Hüzün Girdi Pencereden Sessizce...

Konu sahibi son olarak 2511 gün önce görüldü
Ne demeli?...
Nasıl anlatmalı?...
Ne yazmalı bu dar ve parlak yüzeye?...
Sıradan bir yalnızlık benimkisi...
Kiminkinden farkı var?...
Kelimelerden cümle kurma yeteneğim,
Benim yalnızlığımı sadece belgelenmiş bir 'anı' yapar...
Herkesinki gibi bir yalnızlık bu...
Yangın yerinde hareket edememek gibi...
Hiç bir teselliye boyun eğmeyen...
Laftan, sözden anlamayan bir yalnızlık bu da...
Asi...onurlu...ümitsiz...
Hiç kimseninkinden farkı yok...
Sabah ezanından hemen sonra...
Durduk yere arabanın camını açıp...
Ankara'nın tam ortasında, sesim kısılasıya geceye o'nu bağırmak...
'Seni seviyorum'u öfkeye dönüştürmek...
bu koca kente O'nu haykırmak...
Dudaklarımın önce titremesi...
Sonra gözlerimin dolması...
Salaklaşmak...
Farklı mı yapar benim yalnızlığımı?...
Duysaydı...Belki...
Duymadı...Duyulmadı...
Diğer yalnızlıklar gibi benimkisi de...
Duyulmayan...Görülmeyen...Bilinmeyen...Umursanma yan...
Sıradan bir yalnızlık...
Bir adım yaklaştıkça, bir 'kadın' daha uzaklaşan...
Bir kadın uzaklaştıkça, bir 'adam' daha küçülen yalnızlık bu da...​
 
