [Bekara 255, Al-i İmran 2, Nisa 87, Taha 8, Tegabün 13]

(Ondan başka ilah yoktur.) [Al-i İmran 6,18, Enam 102, Tevbe 31, Hud 14, Rad 30, Müminun 116, Kasas 88, Fatır 3, Zümer 6, Mümin 3,62,65, Müzzemmil 9]

(Tanrı üçtür demeyin! Allah, ancak bir tek ilahtır.) [Nisa 171]

(O ancak bir tek ilahtır.) [Enam 19]

(İlahınız tek bir ilahtır.) [Nahl 22]

(İlahınız birdir.) [Saffat 4]

(O Allah birdir.) [Zümer 4]

(O Allah tektir.) [İhlas 1]

(İki ilah edinmeyin, O ancak bir ilahtır. O halde yalnız benden korkun.) [Nahl 51]

(Sizin ilahınız, elbette kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır.) [Taha 98]

(Ey Resulüm, senden önceki her peygambere, "Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk edin" diye vahyettik.) [Enbiya 25]


Allah’ı tanımak

Sual:
Allah’ı tanıyan kurtulur deniyor. Çoğu, Allah diyor, dua ediyor. Allah’ı tanımak ne demektir?

CEVAP


Allah demekle, dua etmekle, tanınmış olmaz. Mesela, ehl-i kitap da Allah diyor veya vehhabiler, hâşâ Allah göktedir diyorlar. Bazı kimseler de, tabiatı yaratıcı bilip, sıkışınca Allah diyorlar. Allahü teâlânın tek yaratıcı ve mutlak kudret sahibi olduğuna inanmıyorlar. Bunlar Allah’ı tanımış olmuyorlar.

Tanımak, Amentü’deki altı esasa dinimizin bildirdiği şekilde inanmakla olur. Tanımak, sevmek ve itaat etmektir. Onun emir ve yasaklarına meydan okuyan, inkâr eden, tanımış olmaz. Söz dinlemeyenin, mesela namaz kılmayanın Allah’ı tanıyorum demesi, yalancılık olur.
 
Allâh'a iman ne demektir?

İTİKAT

1. ALLÂH’A İMAN

* Allâh’a iman ne demektir?


Allâh’a iman, Allâh’ın varlığına, birliğine, ezeli ve ebedi olduğuna, yani varlığının bir başlangıcı ve sonunun bulunmadığına, eşinin, benzerinin, ortağının, çocuğunun olmadığına; varlığı kendinden olup varlığı için bir başka şeye muhtaç olmadığına, yaratılmış olan şeylerden hiç birine benzemediğine, dolayısıyla düşündüklerimizden ve hayalimize gelen şeylerin hepsinden başka olduğuna; her şeyi bildiğine, her şeyi gördüğüne, her şeyi işittiğine, duyduğuna, her şeye gücünün yettiğine, her şeyi yaratan olduğuna.. kısacası, her türlü eksiklikten uzak olduğuna yürekten, tereddütsüz bir şekilde inanmaktır. Ergenlik çağına ulaşmış her akıl sahibinin, Allâh’a bu şekilde inanması farzdır.
* Kur’an’da Yüce Allâh, kendisiyle ilgili olarak bazen “biz” ifadesini kullanmaktadır. Neden?

Kur’an-ı Kerim’de Allâh Teâlâ bazen, kendisiyle ilgili olarak “biz” ifadesini kullanması, O’nun azamet ve şanının yüceliğine işaret eder. Hemen bütün dillerde saygı ve yücelik ifadesi olarak bu tür ifade biçimine başvurulmaktadır.

