İlhan Selçuk Kimdir

Konu sahibi son olarak 2625 gün önce görüldü
İlhan Selçuk Kimdir

İlhan Selçuk Hayatı

İlhan Selçuk Hakkında

İlhan Selçuk Biyoğrafisi

1925 – 2010 Gazeteci, yazar.

Cumhuriyet gazetesi yazarı. Halen haftanın 6 günü (pazartesi hariç) yayımlanan “Pencere” köşesini yazan İlhan Selçuk, aynı zamanda gazetenin yayın kurulu başkanıdır.

1950′de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

Avukatlık, matbaacılık, dergi ve gazetelerde yazı işleri müdürlüğü yaptı. İlk yazıları 41 Buçuk isimli mizah dergisinde çıkmıştı (1952). 1963′den günümüze Cumhuriyet gazetesinde makale yazarlığını sürdürüyor.

Karikatürist Turhan Selçuk’un ve grafik sanatçısı Mengü Ertel’in eşi olan Ülfet Ertel’in kardeşidir.


2005 yılı içinde Hasan Cemal’in Cumhuriyet gazetesinde çalıştığı yılları kendi açısından anlattığı “Cumhuriyet’i çok sevmiştim” kitabında hakkında yer alan yorumlar medya dünyasında yeni bir polemiğin tarafı olmuştur.

İlhan Selçuk Eserleri



Enel Hakk’ın Hakkı (Cumhuriyet gazetesinde çıkmış, Alevi-Sünni konularında yazılmış çarpıcı yazıları içermektedir, bazı Bektaşi Fıkraları ile okuyucu eğlenerek bilgilendiriliyor)

Uzak Komşu Rusya’dan Gezi Notları (1967) (gezi notları)

Mustafa Kemal’in Saati (1969) (belgesel yazılar)

Yüzbaşı Selahattin’in Romanı (2 cilt, 1973/75) (roman)

Güzel Amerikalı (1976) (gezi notları)

Sovyetler, İran, Amerika İzlenimleri (1976) (gezi notları)

Yeni Kırallar, Yeni Soytarılar (1976) (belgesel yazılar)

Ağlamak ve Gülmek (1982) (belgesel yazılar)

Düşünüyorum Öyleyse Vurun (1984) (belgesel yazılar)

Görülmüştür (1986) (belgesel yazılar)

Ziverbey Köşkü (1987) (12 Mart dönemi tutukluluğu anıları)

Japon Gülü (198 (gezi notları)
 
İlhan Selçuk Öldü |21 Haziran 2010

94439201863ad391954bbef242716e90bidibiditarihtebugunorg.jpg


Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk, “çoklu organ yetmezliği” nedeniyle yaşamını yitirdi.

Türk gazeteci, yazar. Düzenli gazetecilik kariyerine 1961'de Akşam'da başladı; aynı yıl Tanin'e oradan Vatan'a , ertesi yıl Nadir Nadi'nin çağrısı üzerine Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başladı.

İlhan Selçuk, 12 Mart Muhtırası'ndan sonra "9 Mart Cuntası" içerisinde yer almaktan tutuklandı ve Ziverbey Köşkü'nde işkence gördü.

21 Mart 2008 tarihinde saat sabah 04:30 sıralarında Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alındı ve iki gün sorgulandıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

21 Haziran 2010 tarihinde ölen yazar, Hacıbektaş ilçesindeki "Yıldızlar Mezarlığı"na defnedildi.
 
ilhan_selcuk.jpg


İlhan Selçuk Kimdir - İlhan Selçuk'un Biyografisi, Eserleri, Kitapları

İlhan Selçuk, 1925 yılında Aydın'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. (1950) Avukatlık, matbaacılık, dergi ve gazetelerde yazı işleri müdürlüğü yaptı. İlk yazıları 41 Buçuk isimli mizah dergisinde çıktı.

(1952). Selçuk 1963 yılından vefat ettiği güne kadar Cumhuriyet gazetesinde yazmaya devam etti.


ESERLERİ

Uzak Komşu Rusya'dan Gezi Notları (1967) - Gezi notları

Mustafa Kemal'in Saati (1969) - Belgesel yazılar
Yüzbaşı Selahattin'in Romanı (2 cilt, 1973/1975) -


Roman


Güzel Amerikalı (1976) - Gezi notları

Sovyetler, İran, Amerika İzlenimleri (1976) - Gezi notları

Yeni Krallar, Yeni Soytarılar (1976) - Belgesel yazılar

Ağlamak ve Gülmek (1982) - Belgesel yazılar

Düşünüyorum Öyleyse Vurun (1984) - Belgesel yazılar
Görülmüştür (1986) - Belgesel yazılar

Ziverbey Köşkü (1987) - 12 Mart dönemi tutukluluğu anıları

Japon Gülü (1988) - Gezi notları

Enel Hakk'ın Hakkı - Cumhuriyet gazetesinde çıkmış, Alevi-Sünni konularında yazılmış çarpıcı yazıları içermektedir.

Bazı Bektaşi Fıkraları ile okuyucu eğlenerek bilgilendiriliyor.

İskele Sancak Sol - Sağ - Şeriat

Düşünüyorum Öyleyse Vurun


YENİ KİTAPLARI

Sovyetler, İran, Amerika İzlenimleri (1976), Yeni Kırallar, Yeni Soytarılar (1976), Ağlamak ve Gülmek (1982), Düşünüyorum Öyleyse Vurun (1984), Görülmüştür (1986), Ziverbey Köşkü (anı, 1987), Japon Gülü (1988).