HAZIRIM

Acıları kurutmalısın yüreğindeki sayfalarda,
Umut olmalı, heyecan olmalı gözlerinde,
Hüzünlerden, kederlerden uzak olmalısın,
Hayat bulmalısın, huzur dolmalısın,
İşte yaşamak bu, nefes almak bu demelisin,
Gözlerimi düşündükçe daha fazla sevmelisin,
Bende seni senin gibi öyle sevmeliyim,
Korktuğumda sıkıca sarılabilmeliyim sana,
Üşüdüğümde, soğuktan titrediğimde,
Sen ısıtmalısın beni yüreğinle,
Çocuklaşıp ağladığımda okşamalısın saçlarımı,
Tesellim olmalısın, tesellin olmalıyım,
Yüreğinde merhamet, düşüncelerinde vicdan olmalı,
Bütün güzelliklere kalbinde yer açmalısın,
Düşüncelerin dostu, gülenlerin huzuru,
Ağlayan herkesin umudu olmalısın,
Yağmurlar gibi yağmalısın,
Bir adım gelene,
Şimşekler gibi çakmalısın,
Karanlıkta gezene,
Güneş gibi doğmalısın,
Garibanın gönlüne,
Yıldırım gibi düşmelisin,
Zalimlerin üzerine,
Sen hep böyle olmalısın,
Ben seni sevdiğimden gurur duymalıyım,
Acılara gülümseyebilmelisin,
Hayat denizinden attığın her oltaya,
Gülücükler takılmalı, umutlar yakalamalısın,
Umutların bugün doğmuş bebek gibi olmalı,
Geçen her zaman büyütmeli onları,
Bazen küçük bir tebessüm yaşatmalı beni,
Bazen de koca bir yürekten akan sevgin,
Sevdamız sınırsız ve ölümsüz olmalı,
Biz toprak olsakta sevgimiz dillerde dolaşmalı,
Ne varsa hayata dair paylaşmalısın benimle,
Acılarını, sevinçlerini ve korkularını bilmeliyim,
Göz yaşlarımızı gizlemeden ağlayabilmeliyiz,
Sevinçlerimizi paylaşıp gülebilmeliyiz,
Korkularını anlatmalısın hiç çekinmeden,
Korktuğunda hiç kimsenin bilmediği sığınağın olmalıyım,
Korkuları birlikte yenmeliyiz,
Sevmediklerini söyleyebilmelisin bana, bende sana,
İçimde olmalısın yanımda olmasan bile,
Hissetmeliyim varlığını fizanda olsan bile,
Tutkunsam, yanıksam, sevdalıysam sana,
Bedeli ölüm olmamalı, yaşatmalı beni,
Senin vazgeçilmezin ben olmalıyım,
Sen paylaşılmazım olmalısın,
Beni her şeyimle kabullenmelisin,
Ben buyum, böyleyim diyebilmeliyim korkusuzca,
Hüzünlendiğimde huzur bulduğu kucak,
Mutluluğumda sarıldığım beden olmalısın,
Bütün şarkılarım sana hitap etmeli,
Ah çekmelerimin nedeni,
Şiirlerimin ilhamı,
Bütün sohbetlerimin konusu sen olmalısın,
Bir anda dört mevsimi yaşatmalısın bana,
Sevginle kış ortasında baharı getirmelisin,
Beni düşündüğünde güneş doğmalı şehre,
Bir daha asla batmamalı,
Bedenimdeki bütün hücrelerimde sen olmalısın,
Damarlarımda sen olmalısın,
Damarlarında dolaşmalıyım kan yerine,
Hücrelerinde hissetmelisin beni, bende seni,
Canım olmalısın, sen yaşatmalısın beni,
Canın olmalıyım, yaşatmalıyım seni,
Sen ve ben olmamalı Türkçe’de ve diğer dillerde,
Biz olmalıyız yalnızca biz,
Tek yürek, tek beden, tek can olmalıyız,
Ben beni, sende yaşamalıyım,
Sende seni, bende yaşamalısın,
Masallar anlatmalısın aşka dair,
Sevdalar işlemelisin yüreğime yüreğinle,
Ayrılık kelimesi geçmemeli sözlerinde,
Sen saçlarımı okşarken yanımdayken bile,
Yüreğimdeki denizlerden, hasret şiirleri haykırmalıyım,
Bütün çılgın dalgalar, fısıldamalı kulağına
Gözlerinin yaşamamın tek nedeni olduğunu,
Saçların rüzgar olup göz yaşlarımı kurutmalı,
Uzaklarda da olsak düşünmemeliyiz mesafelerle, ayları,
Zaman kavramı olmamalı içimizde,
Sevgimiz büyümeli, sığmamalı yüreğimize,
Taşmalıyız ırmaklar gibi,
Coşmalıyız ilk baharda dereler gibi,
Çöllerde vaha olmalıyız,
Bozkırlar sevgimizle yeşile dönmeli,
Gözlerin karanlıkta ışığım olmalı,
Sözlerin bilinmezliklere uçurmalı,
Bulmacaların olmalıyım,
Beni sen çözmelisin,
Benim olmalısın, benimsin diyebilmeliyim,
Senin olmalıyım, benimsin diyebilmelisin,
Bütün duyguların bende yoğunlaşmalı,
Seviyorsan tek sevdiğin ben olmalıyım,
Kızabilmelisin bana, bağırıp çağırabilmelisin,
Küsebilmelisin bana, ara sıra çekip gidebilmelisin,
Geri gelebilmelisin bana,
Yenebilmelisin gururunu,
Sevdiğini defalarca söyleyebilmelisin,
Nefretini bütün çıplaklığıyla haykırabilmelisin,
Sitem edebilmelisin bana,
Öfkeni yenebilmek için tokat bile atabilmelisin,
Seni her halinle sevebilmeliyim,
Kölemdir diye tanıtsan da dostlarına,
Başım dik ve gururla “evet” kölenim diyebilmeliyim,
Eziyet etsen de bana,
Ben seni sevdiğimi söyleyebilmeliyim,
Bir damla suyu, bir parça ekmeği,
Oturup katıksız yemeliyim senle,
Kimseler bilmemeli açlığımızı bile,
Sana ve bana ait ne varsa paylaşmalıyız senle,
Verdiklerinle değil yalın haline de,
Sevmeliyim, hissetmeliyim seni,
Düşüncelerinde yalnız ben olmalıyım,
Hayalimle yüreğini ben süslemeliyim,
Gözlerindeki aşk kıvılcımıyla yalnız ben yanmalıyım,
Ve de benim ateşimle sen yanmalısın,
Yüreğinle sarmalı, gözlerinle ısıtmalısın,
Tenime her dokunuşunda ben inlemeliyim,
Sen hiç tatmadığın kadar haz almalısın,
Ve hiçbir zaman doymamalısın,
Bende sana doymamalıyım,
İhanetlerini, aldatmalarını bilmeliyim,
Açıkça söylemelisin bana,
Senleyken korkmamalıyım ölümden bile,
Yiğitliğin destanını öğretmelisin bana,
Sonra cahilliğimi yüzüme vurmamalısın,
Git dediğinde suratımı asmadan gitmeliyim,
Kal dediğinde ateşinle daha çok yanmalıyım,
Allah’tan sonra taptığım tek varlık sen olmalısın,
Yüreğimden gelen sesle benimsin diyebilmelisin,
Böyle sevmelisin beni, bende seni,
Senin ruhun bende olmalı,
Benim ruhum sende,
Sen öldüğünde ben yaşamamalıyım,
İşte bi tanem böyle sevmelisin beni, bende seni,
Kabulümsün,
Vazgeçilmezlerinle,
Olmasa olmazlarınla,
Bende senin kabulünsem,
Hazırım…
Hazırım senle bütün savaşlara…​
 
