-
- Katılım
- Kasım 5, 2010
-
- Mesajlar
- 11,182
-
- Çözümleri
- 2
-
- Tepkime puanı
- 5,026
-
- Puanları
- 354
A. Genel Bilgiler
İklim, yeryüzünün herhangi bir yerinde, uzun yıllar boyunca, belirli ara*lıklarla, ölçülen veya gözlenen hava olaylarının ortalama durumu olarak ta*nımlanır.
İklimi; Güneş, atmosfer, hidrosfer, litosfer ve biyosferin kendi aralarında*ki ilişki ve etkileşimleri sonucu oluşan dünyadaki yaşamı yönlendiren ve kontrol eden doğal, bir sistem olarak değerlendirmek gerekir.
Dünya'mızın yaklaşık 4.5 milyarlık jeolojik tarihi boyunca, iklim sistemini oluşturan unsurlar arasındaki ilişkilerin bozulmasına bağlı olarak, iklimde bü*yük değişmeler olmuştur. Doğal olarak, bu değişiklikler sadece sıcaklık ve yağış koşullarındaki değişmelerle sınırlı kalmamıştır. Farklı dönemlerde görülen ik*limdeki değişmeler, özellikle buzul hareketleri ve deniz seviyesindeki değişme*ler nedeniyle yalnızca dünyanın görünümünü değiştirmekle kalmamış, ekolo*jik sistemlerde de büyük değişikliklere neden olmuştur.
Geçmişte olan değişmeler, iklimin kendi doğal değişkenliğidir ve doğrudan Güneş, atmosfer, ya da yerküre/atmosfer sisteminin Öteki bileşenlerindeki doğal değişikliklerle ilgilidir. Bunların arasında, jeomorfolojik ve klimatolojik sonuçlan en iyi bilinen iklim değişmeleri, günümüzü de içine alan Kuatemer (4.jeolojik zaman)'de olan değişmelerdir.
B. Geçmişte Yaşanan İklim Değişiklikleri
Zamanımızdan yaklaşık 2 milyon yıl önce karasal buzulların alçak enlemle*re doğru inmesiyle başlayan 4.zaman (Kuaterner), Buzul Çağı olarak da anıl*maktadır. Ancak bu çağı; buzulların devamlı geliştiği ve yeryüzünün her tarafı*nı kapladığı bir dönem olarak algılamamak gerekir. Bu çağda kutupların ve ka*raların büyük bir bölümünün örtü şeklindeki buzullarla kaplandığı dönemler olduğu gibi, buzulların inceldiği ve büyük çapta ortadan kalktığı dönemler de olmuştur.
Buzul ilerlemelerinin ve yayılmalarının görüldüğü zaman dilimine buzul dönemi (glasyal dönem), gerileme ve çözülmenin görüldüğü döneme ise; Bu*zullar arası dönem (interglasyal dönem) denilmektedir.
Buzul çağı boyunca çok büyük boyutta glasyal ve interglasyal dönemler ya*şanmıştır. Örneğin, zamanımızdan yaklaşık 18.000 ile 22.000 yıl önce, bütün Ku*zey Yarım Küreyi etkileyen ve Avrupa'yı tamamen kaplayan buzulların kalınlığı en yüksek değerine ulaşmış ve deniz seviyesi bugünküne göre 125 metre alçal-mıştır. Bugünkü Bering Boğazı tamamen kara parçası hâline gelmiş ve Sibirya ile Alaska birleşmiştir. Nitekim bu yoldan kolayca yapılan göç nedeniyle, Ame*rika yerlilerinin Asya kökenli olduğu söylenmektedir.
Günümüzden yaklaşık 14.000 yıl önce yeryüzündeki sıcaklık artmaya bu*zullar çekilmeye başlamıştır. 11.000 yıl kadar önce ise, sıcaklığın tekrar hızlı bir biçimde düşmesiyle ABD'nin kuzeydoğusu ve Avrupa'nın kuzeyi buzullarla ör*tülmüştür. Bu buzul ilerlemesinden 1.000 yıl sonra sıcaklık yavaş yavaş yüksel*miş ve günümüzden yaklaşık 8.000 yıl önce de, bu karasal buzullar tamamen or*tadan kalkmıştır.
Yüzyılımızdan 6.000-5.000 yıl önce, küresel ortalama yüzey sıcaklığı bu*günkünden 1°C daha yüksektir ve interglasyal peryodun veya Holosen (en son jeolojik devir)'in en sıcak dönemidir. Bu döneme Orta Holosen Maksimumu adı verilmektedir. Bu dönem bitkilerin geliştiği, çeşitli ekosistemlerin oluştuğu ve dünyanın bugünkü görünümüne yaklaştığı dönemdir. Bunun için bu zaman di*limi Klimatik Optimum olarak da adlandınlmaktadır.(OHver 2002)
Daha sonra iklimde bir soğuma dönemine girilmiştir. Küçük buzul çağı bu peryotta Alp buzulları gibi dağ buzulları yeniden oluşmuş, buna karşılık kara*lar üzerinde bir buzullaşma görülmemiş ve Kuzey Yarım Küre yaklaşık olarak bugünkü görünümüne kavuşmuştur.
