II. SULTAN MAHMUT
1785 yılında doğdu. Reformları ve tarihimize
Vaka-i Hayriye adıyla geçen Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırmasıyla ün yapan
Osmanlı padişahıdır.
Amcası III. Selim'in öldürülmesi üzerine 1808
yılında tahta çıktı. Otuz bir yıl süren saltanatı boyunca batılılaşma hareketine
öncülük etti. Yurda bir çok yenilikler soktu. Besteci ve ozan oluşunun yanı sıra
mükemmel bir hattattı. 1839 yılında 54 yaşında iken vefat etti. Türbesi,
İstanbul'da Türbe adıyla anılan semttedir.Amcası III. Selim'in öldürülmesi
üzerine tahta oturan Sultan II. Mahmut, amcasının başladığı devrim hareketine
sahip çıkmaya hazırdı. Ama ne çare ki, karşısında Alemdar Mustafa Paşa ile
sinmiş gibi görünmesine rağmen henüz gücünden bir şey kaybetmemiş bir Yeniçeri
Ocağı vardı.
Ayrıca, Arnavutluk'tan Yemen'e, Mısır'dan Manisa'ya kadar
bütün yurtta karışıklıklar mevcuttu. Sınır boyları ise savaşla doluydu. II.
Mahmut böyle zor bir dönemde çıktığı tahtta amcasının yarıda bıraktığı işi
tamamlamasını bildi. Bu arada, askerlik sanatını bir yana bırakıp dışarıda
hamallık, kayıkçılık gibi işlerle uğraşan, ayrıca devletten ulufe (üç aylık
maaş) alan yeniçerilerin başıboş gezenlerini de dağıtıp bu ocağın yerine
muntazam ve batılı anlayış içinde bir ordu kurmayı başardı.
Sultan II.
Mahmut, başta yeniçeriler olmak üzere Kapıkulu Ocakları'nı ortadan kaldırmak
için tam on yedi yıl büyük bir sabır içinde bekledi. Yunanistan ayaklanmasıyla
dahi başa çıkamayan ve kumandanlarının da tüm güvenini yitirmiş olan
yeniçerilerin pek yakında bulunan bir harp vukuunda hiç bir işe yaramayacakları
ortadaydı. II. Mahmut bu ocağın ortadan kaldırılması konusunda amcasının yolunu
tuttu.
Ancak ne var ki III. Selim'in başına gelenler ona gayet iyi bir
ibret dersi olduğundan basiretli bir şekilde hareket etti. Önce kumandanlıklara
yeni bir ordunun kurulmasına taraftar kimseleri getirdi. Sonra dolambaçlı bir
yol seçerek “Eşkinci Ocağı” adı atında modern bir asker ocağı kurulacağını ve bu
ocağa yeniçerilerin de gönüllü olarak girebileceklerini ilan etti (25 Mayıs
1825).
Tam bir serkeşlik içinde bulunan yeniçeriler bunu bile hoş
karşılamayıp 14 Haziran 1825 akşamı ayaklandılar. Ertesi sabah Atmeydanı'na
çıkarak “İstemezük” diye bağrışıp kazan kaldırdılar.Sadrazam Benderli Selim
Paşa, İzzet Ağa ve Hüseyin Paşalara emirlerindeki askerleriyle şehre gelmeleri
emrini verirken, Şeyhülislam Tahir Efendi de Sultanahmet Meydanı'nda Sancak-ı
Şerif açtı. Etrafına belli başlı bütün ulema ile yüksek medrese talebesini
topladı. Kazan kaldıran âsilerin aleyhinde ateşli nutuklar söylemeye koyuldu.
Tophane'den çıkartılan topçu birlikleri de Atmeydanı ile Aksaray'daki yeniçeri
kışlalarına sevk edilmişti.
Tarihte ilk kez yeniçeri kışlaları topa
tutuldu. Ağa Hüseyin Paşa, emrindeki asker ve ondan daha kalabalık bir halk
kitlesi ile kışlalara hücum etti. Aralarında Tophane İmamı Hacı Hafız Ahmet
Efendi'nin de bulunduğu asker ve halk topluluğu cebren kışlalara girdi. Kanlı
bir boğuşma başladı. 6.000 yeniçeri öldürüldü. En az 20.000 yeniçeri de tevkif
olunup uzak yerlere sürgün edildiler.
