İBADET ANLAYIŞI AÇISINDAN ORUÇ
Mü'minler için oldukça önemli kabul edilen aylardan ramazan ayına girmiş bulunuyoruz. Bu mübarek ayın rahmet ve duygu dolu gölgesi üzerimize düşmüş durumda.
Tabii ramazan ayı teravihleri iftar sofraları ve eğlenceleri ile içinde birçok güzellikleri barındırmakla beraber bu ayda en belirgin ibadet oruçtur.
Tabii ramazan ayı teravihleri iftar sofraları ve eğlenceleri ile içinde birçok güzellikleri barındırmakla beraber bu ayda en belirgin ibadet oruçtur.
Oruç Farsça'daki "Rûze" kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Arapça'sı "Savm" ve "Sıyâm" dır. Savm kelimesi Arapça'da "bir
şeyden uzak durmak bir şeye karşı kendini tutmak engellemek" anlamında kullanılır. (1) Terim olarak ise oruç; Dinen yükümlü
kabul edilen bir şahsın Allah'a ibadet niyetiyle tan yerinin ağarmasıyla başlayan zamandan (imsaktan) güneş batıncaya (iftar vaktine) kadar yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durması şeklinde tanımlanmaktadır. (2)
İslâm fıkhında her ibadette olduğu gibi şüphesiz oruç ibadetinin de sahih olabilmesi için birtakım kurallara uymak gerekir. Biz
kurallara girmeksizin oruç ibadetinin manevi boyutunu ele alarak bu boyutu ile sağladığı faydalara temas edeceğiz.
Şunu öncelikle ifade edelim ki oruç sadece İslâm dininde değil tarihsel süreç içerisinde yer alan diğer vahye dayalı dinlerde de
farz kılınmış bir ibadet şeklidir. Hatta nitelik ve niceliği farklı da olsa oruç tutulması bazı batıl dinlerde de benimsenmiştir.
Örneğin Sabiiler (yıldızlara tapan batıl din mensupları) 46 gün oruç tutarlardı. 8 Mart günü başlamak üzere ilk oruçları 30 gün
21 Aralık'ta başlayan oruçları 9 gün ve 9 Şubat'tan başlamak üzere 7 günlük oruç olmak üzere toplam 46 gün oruç tuttukları
ifade edilmiştir. (3) Orucun geçmiş milletlere de farz kılındığı Kur'an-ı Kerim'de "Ey iman edenler! Kötülüklerden sakınmanız için oruçsizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı." (4) âyeti ile dile getirilmektedir. Vahye dayalı dinlerde Allah'ın
birliği (tevhid) ilkesi ile nitelik ve niceliği değişse de namaz oruçzekat ve hac gibi ibadetlerin yapılması insanlara daima
önerilmiştir. Söz konusu ibadetlerdeki tarihsel süreklilik bize bu ibadetlerin önemini vurgular nitelik ve güçtedir.
Allah'ın buyrukları ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri bütün hükümlerin insanların yararlarını
gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir. Allah'ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok
büyük faydalar yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu bir gerçektir.
Örneğin zina suçunda içki içmede hırsızlıkta zararın olmadığını hangi aklı selim (reel akıl) iddia edebilir?
Bunların terkinde de gerek fert gerekse toplum bazında inkarı mümkün olmayacak derecede faydalar söz konusudur.
Örneğin zina suçunda içki içmede hırsızlıkta zararın olmadığını hangi aklı selim (reel akıl) iddia edebilir?
Bunların terkinde de gerek fert gerekse toplum bazında inkarı mümkün olmayacak derecede faydalar söz konusudur.
Şu bir gerçektir ki Kur'an-ı Kerim'de akla aykırı - tabii kastımız İlahi iradenin istediği şekilde düşünen orijinalitesi bozulmamış
akıl- hiçbir emir ve yasak bulunmamaktadır. Genel kabul Kur'an'ın evrensel ve çağlar üstü boyut ve nitelikte ilke ve mesajlar içerdiği şeklindedir.
Böyle olunca da genelde verileri çağlarla sınırlı olan aklınbu mesaj ve ilkeleri tespiti güçleşmektedir.