Zamanımızdan yaklaşık 1.000 yıl önce, Kuzey Yarım Küre, nisbeten sıcak ve kurak bir iklime sahiptir. Sıcak ve kurak yazlar, soğuk olmayan ilkbaharlar yaşanmıştır. Ortaçağ Klimatik Optimumu dönemine rastlayan bu dönem, bir*kaç yüzyıl devam etmiştir.
1200'lü yıllarda ılıman, ama çok kuvvetli hava olaylarının görüldüğü, çok değişken bir iklim hâkimdir. Bu nedenle birkaç yüzyıl fırtına, yağış, sel ve ku*raklığın görüldüğü ekstrem sıcak ve soğuk yıllar birbirini takip etmiş ve özel likle Avrupa'da bu yıllarda çok büyük kuraklıklar yaşanmıştır.
1400-1550 yıllan arasında iklimde kararlı bir dönem yaşanırken, 1550'Ierin ortalarında ortalama sıcaklık düşmeye başlamış, bu soğuma eğilimi yaklaşık 300 yıl kadar devam etmiştir. Bu dönem Küçük Buzul Çağı olarak adlandırılmakta*dır. Bu süreçte Alp Buzulları daha da gelişerek, yamaçlardaki vadilere doğru ak*mış, sert ve uzun kışlar ile kısa ve yağışlı yazlar yaşanmıştır.
Bu dönem içinde 1816 yılının ayrı bir önemi vardır. Avrupa o yıl çok büyük bir kıtlık yaşamış, açlıktan çok sayıda insan ve hayvan ölmüştür. Yine ABD ve Kanada, Mayıs-Eylül arasında Arktik havanın baskınına uğramış, çok soğuk günler yaşanmış, bunun için bu dönem iklim tarihine Yazsız yıl olarak geçmiş*tir. Bu ülkelerde yaz döneminde 1.800 kişi donarak ölmüştür.
19. yüzyılın ortalarına kadar görülen ve yukarıda özetlenen iklim değişik*likleri, doğrudan doğal iç ve dış kuvvetlerle ilişkilidir. Yani insanların tarih sah*nesine çıkmasından sonra da uzunca bir süre iklimdeki değişmeler doğal yollar*la olmuştur. Ancak bu tarihten itibaren sanayi devrimiyle birlikte insanların, çe*şitli etkinliklerinin de iklimin üzerinde etkili olduğu bir döneme girilmiştir. Bu durum insanların 3 temel ihtiyacı olan beslenme, üreme ve barınma ihtiyacını karşılayabilmeleri ve her geçen gün yaşam standartlannı yükseltebilmeleri için doğayı tahrip ederek doğal dengeyi bozmalarından kaynaklanmaktadır.
Fosil yakıtların aşırı kullanımı, ormanların tahribi, yanlış arazi kullanı*
mı, Doğal kaynakların bilinçsizce tüketimi ve atmosfere salınan sera gazları
ile hızlı nüfus artışı, sanayi devriminden beri hızla atmosferin,dolayısıyla ik*
lim sisteminin doğal yapısınsına neden olan olaylardır.Özellikle atmosferde biriken sera gazlarının atmosferin doğal sera etkisini kuvvetlendir*
diği, küresel ortalama sıcaklıkta görülen artışın bundan kaynaklandığı iddia
edilmektedir.
Nitekim 1800'lü yılların sonlarında küresel ortalama sıcaklık yükselmeye başlamış, 1900 ile 1940 yılları arasında atmosferin alt kısımlarının ortalama sı*caklığı 0.5°C kadar artmıştır. Bu sıcak dönemden sonra 25 yıl süren bir soğuma dönemi yaşanmış, 1960 ve 1970 sonlarında ise bu soğuma dönemi sona ermiştir.
1970 ve 1980'lerde küresel ortalama yıllık sıcaklıkta yıldan yıla, bölgeden bölgeye çok değişen, dünyasal boyutta bir ısınma görülmüştür. Küresel ısınma özellikle 1980'li yıllardan sonra daha da belirginleşmiş, 1990'lı yıllarda en yük*sek değere ulaşarak yüzyılın en sıcak 10 yılı yaşanmıştır.
Eski iklim kayıtlarına göre, 20. yüzyılda görülen ısınmanın süresi ve değeri, son 1000 yılın herhangi bir döneminde görülenden daha fazladır.
20 yüzyıl 1000 yılın en sıcak yüzyılıdır. 1990'h yıllar en sıcak 10 yıl, 1998 en sıcak yıl, 2001 ise, ikinci en sıcak yıldır. (1998 yılındaki rekor düzeydeki sıcaklık artışına o yıl etkili olan El Nino olayı neden olarak gösterilmektedir.
Küresel, yıllık ortalama sıcaklık 1990 yılından 1998 yılma kadar yaklaşık 0,7°C artmıştır.
Küresel yıllık ve mevsimlik ortalama sıcaklıklar 1979-1998 döneminde bundan önceki herhangi bir dönemdekinden daha hızlı bir biçimde artmıştır.
20. yüzyılın başından beri Kuzey Yarım Küre'nin Doğu Asya dışındaki, orta ve yüksek enlemlerinde geniş karalar üzerindeki bulut kapalılığı %2 oranında artmıştır. Buna paralel olarak da buralarda yağışlarda hızlı bir artış olmuştur.