Böylelikle Yeniçeri Ocağı tarihe
karıştı. Şan ve şeref dolu yıllardan sonra bir çapulcu yatağı halini almış
bulunan 465 yıllık Yeniçeri Ocağı yerini Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye adını
taşıyan yeni orduya terk etti. Ağa Hüseyin Paşa ilk Serasker (Savunma Bakanı)
olarak bu yeni orduyu kurmaya memur kılındı. Eski Saray(Bugünkü İstanbul
Üniversitesi Merkez binası) Seraskerlik, Süleymaniye’deki Yeniçeri Ağalık Sarayı
da Şeyhülislamlık binası yapıldı.
Vaka-i Hayriye adıyla anılan bu hareket
ile memlekette reformlar devri başlamış oldu. Önceleri halk arasında Sultan II.
Mahmut’a “Gâvur Padişah” adı verilmesine rağmen o, işe kıyafet kanunu ile
girişti (3 Mart 1829). Din adamları dışında kalan bütün devlet memurlarına fes,
ceket ve pantolon giydirtti. Sarığı, cübbeyi ve kaftanı ilk atan da kendisi
oldu.
Sonra bu yeni kılık içindeki resimlerini resmî dairelere astırdı.
Saray teşkilatının yanı sıra devletin işleme düzeni de tamamen değiştirildi.
Yurtta baş döndürücü bir imar hareketi başlarken buharlı gemiler ile makineler
getirtildi. Yeni matbaalar açıldı. 1 Kasım 1831 gününden itibaren devlet
tarafından Türkçe, Fransızca ve Arapça olarak hazırlanan Takvîm-i Vekâyi
Gazetesi yayımlanmaya başladı. Batı müziği, bando, orkestra, opera ve tiyatro
yurda girdi. Harp Okulu ile Tıp Fakültesi onun döneminde kuruldu.
Sultan II.
Mahmut bütün bu yenilikleri başardı ve bütün bir millete zorla da olsa kabul
ettirdi. Fakat bunların başarılması yolunda karşılaştığı gaileler, sağlık
durumunu hayli bozmuştu. Verem denilen o amansız illete yakalandı. Hekimlerin
bütün ihtimamına rağmen günden güne eridi. Nihayet 54 yaşındayken hayata
gözlerini yumdu.
1785 yılında doğdu. Reformları ve tarihimize
Vaka-i Hayriye adıyla geçen Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırmasıyla ün yapan
Osmanlı padişahıdır.
Amcası III. Selim'in öldürülmesi üzerine 1808
yılında tahta çıktı. Otuz bir yıl süren saltanatı boyunca batılılaşma hareketine
öncülük etti. Yurda bir çok yenilikler soktu. Besteci ve ozan oluşunun yanı sıra
mükemmel bir hattattı. 1839 yılında 54 yaşında iken vefat etti. Türbesi,
İstanbul'da Türbe adıyla anılan semttedir.Amcası III. Selim'in öldürülmesi
üzerine tahta oturan Sultan II. Mahmut, amcasının başladığı devrim hareketine
sahip çıkmaya hazırdı. Ama ne çare ki, karşısında Alemdar Mustafa Paşa ile
sinmiş gibi görünmesine rağmen henüz gücünden bir şey kaybetmemiş bir Yeniçeri
Ocağı vardı.
Ayrıca, Arnavutluk'tan Yemen'e, Mısır'dan Manisa'ya kadar
bütün yurtta karışıklıklar mevcuttu. Sınır boyları ise savaşla doluydu. II.
Mahmut böyle zor bir dönemde çıktığı tahtta amcasının yarıda bıraktığı işi
tamamlamasını bildi. Bu arada, askerlik sanatını bir yana bırakıp dışarıda
hamallık, kayıkçılık gibi işlerle uğraşan, ayrıca devletten ulufe (üç aylık
maaş) alan yeniçerilerin başıboş gezenlerini de dağıtıp bu ocağın yerine
muntazam ve batılı anlayış içinde bir ordu kurmayı başardı.
Sultan II.
Mahmut, başta yeniçeriler olmak üzere Kapıkulu Ocakları'nı ortadan kaldırmak
için tam on yedi yıl büyük bir sabır içinde bekledi. Yunanistan ayaklanmasıyla
dahi başa çıkamayan ve kumandanlarının da tüm güvenini yitirmiş olan
yeniçerilerin pek yakında bulunan bir harp vukuunda hiç bir işe yaramayacakları
ortadaydı. II. Mahmut bu ocağın ortadan kaldırılması konusunda amcasının yolunu
tuttu.
