İclal AYDIN Şiirleri

Konu sahibi son olarak 2219 gün önce görüldü
Bitmez Sanıyordum Bitti

Bitmez sanıyordum ama bitti.
Bu kadar acıtacağını sanmıyordum bu evden ayrılmanın beni.
Nedense ayrılıklarda insan hep iyi ve güzel şeyleri anımsıyor.
Şu küpleri İzmir yolundan almıştık…
Halıdaki yeşil mum lekesinin sorumlusu sendin.
Söndürmeyi unutup uyumuştuk.
Sabah kalktığımda halıda yeşil,koca bir mum birikintisi vardı…

Kapıdan sana bakışımı hatırlıyor musun?
Sorumlusu ben değildim ya, oh, istediğim gibi bakabilirdim sana.
Beraberliğimiz boyunca ne çok hırpaladın beni.
Neyse, oldu bitti artık.
Biliyor musun, artık beni üzemeyeceksin… bunu düşündükçe rahatlıyorum.
Çalışma odanda istediğin kadar vakit geçir.
Dolapların senin işte ferah ferah…
Ne aptallık, seni zorla çiçek almaya götürmüştüm.
Balkona çiçek dikersek sanki evin içinde de çiçek açacaktık.
Küçük güveç kapları almıştım.
Nane likörlü balık yapmıştım. Nereden geldi aklıma bunlar?… Neyse…
Aslında sayende zayıfladım da…
Beni kınaman çok dokunuyordu bana.
Lokmalarımı sayıyordun yemekte…
Şimdi gülüyorum yazarken, ama sana çatal batırmayı isterdim o anlarda.
Bir Pazar akşamı aniden yemeğe gelmişlerdi arkadaşlarımız.
Bezelye vardı… Pilav yapmıştım.
Bezelyenin kıyması kokuyor diye yemeği çöpe boşaltmıştın.
Acaba o gün neden öldürmedin seni?
Aslında acaba neden öldürmedim diye düşündüğüm çok an var, ama hayret,geçip gitti hepsi…
Şu anda ağlıyorum, ağlıyorum ama kendime sinir olduğumdan ağlıyorum.
Bana bütün bunları yapmana izin verdiğim için ağlıyorum.
Gitmeden, içimde ne varsa dökeceğim hepsini.
Artık rahatladım.
Artık bir başkasını seversin diye korkmayacağım.
Artık eve geç kalmaktan, yemeği beğenmeyeceğinden, evde bir şeye zarar vermekten, uyumaktan, banyoda muslukları açık bırakmaktan korkmayacağım.
Artık istediğim kadar ballı ekmek yerim…
Çok komik, şu anda görsen beni salya sümük ağlıyorum.
Sevinçten ağlar gibi. Oh, sonunda bitti…
Her şeyi topladım…
Bütün eşyalarımı, kitaplarımı, kasetlerimi, fotoğraflarımı, tabaklarımı, çoraplarımı, ne varsa işte…
Gitmeden senin bütün fincanlarını ve mavi bardaklarını kırmak var ama…

Niye bu kadar acıyor kalbim?
Niye bu kadar zavallı hissediyorum kendimi?
Nasıl yaptın bana bunu?
Nasıl yaptırdım kendime bunu?
Bitmez sanıyordum, bitti.
Oysa ne güzel başlamıştı.
Ne güzel karşılaşmıştık…
Ne güzel şeyler yaşattın bana ‘iyi bir avukat olacaksın’ derdin hep.
Sen inandırmıştın beni işimde yükseleceğime.
‘Bir boktan anlamıyorsun, cahilsin kızım, kitaptan madde ezberlemekle olmaz avukatlık, hayata aç gözlerini’ derken de seviyordum seni.
Benim için konuşuyordun, beni uyarıyordun…
Çok içki içmene, eski sevgililerini anlatmana da kızmıyordum.
Çok kıskanıyordum seni.
Bu kadar çok sevgilinin olması kahrediyordu beni…
Şimdi düşünüyordum da mahsus yapıyormuşsun demek ki.
Oysa ilk günlerde nasıl el üstünde tutardın beni…fotoğraflarımı çekerdin…
Tamam işte itiraf edebilirim.
Sen evde yokken çalışma odanı karıştırp, eski fotoğraflarını ve sevgililerine ait notlarını buldum.
Hepsini okudum. Senden nefret edeceğime daha çok sevdim seni. Deli gibi…
Karşılaştığımız o sabahı anımsıyorum. Ne güzeldi…
Selim Bey’in ortağı Derya Hanım senin avukatındı. Nasıl da aşıktı kadın sana…
Ama sen benimle ilgilenirdin.
Senin yüzünde az çekmedim o kadından. Senin yüzünden neler çekmedim ki aslında…
Yemeğe çıktığımız o ilk akşam…
Hepsini zaten niye anlatıyorum ki? Anımsamak istemeyen sensin.
Bu ayrılığa nasıl da sürükledin beni…
Senden nefret edeyim diye elinden geleni yaptın…
Ah, ediyorum işte şimdi… Bravo bana söylettin, evet…
Vicdanın rahat değil mi şimdi? ‘Ayrılalım’ diye ben dedim sana…
Bu yüzden şimdi rahat rahat içiyorsundur içkini ve kim bilir kiminlesindir.
Telefonlarda sesin değişmişti, evde sorunlar çıkarmaya başlamıştın, ne yapsam beğenmiyordun, her şeye bahane buluyordun.
Ben ne yapıyordum? Katlanıyordum. Aferin bana. Neden aferin bana?
Çünkü sevgime emek harcıyordum. Sevgime emek harcarken karşımdaki ne yapıyordu? Seyretmiyordu bile.. Bu ilişkiyi ayrılığa hazırlıyordu. Amacı neydi?
Bana söyletmek…
‘Tamam yeter, ayrılalım artık…’
Ayrıldık işte…
Bundan sonrası daha güzel olacak, biliyorum.
İlk birkaç hafta kanar kalbim.
Sonra yavaş yavaş geçer…

Sana bu mektubu neden yazıyorum?
1.Şu anda yeni bir sevgilin olduğunu biliyorum. Ve bu beni kavuruyor.
2.Evet, şu anda yeni bir sevgilin olduğunu ve muhtemelen bu ayrılığın sıkıntısını şu anda onunla dağıtmaya çalıştığını biliyorum.
Bu yüzden senden nefret ediyorum.