Kur’an’da, Yüce Allâh’ın zat ve sıfatlarından bahseden ayetlerde genellikle tekil zamir, fiillerinden bahsedilirken ise bazen tekil, bazen de çoğul zamir kullanılmıştır. Nitekim, “Sizi Biz yarattık” (Vâkıa, 56/57), “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık” (Kâf, 50/6), “Andolsun, insanı Biz yarattık” (Kâf 50/16), “Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yarattı. Gökten de yağmur indirip, orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik” (Lokman 31/10), “Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alamet yaptık” (İsrâ 17/12) gibi, fiilleriyle ilgili âyetlerde, hem tekil, hem de çoğul zamir kullanılmıştır. Kendi zâtı ve uluhiyeti ile ilgili şu ayetlerde ise, tekil zamir kullanılmıştır: “Şüphe yok ki Ben, rabbinim senin.” (Tâ-hâ 20/12), “Şüphe yok ki Ben, Allah’ım, Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O halde bana ibadet et.” (Tâ-hâ 20/14), “O, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’tır.” (Haşr 59/22).
 
İman ve İslam farklı mıdır?

Sual:
Ehl-i sünnet âlimleri, imanı ve İslam’ı nasıl tarif etmiştir?
CEVAP
Ehl-i sünnet âlimleri, Peygamber efendimizin bildirdiği tarifi aynen aktarıyor. İman, Amentüde bildirilen altı esasa inanmaktır. Amentü olarak bildirilen hadis-i şerifin meali şöyledir:
(İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai]

Meşhur Cibril hadisi de, imanın ve İslam’ın şartlarını açıklıyor:

Hazret-i Ömer anlatır:
Bir gün, Resulullahın yanında oturuyorduk. Tanımadığımız bir adam gelip sordu:
- İslam ne demektir ya Resulallah?
- Kelime-i şehadet söylemek, her gün beş vakit namaz kılmak, Ramazan ayında oruç tutmak, zekat vermek ve gücü yeterse Hacca gitmek.

- Doğru söyledin. İman ne demektir? [Biz bu kimsenin hem sorup hem de doğru diye tasdik etmesine hayret ettik.]
- İman, Allah’a ve Meleklere ve Kitaplara ve Peygamberlere ve kıyamet gününe ve hayrın şerrin, Allah’ın takdiri ile olduğuna inanmaktır.

- Doğru söyledin. İhsan ne demektir?
- Allahü teâlâya, Onu görür gibi ibadet etmendir. Sen Onu görmüyor isen de, O seni hep görmektedir.

- Kıyamet günü ne zaman olacaktır?
- Bunu, kendisinden sorulan, sorandan daha iyi bilmez.

Kıyametin alametlerini sordu. Resulullah da bildirdi. O kimse gittikten sonra, Resulullah bize dönerek, (Bunları sorup giden, Cebrail aleyhisselam idi. Size dininizi bildirmek için gelmişti) buyurdu. (Müslim, Nesai, Ebu Davud, Tirmizi)

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Bazısı hayrın anahtarı, şerrin kilididir. Bazısı da, şerrin anahtarı, hayrın kilididir. Allah’ın hayrın anahtarını verdiği kimselere müjdeler olsun, şerrin anahtarlarını verdiği kimselere de yazıklar olsun.) [İbni Mace, Ebu Davud, Taberani, İbni Hibban]

Bu hadis-i şerif de gösteriyor ki, hayır da şer de Allah’tandır. Şu âyet-i kerime de, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğunu bildirmektedir:
(Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların hepsi helak olurdu. Fakat bize kavuşmayı ummayanları [ahireti, dirilmeyi inkâr edenleri] biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde bırakırız.) [Yunus 11]

Hayrı da şerri de yaratan Allah’tır. Kul hayır veya şer ister, Allah da kabul ederse kul irade-i cüziyyesi ile onu işler. Allah izin vermezse, kul hayrı da, şerri de işleyemez. Onun için Peygamberimiz, (Hayır da, şer de Allah’tandır) buyurmuştur. Yoksa kimseye zorla hayır veya şer işletmez. Öyle olsa, şer işleyen kimse, “falancaya hayır işlettin bana niye şer işlettin” der. Cebriye fırkası, hayrı da şerri de Allah zorla işletir der, Mutezile ise, hayra da şerre de Allah karışmaz, ikisini de kul yaratır der. Bunun ikisi de yanlıştır.

