folie a deux
Bronz Üye
-
- Katılım
- Mayıs 3, 2019
-
- Mesajlar
- 2,602
-
- Tepkime puanı
- 1,695
-
- Puanları
- 349
''Sana ilk merhaba, kendime son vedam.
11 Mart 2018
Bu tarihi hiç unutmadım, siz de unutmayın diye hikayemin en ön sahnesine koydum. Bu tarih, hayatımdaki ikinci 'M' yani Melisa'yı ilk görüşüm.
Saat 17:37'i geçiyordu, bunca zaman ona nasıl rastlamadığımı anlamadım, kader dersin geçebilirsin anlıyorum.. O gün, spordan çıkmıştı yüzündeki teri, saçlarının alnından yanaklarına süzülüp, yapışmasını asla unutamam. Hiç yaşamamışım, hiç yaşam adına bir kırıntım olmamış, onu gördüğüm an bir kalbim olduğunu hissetmiştim.
Bunlar, herkesten duyabileceğiniz sözler, alışkınsınız size de söylediler değil mi? Ama hayır, kabul etmiyorum.. Bir kadın ne kadar farklı sevilebilir bilmiyorum ama hepinizden daha farklı sevdiğime adım gibi eminim.
Onu ilk görüşüm, içine düşüşüm.. İlk insan olduğumu hissedişim, hatırlayışım..
Korkup kaçtığım her şeyin içine gizlenmişti adeta, bütün korkularımı gözlerine bakarken unutabiliyordum.
Ne geçmiş, ne gelecek.. Hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı.
Peki kimdi bu kız? nasıl kaçmayı başarmıştı benden? veya nasıl geç kalmıştık bu kadar. Ne kanser, ne skolyoz.. Ne yalnızlığım ne de başka bir şey.. Bütün bunları unutturmuştu bana ilk bakışıyla, ilk yakışıyla..
Hemen işe koyuldum, sordum soruşturdum. Melisa'ydı adı.. Kardeşimden bir harfi fazlaydı, kardeşimle aynı yaşta ve aynı okuldaydı..
Bu kadarına tesadüf deyip geçemem, kader miydi bilmiyorum ama kalbime de sözüm geçmiyordu ki.
Kendimden küçük biriyle tanışmadım hiç, arkadaş dahi olmamıştım. Bunlar da kulağa saçma gelebilir, küçükse küçük diyebilirsiniz ama öyle olmuyor bazen. Üstelik 19 yaşındaydı, kardeşim ile yaşıt.
İki kıskaç arasında kalmıştım, bir yandan kaos içindeki hayatım diğer yandan o kaostan sıyrılıp tohum gibi içime ekilen ve bu karanlıkta açan çiçek..
Aşık olmuştum..
Biraz asiydi, esmer güzeliydi aynı zamanda. Saçları kömür, gözleri yangın yeri, bir de koyu Fenerbahçeli ortak hobimiz de motosiklet tutkumuz.. Tam 5 ay uzaktan uzağa izledim, en sonunda konuşmam gerektiğine karar verdim. Beni uzak tutan şey saydıklarım belki de sıradan şeylerdi, ama korkuyordum da.. Hiç böyle bir şey gelmemişti ki başıma, ne yapacaktım ki?
Aşk dedikleri şey acı mıydı şimdi? bana acı mı kalacaktı geriye yine, yeniden? ama bunu bilemezdim ki, ona gitmeliydim. Ayaklarımdaki taşları tek tek dökmeliydim..
Karar verdim. Bir şekilde bir yolunu buldum, ona ulaştım. Mesajlarıma çok sert cevaplar verdi, ama beni de merak etmiyor değildi.
Buluşmaya karar verdik, yaz tatilinden dolayı çalışıyordu akşam 22:00 gibi Bakirköy yürüyüş yolunda beklemeye başladım 15 dakika sonra geldi, gördüğümden daha güzeldi. Siyah bir t-shirt, siyah pantolon ve beyaz converse ayakkabısı vardı. Aynı kadına tekrar aşık olmak mümkün müydü bilmiyorum ama, ben ona tekrar aşık olmuştum. Boğazımda, karnımda, kalbimde.. Tarifsiz bir heyecan, acı..
