kartal8181
Üye
-
- Katılım
- Temmuz 10, 2015
-
- Mesajlar
- 86
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 256
-
- Yaş
- 35
insan yaşadığı zaman kendisine bir hedef koyar ve bu hedef doğrultusunda etik olan ya da olmayan bir takım işlere peşinde kendini sürüklenmekte bulur. bu sürüklenme bazen toplum içerisinde bir etki oluşturmazken bazen de bu etki tüm toplumu etkiler. ben kötü olsa dahi kişinin hedefinin olmasını ve bunda döneklik yapmaksızın istikametinde ilerleyişini takdir ederim.
günümüz ülke şartlarına geldiğimizde üzüntü içerisinde acı tabloyu izliyorum. Ben, müspet hayat yaşamaya çalışan ve bunun doğruluğunu ve yapılabilirliğini başkalarına anlatan, idolojik olarak sağ görüş yapısına sahip olmamla birlikte benimle aynı görüşü paylaştığını söyleyen ama bu istikamette istikrarını en ufak bir yalpalanmada bozan biri için üzülüyorum. kendi görüşümden birini kaybettiğim için değil tabi ki. benim inandığım değerleri reddedip bu istikamette istikrarlı çalışan, halk deyimi ile ateyiz, kişileri aslında takdir ediyorum. onlar niyetleri belli ve dim dik duran insanlar. bu konuyla alakalı makale ve köşe yazıları tarzında okumalara daldığımda ise şunu gördüm: akıl olgusu herşeyin başı ve bunun düşmanı ise amaçsızlık.
içi boşaltılmış ya da hiç doldurulmamış bir fikir kısa sürelide olsa zirve göremez. her ne inanç, fikir, his olursa olsun mutlaka içi dolu ise ZİRVEyi görecektir. bu gördüğü süre ise genel kabul görmesi ile değişecektir.
esas konu olan boşaltılmışlık meselesinde zirvede görünme durumu olabilir ama kendileri tatmin olmayacaklardır. çünkü boşluk tam olmamak demektir. sınır çizilmemiş demektir. bu da doyum vermeyecektir. iki koşucu olsun bu kişiler den biri yavaş diğeri hızlı olsun. eğer yavaş olan mesafeyi bilip hızlı olan bilmiyorsa yarışı yavaş olan kazanır. boşaltılmışlığın verdiği doyumsuzluk da doğal olarak zarar verme güdüsüne neden olacaktır. bu zarar da kendisi ile birlikte yanındaki ya da ona karşı olana olacaktır.
günümüz ülke şartlarına geldiğimizde üzüntü içerisinde acı tabloyu izliyorum. Ben, müspet hayat yaşamaya çalışan ve bunun doğruluğunu ve yapılabilirliğini başkalarına anlatan, idolojik olarak sağ görüş yapısına sahip olmamla birlikte benimle aynı görüşü paylaştığını söyleyen ama bu istikamette istikrarını en ufak bir yalpalanmada bozan biri için üzülüyorum. kendi görüşümden birini kaybettiğim için değil tabi ki. benim inandığım değerleri reddedip bu istikamette istikrarlı çalışan, halk deyimi ile ateyiz, kişileri aslında takdir ediyorum. onlar niyetleri belli ve dim dik duran insanlar. bu konuyla alakalı makale ve köşe yazıları tarzında okumalara daldığımda ise şunu gördüm: akıl olgusu herşeyin başı ve bunun düşmanı ise amaçsızlık.
içi boşaltılmış ya da hiç doldurulmamış bir fikir kısa sürelide olsa zirve göremez. her ne inanç, fikir, his olursa olsun mutlaka içi dolu ise ZİRVEyi görecektir. bu gördüğü süre ise genel kabul görmesi ile değişecektir.
esas konu olan boşaltılmışlık meselesinde zirvede görünme durumu olabilir ama kendileri tatmin olmayacaklardır. çünkü boşluk tam olmamak demektir. sınır çizilmemiş demektir. bu da doyum vermeyecektir. iki koşucu olsun bu kişiler den biri yavaş diğeri hızlı olsun. eğer yavaş olan mesafeyi bilip hızlı olan bilmiyorsa yarışı yavaş olan kazanır. boşaltılmışlığın verdiği doyumsuzluk da doğal olarak zarar verme güdüsüne neden olacaktır. bu zarar da kendisi ile birlikte yanındaki ya da ona karşı olana olacaktır.