Sual: İman-İslam, Mümin-Müslüman aynı mıdır, ayrı mıdır?
CEVAP
İman, sözlükte, bir kimseyi tam doğru sözlü bilmek, ona inanmak, korkusuz olmak demektir. İslam ise, teslim olmak ve kurtulmak demektir. Istılahta yani deyim olarak farklıdır.

İman, Amentü’de bildirilen altı esasa inanmak ve Allahü teâlâ tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek, beğenmek ve inandığını dil ile de söylemek demektir.

Dinimizdeki hükümlerin tamamına İman ve İslam denir. Hepsi kısaltılarak, Amentü’de altı madde haline getirilmiştir. Amentü’de bildirilenlere inanana Mümin veya Müslüman denir. İman ve İslam birdir.

İman sadece inanmak, İslam da uygulamak olsa idi, İslam’ın şartı beş değil dört olurdu. Birinci şart kelime-i şehadet getirmek yani inanmak, ötekiler ise ameldir. Hepsine birden İslam’ın şartı deniyor. İman edip de diğer dört şartı da yapana Müslüman deniyor.

Amel edilecek, yani kalb ile ve beden ile yapılacak ve sakınılacak şeylere, İslamiyet denir. İman, kalb ile olur. İslam, kalb ve lisan ile birlikte olur. İman kalbe mahsustur. İslam ise, kalbin, lisanın ve bedenin umumuna şamildir. Kalbdeki iman ile kalbdeki İslam birbirlerinin aynıdır.

İman, muma benzer, Ahkam-ı İslamiye mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, İslamiyet’tir. İmansız, İslam olamaz. İslam olmayınca, iman da yoktur.

İman eden, Allahü teâlânın emirlerine teslim olur, yani Müslüman olur. Kısacası, her mümin Müslümandır; her Müslüman, mümindir. İman ve amel bilgilerine İslamiyet denir.

İman ve İslam
Sual:
Hucurat suresinde, (Bedeviler, “İnandık” dediler. De ki: Siz iman etmediniz; fakat “İslam olduk” deyin) deniyor. İmanla İslam, yani Müslümanla mümin farklı mı da böyle bildiriliyor?
CEVAP
Kelime olarak farklıysa da, mana olarak farklı değildir. İslam olmak, terim olarak değil de, kelime anlamı itibariyle, teslim olmak, boyun eğmek, anlaşmayı kabul etmek demektir. İslam kelimesinin manası bilinirse mesele kalmaz. Bu âyet-i kerimede, ganimet hevesiyle Müslüman görünen bazı Bedeviler, sadaka almak için, (Biz iman ettik) dedikleri zaman, onlara, (Hayır, siz iman etmediniz, kalben tasdik etmediniz, kılıç korkusundan ve İslam nimetinden faydalanmak için Müslüman göründünüz. İman ettik demeyin, biz size teslim olduk, boyun eğdik deyin) denmiştir.

Tefsir kitaplarında bildiriliyor ki:

Âyet-i kerime, Esed bin Huzeyme oğullarından, bedevi olan Araplar hakkında inmiştir. Bunlar, Resulullahın huzuruna bir kıtlık yılında gelmiş ve zahiren kelime-i şehadet getirmişti; ancak inanmış değillerdi. Medine yollarını pisliklerle berbat etmiş, fiyatların yükselmesine sebep olmuşlardı. Resulullaha, (Biz sana yüklerimizle, ailelerimizle birlikte geldik. Başkaları seninle çarpıştığı gibi, biz de seninle savaşmadık. Bunun için bize zekât mallarından bir şeyler ver) demeye ve Peygamber efendimize minnet etmeye başlamışlardı. Allahü teâlâ da, onlar hakkında bu âyet-i kerimeyi indirdi. Allahü teâlânın, (Fakat teslim olduk deyin) buyurması, (Öldürülmek ve çoluk çocuğumuz esir alınmak korkusuyla teslimiyet gösterdik deyin) demektir. İşte bu, münafıkların vasfıdır; çünkü onlar kalble tasdik etmeden, inanmış görünmekle, ölüm ve esaretten kurtuldular. İmanın gerçeğiyse, kalble tasdiktir. Müslüman olduk demek, Peygamberin getirdiklerini zahiren kabul etmektir. Bu da ancak, dünyada kişinin kanını dökülmekten kurtarır. (Kurtubi)