3.Birlikte geçirdiğimiz güzel birkaç haftanın anısını aylar süren bir işkence ile kalbimden sökme çabanı takdirle karşılıyor,bu yöntemlerin ve zekanla benden daha iyi bir boşanma avukatı olabileceğini söylemek istiyorum.
4.Aslında hayvanın tekisin.
5.Egoistsin,cimrisin,dengesizin birisin. Ama bunlar sen birini sevmeye başladığın zaman nasıl oluyor bilmiyorum, kayboluyorlar…
6.Seni çok sevmiştim…
7.Yeni sevgilinin kim olduğunu da biliyorum…
8.Edith Piaf CD’si benimdi. Nilüfer kasetleri de…
Hiçbir önemi yok, ama eşyalarımı topladığım gece salaonda uyurken uyandım ve ne gördüm? Kutularımı kontrol ediyordun. Senden bir şey aldım mı diye… Vay be…
9.Belki de sen iyi bir dersin bana.
Senden sonra sevebileceğim biri mutlaka olacaktır.
Kötüler kötüsü şablonun daha iyilerini daha çabuk bulmama yardımcı olacak…
10.Bu ayrılığa öyle güzel hazırladım ki kendimi…
Öyle geri dönüşsüz, öyle derindi ki attığın kesikler…
Bana yaşattığın her şeye teşekkür ederim…
İyi ve kötüler… Ama yine de…
Bitirmeden bilmeni istediğim birkaç şey var…

Biz seninle…
Kocaman bir bahça gibiydik. Büyük bir göl.
Pufur pufur bir bulut..
Her aşkın ilk günü böyle midir?
İki kişi bir bütün olunca kaplar mı her yanı?

Aral Gölü’nün hikayesini hatırlıyor musun?
Televizyonda bir klibe rastlamıştık. ‘neresi burası?’ diye sormuştuk.
Ahmet bizdeydi. ‘Aral Gölü’ymüş bir zamanlar’ demişti ve anlatmaya başlamıştı.
‘İnsanoğlunun kendi elleri ile doğaya verdiği gözle görülür en büyük zarar, en büyük ihanet’ diye…
‘Bir zamanlar Aral Gölü dünyanın en büyük dördüncü gölüymüş.
Bu gölün kenarında bir liman kenti varmış. Munyak…
Şimdi Munyak’ta gökyüzünü toz ve tuz kaplamış durumda.
Ve bebekler orada çok yaşamıyor.
Çünkü bir zamanlar su olan yerlerde şimdi çürümüş gemiler ve iskeleler var.
Çünkü su artık çok içeride.
Çünkü Aral Gölü’nü besleyen iki nehrin yollarını pamuk tarlalarını kapladığı için pamuk da yok…
Aral Gölü haritada artık neredeyse birbirinden komak üzere olan iki küçük su lekesi…’
Üzüntüyle ekrana bakmıştık…
Ahmet anlatıp duruyordu.
‘Kuzeyde buzların erimesine ve sera etkisine neden olan tozların yüzde onu Aral’ın kurumuş tabanından çıkıyor…
Artık kurtarma çalışmaları…’
Ahmet konuşurken sana bakmıştım.
İkimiz Aral Gölü’ne benzemeye başlamıştık…
Sen ısrarla yollarımızı başka yönlere çevirmeye çalışıyordun.
Israrla kurutuyordun beslediğimiz iç denizi…
Bu güne geleceğimiz belliydi.
‘Kendi hayatlarımız’ derken ‘biz’ olmaya hevessiz gönlün kuruttu işte sonunda ‘biz’i…
Evet, gidiyorum şimdi.
Arkamda bir toz bulutu bırakarak.
Sen belki çok sonra fark edeceksin çürüttüğün gemileri, ıssız bıraktığın iskeleleri…
Ama bu senin kararındı…
Dost olmak yok bende.
‘İstediğin zaman ara beni, başın sıkıştığında ben buradayım’ filan gibi sakın kurma bu cümleleri…

Sana güzel bir yaz günü gelmiştim.
Karlı bir sabahta gidiyorum.
Beş mevsim yaşamışız beraber.
Beş mevsim bir ‘iç denizi’ kurutmaya yetti.
İşte böyle sevgili…
Biz artık seninle haritada iki küçük su lekesi,
Hiçbir nehir kavuşturamaz bizi..

İclal AYDIN / Bitmiş Aşklar Emanetçisi kitabından…​
 
Yağmur

Ne zaman eskiyor sevgiler
Ödenen bedellerin acısı geçince mi?
Yağmur yağıyor, mutfak camındayım
Nasıl usuduğumu bilemezsin
Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne
Söylediğin gibi hep dibinden şu verdim ama
Şimdi telefon açsam sana
Sesini duymakta yetmiyor ki
Hep aynı cümleler.
Babamlar nasıl?
İlacını aldın mı?
Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde
Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi
Bazen dalıp giderdin mutfakta yemek yaparken,
tahta kaşıkla tencerenin başında öylece
Ne düşünürdün acaba?
Özlemek çok fena anne, anlamak seni daha da…
Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları
Benim kızımın omuzlarını ovmasına daha çok var
Gittikçe sanami benziyorum ben?
Ya da ‘annenin kaderi kıza’ dedikleri doğru mu?
‘Baban eskitir herşeyi kızım, ‘demiştin bir kez
Anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim
Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde
Şimdi duysan bunları, ne üzülürsün mutsuz mu kızım diye,
çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle
Mutsuz değilim de anne, yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum
Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartiyor, televizyon seyrediyor,
akşam çalan kapıyı açıyorum
Açtığımı gören olmuyor
Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor
Çay demleniyor demleniyor, demleniyor…
Kederim mutfağımın her yerine yerleşiyor
Ah nasıl eskiyor herşey anne, nasıl eskiyor
Eskilerimi de atmaya kıyamıyorum
Seni çok özlüyorum
Bana yasakladığın bahçeler sanada mı uzaktı hep
Gidemeyişine ağladın mı sende
Ne zaman eskiyor sevgiler
Ödenen bedellerin acısı geçince mi?
İşte böyle kalbimde bir acı şarkılar seni söyler