Geniş karalar üzerinde küresel boyutta bir ısınma gözlenmiştir. Şüphesiz küresel ortalama yeryüzü sıcaklığındaki artış dünyanın her yerinde aynı değer*de olmamıştır. Örneğin, uzun süreli ısınma eğilimi 40°-70° kuzey enlemleri ara*sındaki geniş kara parçalan üzerinde daha fazla olmuştur. Buna karşılık Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde, son 25-30 yıllık dönemde Türkiye'nin de yer aldığı Doğu Akdeniz ve Karadeniz havzalannda tam tersine bir soğuma eğilimi vardır. Bunun atmosferde, dış kaynaklı uçucu küçük parçacıkların birikiminden bozulan radyasyon koşullan sonucu ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Bu böl*gelerde atmosferdeki çeşitli gazların ve partiküllerin yoğunluğunun önümüz*deki yıllarda da artması beklenmektedir. Ancak artan sera etkisi nedeniyle yine de bu bölgelerin, diğer bölgelere göre daha az olmakla beraber ısınacağı tahmin edilmektedir.
1970'lerden beri süren çalışmalarda, elde edilen yapay uydu görüntüleri de değerlendirilerek artan sıcaklığa paralel olarak değişik bölgelerdeki kar örtü*sünde bir azalma, buzullarda ise incelme ve geriye çekilme görülmüştür. Örneğin; Kuzey Kutbu'ndaki deniz buzullannın alansal yayılışında her 10 yılda, ortalam %2.7 oranında, Alp Dağları ve Himalalar üzerindeki buzullarda ise önemli oranda hem alansal hem de hacimsel bir azalmanın olduğu gözlenmeş-tir. Yine ABD Deniz Kuvvetleri'nin elde ettiği sonar verilerine göre Kuzey Buz Denizi'ndeki buzların kalınlıklarında geçen 20-30 yıllık dönemde 2-3 metreye varan bir azalma ile Bering Denizi'ndeki buz örtüsünde %5'lik bir azalma olmuştur. Buna karşılık Antarktika deniz buzlanda bir değişme tespit edileme*miştir.
• 20. yüzyıl boyunca deniz seviyesinde yılda ortalama 1.0 ile 2.0 mm ara*
sında bir yükselme gözlenmiştir. Bu artış 19. yüzyıl boyunca görülen artıştan
daha fazladır. 20. yüzyıl boyunca görülen 10-25 cm arasındaki bu yükselmenin,
geçmiş 300 yıldaki küresel ısınmadan mı, yoksa yer kabuğundaki hareketlerden
mi kaynaklandığı henüz bilinmemektedir.
Son yıllarda Dünya'nm bazı bölgelerinde daha çok hissedilen ve belirlenen iklim değişikliği özellikle de sıcaklık artışı, bir çok fiziki ve biyolojik sistemle*ri etkilemiştir.
Bunun önemli sonuçlarını aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.
Orta enlemler yüksek enlemlere doğru genişlemiştir.
Bazı bitki ve hayvanların sayısı azalmıştır.
Yeryüzü ve troposferdeki sıcaklık artışı nedeniyle kar ve buz örtüleri alansal ve hacimsel olarak azalmıştır.
Nehirlerde ve göllerde geç donma, erken çözülme gözlenirken, buzullar*da bir gerileme görülmüştür.
Geçen 30 yıl içinde dünyanın farklı bölgelerinde olağanüstü hava olayları yaşanmıştır. Kuraklıklar tropikal siklonik fırtınalar, seller gibi daha bir çok hava ve iklimle ilgili doğal afetler, daha sık ve etkili olarak görülmüştür.
Küresel boyutta geçen 10 yıl boyunca atmosfer kökenli afetlerin sayısı iki kat artmıştır. Sürekli kuraklık ve çölleşme, 1.2 milyar insanın yaşamını tehdit etmektedir. Bir tek 1997-1998 El Nino olayı tahminen 110 milyon insanı etkile*miş, 100 milyar ABD dolar ekonomik kayba neden olmuştur. 1950-1999 yılları arasındaki hava iklimle ilgili doğal afetlerin neden olduğu ekonomik zarar 960 milyar ABD doları civarındadır.
Bir çok tropikal hastalık yüksek enlemlere ve kutuplara doğru yayılmış, salgın hastalıklarda gelişen teknolojiye rağmen bir artış olmuştur.
1861 yılından beri yapılan sıcaklık ölçümlerine göre, 1998 yılından sonra en sıcak yıl olan 2001 yılında 2371 kişi yaşamını yitirmiş, 13 milyar ABD dolan ekonomik kayıp olmuştur (Cornford, 2002) (Tablo 32). Buna karşılık dünyanın değişik bölgelerinde bu tür doğal afetlerde, 1998 yılında 42.000,1999'da 45.000,
2000 yılında ise 4.000 kişi ölmüş, 1998 yılında 75 milyon, 1999'da 21 milyon ve 2000 yılında ise 13 milyon ABD doları ekonomik kayıp yaşanmıştır.