Yutkundum.. Her türlü dikişi yemiş bir adam olarak o kadar çok yutkundum ki, tek kelime dahi söyleyemedim..
O konuşmasaydı, ben hiç bir şey diyemezdim.
- Oo, meşhur Vuslat bey sizsiniz demek ki?
- Estağfirullah, beni meşhur eden şey ne olabilir ki?
- Bilmem.. Her yerden karşıma çıkmak için çaba harcıyordunuz da.
- Yanlışınız var hanımefendi, ben değil aşkım akıyor yollarınıza.. Bunun beni ünlü yapması yerine, sadece sizin bilmenizi tercih ederim..
Sustuk biraz, bir yıl geçti bu suskunluğun üzerinden sanki.
Belki de bu kadar çabuk dökülmemeliydim, belki de en büyük hatam bu olacaktı. Ben bunlara hem yabancı hem de tecrübesizdim.. Sadece çok aşıktım, ve kalbimden başkasına söz hakkı verilmiyordu..
Biraz geçtikten sonra;
- Ee ne yapıyoruz şimdi?
- Bir çay içelim mi? motosikletim şurada, gezme şansımız da var.
- Hayır, olur mu öyle şey?
- Peki, ne yapmamızı istersin?
- Bir sevgilim olmadığını nereden biliyorsun?
Bu soru içime oturdu, umarım yoktur diyordum ama ne diyeceğimi de bilmiyordum.. Bir sevgilisi varsa eğer, hiç şansım kalmayacaktı ve sevgilisi olan birinin peşine düşemezdim, kabul etseydi bile ben edemezdim.
Bir kadına aşık olabilirdim evet, ama bir başka adamın olduğunu bile bile ne onu ne de kendimi acıtamazdım.
Biraz düşündükten sonra;
- Eğer böyle bir şey olduğunu bilseydim, gözlerine uzaktan bakarken bile kendime lanet ederdim.
- Sadece sordum, hepsi bu.
- Peki şimdi ne yapabiliriz? arkadaş mıyız değil miyiz anlamış değilim.
- Hiçbir şey, ben gidiyorum daha fazla konuşmak istemiyorum.
- Beni kabul etmiyorsun yani?
- İyi akşamlar.
- Bakar mısın Melisa!
- Buyur?
- Demin güldün ya, yanağındaki gamzeyi görmek bile her şeye bedeldi. Keşke o çukura düşürseydin beni.
Hiçbir şey diyemedi, yüzünü boşluğa çevirdi ve çekti gitti.. Oturdum, ardından gidişlerini saydım, kaç adım ediyormuş bir adamı kabul etmemek sayıp durdum. Aşktan anlamayan birine düşmüştü kalbim, artık sadece korkak değil aynı zamanda da kırgındım. İlk defa birine aşık olmuş ve red edilmiştim.
O gece eve gitmedim, hiçbir şey yapmak istemedim kin kusmak istiyordum ama kime, ne için hiç bilmiyordum. Sabaha kadar sahilde oturdum, aklımdan ne onu, ne gamzesini, ne siyah tırnaklarını ne gidişini.. Hiçbiri aklımdan çıkaramadım.
Eve gittiğimde bitik haldeydim, ilk karşılayan Melis olmuştu. Melis'i görmek, Melisa'yı görmek gibi bir şey olmaya başladı. Hem arkadaşıydı hem de isim olarak aynı gibiler işte.
- iyi misin ağabey, gece de gelmedin neden?
- iyiyim Melis'im, yorgunum sadece biraz hava almak istemiştim.
- Eskisi gibi değilsin şu aralar, çok düşüncelisin.
- Sen beni takma küçüğüm, iyiyim ben.
- Seni seviyorum koca adam.
- Ben de seni küçüğüm..
Koca adam derdi bana hep, o koca adamın nasıl eridiğini, çöktüğünü hiç bilmiyordu ama hep güçlü yanımı hatırlayıp, öyle seviyordu işte..
Odama geçip, ne yapabilirim diye düşündüm aslında düşünecek hiçbir şey yoktu, sonuçta beni kabul etmemişti ve sizi sevmeyen bir insana zorla bir şeyler yaptıramazsınız değil mi? ama beni dinlememişti yani çok eksik kalmıştım ve bir mektup yazmaya karar verdim.