İclal AYDIN​
 
Seni Seviyordum

Sana uzak kentlerden birinde,
Zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi.
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi.
İnsan her gün anımsar mı aynı gözleri?
Seni seviyordum ve senin haberin yoktu.
Saçlarını izliyordum uzaktan,kulağının arkasına düşüşü.
Ve burnun herkesten başkaydı işte.
Güldüğün zaman yukarıya bakardın.
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı.
Ne güzeldiler.
Sen bilmiyordun, ben seni seviyordum.
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler,
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu.
Geri dönüyordu çoğalarak. Senin sesini duyduğum
masalarda erteliyordum her şeyi.
Her şeyi erteleyişim oluyordun.
Kalp ağrısı oluyordun.
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun.
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk.
Dönemeçler geçiyor,köprüler göze alıyor
ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk.
Cesurduk.
Ufuk çizgisi maviydi,
gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı tüm karanfiller.
Ben seni seviyordum, sen bilmiyordun.
Sevinçlerim oluyordun ara sıra,sen hiç bilmiyordun.
Sonra herhangi biri oldun.
Bütün sevinçlerim bittikten sonra.
Yağmurlar yağdı serin Haziran akşamları.
Derken bir gün uzaktan gördüm seni.
Saçların bana inat, başın her şeye meydan okuyarak
işte yine aynı,kalbimi acıttın, her zamanki gibi.
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun.
Şimdi bunları anlatsa sana birileri,
kimbilir ya da boş ver bilme en iyisi.

İclal AYDIN​
 
Uçak Babama Selam Söyle

Karlı bir akşamdı Ankara ‘da;
Son kez el ele yürümüştük,
Bitmesin istediğimiz yola.
Kısacık beraberliğimizin bütün anılarını sığdırmıştık.
Yazarsın bana demiştin.
Bende yazarım sana sık sık.
Ağlıyordum….
Sen görmeyesin diye kaldırmıyordum başımı.
Elimi daha sıkı tuttun,
Anlıyordum….
Bu ayrılığa dayanmıyordu kalbim,
Öğrettiğim çiçek adlarını unutma dedin,
Kelebekleri kitap arasında kurutma,
Sık sık fotoğraf çektir, yolla bana,
Kitaplarım sana emanet,
İncitme kimseyi, kin büyütme kalbinde…
Beni bekle…
Yol bitti, gidiyordun artık;
Gittin…
Sokakta gördüklerimi, filmlerdeki aktörleri sen sandım bir süre,
Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye,
Kitaplarını okudum, kelebeklere dokunmadım,
Öğrendiğim çiçek adlarına yenilerini ekledim,
En çok fesleğeni, çoban heybesini, akşam sefasını sevdim.
Seni beklerken çok şey öğrendim,
Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk adam…
Nasıl olsa bulacaktır diye, her görüşümde aynı güçle seslendim
"Uçak, babama selam söyle!"
Beni kötü rüyalardan uyandıran sevdiğim ilk adam…
Bir bilsen seni nasıl özledim…
Kar yağıyor şimdi, otuz yaşım bitti,
Kitapların bende, kelebekler gibi kar taneleri,
Kendi yolumda yürürken hiç unutmadım o cümleyi;
Selamını aldım babacığım,
Kin büyütmedim kalbimde….
Küçük kızının gözleri hala senin çiçeklerinde.
Uçak, babama selam söyle!
Uçak, babama selam söyle!

İclal AYDIN​
 
Beklemediğim anda karşıma çıkan ayrılıkları,
Aniden bastıran kışı,
Aynaya her baktığımda değişen kadını,
Mevsimler içinde mutlaka bir sevinç getiren yaz’ı,
Gülünce yüzleri bayram yeri olanları,
“Geçecek” diyerek yaraya üfleyenleri,
Okuduğunu anlayanları,
Anlayıp da susanları,
Cesur olanları,
Yeniden başlayanları
Ve

Hayatın mutlak coşkusunu,
Sizi,
Seni,
Her şeye rağmen üstelik
“Gördüğüme sevindim!”​
 
Yalana bakıyorum. Küçücük bir şey gibi gözüküyor.
Vay be! Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş? Hangi yalan peki? diyorum.
Durun, bekleyin diyor doktor. Dikkatli olmamız lazım. Tekrar kulağınıza kaçabilir.
Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız.
Yalanı tüpün içine koyuyor. Kapağını da kapıyor tüpün.
Serbest kalıyor yalan
Seni seviyorum diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden.
Yalanmış ha? diyorum.
Kulağım bile anlamış, kalbim hálá anlamıyor.​
 
Şöyle pembe pembe açan yediveren gülleri istiyorum. Bahçe kapısının girişine dikeceğim… Arka bahçeye domates, maydanoz, soğan ve sarmısak, ön tarafa da mevsimine göre çiçekler dikmeli…

Boş konserve kavanozlarını cam boyasıyla boyayıp tepelerine fırfırlar dikebilirim nihayet.

Albümleri yerleştirmek, kitapları toparlamak, eskiyenleri ayırmak gerek…

Çekmeceler toparlanmalı, eskiler ihtiyacı olanlara verilmeli…

Geçen yıl İzmir dönüşü yoldan aldığım güveçleri kullanabilirim. Mangal yakarız, salatalar yaparız, karpuz kavun keseriz…

Öğlen yemeklerinde akşamdan kalma kadınbudu köfteye domates soslu kızartma ilave ederim. Kırmızı soğanlı, taze naneli salata yaparım.

Televizyon yok, birikmiş bütün kitaplarımı okurum…

Kafamı dinlerim…

Kışa biber ve bamya kuruturum.

