Sabah uyandığımda gökyüzünde kuşlar süzülüyordu
sanki geceden arta kalan rüzgarın tadını çıkarıyorlar .. bırazdan güneş daha daha belirecek.
gökyüzü kuşlar için bu aralar pek uygun olmuyor. o çok sevdiğim rüzgar bile sıcak esiyor.
insanlar en çok saçlarını tarıyor, kimse kimsenin gözlerine bakmıyor. oysa bizlerin dünyaya açılan penceremiz gözlerimiz.
ve onları ihmal ediyoruz... bir insan birisine bir şey anlatıyorsa gözlerinin içine bakarak anlatmalı, gözlerine bakacak cesareti olmayan insanlar ile konuşulmaması gerek ...
vakit ilerledikce şarkılar da eşilik ediyor bize.. sonra ikindi oldu.. minareleri seyrediyorum.
o kadar sıcak ki kuşlar minare değil..
ezan okunuyor.. ikindi vaktinin şehre kattığı o tatlı telaş ile birlik de sokak kedileri saklandıkları yerlerden çıkıyorlar..
sanırım birazdan kuşlar da saklandıkları gölgeliklerden çıkarlar..
hava karardı.. kuşlar hala yok
gökyüzüne bakıyoruz şimdi. gökyüzündeki yıldızlar bizlere anımsattıklarını konuşuyoruz.
arkadaşım bir kadına benzetti. hüzünlü bir kadın. ama ağlamıyor .. ve bu gece gökyüzünde kayan bir yıldız yok..
yani kadın ümit varr.. her şey bitmemiş gibi yol gözlüyor ..
şimdi tatlı bir rüzgar esti ..
manzara bundan ibaret. şimdi sen bu kadının yanında olsan ona şiir okusan. bende şarkı söylesem ..
nasıl olur ..
gece gündüzlerden daha serin
ağladın mı göz yaşın görünmüyor. hem yüzüne ay ışığı da vurursa göz yaşı yüzünü parlatıyor ..
sana ay ışığı yakışır, şiir yakışır, şarkı yakışır..
geceyi bana bırak, gökyüzünü bana bırak
ben sana şiir okuyayım..
sen güneş ol, ay ol karanlık gecelerime