Gözlerimdeki siyah kadına..
Seni ilk görüşüm, ana rahmine düşmeden öncesine dayanıyor sanki..
Hiç bir kadına, bu denli derdin duygular ile bağlanmamıştım, bağlanacağımı da düşünmüyordum.
Her gün, eve gidişini izlemek o kadar ağır geliyordu ki, sen bin üçyüz iki adım atarken, benden gidişini simgeliyordu adeta.
Bu kadar da olmaz deme, gidip-geldiğin, yirmi iki saniyede döndüğün kavşağı, sen geçerken yanıp-sönen trafik ışıklarını.. Hepsini hafızama kazımıştım.
Her gün saçlarını düz tarardın, çarşamba günleri şapka takardın ve kolundaki o siyah-beyaz bileklik hiç eksik olmazdı. Bir de sonradan eklediğin turkuaz renginden vardı.. Onu da hiç unutmadım.
Sana dair her şeyi önce kalbime sonra da hafızama ekledim, o kadar doldum ki seninle, olmadık yerlerde döküleceğimden çok korkar olmuştum.
Zaten korkaktı kalbim, bir de sen eklenince iyice kendimden geçmiş, sana karışmıştım.
Anlayamadığın bir sen var ben de, hiçbir zaman anlayamacağın.
Saç tellerinden, ayak uçlarına kadar tutulduğum bir sen var içimde.
İçime sığmayıp, eteklerine dökülen dilsiz cümlelerim..
Aynı cümlede 'ikimiz' geçeriz diye, bekleyen umutlarım..
Biliyorum, bir önemi yok bunların, muhtemelen okumaz ya da okusa bile çöpe atarsın hislerimi, öyle olurmuş ya hep; çöpte karıştırırlar belki bizi..
Bir kağıdın içinde sana dokunurum kim bilir?
Başka da bir şey söyleyemiyorum, kördüğüm artık tüm benliğim.
Son bir şey daha;
Seni Âllah için çok sevdim..
Bu mektubu verdikten tam 2 hafta sonra, o söz ettiğim, onun döndüğü kavşakta bir kaza geçirdim.. Paramparça olan bendim, motosikletim değil. Dökülen parçalar bendendi, gördüğünüz gibi değil..
Ölmüştüm..
Onun her gün kullandığı, ayaklarının değdiği o yolda ölmüştüm. Tesadüflere inanmam demiştim, ama kaderdi tüm bunlar.. Belki de uğruna olmasa da, yolunda ölmem gerekiyormuş, ona daha fazla bakmam yasakmış.. Vakti buymuş ömrümün, vakti tükenmiş aşkımın.. Son nefesimde adını sayıklamayı çok isterdim, belki de sana son kez bakmayı.. Nasip değilmiş, derler ya 'nasipten ötesi haram' aynen öyle işte..
Kim bilir, gökyüzünde seni izlerim, geceleri sen uyurken ben saçlarına dokunmam ama nefesimle süzerim..
Belki sana böyle doyabilirim..
Seni çok sevmiştim, söyleyemedim belki ama, ilk aşkımsın benim.
Dili tutulmuş zaman diliminde, tek aşkım..
Not: (Hikayesi)
Bir kitap okumuştum, normalde etkilenmem ben ama çok etkilemişti. Adını vermeyeceğim, konusuna da detaylı bakamayacağım. Benim hikayemden farklı olarak orada kavuştular ama ben hikayemde kavuşmalara kapalı kaldım. Çünkü sıradan yazmak istemedim, biraz daha uzabilirdim aslında 7-8 bölüme yayabilirdim ama uzattıkça sıkan, üzen şeyler vardır. Tek taraflı bir üzüntüden değil, okuyanlardan da söz ediyorum..
Bu yüzden 3. bölümün ardından hemen bitmesini istedim.
Keyif almışsınızdır diye düşünüyorum.. Beni sorarsanız almadım, böyle bir hikaye umarım yaşanmamıştır, zaten almadığım da her halinden belli değil mi? yoksa iki hafta daha giderdik kol-kola..