İşte İlhan Selçuk'un veda yazısı

"Nalları havaya dikersek bozulmayalım, olur böyle şeyler..."

Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı ve Başyazarı İlhan Selçuk'un 14 Nisan 2008 tarihinde gazetesindeki "Pencere" isimli köşesinde ameliyat olmadan önce kaleme aldığı son yazısı...

“Arabayla asfalt yolda giderken birden karşına bir levha çıkar:

“Yol kapalı.”

Bozulursun..

Ama yapacağın bir şey de yoktur.

Bugün pazar!..

Pazartesi günü yürekten ameliyat olacağız, söylenenlere bakılırsa epey gıllıgışlı bir operasyonmuş, nalları havaya dikersek bozulmayalım, olur böyle şeyler...

Son haftalarda “nalları havaya dikmek” deyişini çok kullanmaya başladım. Benim hoşuma gidiyor; kimisi sevimsiz buluyor; ama, Türkçe mizahın başyapıtlarından biri...

İnsanlarla hayvanlar arasında eşitlik de sağlıyor...

Bektaşi’ye demişler ki:

- Nalları havaya dikenin nesine bakarsın?

- Sırtına.. demiş..

- Nasıl?

- Ya eyeri vardır, ya semeri...

Baba Erenler sınıfsallığı son nefeste bile unutmuyor, aşkolsun...

Gerçekte “nalları havaya dikmek” eğlencelidir, matraktır; ama, bizim temel felsefede böyle şey yok..

Ne var?

Ne olacak:

Enelhak...

Hiçbir din felsefesinin erişemediği bir öz...

Varlığın, evrenin, ruhun, maddenin, yerin, göğün, yaratanın, yaratılanın özdeşleştiği buluşmanın, birleşmenin, birliğin, tümleşmenin, eriyip kaynaşmanın dile daha yetkin ve güzel yansımasını düşünmek bile olanaksız...

Ortalıkta ne nal var..

Ne semer..

Ne eyer..

Neyin ne olduğunu bilen bilir, kimsenin kimseye malumatfuruşluk yapmaya hali yok, ayvayı bu dünyada yediğin zaman her şeyi anlarsın, edebiyata gerek yok...

Erenlere sormuşlar:

- Allah neden ölmüyor?..

Yanıt:

- Onun Allah’ı yok da ondan...

Eskiden Adana’da kafası kızan, Allah’a söverdi...

Ama bu Allah, kişinin öfkelenip bozulduğu keratanın Allah’ıydı:

- Ulan, senin Allah’ını, peygamberini, kitabını, cüdamını, yedi sülaleni, yetmiş yedi ceddini, vesaire...

Cevap:

- Ulan, ben de aynen seninkini...

Sonra?..

Ya bıçaklar oynaşır..

Ya ayırırlar..

Şimdi kaldı mı bilmem, böyle öfkeler...

Dur bakalım, şimdiden merak etmeye başladım.. yarın hekim takımı beni kesip biçecek, kolay iş değil, delip dikecek, ya da ben cahil kafamla öyle sanıyorum; peki ne olacak, gözümüzü tekrar açacak mıyız, yoksa ayvayı yiyecek miyiz?..

Biliyorum şimdi kimisi diyor ki:

- Aman canım, merak ettiğin şeye bak.. deli saçması...

Doğrudur...

Yaşamak nedir ki zaten?..

Fasa fiso...

Yaşamak nedir mi?..

Bir sabah kalktın, sevdiğin kadının gözünün altında derin bir çizgi gördün..

O da gördü mü?..

Görmez olur mu?..

Ya da henüz aynaya bakmadı..

Soru:

- Yaşlanıyor muyum?..

Sen görmezlikten geldin diyelim, o düşünüyor, dupduru ten nasıl böyle oldu?..

Nasıl olmasın ki, yaşıyorsunuz.

Kim bilir, belki gözü de teni de daha güzelleşti.

Ama şartlanmış bir kez.. Şartlanmışsınız.

Çizgilerin, yaşlılığın insana güzellik verdiğini kişinin kültürüne aşılayan estetik kültürüne erişmek için, insanların daha ne kadar yaşamalarına gerek var? 100 yıl, 1000 yıl?

İlkellik daha ne kadar sürecek?

Sürse de alt gözkapağının altındaki bir yeni çizginin insanı bu denli düşündürüp oyalaması, işte insanın gözeneklerine dek yaşamasıdır...

Yaşamak güzel şey Taranta Babu...

Dünyanın bugünkü kepaze haline insan bozuluyor, bir yanda açlıktan ölen çocuklar, yoksullar, bir yanda sayılamayacak kadar çok kadın köleler...

Öyle kadın köleler ki köleliklerinin bilincinde bile değiller...

Ve bu kadınlar saraylarda yaşıyorlar...

Dünya böyle kalmaz...

Biz de böyle kalmayız...

Hem kim kalmış ki canım..

Kim kalır ki...

Çok ermiş gelmiş geçmiş bu dünyadan...

Biri, 13. yüzyıl şairi Âşık Paşa ...

Der ki:

“Acı dirliğim isteyen

Tatlı dirilsin dünyaya

Kim ölümüm ister ise

Bin yıl ömür olsun ona”

Yine de tekerlemeye geliyorum:

Nalları dikmezsem..

Daha görüşürüz...

Dikersem, her ne kadar kusurumuz da olsa, affola...

İkisine de eyvallah...”

ALINTI
 
Geri