Sual: Hıristiyanlarla iman birliğimiz var diyen bir yazar, şunları yazıyor:
“Bir Alman Müslüman bana, (Sizler hep İslam’ı anlatıyorsunuz. Halbuki insanların ihtiyacı İslam’a değil, imanadır) dedi. Bir hoca da vaazında, (Yeryüzü bir kitaptır. Bitkiler, varlıklar da bu kitabın harfleridir, satırlarıdırlar. Bu kitabı iyi okuyan imanı öğrenir. Kâinatın bir yaratıcısı olduğunu anlar. Bitkiler çamur yer bize meyve verir. Hayvanlar ot yer, bize et verir, süt verir. Bunların bir yaratıcısı oluğunu düşünmek imandır) dedi. Bu hoca gibi kimse imanı anlatmıyor, herkes, imanı değil hep İslam’ı anlatıyor. Kaybımız da buradan oluyor.”
Şimdi soruyorum: İslam’ı anlatmak kayıp mıdır? İnsanların İslam’a ihtiyacı yok demek küfür değil midir? İman İslam’dan farklı mıdır?
CEVAP
Sadece Allah’ın varlığını anlatmak iman değildir. Bir Yahudi de, bir Hıristiyan da Allah’ın varlığına inanır. Çünkü kâinattaki her şey, bütün fen ilimleri, Allah’ın varlığını göstermektedir. İnsan aklı ile bir yaratıcının olduğunu bilebilir. Ama Allah’a nasıl iman edileceğini, nasıl ibadet edileceğini bilemez. Bunun için İslamsız iman olmaz. İman Amentüde bildirilmiştir. Amentü’deki altı esastan biri eksik olursa o iman olmaz. Sadece kâinat kitabını okumakla iman edilmiş olmaz. İmanın altı esasını anlatmak da yetmez. Elde edilen iman muhafaza edilmezse imanı anlatmanın ne önemi var?

İmanı muhafaza edebilmek için iki şey lazımdır:
1- Doğru imana yani Ehl-i sünnet itikadına sahip olmak.
2- Salih amellere sarılmak.

İman, muma benzer, ibadetler mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, İslamiyet’tir. Olmazsa fener, mum çabuk söner. İmansız İslam olmaz, İslam olmayınca, iman da yoktur. Bunun için Kur’an-ı kerimde, (İman edip salih amel işleyenler) ifadeleri geçmektedir. Demek ki imanı muhafaza edebilmek için, salih ibadetlere sarılmak şarttır. Bunun için de fıkhı iyi bilmek gerekir. Bilmeden yapılan ibadet boşa gider, hem de iman muhafaza edilemez. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dinin temel direği, fıkıh bilgisidir.) [Beyheki]

(Allah indinde en üstün kimse fakihtir.) [M.Zühdiyye] (Fakih = fıkhı bilen)

(İbadetlerin en kıymetlisi fıkhı öğrenmek ve öğretmektir.) [İbni Abdilberr]

(Âlimlerin en hayırlısı fakihlerdir.) [İ.Maverdi]

(Fıkhı bilmeden ibadet eden, gece karanlıkta bina yapıp, gündüz yıkana benzer.) [Deylemi]


Resulullah efendimiz fıkhı böyle överken, fakih için, Allah indinde en üstün kimse ve fıkıh için de, en kıymetli ibadet buyururken, fıkha ihtiyacımız yok diye fıkhı kötülemek elbette küfür olur.