Teşkkür ederim herkese, başka bir hikayede görüşmek üzere (belki)
Rüzgar.
11 Mart 2018
Bu tarihi hiç unutmadım, siz de unutmayın diye hikayemin en ön sahnesine koydum. Bu tarih, hayatımdaki ikinci 'M' yani Melisa'yı ilk görüşüm.
Saat 17:37'i geçiyordu, bunca zaman ona nasıl rastlamadığımı anlamadım, kader dersin geçebilirsin anlıyorum.. O gün, spordan çıkmıştı yüzündeki teri, saçlarının alnından yanaklarına süzülüp, yapışmasını asla unutamam. Hiç yaşamamışım, hiç yaşam adına bir kırıntım olmamış, onu gördüğüm an bir kalbim olduğunu hissetmiştim.
Bunlar, herkesten duyabileceğiniz sözler, alışkınsınız size de söylediler değil mi? Ama hayır, kabul etmiyorum.. Bir kadın ne kadar farklı sevilebilir bilmiyorum ama hepinizden daha farklı sevdiğime adım gibi eminim.
Onu ilk görüşüm, içine düşüşüm.. İlk insan olduğumu hissedişim, hatırlayışım..
Korkup kaçtığım her şeyin içine gizlenmişti adeta, bütün korkularımı gözlerine bakarken unutabiliyordum.
Ne geçmiş, ne gelecek.. Hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı.
Peki kimdi bu kız? nasıl kaçmayı başarmıştı benden? veya nasıl geç kalmıştık bu kadar. Ne kanser, ne skolyoz.. Ne yalnızlığım ne de başka bir şey.. Bütün bunları unutturmuştu bana ilk bakışıyla, ilk yakışıyla..
Hemen işe koyuldum, sordum soruşturdum. Melisa'ydı adı.. Kardeşimden bir harfi fazlaydı, kardeşimle aynı yaşta ve aynı okuldaydı..
Bu kadarına tesadüf deyip geçemem, kader miydi bilmiyorum ama kalbime de sözüm geçmiyordu ki.
Kendimden küçük biriyle tanışmadım hiç, arkadaş dahi olmamıştım. Bunlar da kulağa saçma gelebilir, küçükse küçük diyebilirsiniz ama öyle olmuyor bazen. Üstelik 19 yaşındaydı, kardeşim ile yaşıt.
İki kıskaç arasında kalmıştım, bir yandan kaos içindeki hayatım diğer yandan o kaostan sıyrılıp tohum gibi içime ekilen ve bu karanlıkta açan çiçek..
Aşık olmuştum..
Biraz asiydi, esmer güzeliydi aynı zamanda. Saçları kömür, gözleri yangın yeri, bir de koyu Fenerbahçeli ortak hobimiz de motosiklet tutkumuz.. Tam 5 ay uzaktan uzağa izledim, en sonunda konuşmam gerektiğine karar verdim. Beni uzak tutan şey saydıklarım belki de sıradan şeylerdi, ama korkuyordum da.. Hiç böyle bir şey gelmemişti ki başıma, ne yapacaktım ki?
Aşk dedikleri şey acı mıydı şimdi? bana acı mı kalacaktı geriye yine, yeniden? ama bunu bilemezdim ki, ona gitmeliydim. Ayaklarımdaki taşları tek tek dökmeliydim..
Karar verdim. Bir şekilde bir yolunu buldum, ona ulaştım. Mesajlarıma çok sert cevaplar verdi, ama beni de merak etmiyor değildi.
Buluşmaya karar verdik, yaz tatilinden dolayı çalışıyordu akşam 22:00 gibi Bakirköy yürüyüş yolunda beklemeye başladım 15 dakika sonra geldi, gördüğümden daha güzeldi. Siyah bir t-shirt, siyah pantolon ve beyaz converse ayakkabısı vardı. Aynı kadına tekrar aşık olmak mümkün müydü bilmiyorum ama, ben ona tekrar aşık olmuştum. Boğazımda, karnımda, kalbimde.. Tarifsiz bir heyecan, acı..
Yutkundum.. Her türlü dikişi yemiş bir adam olarak o kadar çok yutkundum ki, tek kelime dahi söyleyemedim..