C. İklim Değişikliklerinin Nedenleri
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nde İklim deği*şikliği; Karşılaştınlabilir bir zaman peryodunda gözlenen doğal iklim değişken*likleri ile, doğrudan ya da dolaylı olarak küresel atmosferin doğal yapısını bo*zan insan etkinlikleri sonucunda, iklimde oluşan değişikliklerin bütünü olarak tanımlanmıştır.
Tanımdan da anlaşılacağı gibi, doğanın evrimi gereği iklim sistemini oluş*turan unsurlar arasındaki ilişkilerin doğal yollarla bozulması kaçınılmazdır. Za*ten insanların doğa üzerinde etkili olduğunu veya onu yönlendirebileceğini san*dığı zamana kadar olan dönemde iklim, daha önce de açıklandığı gibi, doğru*dan doğal olaylar sonucu değişmiştir. Ancak yine tanımda insan etkinliklerin*den kaynaklanan olaylar sonucunda da iklimde değişmelerin olabildiği vurgu*lanmaktadır. Nitekim Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 1995 II. Değerlendirme Raporu'nda geçtiğimiz yüzyılda görülen iklim değişikliği üzerinde insan etkinliklerinin büyük etkisi olduğu belirtilmiş tir. Hattâ insanlann etkisiyle oluşabilecek iklim değişikliğine bağlı olarak ya*şanacak doğal afetlerin ve bunların yaratacağı ekolojik, ekonomik ve sosyal sorunların 21. nci yüzyılda yaşanabilecek sorunların en ağın olacağı vurgu*lanmıştır.
Buraya kadar olan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi iklim değişikliğinin nedenleri esas olarak doğal ve insan kaynaklı etkenler olmak üzere iki başlık altında toplanabilir.
Doğal Etkenler
Doğal etkenler, iklim sistemini oluşturan, atmosfer, hidrosfer ve yer küre ile bu kürelerin yaşam alanİanndan oluşan biyosferin doğal yapısını bozarak bunların arasındaki doğal dengeyi etkileyen bütün doğal olaylardır. Bunlar Dünya'mızı oluşturan bu katmanların kendilerinden kaynaklanan, olayları içer*mektedir.
Güneş'ten atmosferin üst sınırına gelen enerji miktarındaki (Güneş sabi-tesi-2 cal/cm2/dakika) değişme, volkanizma, depremler, doğal orman yangınla-n gibi daha birçok olay, hassas bir denge üzerine oturmuş olan iklim sistemin*de bozulmalara neden olan doğal olaylardır (Daha önce bu konuda yeterli bilgi verilmiştir).
İnsan Kaynaklı (yapay-antropojenik) Etkenler
Bunlar, iklim sistemini oluşturan unsurlann ve özellikle de yaşam için vaz*geçilmez bir ortam oluşturan atmosferin, doğal yapısının bozulmasına neden olan, insanlann değişik etkinlikleri (sosyolojik, teknolojik) ile ortaya çıkan olaylann bütünüdür. İnsanlann hemen her türlü etkinliği sonucunda iklim sis*teminin bozulmasına neden olabilecek olaylar ortaya çıkmaktadır. Bunların için*de çok önemli olanlan aşağıda ana başlıklar halinde verilmiştir.
• Atmosferin Doğal Sera Etkisinin Değişmesi
İklim sistemi içinde atmosferin ve yeryüzünün ısınması, atmosferin doğal sera etkisi özelliği nedeniyle olmaktadır. Güneş'ten Dünya'ya gelen enerji ile Dünya'dan uzaya geri verilen enerjinin denk olması, atmosferin doğal yapısının korunmasıyla mümkündür. Atmosferi oluşturan gazlann oranlarında olabile*cek bir değişiklik bu dengeyi bozacaktır. Bu da küresel ölçekte sıcaklığın artma*sına veya azalmasına neden olacaktır. Bu denge ise atmosferin doğal sera özel*liğiyle korunmaktadır. Bu konunun iyi anlaşılabilmesi için önce atmosferin sera etkisinin ne olduğunun bilinmesi gerekir.
Sera Etkisi: Atmosferde bulunan ve doğal sera gazlan olarak adlandırılan su buharı (Hp), Karbondioksit (CÖ2), ****n (CH4), azotoksit (N20) ve Ozon (03) gibi gazlar, Güneş'ten doğrudan gelen kısa dalgalı ışınların büyük bir kıs*mının yeryüzüne ulaşmasını sağlarken, yerin ısınmasından sonra atmosfere ge*ri verilen uzun dalgalı radyasyonun (yer radyasyonu)da büyük bir kısmını tut*maktadır. Atmosferin bu özelliğine atmosferin doğal sera özelliği denir. Yeryü*zü ve atmosferin ısınması bu yolla tutulan enerjiyle olmaktadır.
Güneş'ten doğrudan gelen enerjinin ne kadar büyük bir kısmı yeryüzüne kadar ulaşarak orada emilirse, yer o kadar ısınacak ve atmosfere o kadar çok enerji verilecek, dolayısıyla atmosfer de o kadar çok ısınacaktır. Ancak atmosfer*deki doğal sera gazlarının miktarında bir artış olursa, yerden verilen enerjinin (uzun dalgalı yer radyasyonunun) daha büyük bir kısmı atmosfer tarafından tu*tulacak dolayısıyla atmosferin alt katlan daha çok ısınacaktır. Yer Küre'nin nor*malden daha fazla ısınmasını sağlayan bu olay da atmosferin sera etkisi olarak adlandınlmaktadır.