Tarhana yapar, turşu kurarım. Erişte keserim…

Bulaşıklarımı ellerimle yıkarım. Pazara giderim. Sabah bahçeden topladığım domatesle kahvaltılar hazırlarım. Kimse uyanmadan çayımı koyarım, yürüyerek gider sıcak ekmekle gazetelerimi alırım.

Kekikli zeytinle, yumuşacık beyaz peynirle, taze tereyağıyla kahvaltı ederiz.

Sabahları radyodan klasik müzik dinleriz, akşamları Türk sanat müziği..

Evin içi güneş kremi ve çiçek kokar…

El danteli perdelerimi kaldırır, akşam üzeri fesleğenlerimi ve çiçeklerimi sularım…

Mutlaka bir zeytinyağlı pişiririm. Fasulye olur, imam beğendi (yoksa hünkar bayıldı mıydı, neydi, neyse) olur…

Otlarla yoğurtlu salatalar yaparız…

Evin hiçbir yerine saat koymam.

Akşam güneş battıktan sonra verandada çekirdek çitleriz. Saklambaç oynayan çocukları sesleri çok çıktığında uyarırız ve iç çekerek şükrederiz bu küçük mutluluk için…

Hayret…

Hiç böyle yazlar hayal etmezdim…
Artık toprakla, mutfakla, en yakınlarla dolu, dinlenmek için yaz gelsin ister oldum…

Ne düşünüyorsun diyorlar bana. “Ne düşünüyorsun?” Boş boş bakıyor görünüyorum ama yaz hayali kuruyorum.

Oysa önümdeki kağıtlar üst üste, yaz boyu yürütmem gereken programları sıralıyor.

Bürolann floresan ışıkları, bilgisayar tuşları, durmaksızın çalan telefonlar, verilmesi gereken yanıtlar, bitirilmesi gereken hesaplar, idare edilmesi gereken insanlar arasında bazen hayatımdan ümidi keser gibi oluyorum.

“Sesin niye böyle diyorlar…”

“Sesin niye böyle, bir şey mi var?”

Hiçbir şey yok, hiçbir şey..

Sadece şile bezi elbisemi giymek, başıma yazma takmak ve bahçe sulamak istiyorum hepsi bu…​
 
Paslı makas

Gittin, sen bana gitmek için gelmiştin
Geride yavaş yavaş eriyen bir kurşun bıraktın
Bıraktığın şekilden çok daha başkasına bürünen
Ve bir daha asla eskisi gibi olamayacak bir kurşun
Gerçekten birdaha hiç bir şey eskisi gibi olmadı

Kısa bir hüzünden sonra
Geldim geri döndüm sana
Seviştin mi? Değiştin mi?
Beni yeni bir umutla

Kimbilir kimler aklını çeldi?
Gördüğüne sevinmedin mi beni?
Kimbilir kimler aklını çeldi?
Gördüğüne sevinmedin sen beni?
Üç günlük ayrılıkta neler, neden değişti?

Unutulmuş muydum?
Alışıyor muydun?
Yavaş yavaş yokluğuma
Beklenmiyor muydum?
Kalbini mi yordum?
Bunca iş güç arasında

Birgün beni nasıl paslı bir makasla
Nasıl derinden budayıp gittiğini farkettim
Yeni bir filiz veremeyecek kadar derindi kesip attıkların
Sensizlikle oluşmuş hastalığıma senin bile çare olamayacağına
Benim için çok gecikildiğini anladım…

Söyle bari son söz olsun
Kızmam bundan sonra sana
Dostuz artık geçmiş olsun
Anlat saklama ne varsa

Kimbilir kimler aklını çeldi?
Gördüğüne sevinmedin mi beni?
Kimbilir kimler aklını çeldi?
Gördüğüne sevinmedin sen beni?
Üç günlük ayrılıkta neler, neden değişti?

Unutulmuş muydum?
Alışıyor muydun?
Yavaş yavaş yokluğuma
Beklenmiyor muydum?
Kalbini mi yordum?
Bunca iş güç arasında​
 
Gidiyor musun diye sorma bana,
Gönderen sensin.
Ne terk etmeyi istedim seni,
Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.
Senin kadar öfkeliyim,
En az senin kadar endişeli.
Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana,
Ama inandıramadım seni.
Sen, sorgularken beni kafanda
Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
Bir tek sözün bağlardı beni sana,
Oysa sen hep susmanın koynunda.

Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,
Teslim alır bedenleri de.
Tamam kabul ediyorum,
Sütten çıkmış ak kaşık değildim.
Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki bazen minicik bir odada,
Bazen kentin ortasında şekillendi.
Nasıl da güzeldi…
Zaten varsın diye her şey güzeldi ama
Sen buna inanmadın. Ah bu sorular.
Yaşamak varken sevdayı delice,
Niye boğarız sorularla?
Nasıl ikna edebilirdim seni?
Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.
Ben, seninleyim dedikçe
Sen, hayır dedin.
Zaten az konuşan sen
Olumsuz ne kadar sözcük varsa
Bulup çıkardın ortaya.
Bense hiçbir şey diyemedim.

Ne kadar zarar vermişim sana meğer.
Nasıl değiştirmişim seni.
Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
Kimseye zarar vermek istemem ben.
Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.
Ama öyle oldu işte.
Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.
Sen çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.
Hani rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.
Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.
Biliyor musun birtanem,
Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.
Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri
Yalancı yüzlerde ararım.
Ben gittiğim her yere seni de götürürüm yüreğimde.
Her zaman yokluğunu taşırım.

Farkındayım ben seni bulup, bulup kaybettim.
Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.
Ne yazık ki, kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu senin kapının eşiğinde kalacak,
Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.
İşte bu yüzden gidiyor musun diye sorma bana,
Çünkü gönderen sensin ..

İclal Aydın – Ayrılığın İlanı​
 
İclal Aydın – Hani Herşeyin Başladığı Yerde


Ben sana sevmenin ne demek olduğunu öğrettim sende bana
SENİ SEVMENİN NE KADAR YANLIŞ OLDUĞUNU
Şimdi sırada gitmek var.
Yüreğimde kalan emanet sevgini vererek çıkacağım hayatından.
Ve nasıl girdiysem yalan gözlerine öylece akıp gideceğim.
Bir kaç damla gözyaşıyla birlikte yanaklarından süzülüp dudaklarında son bulacağım.
Hani herşeyin başladığı yerde.