İmam-ı a’zam hazretleri fıkıh için (lehine ve aleyhine olanı bilmektir) diyor. Kârını zararını bilmeden iş yapana deli denir. Dinde de kârını zararını bilmemek felakettir. Fıkıh bilmeden ibadet yapılamaz, iman da korunamaz. Allah’ın varlığını ispata çalışmakla da iman kurtarılmaz. Küfre düşürücü söz ve hareketleri bilmeyen her zaman küfre düşer. Mesela Allah düşünür demek veya İslamiyet bir düşünce sistemidir demek, ilahi şuur demek küfürdür. Allahü teâlâ, (İman edip salih amel işleyenler hariç herkes zarardadır) buyurdu. (Asr suresi)

Bir dinsiz de, kâinata bakarak bir yaratıcıyı kabul edebilir. Onun için sadece Allah’ın varlığını kabul etmek iman olmaz. İman kalb ile olur. İslam kalb ve dil ile birlikte olur. İman kalbe mahsustur. İslam ise, kalbin, dilin ve bedenin hepsine mahsustur. İman, altı şeyi öğrenip, bunlara inanmak demektir. İman eden, dinin emirlerine uyarak Müslüman olur. Cennete girme şartı müslüman olmaktır. İslam’ı bilmek ve uymak şarttır. Bir âyette, (Allah indinde hak din ancak İslam’dır) buyuruluyor. Yoksa İslamiyet niye geldi? Hâşâ Allahü teâlâ İslam’ı lüzumsuz yere mi gönderdi?

Sual: İmanın şartlarıyla İslam’ın şartları farklı olduğuna göre, imanla İslam farklı değil mi?
CEVAP
Hayır, farklı değildir. Âdem aleyhisselamdan beri, Allahü teâlâ yüzlerce hak din gönderdi. Hepsinin imanı müşterek idi. İmanda ayrılık olmaz. Bütün dinlerde imanın şartları, Amentü’nün esasları aynı idi. Şimdi, yediye çıkaranlar, beşe indirenler varsa da kıymetsizdir. Kalble, bedenle yapılması ve sakınılması lazım olan şeyleri farklı olduğundan, her dinin Müslümanlıkları da ayrıdır. Mesela âhir zaman Peygamberinin bildirdiği İslamiyet’te, İslam’ın şartı beş iken, diğer dinlerde farklı idi. Daha az veya daha çoktu. Mesela Musevilikte, İsevilikte hacca gitmek şartı yoktu. Namaz vakitleri ve rekât sayıları değişikti. Ama imanın şartında değişiklik yoktu, çünkü iman edilecek hususlar zamanla değişmez. İman, muma benzer. Dinin emir ve yasakları, mum etrafındaki fener gibidir. Mumla birlikte fener de, İslamiyet’tir. İmansız, İslam olamaz. İslam olmayınca, iman da yoktur.

Mümin ve Müslüman
Sual:
Kur’anda bir âyette, (Müslüman olarak can verin) dendiği halde, başka bir âyette ise, (Müminler kardeştir) deniyor. Bu, müminle Müslümanın farklı olduğunu gösterir mi?
CEVAP
Göstermez. İslam âlimleri, (Her mümin Müslümandır, her Müslüman mümindir) buyuruyor. Kelime olarak mümin, iman eden, imanın altı şartını kabul eden kimse demektir. Müslüman da, İslam’ın beş şartına inanan kimse demektir. Bir kimse, imanın altı şartına inanıp da İslam’ın beş şartına inanmazsa o kimse mümin de, Müslüman da olmaz. Tersine, bir kimse de İslam’ın beş şartına inansa, imanın altı şartına, hatta birine bile inanmasa, mümin de, Müslüman da olmaz.