İklim, yeryüzünün herhangi bir yerinde, uzun yıllar boyunca, belirli ara*lıklarla, ölçülen veya gözlenen hava olaylarının ortalama durumu olarak ta*nımlanır.
İklimi; Güneş, atmosfer, hidrosfer, litosfer ve biyosferin kendi aralarında*ki ilişki ve etkileşimleri sonucu oluşan dünyadaki yaşamı yönlendiren ve kontrol eden doğal, bir sistem olarak değerlendirmek gerekir.
Dünya'mızın yaklaşık 4.5 milyarlık jeolojik tarihi boyunca, iklim sistemini oluşturan unsurlar arasındaki ilişkilerin bozulmasına bağlı olarak, iklimde bü*yük değişmeler olmuştur. Doğal olarak, bu değişiklikler sadece sıcaklık ve yağış koşullarındaki değişmelerle sınırlı kalmamıştır. Farklı dönemlerde görülen ik*limdeki değişmeler, özellikle buzul hareketleri ve deniz seviyesindeki değişme*ler nedeniyle yalnızca dünyanın görünümünü değiştirmekle kalmamış, ekolo*jik sistemlerde de büyük değişikliklere neden olmuştur.
Geçmişte olan değişmeler, iklimin kendi doğal değişkenliğidir ve doğrudan Güneş, atmosfer, ya da yerküre/atmosfer sisteminin Öteki bileşenlerindeki doğal değişikliklerle ilgilidir. Bunların arasında, jeomorfolojik ve klimatolojik sonuçlan en iyi bilinen iklim değişmeleri, günümüzü de içine alan Kuatemer (4.jeolojik zaman)'de olan değişmelerdir.
B. Geçmişte Yaşanan İklim Değişiklikleri
Zamanımızdan yaklaşık 2 milyon yıl önce karasal buzulların alçak enlemle*re doğru inmesiyle başlayan 4.zaman (Kuaterner), Buzul Çağı olarak da anıl*maktadır. Ancak bu çağı; buzulların devamlı geliştiği ve yeryüzünün her tarafı*nı kapladığı bir dönem olarak algılamamak gerekir. Bu çağda kutupların ve ka*raların büyük bir bölümünün örtü şeklindeki buzullarla kaplandığı dönemler olduğu gibi, buzulların inceldiği ve büyük çapta ortadan kalktığı dönemler de olmuştur.
Buzul ilerlemelerinin ve yayılmalarının görüldüğü zaman dilimine buzul dönemi (glasyal dönem), gerileme ve çözülmenin görüldüğü döneme ise; Bu*zullar arası dönem (interglasyal dönem) denilmektedir.
Buzul çağı boyunca çok büyük boyutta glasyal ve interglasyal dönemler ya*şanmıştır. Örneğin, zamanımızdan yaklaşık 18.000 ile 22.000 yıl önce, bütün Ku*zey Yarım Küreyi etkileyen ve Avrupa'yı tamamen kaplayan buzulların kalınlığı en yüksek değerine ulaşmış ve deniz seviyesi bugünküne göre 125 metre alçal-mıştır. Bugünkü Bering Boğazı tamamen kara parçası hâline gelmiş ve Sibirya ile Alaska birleşmiştir. Nitekim bu yoldan kolayca yapılan göç nedeniyle, Ame*rika yerlilerinin Asya kökenli olduğu söylenmektedir.
Günümüzden yaklaşık 14.000 yıl önce yeryüzündeki sıcaklık artmaya bu*zullar çekilmeye başlamıştır. 11.000 yıl kadar önce ise, sıcaklığın tekrar hızlı bir biçimde düşmesiyle ABD'nin kuzeydoğusu ve Avrupa'nın kuzeyi buzullarla ör*tülmüştür. Bu buzul ilerlemesinden 1.000 yıl sonra sıcaklık yavaş yavaş yüksel*miş ve günümüzden yaklaşık 8.000 yıl önce de, bu karasal buzullar tamamen or*tadan kalkmıştır.
Yüzyılımızdan 6.000-5.000 yıl önce, küresel ortalama yüzey sıcaklığı bu*günkünden 1°C daha yüksektir ve interglasyal peryodun veya Holosen (en son jeolojik devir)'in en sıcak dönemidir. Bu döneme Orta Holosen Maksimumu adı verilmektedir. Bu dönem bitkilerin geliştiği, çeşitli ekosistemlerin oluştuğu ve dünyanın bugünkü görünümüne yaklaştığı dönemdir. Bunun için bu zaman di*limi Klimatik Optimum olarak da adlandınlmaktadır.(OHver 2002)
Daha sonra iklimde bir soğuma dönemine girilmiştir. Küçük buzul çağı bu peryotta Alp buzulları gibi dağ buzulları yeniden oluşmuş, buna karşılık kara*lar üzerinde bir buzullaşma görülmemiş ve Kuzey Yarım Küre yaklaşık olarak bugünkü görünümüne kavuşmuştur.