Hani Herşeyin Başladığı Yerde

Şimdi sırada susmak var.
Şiir bitince başlayacak sessizliğim.
Duymayacaksın bir daha “seni seviyorum” sözünü benden.
Bir başkasının söylediği en güzel söz bile titretemez yüreğini bundan sonra.
Ve hiçbir şeyin değerini kavrayamaz benliğin ben sustukça.
Suskunluğum saklıdır.
İhanetinin suçlusu olan “dilinde” hani bana herşeyim dediğin yani yalanlarınla yaraladığın yerde.

Şimdi sırada gülmek var…
Gözyaşıyla geçen yıllara inat gülmek.
Yağmurlarla yarışmaktan vazgeçmek.
Ama ben sende unuttum gülüşümü.
Girişinde parkı olan şehirlerde kaldı tüm sevinçlerim.
Çokça aşk.. özlem… isyanlar ve gözyaşı. İşte sana gençliğim.
Oysa ki herşey güzeldi bir zaman.
ADAM GİBİ AĞLAMAK BİLE KOYMUYORDU. BUGÜNKÜ SAHTE GÜLÜŞLER KADAR
Şimdi sırada isyan var.
“Sonsuza dek ” diyen dillere aşkın gücüyle aşılan yollara.
Kollarımda beklerken ellerde gördüğüm sahte yüreklere.
Ve bana hatırla diye bıraktığın geceler..
İsyan nerde başlar bilir misin sen?
Sevgiyle çarpan kalbin ihanetle durduğu yerde.
Şimdi sırada maziyi gömmek var.

Sonu hüsranla biten seneleri.
Hepsi seninle yaşanmıştı.
Mevsimlerin bir tadı vardı eskiden.
Seni bana sevdiren yüzündeki imkansızlıktı.
MUTLULUK MU? UZUN ZAMANDIR UĞRAMADI…
Çünkü o uzakta ki bir şehrin tozlu kaldımlarında kaldı.
Şimdi sırada özlemek var.
Huzurla geçen yılları.
YALANSIZDOLANSIZ TÜM SAFLIĞIMLA KOLLARINDA UYANMAK İSTEDİĞİM SABAHLARI.
Geceleri uyurken hayalimde duran sıcaklığı özlemek.
O sıcaklık şimdi resimlerin hatırlattığı anılarda saklı.

Şimdi sırada UNUTMAK var.
Yaşanan ya da yaşanmayan güzel günleri.
Büyüsü bozuldu bu sevdanın.
En iyisi kurutmak hayalleri ve bir daha kurmamak düşünmemek geçmişi.
Ve sürdürmemek yalan yüreğimde yarattığım hiçbir geleneği. Bir güzelliktin uzun zaman önce yüreğimde yer eden.
Şimdilerde ise çirkin ruhunla birlikte kaybolup giden.
Şimdi sırada teşekkür var.
“Sevgili olmayı ” başardığın zamanlarda yaşattığın mutluluk için.
PINARLARIMI KURUTUP BAŞKASINA AĞLAMAMI ENGELLEDİĞİN İÇİN.
Benliğinde yer eden anıları benimle yaşamayı tercih ettiğin için.
Ve en önemlisi bir dilim ekmeği ikiye böldüğün için.
Aslında o kadar çok teşşekür borçluyum ki.

Hani Herşeyin Başladığı Yerde

Mesela derslere sarhoş girişim!
Hiçbir şiirimi istediğim gibi bitiremeyişim!
Acıları yüreğime kazıyıp mutluluğumu gölgeleyişin!
Çok sevdiğim şarkı sözleriları unutuşum.
Hepsi senin eserin teşekkürler sevgilim.
Kalabalıklar ortasında yalnızlığı tattırdın.
BAKAMAZ OLDUM UĞRUNA KIRDIĞIM DOSTLARIN YÜZÜNE.
Açamıyorum odamın penceresini güneşe olan utancımdan!
O çok sevdiğim rüzgar benden uzak esiyor şimdi.
Sonbahar da küstü.
Yapraklar öyle güzel sararmıyor.
Oysa tek sırdaşımdı seni bana sevdiren KASIM yağmuru.
Gençliğimi çöpe attım sayende ve yıktın beni ayakta tutan umudu.
TEŞEKKÜRLER SEVGİLİM SON KEZ TEŞEKKÜRLER……..​
 
Zor Günler


Benden önce söylenmiş sözlerin haklılığına
Kızdığım oldu zamanında ama inandığımda
Ömrümde her şarkı başka bi kapı açtı
Bu şarkının ardında sen
Bu kapının ardındaysa benden önce söylenmiş sözler vardı

Çok zor günler geçirdim vaktiyle
Alemde savaşlar çırpınışlar nihayetinde
Aşık olmak kısmetmiş yar, sana..
Aşık olmak kısmetmiş yar..

Seçtiğimiz hayatlar mi bunlar? seçtiklerimiz mi ?
Bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı
Seçtiklerimiz evet !
Hayat bu sevgilim çoktan seçmeli
Senin aşkınsa bi dönem ödevi

Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar
Bir akşam çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen öleceğim yar

Bir şarkı tuttum sevgilim bir kapı açtım ikimize
İkimiz çokmuşuz meğer bu resme
Kapatmadan bu kapıyı yinede
Bu yaralar bereler sanadır bileler …

Bu yaralar bereler sanadır bileler
Göreler aşkımı
Şahidim gök kubbe
Aşığım bekletme

Çok canım yanıyordu gördüklerimden ve göreceklerimden
Benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bi tek
Benim de kanattıklarım vardı elbet
Ezdiğim kumlar ve geçtiğim yollar hala gölgeni taşıyorlar
Hani demiştim ya en başında
Ne ayrılıklar ne aşklar ne başlangıçlar diye
Yani demem o ki çok zor günler geçirdim vaktiyle

Çok zor günler geçirdim vakiyle kalbimde
Firari endişeler nihayetinde
Aşık olmak çok zormuş yar sana
Aşık olmak çok zormuş yar

Bir gece çıkıp gelsen ölmezsin yar
Ölümlerden ölüm beğen gelmezsen yar
Öleceğim yar
Bu şarkı sadece benimdi sevgilim
Ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize
Yazmışsın ya ‘onu sevebileceğimi düşünmüştüm’ diye
İşte o günden beri belki de bu yüzden sadece
Bu yaralar bereler sanaydı aşkı bileler
Göreler aşkımı şahidim gök kubbe​
 
Kulağımın içi kaşınıyor.
Felaket.
Önce azar azar başlıyor kaşıntı, geceleri.
Sonra artıyor.
Kaşımak da bir zor ki kulağın içini.