O konuşmasaydı, ben hiç bir şey diyemezdim.
- Oo, meşhur Vuslat bey sizsiniz demek ki?
- Estağfirullah, beni meşhur eden şey ne olabilir ki?
- Bilmem.. Her yerden karşıma çıkmak için çaba harcıyordunuz da.
- Yanlışınız var hanımefendi, ben değil aşkım akıyor yollarınıza.. Bunun beni ünlü yapması yerine, sadece sizin bilmenizi tercih ederim..
Sustuk biraz, bir yıl geçti bu suskunluğun üzerinden sanki.
Belki de bu kadar çabuk dökülmemeliydim, belki de en büyük hatam bu olacaktı. Ben bunlara hem yabancı hem de tecrübesizdim.. Sadece çok aşıktım, ve kalbimden başkasına söz hakkı verilmiyordu..
Biraz geçtikten sonra;
- Ee ne yapıyoruz şimdi?
- Bir çay içelim mi? motosikletim şurada, gezme şansımız da var.
- Hayır, olur mu öyle şey?
- Peki, ne yapmamızı istersin?
- Bir sevgilim olmadığını nereden biliyorsun?
Bu soru içime oturdu, umarım yoktur diyordum ama ne diyeceğimi de bilmiyordum.. Bir sevgilisi varsa eğer, hiç şansım kalmayacaktı ve sevgilisi olan birinin peşine düşemezdim, kabul etseydi bile ben edemezdim.
Bir kadına aşık olabilirdim evet, ama bir başka adamın olduğunu bile bile ne onu ne de kendimi acıtamazdım.
Biraz düşündükten sonra;
- Eğer böyle bir şey olduğunu bilseydim, gözlerine uzaktan bakarken bile kendime lanet ederdim.
- Sadece sordum, hepsi bu.
- Peki şimdi ne yapabiliriz? arkadaş mıyız değil miyiz anlamış değilim.
- Hiçbir şey, ben gidiyorum daha fazla konuşmak istemiyorum.
- Beni kabul etmiyorsun yani?
- İyi akşamlar.
- Bakar mısın Melisa!
- Buyur?
- Demin güldün ya, yanağındaki gamzeyi görmek bile her şeye bedeldi. Keşke o çukura düşürseydin beni.
Hiçbir şey diyemedi, yüzünü boşluğa çevirdi ve çekti gitti.. Oturdum, ardından gidişlerini saydım, kaç adım ediyormuş bir adamı kabul etmemek sayıp durdum. Aşktan anlamayan birine düşmüştü kalbim, artık sadece korkak değil aynı zamanda da kırgındım. İlk defa birine aşık olmuş ve red edilmiştim.
O gece eve gitmedim, hiçbir şey yapmak istemedim kin kusmak istiyordum ama kime, ne için hiç bilmiyordum. Sabaha kadar sahilde oturdum, aklımdan ne onu, ne gamzesini, ne siyah tırnaklarını ne gidişini.. Hiçbiri aklımdan çıkaramadım.
Eve gittiğimde bitik haldeydim, ilk karşılayan Melis olmuştu. Melis'i görmek, Melisa'yı görmek gibi bir şey olmaya başladı. Hem arkadaşıydı hem de isim olarak aynı gibiler işte.
- iyi misin ağabey, gece de gelmedin neden?
- iyiyim Melis'im, yorgunum sadece biraz hava almak istemiştim.
- Eskisi gibi değilsin şu aralar, çok düşüncelisin.
- Sen beni takma küçüğüm, iyiyim ben.
- Seni seviyorum koca adam.
- Ben de seni küçüğüm..
Koca adam derdi bana hep, o koca adamın nasıl eridiğini, çöktüğünü hiç bilmiyordu ama hep güçlü yanımı hatırlayıp, öyle seviyordu işte..
Odama geçip, ne yapabilirim diye düşündüm aslında düşünecek hiçbir şey yoktu, sonuçta beni kabul etmemişti ve sizi sevmeyen bir insana zorla bir şeyler yaptıramazsınız değil mi? ama beni dinlememişti yani çok eksik kalmıştım ve bir mektup yazmaya karar verdim.