İmam-ı Kurtubi hazretleri tefsirinde, (Müslüman olarak can verin) mealindeki âyet-i kerimenin, (Müminler olarak can verin) demek olduğunu bildiriyor. (Müminler kardeştir) mealinde âyet-i kerimenin tefsirinde ise, (Müslümanlar kardeştir) anlamına da geldiğini bildiriyor. Peygamber efendimiz de bu âyet-i kerimeleri, aynı şekilde açıklamıştır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Müslümanlar kardeştir. Takva hariç, biri ötekinden üstün değildir.) [Taberani]

(Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder.) [Buhari, Müslim]

(Müslüman Müslümanın kardeşidir. Kardeşine sattığı malın kusurunu gizlemesi helâl olmaz.) [Müslim]

(Müslüman kardeşini evinde ziyaret edip, yemeğinden yiyen, yemek yedirenden daha fazla sevab kazanır.) [Hatib]

(Müslüman kardeşine üç günden fazla dargın durmak helâl değildir.) [Ahmed]

(Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını gideren, hac ve umre sevabı kazanır.) [Hatib]


İslamiyet teslimiyettir
Sual:
İslamiyet’in kelime manası nedir?
CEVAP
İslamiyet, sulh ve sükûn içinde Allahü teâlâya tam bir teslimiyet demektir. Teslimiyeti tam olmayanlar başarısız olur. Kalıbıyla, kalbiyle, diliyle teslim olmayan hakiki Müslüman olamaz.
 
Allah’a iman nedir?

Sual:
Allah’a iman ne demektir?
CEVAP
İmanın birinci şartı, Allah’a imandır. Amentü’deki,(billahi) ifadesi, Allahü teâlânın varlığına, birliğine inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir.

Allahü teâlâ birdir, Ondan başka ilah yoktur. Her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Yerde ve göklerde bulunan bütün varlıkları, maddeleri, cisimleri, özellikleri, olayları, kuvvetleri, kanunları, bağlantıları yaratan, yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Her şeyi yaratan Allah’tır.) [Zümer 62]

(Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah’tır.) [Mümin 62]

Allah’ı tanımak
Sual:
(Allah’ı tanıyan kurtulur) deniyor. Çoğu, dua ediyor. Dua edenler Allah’ı tanımamış mı oluyor? Allah’ı tanımak ne demektir?
CEVAP
Allah demekle, dua etmekle, Allah tanınmış olmaz. Mesela, Ehl-i kitap da Allah diyor veya bid’at fırkaları da Allah diyor. Selefiler, (Allah gökte) diyor. Bazı kimseler de, tabiatı yaratıcı bilip, sıkışınca Allah diyorlar. Allahü teâlânın tek yaratıcı ve mutlak kudret sahibi olduğuna inanmıyorlar. Bunlar Allah’ı tanımış olmuyorlar.

Tanımak, önce Amentüdeki altı esasa dinimizin bildirdiği şekilde inanmakla olur. İkincisi, sevmek ve itaat etmek şarttır. Onun emir ve yasaklarına meydan okuyan, inkâr eden, Onu tanımış olmaz. Söz dinlemeyenin, mesela haramlardan kaçmayıp ibadetleri yapmayanın, (Ben Allah’ı iyi tanıyorum) demesi, yalancılık olur.

Allah'ı tanımak
Sual:
Allah'ı tanımak nasıl olur?
CEVAP
Allahü teâlânın zâtî ve sübutî sıfatları bilinirse mesele kalmaz. Her bakımdan Allah'ı tanımak mümkün olmaz. Mesela ezelîdir deniyor. Ezelî olmayı anlayamayız. İhlâs suresinde, (Doğmadı) buyuruluyor. Bunu da anlamak mümkün olmaz. Sadece inanacağız. Zatı hakkında bir şey düşünmek zararlı olur. Çünkü (O hiç bir şeye benzemez) buyuruluyor. O zaman bir şeye kıyas yapmak yanlış olur. Bunun için âlimlerimiz, (Allahü teâlâyı tanımak, anlaşılamayacağını anlamaktır. Yani akılla anlaşılmaz) buyurmuşlardır.
 
Geri