Bir türlü geçmiyor.
“Ne yapsam acaba?” diyorum.
Günler geçtikçe daha da artıyor.
Doktora gitmeye karar veriyorum. Arkadaşlarıma soruyorum
“Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?” diye.

“N’oldu ki?” diye soruyor arkadaşlarım.

“Kaşınıyor kulağım” diyorum. “Uyuyamıyorum geceleri, kulak kaşınmasından!”

Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi. “Çok iyi doktordur” diyor.

“Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini iyileştirir.”

Gidiyorum doktora. Gözlüklü, şirin bir amca.

Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor.

Şaşırıyorum önce. “İçinde kaşıntı var” diyorum. “Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?”

“Yok” diyor, “Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi görmek için bakıyorum.”

“Nedir?” diyorum doktora.
“Eski sözler kaçmış kulağınıza” diyor.
“Nasıl yani?” diyorum.
“Kimin sözleri?”
“Bakacağız” diyor.

Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet çıkarıyor.

“Yan durun. Kıpırdamayın” diyor bana. Biraz irkiliyorum.
“Eski sözler” diyorum, “Ha?”

Cımbızın ucu kulağıma giriyor, canımı acıtmıyor nedense.
“Bir erkek sesi bu” diyor. Sanki bir uğultu duyuyorum.

Cımbızı çıkarıyor kulağımdan. “Yalan kaçmış kulağınıza!” diyor doktor.

Yalana bakıyorum. Küçücük bir şey gibi gözüküyor.

“Vay be! Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş? Hangi yalan peki?” diyorum.

“Durun, bekleyin” diyor doktor. “Dikkatli olmamız lazım. Tekrar kulağınıza kaçabilir.

Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız.”

Yalanı tüpün içine koyuyor. Kapağını da kapıyor tüpün.

Serbest kalıyor yalan…

“Seni seviyorum” diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden.

“Yalanmış ha?” diyorum.

Kulağım bile anlamış, kalbim hálá anlamıyor…​
 
İclal Aydın – Adam Kadın ve Çocuk


adam önce kitapları topladı
kadın kapısı kapalı ağlıyordu
çocuk merdivenlerde zaman dursa istiyordu
bir ayrılığın üç dalıydılar
birikmiş ne varsa atma zamanıydı şimdi
çocuk merdivenlerin basamaklarını saydı
saçlarını çözdü bir daha ördü
kadın kapı kolunu tutmak, kapıyı açmak, adamın yanına gitmek istedi
adam resimleri ayırdı
bi ayakkabı kutusuna koydu
çocuk kapı ziline baktı
kadın duvardaki saate
adam açık olan pencereye..
bi ayrılığın üç kahramanıydılar
zaman durmuyor, adam kalmıyor, kadın engel olmuyordu
zaman duramıyor, adam kalamıyor, kadın engel olamıyordu….
çocuk buynundaki ipli anahtarla kapıyı açtı
çizgili defterinin arasından kuruttuğu gelincik çiçeğini aldı
kadın balkon kapısını açtı rüzgar perdeleri uçurdu
adamaçık pencereyi kapattı masanın örtüsünü düzeltti
bi ayrılığın üç adımıydılar
adam gitti, kadın kaldı, çocuk büyüdü
şimdi gelincik bir ayakkabı kutusunda siyah beyaz resimlerle birlikte ayakkabı kutusunun anısı çocuğun kilitli kalbindeler
bi ayrılığım üç resmiydiler;
adam, kadın ve çocuk
perdeler, kapı kolu ve merdiven
bir ayrılığın üç şahidiydiler……​
 
İclal Aydın – Ağrı Tanı Merkezi


Ağrı tanı merkezinde ilk sabah,
Çare bulmaz bir sızı
Kutular içinde saklı kalanlar
Kırmızı kurdele, okumayı söktüğümde göğsüme takılan
On mektup, ilk sevgilimden kalan
Üzeri karalanmış satırlar, kendi tarihini anlatan
Dağılan, savrulan ne varsa aslında onlardan kalanlar
Şimdi bu ağrıları yaşatanlar
Yeni öğrendim, anılardan çıkmıyormuş meğer,
Ömrümden çıkanlar.
Su altında kırdığım bardak, parmağımdaki kesik,
Suda dağılan kırmızı duman.
Hiç unutulmayan, “Bir daha görmeyecek miyim seni?” diye soran,
Kargacık burgacık bir çocuk yazısı,
Yeni yılımı kutlayan.
Şimdi genç olmayan yüzler,
Havaalanında el sallayan.
Ağrı tanı merkezinde ilk sabah
Artık çekmecelerde tıkılı
Ömrümün artıkları.
Gece ve yıldız gerekmiyor,
Anımsamak için sırtımdaki sızıyı…
Duyduğum yerde o şarkıyı,
Doluyor kesip attığım, sildiğim, yok saydığım boşluklar
Ve tarih tutmuyor şimdi
Yeni alışkanlıklar.
Ağrı tanı merkezinde ilk sabah
Ayrılıklar; diş ağrısı gibi,
Ölümler; kalp ağrısı gibi,
Yok sayanlar; göz ağrısı gibi.
Ağrıyı tanımak artık ne işe yarar
Ya da doya doya ağlamak?​
 
İclal Aydın – Unutulmuş muydum?