Zamanımızdan yaklaşık 1.000 yıl önce, Kuzey Yarım Küre, nisbeten sıcak ve kurak bir iklime sahiptir. Sıcak ve kurak yazlar, soğuk olmayan ilkbaharlar yaşanmıştır. Ortaçağ Klimatik Optimumu dönemine rastlayan bu dönem, bir*kaç yüzyıl devam etmiştir.
1200'lü yıllarda ılıman, ama çok kuvvetli hava olaylarının görüldüğü, çok değişken bir iklim hâkimdir. Bu nedenle birkaç yüzyıl fırtına, yağış, sel ve ku*raklığın görüldüğü ekstrem sıcak ve soğuk yıllar birbirini takip etmiş ve özel likle Avrupa'da bu yıllarda çok büyük kuraklıklar yaşanmıştır.
1400-1550 yıllan arasında iklimde kararlı bir dönem yaşanırken, 1550'Ierin ortalarında ortalama sıcaklık düşmeye başlamış, bu soğuma eğilimi yaklaşık 300 yıl kadar devam etmiştir. Bu dönem Küçük Buzul Çağı olarak adlandırılmakta*dır. Bu süreçte Alp Buzulları daha da gelişerek, yamaçlardaki vadilere doğru ak*mış, sert ve uzun kışlar ile kısa ve yağışlı yazlar yaşanmıştır.
Bu dönem içinde 1816 yılının ayrı bir önemi vardır. Avrupa o yıl çok büyük bir kıtlık yaşamış, açlıktan çok sayıda insan ve hayvan ölmüştür. Yine ABD ve Kanada, Mayıs-Eylül arasında Arktik havanın baskınına uğramış, çok soğuk günler yaşanmış, bunun için bu dönem iklim tarihine Yazsız yıl olarak geçmiş*tir. Bu ülkelerde yaz döneminde 1.800 kişi donarak ölmüştür.
19. yüzyılın ortalarına kadar görülen ve yukarıda özetlenen iklim değişik*likleri, doğrudan doğal iç ve dış kuvvetlerle ilişkilidir. Yani insanların tarih sah*nesine çıkmasından sonra da uzunca bir süre iklimdeki değişmeler doğal yollar*la olmuştur. Ancak bu tarihten itibaren sanayi devrimiyle birlikte insanların, çe*şitli etkinliklerinin de iklimin üzerinde etkili olduğu bir döneme girilmiştir. Bu durum insanların 3 temel ihtiyacı olan beslenme, üreme ve barınma ihtiyacını karşılayabilmeleri ve her geçen gün yaşam standartlannı yükseltebilmeleri için doğayı tahrip ederek doğal dengeyi bozmalarından kaynaklanmaktadır.
Fosil yakıtların aşırı kullanımı, ormanların tahribi, yanlış arazi kullanı*
mı, Doğal kaynakların bilinçsizce tüketimi ve atmosfere salınan sera gazları
ile hızlı nüfus artışı, sanayi devriminden beri hızla atmosferin,dolayısıyla ik*
lim sisteminin doğal yapısınsına neden olan olaylardır.Özellikle atmosferde biriken sera gazlarının atmosferin doğal sera etkisini kuvvetlendir*
diği, küresel ortalama sıcaklıkta görülen artışın bundan kaynaklandığı iddia
edilmektedir.
Nitekim 1800'lü yılların sonlarında küresel ortalama sıcaklık yükselmeye başlamış, 1900 ile 1940 yılları arasında atmosferin alt kısımlarının ortalama sı*caklığı 0.5°C kadar artmıştır. Bu sıcak dönemden sonra 25 yıl süren bir soğuma dönemi yaşanmış, 1960 ve 1970 sonlarında ise bu soğuma dönemi sona ermiştir.
1970 ve 1980'lerde küresel ortalama yıllık sıcaklıkta yıldan yıla, bölgeden bölgeye çok değişen, dünyasal boyutta bir ısınma görülmüştür. Küresel ısınma özellikle 1980'li yıllardan sonra daha da belirginleşmiş, 1990'lı yıllarda en yük*sek değere ulaşarak yüzyılın en sıcak 10 yılı yaşanmıştır.
Eski iklim kayıtlarına göre, 20. yüzyılda görülen ısınmanın süresi ve değeri, son 1000 yılın herhangi bir döneminde görülenden daha fazladır.
20 yüzyıl 1000 yılın en sıcak yüzyılıdır. 1990'h yıllar en sıcak 10 yıl, 1998 en sıcak yıl, 2001 ise, ikinci en sıcak yıldır. (1998 yılındaki rekor düzeydeki sıcaklık artışına o yıl etkili olan El Nino olayı neden olarak gösterilmektedir.
Küresel, yıllık ortalama sıcaklık 1990 yılından 1998 yılma kadar yaklaşık 0,7°C artmıştır.
Küresel yıllık ve mevsimlik ortalama sıcaklıklar 1979-1998 döneminde bundan önceki herhangi bir dönemdekinden daha hızlı bir biçimde artmıştır.
20. yüzyılın başından beri Kuzey Yarım Küre'nin Doğu Asya dışındaki, orta ve yüksek enlemlerinde geniş karalar üzerindeki bulut kapalılığı %2 oranında artmıştır. Buna paralel olarak da buralarda yağışlarda hızlı bir artış olmuştur.