Bunun böyle oluşu Kur'an üzerinde düşünenlere düşünme dinamizmi sağlamaktadır.
Ancak öteden beri İslâm alimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda kafa yormuş bunların kişisel pratik yararlarından çokinsan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır.
Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı
Böyle olunca da genelde verileri çağlarla sınırlı olan aklınbu mesaj ve ilkeleri tespiti güçleşmektedir.
Bunun böyle oluşu Kur'an üzerinde düşünenlere düşünme dinamizmi sağlamaktadır.
Ancak öteden beri İslâm alimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda kafa yormuş bunların kişisel pratik yararlarından çokinsan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır.
Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı
faydalar tespit edilebildiği gibi bu faydaların ya da gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir gerçektir.
Ancak aylar yıllar hatta çağlar bu faydaları adeta bir mübelliğ gibi düşünce ve ilim adamlarının diliyle insanlara haykırmaktadır.
Ancak aylar yıllar hatta çağlar bu faydaları adeta bir mübelliğ gibi düşünce ve ilim adamlarının diliyle insanlara haykırmaktadır.
İbadetlerin sağladığı faydalar bizim dışımızdaki düşünce ve ilim adamlarınca da yer yer ifade edilmektedir.
İşte tutacağımız oruçların kılacağımız namazların dahası yapacağımız bütün ibadetlerin bizlere fert ya da toplum bazında
psikolojik sosyolojik sağlık hatta ekonomik açıdan sağlayacağı faydalar inkar edilemeyecek açıklık ve boyuttadır.
İslâm dini ferdin toplum içinde uyumlu güvenilir ve hoşgörülü olmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler getirdiği gibi onun
yaratıcı ile olan bağlantısını daha derinden hissetmesine devam ettirmesine ve geliştirmesine hizmet edecek düzenlemeler de
getirmiştir. Bu düzenlemelerin bir parçasını da ibadetler oluşturmaktadır. Kanaatimizce oruç ibadeti de bunların başında gelir.
Çünkü oruç tamamen duygu yüklü kul - yaratıcı arasındaki sevgi ve saygının doruğa ulaştığı bir ibadettir. Kul oruçta Rabbi ile
adeta başbaşadır. Nitekim oruç ibadetinin en büyük özelliği namaz ve hac ibadetlerinde olduğu gibi ne lisanla ne de herhangi
bir hareketle dışa yansıyan formel bir yapısının olmamasıdır. Bu yönüyle oruç kalbî bir ibadettir. Bu nedenle Allah Teâlâ bir
hadisi kudside "... İnsanoğlunun yaptığı herşey kendisi içindir. Oruç müstesna. O benim içindir ve onun mükafatını ben
vereceğim." (5) buyurarak orucun bu özelliğine işaret etmiştir. Bu yönüyle oruç riyanın en az karıştığı bir ibadettir. Bilindiği gibi
riya İslâm'ın hiç de tasvip etmediği bir hastalıktır.
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de kendisinden en çok bahsedilen ve yerine
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de kendisinden en çok bahsedilen ve yerine
getirenlerin övüldüğü namaz ibadeti riya karıştırılması durumundayergi aracı olmuştur.
"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır hayra da engel olurlar." (6) âyetleri bu gerçeği dile getirmektedir.
"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır hayra da engel olurlar." (6) âyetleri bu gerçeği dile getirmektedir.
Namazın bu âyette bir anekdot olduğunu düşünüyoruz. Buna göre salt Allah rızası için yapılmayan başkalarına yardakçılık ya da yaranmak amacıyla ifa edilen bütün ibadetlerin aynı konumda değerlendirilmesi gerekir.
Tutacağımız oruçlara bu noktada dikkat etmek durumundayız.
Kim için hangi amaçla oruç tuttuğumuzun bilincinde olmalıyız. İbadetimizin orijininde Allah rızası mı yoksa başka rızalar mı var? sorusunu kendi kendimize sormalıyız. Eğer orucumuz Allah için ise müjdeyi "Kim iman ederek ve sevabını Allah'tan umarak ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir." ifadeleriyle sevgili Peygamberimiz veriyor.