gittin sen bana gitmek için gelmiştin
geride yavaş yavaş eriyen
bir kurşun bıraktın
bıraktığın şekilden
çok daha başkasına bürünen
ve bir daha asla
eskisi gbi olamayacak bir kurşun
gerçekten
birdaha hiçbirşey eskisi gibi olmadı
kısa bir hüzünden sonra
geldim geri döndüm sana
seviştin mi, değiştin mi
beni,yeni bir umutla
kimbilir kimler aklını çeldi
gördüğüne sevinmedin mi beni
kimbilir kimler aklını çeldi
görüdüğüne sevinmedin sen beni
üç günlük ayrılıkta neler neden değişti
unutulmuş muydum
alışıyor muydun
yavaş yavaş yokluğuma
beklenmiyor muydum
kalbini mi yordum
bunca iş güç arasında
bir gün beni nasıl paslı bir makasla
nasıl derinden
budayıp gittiğini farkettim
yeni bir filiz veremeyecek kadar derindi
kesip attıkların
sensizlikle oluşmuş hastalığıma
senin bile çare olamayacağını
benim için
artık çok gecikildiğini anladım …
söyle bari son söz olsun
kızmam bundan sonra sana
dostuz artık geçmiş olsun
anlat saklama ne varsa…
kimbilir kimler aklını çeldi
gördüğüne sevinmedin mi beni
kimbilir kimler aklını çeldi
görüdüğüne sevinmedin sen beni
üç günlük ayrılıkta neler neden değişti
unutulmuş muydum
alışıyor muydun
yavaş yavaş yokluğuma
beklenmiyor muydum
kalbini mi yordum
bunca iş güç arasında​
 
İclal Aydın – Kızıma (Lal)


Canım Kızım ;
Meğer sanaymış yolculuğum.
Birgün kendime neden yaşadığımı sordum.
Bir anlamı olmalıydı başımdan geçen onca şeyin.
Bir karşılığım olmalıydı hayatta.Bu soruyu sorduğumda
kendime, 23 yaşımdaydım. Ellerim yaşlanmamıştı henüz
ama, soluk soluğa kalmış, yorgun bir çocuktum.
Bildiğim her şeyden, herkesten uzaktaydım. Yalnızlık,
yabancılık, haksızlık.. Dünya kederleri bir olmuş,
yüklenmişlerdi bir gece kalbime. Balkona çıktım.
Dördüncü kattaydım. Soğuk bir kış geesiydi.
Demirleri tuttum, caddeyi seyrettim ağlayarak.
Göreceksin; insan nasıl acır kendine böyle anlarda.
129 numaralı otobüs geçiyordu ve bir kız köşedeki
benzinciden çıkmış, elinde bira şişesi ağlıyordu.
Uzundu saçları. Kaldırıma oturdu, elindeki bira şişesini
karşısındaki saat kulesine fırlattı. Saan oniki ye on vardı
ve belli ki ikimizin de canı çok yanmaktaydı.

Annem geldi aklıma. Bir pazar dönüşü, elimi avucunun
içinde kavrayışı ve bana doğumumu anlatışı.
Yalnızmış sancıları geldiğinde. Çok korkmuş,
ya başaramazsa diye. Balkona çıkmış, insanları seyretmiş.
“Başka kadınlarda çekti bu sancıyı” diyerek ve başka
insanların acılarından güç alarak, doğuma girmiş.
Doğuduğumda yaptığı ilk şey, saate bakmak olmuş.
Saat öğlen, onikiye on varmış.

İşte böyle demiştim kendi kendime “buraya kadarmış”
Sonra çilekli pastayı, çaldığım vişneleri, limonlu dondurmayı
ne çok sevdiğimi düşündüm. Saçlarımı uzatacaktım..
Para biriktirip yollara çıkacaktım.. Ve bir daha hiç
yirmiüç yaşımda olmayacaktım.. Büyük kararlardan önce
mutlaka bir gece beklemeli. Eğer sabah aynıysa her şey,
o zaman düşünmeli bitirmeyi bir hikayeyi.
Ertesi gün, güneşli bir sabahtı ve çoktan düştümşü
ruhumun ve kederimin ateşi.

O günden sonra neler oldu bir bilsen. Sana anlatacak
o kadar çok şeyim var ki.. Çok korkuyorum; sever misin
acaba beni? İyi bir anne olabilecek miyim,
koruyabilecek miyim seni? Kalbimde ve zihnimde
biriktirdiklerimi eksiksiz iletebilecek miyim sana?
Takvimler, bir sonbahar çocuğu olacağını söylüyor.
Annen de sonbaharda doğmuş bir bebekti. Bu mevsim
hüzünlüdür kızım ve çok sever güneşi.

Şu anda, minicik tekmelerinle “ben buradayım” diyorsun.
Gelişine az kaldı. Seni sevinçle beklerken, odanı
hazırlıyoruz hevesle. Ama ne yazık ki, odan kadar
özenli ve sessiz bir ülkeye gelmiyorsun. İsterdim ki,
benim gördüklerime sen şahit olma. Ama onlar sana bile
yetişti. Geleceği zamanı kendi seçmiş biri olarak güçlü,
ve benden de önde olacağını biliyorum. Umarım sen de
seversin karıncaları, kedileri ve kelebekleri. Ben babasını
çok özleyen bir çocuktum, dilerim sen ayrı kalmazsın
seni sevinçle bekleyen babandan. Anneler ve babalar
tanıyacaksın bizden başka. Oğluna söz verdiği
bisikleti alamadığında , notalarla oğlunun adını yazan
bıyıklı , yorgun babaları, ya da kendi giyemediği mavi
23 Nisan elbisesini, sabaha kadar uyumadan kızına
diken anneleri.. Sonra, kendinden başkasını
düşünmeyenleri, kendi öfkesinde boğulanları ve
yalancıları tanıyacaksın. Aşkı tanıyacaksın bir gün..
Kalbin kırılacak.. Ve belki kıracaksın birilerini.
İyi bir tamirci ol kızım. Çabuk onar kırdığın kalpleri.
Ve çaresiz kalma kendi kırık kalbinde. Sen şimdi
kendi öykünü yazmaya geliyorsun. Hayat, iki
seçenek sunuyor. Ya payına düşen kederi paylatacaksın
ya da kendinle iyi geçinmeye bakacaksın. İkincisini
tercih edersin umarım.