Geniş karalar üzerinde küresel boyutta bir ısınma gözlenmiştir. Şüphesiz küresel ortalama yeryüzü sıcaklığındaki artış dünyanın her yerinde aynı değer*de olmamıştır. Örneğin, uzun süreli ısınma eğilimi 40°-70° kuzey enlemleri ara*sındaki geniş kara parçalan üzerinde daha fazla olmuştur. Buna karşılık Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde, son 25-30 yıllık dönemde Türkiye'nin de yer aldığı Doğu Akdeniz ve Karadeniz havzalannda tam tersine bir soğuma eğilimi vardır. Bunun atmosferde, dış kaynaklı uçucu küçük parçacıkların birikiminden bozulan radyasyon koşullan sonucu ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Bu böl*gelerde atmosferdeki çeşitli gazların ve partiküllerin yoğunluğunun önümüz*deki yıllarda da artması beklenmektedir. Ancak artan sera etkisi nedeniyle yine de bu bölgelerin, diğer bölgelere göre daha az olmakla beraber ısınacağı tahmin edilmektedir.
1970'lerden beri süren çalışmalarda, elde edilen yapay uydu görüntüleri de değerlendirilerek artan sıcaklığa paralel olarak değişik bölgelerdeki kar örtü*sünde bir azalma, buzullarda ise incelme ve geriye çekilme görülmüştür. Örneğin; Kuzey Kutbu'ndaki deniz buzullannın alansal yayılışında her 10 yılda, ortalam %2.7 oranında, Alp Dağları ve Himalalar üzerindeki buzullarda ise önemli oranda hem alansal hem de hacimsel bir azalmanın olduğu gözlenmeş-tir. Yine ABD Deniz Kuvvetleri'nin elde ettiği sonar verilerine göre Kuzey Buz Denizi'ndeki buzların kalınlıklarında geçen 20-30 yıllık dönemde 2-3 metreye varan bir azalma ile Bering Denizi'ndeki buz örtüsünde %5'lik bir azalma olmuştur. Buna karşılık Antarktika deniz buzlanda bir değişme tespit edileme*miştir.
• 20. yüzyıl boyunca deniz seviyesinde yılda ortalama 1.0 ile 2.0 mm ara*
sında bir yükselme gözlenmiştir. Bu artış 19. yüzyıl boyunca görülen artıştan
daha fazladır. 20. yüzyıl boyunca görülen 10-25 cm arasındaki bu yükselmenin,
geçmiş 300 yıldaki küresel ısınmadan mı, yoksa yer kabuğundaki hareketlerden
mi kaynaklandığı henüz bilinmemektedir.
Son yıllarda Dünya'nm bazı bölgelerinde daha çok hissedilen ve belirlenen iklim değişikliği özellikle de sıcaklık artışı, bir çok fiziki ve biyolojik sistemle*ri etkilemiştir.
Bunun önemli sonuçlarını aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.
Orta enlemler yüksek enlemlere doğru genişlemiştir.
Bazı bitki ve hayvanların sayısı azalmıştır.
Yeryüzü ve troposferdeki sıcaklık artışı nedeniyle kar ve buz örtüleri alansal ve hacimsel olarak azalmıştır.
Nehirlerde ve göllerde geç donma, erken çözülme gözlenirken, buzullar*da bir gerileme görülmüştür.
Geçen 30 yıl içinde dünyanın farklı bölgelerinde olağanüstü hava olayları yaşanmıştır. Kuraklıklar tropikal siklonik fırtınalar, seller gibi daha bir çok hava ve iklimle ilgili doğal afetler, daha sık ve etkili olarak görülmüştür.
Küresel boyutta geçen 10 yıl boyunca atmosfer kökenli afetlerin sayısı iki kat artmıştır. Sürekli kuraklık ve çölleşme, 1.2 milyar insanın yaşamını tehdit etmektedir. Bir tek 1997-1998 El Nino olayı tahminen 110 milyon insanı etkile*miş, 100 milyar ABD dolar ekonomik kayba neden olmuştur. 1950-1999 yılları arasındaki hava iklimle ilgili doğal afetlerin neden olduğu ekonomik zarar 960 milyar ABD doları civarındadır.
Bir çok tropikal hastalık yüksek enlemlere ve kutuplara doğru yayılmış, salgın hastalıklarda gelişen teknolojiye rağmen bir artış olmuştur.
1861 yılından beri yapılan sıcaklık ölçümlerine göre, 1998 yılından sonra en sıcak yıl olan 2001 yılında 2371 kişi yaşamını yitirmiş, 13 milyar ABD dolan ekonomik kayıp olmuştur (Cornford, 2002) (Tablo 32). Buna karşılık dünyanın değişik bölgelerinde bu tür doğal afetlerde, 1998 yılında 42.000,1999'da 45.000,
2000 yılında ise 4.000 kişi ölmüş, 1998 yılında 75 milyon, 1999'da 21 milyon ve 2000 yılında ise 13 milyon ABD doları ekonomik kayıp yaşanmıştır.
C. İklim Değişikliklerinin Nedenleri
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nde İklim deği*şikliği; Karşılaştınlabilir bir zaman peryodunda gözlenen doğal iklim değişken*likleri ile, doğrudan ya da dolaylı olarak küresel atmosferin doğal yapısını bo*zan insan etkinlikleri sonucunda, iklimde oluşan değişikliklerin bütünü olarak tanımlanmıştır.
