teksas tombis
Bronz Üye
-
- Katılım
- Temmuz 25, 2015
-
- Mesajlar
- 4,356
-
- Tepkime puanı
- 4
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 42
İki şey varsa üzülmemelidir
İmam-ı Rabbani Mektubat'ından seçmeler;
İtikadı, imanı, Ehl-i sünnet velcemaat âlimlerinin kitablarında bildirdiğine uygun olarak düzeltmelidir. Bundan sonra farz, vâcib, sünnet, mendûb, halâl, harâm, mekruh gibi fıkıh hükmlerini öğrenmeli, her işi bunlara uygun yapmalıdır. İmanı ve işleri düzelttikden sonra, kalbi Allahü teâlâdan başka şeylere tutulmaktan kurtarmak lâzımdır. Kalbin selâmeti için de, kalbe Allahü teâlâdan başka hiçbirşeyin düşüncesini getirmemek lâzımdır. Kalbe hiçbir düşüncenin gelmemesi için, Allahü teâlâdan başka herşeyi unutmak lâzımdır. Öyle unutmalıdır ki, birşeyi düşünmek için kendisini zorlasa, düşünemez olmalıdır. Bu çok kıymetli ni’mete (Fenâ-i kalb) denir. Bu büyük ni’mete kavuşturan yolların en kısası, Ebû Bekr-i Sıddîkdan gelen yoldur Bu yoldakiler başka yollardaki riyâzetler ve mücâhedeler yerine, sünnete yapışmışlar, bid’atten sakınmışlardır. Behâüddîn-i Buhârî “kuddise sirruh” hazretleri buyurdu ki, “Bizim yolumuz, yolların en kısasıdır”. Lâkin sünnete yapışmak çok güç birşeydir. Bu yolda, iki şeyi elden kaçırmamak lâzımdır: Birincisi, İslâmiyetin sâhibine uymak “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm”. İkincisi, bağlı olduğu rehberini yalnız Allah için sevmektir. Bu iki şey varken, hiç bir şey verilmese, hiç üzülmemelidir. Birgün gelir, elbet verirler. Fakat, Allah göstermesin, eğer bu ikisinden birisi sarsılırsa, hâsıl olan hâlleri ve zevkleri istidrâc bilmelidir. Bunları harâblık ve yıkım saymalıdır. Doğru yol işte budur. İnsanı herşeye kavuşduran ancak Allahü teâlâdır. Bu yolda bir adım ilerlemek, başka yollarda yedi adım ilerlemekden daha fâidelidir. Peygamberlere uyarak ve vâris olarak, onların kemâlâtına kavuşturan yol ancak bu yüksek yoldur. Başka yollar, vilâyetin kemâlâtının sonuna ulaştırır. Eshâb-ı kirâm verâset yolu ile, Peygamberlik kemâlâtından çok şeylere kavuşdukları gibi, bu yolun sonuna varanlar da, onlara uydukları için, o kemâlâttan çok şeylere kavuşurlar. Bu yolun başında ve ortasında olanlar, sonunda bulunanları çok sevdikleri için, “Kişi, sevdiği ile berâber olur” hadîs-i şerîfindeki müjdeye kavuşurlar. Bu yola girip de, birşeye kavuşamıyan ve zarar eden kimse, bu yolun edeblerini gözetmiyen ve yenilikler, reform yapan ve edeblere uymayıp, rü’yâlarına, hulyâlarına uyan kimsedir. Bu kimsenin yoldan çıkmasında, felâkete sürüklenmesinde, yolun günâhı nedir? O, rü’yâlarının, hulyâlarının yolunda gitmektedir. Türkistân yoluna dönmüştür. Kabe yolundan sapmıştır.
İmam-ı Rabbani Mektubat'ından seçmeler;
İtikadı, imanı, Ehl-i sünnet velcemaat âlimlerinin kitablarında bildirdiğine uygun olarak düzeltmelidir. Bundan sonra farz, vâcib, sünnet, mendûb, halâl, harâm, mekruh gibi fıkıh hükmlerini öğrenmeli, her işi bunlara uygun yapmalıdır. İmanı ve işleri düzelttikden sonra, kalbi Allahü teâlâdan başka şeylere tutulmaktan kurtarmak lâzımdır. Kalbin selâmeti için de, kalbe Allahü teâlâdan başka hiçbirşeyin düşüncesini getirmemek lâzımdır. Kalbe hiçbir düşüncenin gelmemesi için, Allahü teâlâdan başka herşeyi unutmak lâzımdır. Öyle unutmalıdır ki, birşeyi düşünmek için kendisini zorlasa, düşünemez olmalıdır. Bu çok kıymetli ni’mete (Fenâ-i kalb) denir. Bu büyük ni’mete kavuşturan yolların en kısası, Ebû Bekr-i Sıddîkdan gelen yoldur Bu yoldakiler başka yollardaki riyâzetler ve mücâhedeler yerine, sünnete yapışmışlar, bid’atten sakınmışlardır. Behâüddîn-i Buhârî “kuddise sirruh” hazretleri buyurdu ki, “Bizim yolumuz, yolların en kısasıdır”. Lâkin sünnete yapışmak çok güç birşeydir. Bu yolda, iki şeyi elden kaçırmamak lâzımdır: Birincisi, İslâmiyetin sâhibine uymak “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm”. İkincisi, bağlı olduğu rehberini yalnız Allah için sevmektir. Bu iki şey varken, hiç bir şey verilmese, hiç üzülmemelidir. Birgün gelir, elbet verirler. Fakat, Allah göstermesin, eğer bu ikisinden birisi sarsılırsa, hâsıl olan hâlleri ve zevkleri istidrâc bilmelidir. Bunları harâblık ve yıkım saymalıdır. Doğru yol işte budur. İnsanı herşeye kavuşduran ancak Allahü teâlâdır. Bu yolda bir adım ilerlemek, başka yollarda yedi adım ilerlemekden daha fâidelidir. Peygamberlere uyarak ve vâris olarak, onların kemâlâtına kavuşturan yol ancak bu yüksek yoldur. Başka yollar, vilâyetin kemâlâtının sonuna ulaştırır. Eshâb-ı kirâm verâset yolu ile, Peygamberlik kemâlâtından çok şeylere kavuşdukları gibi, bu yolun sonuna varanlar da, onlara uydukları için, o kemâlâttan çok şeylere kavuşurlar. Bu yolun başında ve ortasında olanlar, sonunda bulunanları çok sevdikleri için, “Kişi, sevdiği ile berâber olur” hadîs-i şerîfindeki müjdeye kavuşurlar. Bu yola girip de, birşeye kavuşamıyan ve zarar eden kimse, bu yolun edeblerini gözetmiyen ve yenilikler, reform yapan ve edeblere uymayıp, rü’yâlarına, hulyâlarına uyan kimsedir. Bu kimsenin yoldan çıkmasında, felâkete sürüklenmesinde, yolun günâhı nedir? O, rü’yâlarının, hulyâlarının yolunda gitmektedir. Türkistân yoluna dönmüştür. Kabe yolundan sapmıştır.