Kendini konuşarak ifade edemiyordu. Her denediğinde yanlış anlaşılıyordu. Bu yüzden başlamıştı yazmaya. Kim bilir belki de yazdıkları doğru anlaşılacaktı. Artık ağzından çıkanlarla değil, kağıda dökülen cümleleriyle konuşacaktı. Gün onun günüydü, içine atıp da söyleyemedikleri, dilinin ucundan geri dönen kelimeleri olmayacak bundan sonra.
Kalbi hep böyle atsa da aklı bir başka çalışıyordu sanki. Hep bir soru işareti bırakıveriyordu tertemiz hayallerine. Hem haklı da değil miydi? Konuştuğunu dinlemeyen, söyledikleriyle alay eden; yazdıklarını okur muydu? Okusa bile yazdıkları bir anlam ifade eder miydi?
Bütün bunlar düşünürken, kıvılcımlar başlamıştı her bir hücresindeki ateşi yakmak için. Şimdiye kadar anlamayan varsın anlamasın, biri çıkardı belki anlayan, o da yetmez miydi? İçindeki yalnızlıktan kurtarmaz mıydı bir kişi dahi olsa? Ve yazmaya başladı söyleyemediklerini… Yazdığı her kelime hatta her harf ayrı bir heyecan ve mutluluk gönderiyordu kalbinin derinliklerine.
Şimdi anlamıştı kimse okumasa da, kimse ondan bahsetmese de, yazmak onu mutlu edecekti. Hiç bırakmıyordu kelimelerini içinde. Çünkü yanında hep en yakın dostları vardı: Bir kağıt ve kalem…
Kalbi hep böyle atsa da aklı bir başka çalışıyordu sanki. Hep bir soru işareti bırakıveriyordu tertemiz hayallerine. Hem haklı da değil miydi? Konuştuğunu dinlemeyen, söyledikleriyle alay eden; yazdıklarını okur muydu? Okusa bile yazdıkları bir anlam ifade eder miydi?
Bütün bunlar düşünürken, kıvılcımlar başlamıştı her bir hücresindeki ateşi yakmak için. Şimdiye kadar anlamayan varsın anlamasın, biri çıkardı belki anlayan, o da yetmez miydi? İçindeki yalnızlıktan kurtarmaz mıydı bir kişi dahi olsa? Ve yazmaya başladı söyleyemediklerini… Yazdığı her kelime hatta her harf ayrı bir heyecan ve mutluluk gönderiyordu kalbinin derinliklerine.
Şimdi anlamıştı kimse okumasa da, kimse ondan bahsetmese de, yazmak onu mutlu edecekti. Hiç bırakmıyordu kelimelerini içinde. Çünkü yanında hep en yakın dostları vardı: Bir kağıt ve kalem…