Tanımdan da anlaşılacağı gibi, doğanın evrimi gereği iklim sistemini oluş*turan unsurlar arasındaki ilişkilerin doğal yollarla bozulması kaçınılmazdır. Za*ten insanların doğa üzerinde etkili olduğunu veya onu yönlendirebileceğini san*dığı zamana kadar olan dönemde iklim, daha önce de açıklandığı gibi, doğru*dan doğal olaylar sonucu değişmiştir. Ancak yine tanımda insan etkinliklerin*den kaynaklanan olaylar sonucunda da iklimde değişmelerin olabildiği vurgu*lanmaktadır. Nitekim Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 1995 II. Değerlendirme Raporu'nda geçtiğimiz yüzyılda görülen iklim değişikliği üzerinde insan etkinliklerinin büyük etkisi olduğu belirtilmiş tir. Hattâ insanlann etkisiyle oluşabilecek iklim değişikliğine bağlı olarak ya*şanacak doğal afetlerin ve bunların yaratacağı ekolojik, ekonomik ve sosyal sorunların 21. nci yüzyılda yaşanabilecek sorunların en ağın olacağı vurgu*lanmıştır.
Buraya kadar olan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi iklim değişikliğinin nedenleri esas olarak doğal ve insan kaynaklı etkenler olmak üzere iki başlık altında toplanabilir.
Doğal Etkenler
Doğal etkenler, iklim sistemini oluşturan, atmosfer, hidrosfer ve yer küre ile bu kürelerin yaşam alanİanndan oluşan biyosferin doğal yapısını bozarak bunların arasındaki doğal dengeyi etkileyen bütün doğal olaylardır. Bunlar Dünya'mızı oluşturan bu katmanların kendilerinden kaynaklanan, olayları içer*mektedir.
Güneş'ten atmosferin üst sınırına gelen enerji miktarındaki (Güneş sabi-tesi-2 cal/cm2/dakika) değişme, volkanizma, depremler, doğal orman yangınla-n gibi daha birçok olay, hassas bir denge üzerine oturmuş olan iklim sistemin*de bozulmalara neden olan doğal olaylardır (Daha önce bu konuda yeterli bilgi verilmiştir).
İnsan Kaynaklı (yapay-antropojenik) Etkenler
Bunlar, iklim sistemini oluşturan unsurlann ve özellikle de yaşam için vaz*geçilmez bir ortam oluşturan atmosferin, doğal yapısının bozulmasına neden olan, insanlann değişik etkinlikleri (sosyolojik, teknolojik) ile ortaya çıkan olaylann bütünüdür. İnsanlann hemen her türlü etkinliği sonucunda iklim sis*teminin bozulmasına neden olabilecek olaylar ortaya çıkmaktadır. Bunların için*de çok önemli olanlan aşağıda ana başlıklar halinde verilmiştir.
• Atmosferin Doğal Sera Etkisinin Değişmesi
İklim sistemi içinde atmosferin ve yeryüzünün ısınması, atmosferin doğal sera etkisi özelliği nedeniyle olmaktadır. Güneş'ten Dünya'ya gelen enerji ile Dünya'dan uzaya geri verilen enerjinin denk olması, atmosferin doğal yapısının korunmasıyla mümkündür. Atmosferi oluşturan gazlann oranlarında olabile*cek bir değişiklik bu dengeyi bozacaktır. Bu da küresel ölçekte sıcaklığın artma*sına veya azalmasına neden olacaktır. Bu denge ise atmosferin doğal sera özel*liğiyle korunmaktadır. Bu konunun iyi anlaşılabilmesi için önce atmosferin sera etkisinin ne olduğunun bilinmesi gerekir.
Sera Etkisi: Atmosferde bulunan ve doğal sera gazlan olarak adlandırılan su buharı (Hp), Karbondioksit (CÖ2), ****n (CH4), azotoksit (N20) ve Ozon (03) gibi gazlar, Güneş'ten doğrudan gelen kısa dalgalı ışınların büyük bir kıs*mının yeryüzüne ulaşmasını sağlarken, yerin ısınmasından sonra atmosfere ge*ri verilen uzun dalgalı radyasyonun (yer radyasyonu)da büyük bir kısmını tut*maktadır. Atmosferin bu özelliğine atmosferin doğal sera özelliği denir. Yeryü*zü ve atmosferin ısınması bu yolla tutulan enerjiyle olmaktadır.
Güneş'ten doğrudan gelen enerjinin ne kadar büyük bir kısmı yeryüzüne kadar ulaşarak orada emilirse, yer o kadar ısınacak ve atmosfere o kadar çok enerji verilecek, dolayısıyla atmosfer de o kadar çok ısınacaktır. Ancak atmosfer*deki doğal sera gazlarının miktarında bir artış olursa, yerden verilen enerjinin (uzun dalgalı yer radyasyonunun) daha büyük bir kısmı atmosfer tarafından tu*tulacak dolayısıyla atmosferin alt katlan daha çok ısınacaktır. Yer Küre'nin nor*malden daha fazla ısınmasını sağlayan bu olay da atmosferin sera etkisi olarak adlandınlmaktadır.