Bu müjdeye ulaşma gayreti temel amacımız olmalıdır.
Tutacağımız oruçlara bu noktada dikkat etmek durumundayız.
Kim için hangi amaçla oruç tuttuğumuzun bilincinde olmalıyız. İbadetimizin orijininde Allah rızası mı yoksa başka rızalar mı var? sorusunu kendi kendimize sormalıyız. Eğer orucumuz Allah için ise müjdeyi "Kim iman ederek ve sevabını Allah'tan umarak ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir." ifadeleriyle sevgili Peygamberimiz veriyor.
Bu müjdeye ulaşma gayreti temel amacımız olmalıdır.
Oruç nefsin isteklerine iradî olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma
yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade
eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi uhrevi açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü
ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedir.
Bu noktada oruç nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında ruhun arındırılıp (psikolojik temizlik) yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak mevcut olmasını bu gerçeği ifade edecek yeterlilikte delildir.
Bu noktada oruç nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında ruhun arındırılıp (psikolojik temizlik) yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak mevcut olmasını bu gerçeği ifade edecek yeterlilikte delildir.
Toplumsal hayatta huzursuzluklara neden olan taşkınlıklar büyük ölçüde insanın hayvanî yönünü tatmin eden maddi zevklere
düşkünlüklerden kaynaklanır. Maddi zevk deyince de akla yemeiçme ve cinsel ilişki gibi zevkler gelmektedir. İşte oruç bu
bağlamda insanı maddi zevk ve şehvetler peşinde koşmaktan alıkoyan bir ilaç niteliğindedir. Nitekim Peygamber (s.a.s.) "Oruç bir kalkandır.
Sizden biriniz oruçlu olduğu bir günde kötü söz söylemesin kavga etmesin. Ona birisi sataşır veya küfrederse "Ben oruçluyum" desin..." (7) Bu hadisin de dile getirdiği gibi oruç bilenler için gerçekten bir kalkandır. Kişiyi kötülüklere karşı korur.
Toplumsal barışın ve birlikteliğin sağlanmasında da oruç etkin rol üstlenmektedir. Çünkü oruçlu kavgalara kötü sözlere açık değildir. Onun sadece midesi değil aynı zamanda dili eli gönlü bütün uzuvları dünyada bu tür çirkinliklere karşı iftarı olmayan bir oruçtadır.
Evet kısa vadede onun dilinin iftarı güzel sözdür gönlünün iftarı güzel duygulardır; elinin iftarı hayır işlerde kullanmaktırgözünün iftarı güzelliklere bakarak Yüce Rabbi'nin kudret ve kuvvetini anlamaktır. Aklın iftarı millet ve insanlığa huzur verecek bilgi ve düşünceler üretmektir.
Uzun vadede ise bu uzuvların iftarıYüce Rabbi'nin müjdesine erdiği andadır.
Sizden biriniz oruçlu olduğu bir günde kötü söz söylemesin kavga etmesin. Ona birisi sataşır veya küfrederse "Ben oruçluyum" desin..." (7) Bu hadisin de dile getirdiği gibi oruç bilenler için gerçekten bir kalkandır. Kişiyi kötülüklere karşı korur.
Toplumsal barışın ve birlikteliğin sağlanmasında da oruç etkin rol üstlenmektedir. Çünkü oruçlu kavgalara kötü sözlere açık değildir. Onun sadece midesi değil aynı zamanda dili eli gönlü bütün uzuvları dünyada bu tür çirkinliklere karşı iftarı olmayan bir oruçtadır.
Evet kısa vadede onun dilinin iftarı güzel sözdür gönlünün iftarı güzel duygulardır; elinin iftarı hayır işlerde kullanmaktırgözünün iftarı güzelliklere bakarak Yüce Rabbi'nin kudret ve kuvvetini anlamaktır. Aklın iftarı millet ve insanlığa huzur verecek bilgi ve düşünceler üretmektir.
Uzun vadede ise bu uzuvların iftarıYüce Rabbi'nin müjdesine erdiği andadır.