Bana öğretildiği gibi kızım;
Öğrendiğin çiçek adlarını unutma. Kelebekleri kitap
arasında kurutma. Kin büyütme kalbinde ve incitme
kimseyi. Dilerim , dünyaya geliş nedenini sen çabuk
bulursun. Yolun açık olsun.

Annen…​
 
İclal Aydın – Seni seviyordum ve senin haberin yoktu


Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına
düşüşü ve burnun herkesten başkaydı işte.
Güldüğün zaman yukarıya bakardın. Yukarı kalkan
başın ve gülen gözlerin vardı, ne güzeldiler

Sen bilmiyordun, ben seni seviyordum.

Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler. Duvarlara,
vitrin camlarına kaldırımlara çarpıyordu. Geri döüyordu
çoğalarak. Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum

herşeyi, her şeyi erteleyişim oluyordun. Kalp ağrısı
oluyordun, birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun.
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk. Döemeçler geçiyor,
köprüler göze alıyor ve bazen tekin olmayan suların
üzerinden atlıyorduk. Cesurduk Ufuk çizgisi maviydi,
gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller.

Ben seni seviyordum, bilmiyordun.

Sevinçlerim oluyordun arasıra, sen hiç bilmiyordun.
Sonra herhangi biri oldun. Bütün sevinçlerim bittikten
sonra yağmurlar yağdı serin haziran akşamları
Sonra bir gün uzaktan gördüm seni. Saçların
bana inat, başın her şeye meydan okuyarak.
İşte yine aynı Kalbimi acıttın. Her zamanki gibi.
Değiştik sanıyordum.

Ve sen yine bilmiyordun.​
 
İclal Aydın – Ne Olacak Halim


Sen bu satırları okurken ben cok uzaklarda olacağım…
Böyle başlardı bütün bildiğimiz mektuplar,
Biliyormusun? Bu ikimizin hikayesi,
Şu anda nerdesin, ne yapmaktasın;
Bildiğim yerlerdemisin yoksa hiç görmediğim bir evin penceresinde mi,
Sevdiklerin özlemi sardımı nicedir kalbini,
Pişman mısın başlamadıkların için, iç cekiyorsundur şimdi
Düşünüpte yazmadığın yazıpta yollamadığın mektupları saklıyormusun hala,
Kafanda hep aynı cümle biliyorum ne olacak halim,
Ah, biriktirdiğimiz bütün hevesler nasılda hızla tükendiler.
En çok kimi özledin, en çok neyi bekledin?
Şimdi düşlediklerimin neresindesin…
Dedim ya.
Bu ikimizin hikayesi…
Islandımız bütün yağmurları, dudak kanatan kalpli sızı aşklarımızı,
Bizi buluşturan kaldırımları,
İşte bütün bunları bütün bunları yazıyorum.
Ben unutmadım diye
Hatırlıyormusun sonunu değiştirmediğimiz filmleri
Hayatın gerceğidir sandığımız kabullenilmiş yenikliği
Bir ağızdan söylediğimiz en kahraman cenkliği,
Büyürken vazgectiklerimizi yada vazgeçittirdikleri seyleri,
Ne Olacak Halim…
Çabuk mu büyüdük dersin
Biliyorum..
NE Olacak Halim…
Sen bu satırları okurken, ben nerde olacağım kim bilir.
Neleri bırakmış olacağım birde,
Ne aşkları
Ne başlangıçları
Ne ayrılıkları tıpkı senin gibi.
Biliyormusun…
Tek sorum var kendimle şimdi

Ahhh
Ne Olacak Şimdi Halim….​
 
İCLAL AYDIN – GEL


Her şarkının içinde ben seni görürüm
Sevdan bir nefes çekmezsem ölürüm
Sabır kalmadı içimde
Dertler yaş oldu gözümde
O yokluk denizinde boğulmadan GEL!

Sensiz isyan ettim her an
Dünyam kahır,dünyam zindan
Yine başım duman duman
Olmadan GEL!

Bu koskocaman dünyada,sensiz yapayalnız kaldım.
Sabır kalmadı içimde
Dertler yaş oldu gözümde
Bu hasretlik denizinde boğulmadan GEL!​
 
Kar
Karlı bir aksamdı Ankara da
Son kez elele yürümüştük
Bitmesin istediğim yola kısacık beraberliğimizin bütün anılarını sığdırmıştık...
Yazarsın bana demiştin bende yazarım sana sık sık,
Ağlıyorum,
Sen görmeyesin diye kaldırmıyordum başımı
Elimi daha sıkı tuttun
Anlıyordum
Bu ayrılığa dayanmıyordu kalbim.
Öğrettiğim çiçek adlarını unutma dedim,
Kelebekleri çiçek arasında kurutma,
Sık sık fotoğraf çektir yolla bana,
Kitaplarım sana emanet, incitme kimseyi, kin büyütme kalbinde beni bekle.
Yol bitti gidiyordun artık,
Gittin!
Sokakta gördüklerimi filmdeki aktörleri sen sandım bir süre,
Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye,
Kitaplarını okudum kelebeklere dokunmadım,
Öğrendiğim çicek adlarına yenilerini ekledim,
En çok fesleğeni, çoban heybesini, aksam sefasını sevdim.
Seni beklerken çok sey öğrendim,
Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk adam
Nasılsa bulacaktır seni diye her görüşümde aynı sesle seslendim;

Uçak babama selam söyle,

Beni kötü rüyalarımdan uyandıran, sevdiğim ilk adam bir bilsen!
Seni nasıl özledim.
Kar yağıyor şimdi otuz yaşım bitti.

Kitapların bende, kelebekler gibi kar taneleri,
Kendi yolumda yürürken hiç unutmadım o cümleyi;
Selamını aldım babacığım
Kin büyütmedim kalbimde,
Küçük kızının gözleri;
Hala senin çiceklerinde.
Uçak!
Babama selam söyle..
 
Geri