Gözlerimdeki siyah kadına..
Seni ilk görüşüm, ana rahmine düşmeden öncesine dayanıyor sanki..
Hiç bir kadına, bu denli derdin duygular ile bağlanmamıştım, bağlanacağımı da düşünmüyordum.
Her gün, eve gidişini izlemek o kadar ağır geliyordu ki, sen bin üçyüz iki adım atarken, benden gidişini simgeliyordu adeta.
Bu kadar da olmaz deme, gidip-geldiğin, yirmi iki saniyede döndüğün kavşağı, sen geçerken yanıp-sönen trafik ışıklarını.. Hepsini hafızama kazımıştım.
Her gün saçlarını düz tarardın, çarşamba günleri şapka takardın ve kolundaki o siyah-beyaz bileklik hiç eksik olmazdı. Bir de sonradan eklediğin turkuaz renginden vardı.. Onu da hiç unutmadım.
Sana dair her şeyi önce kalbime sonra da hafızama ekledim, o kadar doldum ki seninle, olmadık yerlerde döküleceğimden çok korkar olmuştum.
Zaten korkaktı kalbim, bir de sen eklenince iyice kendimden geçmiş, sana karışmıştım.
Anlayamadığın bir sen var ben de, hiçbir zaman anlayamacağın.
Saç tellerinden, ayak uçlarına kadar tutulduğum bir sen var içimde.
İçime sığmayıp, eteklerine dökülen dilsiz cümlelerim..
Aynı cümlede 'ikimiz' geçeriz diye, bekleyen umutlarım..
Biliyorum, bir önemi yok bunların, muhtemelen okumaz ya da okusa bile çöpe atarsın hislerimi, öyle olurmuş ya hep; çöpte karıştırırlar belki bizi..
Bir kağıdın içinde sana dokunurum kim bilir?
Başka da bir şey söyleyemiyorum, kördüğüm artık tüm benliğim.
Son bir şey daha;
Seni Âllah için çok sevdim..
Bu mektubu verdikten tam 2 hafta sonra, o söz ettiğim, onun döndüğü kavşakta bir kaza geçirdim.. Paramparça olan bendim, motosikletim değil. Dökülen parçalar bendendi, gördüğünüz gibi değil..
Ölmüştüm..
Onun her gün kullandığı, ayaklarının değdiği o yolda ölmüştüm. Tesadüflere inanmam demiştim, ama kaderdi tüm bunlar.. Belki de uğruna olmasa da, yolunda ölmem gerekiyormuş, ona daha fazla bakmam yasakmış.. Vakti buymuş ömrümün, vakti tükenmiş aşkımın.. Son nefesimde adını sayıklamayı çok isterdim, belki de sana son kez bakmayı.. Nasip değilmiş, derler ya 'nasipten ötesi haram' aynen öyle işte..
Kim bilir, gökyüzünde seni izlerim, geceleri sen uyurken ben saçlarına dokunmam ama nefesimle süzerim..
Belki sana böyle doyabilirim..
Seni çok sevmiştim, söyleyemedim belki ama, ilk aşkımsın benim.
Dili tutulmuş zaman diliminde, tek aşkım..
Not: (Hikayesi)
Bir kitap okumuştum, normalde etkilenmem ben ama çok etkilemişti. Adını vermeyeceğim, konusuna da detaylı bakamayacağım. Benim hikayemden farklı olarak orada kavuştular ama ben hikayemde kavuşmalara kapalı kaldım. Çünkü sıradan yazmak istemedim, biraz daha uzabilirdim aslında 7-8 bölüme yayabilirdim ama uzattıkça sıkan, üzen şeyler vardır. Tek taraflı bir üzüntüden değil, okuyanlardan da söz ediyorum..
Bu yüzden 3. bölümün ardından hemen bitmesini istedim.
Keyif almışsınızdır diye düşünüyorum.. Beni sorarsanız almadım, böyle bir hikaye umarım yaşanmamıştır, zaten almadığım da her halinden belli değil mi? yoksa iki hafta daha giderdik kol-kola..
Teşkkür ederim herkese, başka bir hikayede görüşmek üzere (belki)
Rüzgar.