Ancak ne var ki III. Selim'in başına gelenler ona gayet iyi bir
ibret dersi olduğundan basiretli bir şekilde hareket etti. Önce kumandanlıklara
yeni bir ordunun kurulmasına taraftar kimseleri getirdi. Sonra dolambaçlı bir
yol seçerek “Eşkinci Ocağı” adı atında modern bir asker ocağı kurulacağını ve bu
ocağa yeniçerilerin de gönüllü olarak girebileceklerini ilan etti (25 Mayıs
1825).
Tam bir serkeşlik içinde bulunan yeniçeriler bunu bile hoş
karşılamayıp 14 Haziran 1825 akşamı ayaklandılar. Ertesi sabah Atmeydanı'na
çıkarak “İstemezük” diye bağrışıp kazan kaldırdılar.Sadrazam Benderli Selim
Paşa, İzzet Ağa ve Hüseyin Paşalara emirlerindeki askerleriyle şehre gelmeleri
emrini verirken, Şeyhülislam Tahir Efendi de Sultanahmet Meydanı'nda Sancak-ı
Şerif açtı. Etrafına belli başlı bütün ulema ile yüksek medrese talebesini
topladı. Kazan kaldıran âsilerin aleyhinde ateşli nutuklar söylemeye koyuldu.
Tophane'den çıkartılan topçu birlikleri de Atmeydanı ile Aksaray'daki yeniçeri
kışlalarına sevk edilmişti.
Tarihte ilk kez yeniçeri kışlaları topa
tutuldu. Ağa Hüseyin Paşa, emrindeki asker ve ondan daha kalabalık bir halk
kitlesi ile kışlalara hücum etti. Aralarında Tophane İmamı Hacı Hafız Ahmet
Efendi'nin de bulunduğu asker ve halk topluluğu cebren kışlalara girdi. Kanlı
bir boğuşma başladı. 6.000 yeniçeri öldürüldü. En az 20.000 yeniçeri de tevkif
olunup uzak yerlere sürgün edildiler.
Böylelikle Yeniçeri Ocağı tarihe
karıştı. Şan ve şeref dolu yıllardan sonra bir çapulcu yatağı halini almış
bulunan 465 yıllık Yeniçeri Ocağı yerini Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye adını
taşıyan yeni orduya terk etti. Ağa Hüseyin Paşa ilk Serasker (Savunma Bakanı)
olarak bu yeni orduyu kurmaya memur kılındı. Eski Saray(Bugünkü İstanbul
Üniversitesi Merkez binası) Seraskerlik, Süleymaniye’deki Yeniçeri Ağalık Sarayı
da Şeyhülislamlık binası yapıldı.
Vaka-i Hayriye adıyla anılan bu hareket
ile memlekette reformlar devri başlamış oldu. Önceleri halk arasında Sultan II.
Mahmut’a “Gâvur Padişah” adı verilmesine rağmen o, işe kıyafet kanunu ile
girişti (3 Mart 1829). Din adamları dışında kalan bütün devlet memurlarına fes,
ceket ve pantolon giydirtti. Sarığı, cübbeyi ve kaftanı ilk atan da kendisi
oldu.
Sonra bu yeni kılık içindeki resimlerini resmî dairelere astırdı.
Saray teşkilatının yanı sıra devletin işleme düzeni de tamamen değiştirildi.
Yurtta baş döndürücü bir imar hareketi başlarken buharlı gemiler ile makineler
getirtildi. Yeni matbaalar açıldı. 1 Kasım 1831 gününden itibaren devlet
tarafından Türkçe, Fransızca ve Arapça olarak hazırlanan Takvîm-i Vekâyi
Gazetesi yayımlanmaya başladı. Batı müziği, bando, orkestra, opera ve tiyatro
yurda girdi. Harp Okulu ile Tıp Fakültesi onun döneminde kuruldu.
Sultan II.
Mahmut bütün bu yenilikleri başardı ve bütün bir millete zorla da olsa kabul
ettirdi. Fakat bunların başarılması yolunda karşılaştığı gaileler, sağlık
durumunu hayli bozmuştu. Verem denilen o amansız illete yakalandı. Hekimlerin
bütün ihtimamına rağmen günden güne eridi. Nihayet 54 yaşındayken hayata
gözlerini yumdu.