gidişim neyi degiştirecek bilmiyorum, ama gidiyorum... yüreğimde söylenmemiş sözlerin acısı, ellerimde ellerini tutamamış olmanın sızısı gidiyorum...



boğazımı düğüm düğüm eden bir cümle şimdi "seni seviyorum!"söylenmedikce nefes almamı engelleyen, kulağına ulaşmadıkca anlamını yitiren bir cümle şimdi... "seni seviyorum!"



içimde "seni seviyorum"un söylenmemiş acısı gidiyorum....



yaz yağmurları dökülüyor yollarıma. tenindeki yaz kokusu benimle geliyor. ben seni alıp yanıma sensizliğe gidiyorum. tenimde yokluğunun soğuğu dilimde söylenmemiş bir "seni seviyorum" gidiyorum...



kendimi sakin bir sahil kasabasına atmak çare sanki. keşkelerin kıyısında bir baraka bulsam... demirlesem yüreğimi... tuzlu kumlara versem sırtımı... yaralarıma bassam denizin tuzunu... acıtsam kanatsam... kanayan, acıyan hep bir "seni seviyorum" cümlesi...



içimde bir yanardağ var bilmiyorsun. patlamaya hazır volkanlar saklıyorum. lavlar büyütüyorum yoklukta... tüm bu havai fişek gösterisini harekete geçirecek şey ise bir "seni seviyorum" cümlesi...



yolların karanlığı daha çok keskinlestiriyor içimdeki sızıyı. "seni seviyorum" cümlesi bilendikçe bileniyor paslı bir bıçak gibi. boğazımda düğüm düğüm kaldıkca daha da acıtıyor canımı... kanatıyor içimi. yüreğime kadar sızıyor kanım. kan doluyorum... gözlerimle tüm kanı ağlıyorum...



"seni seviyorum" bir söylenmemiş söz dilimde..."seni seviyorum"larımı alıp gidiyorum bu şehirden. kaçamak bakışlar atıyorum dikiz aynamdan.



yağmur diniyor yollarda. ama hala damlalar dönüyor gözlerimin önünde... yağmur değil gözyaşı damlaları... ıslanıyor "seni seviyorum"lar. ıslandıkça daha da ağırlaşıyorlar... ağırlaştıkça yüreğime daha fazla bir ağrı saplanıyor.



gidiyorum... ağlamaklı bir "seni seviyorum!" bırakıp bu şehirde, gidiyorum...



söylenmemiş sözler kadar iç acıtan bir şey yoktur bu dünyada.
söylenmemiş sözler mezarlığına gömüp sevdamı gidiyorum bu şehirden...
ağlama sevdam. toprak soğuk, toprak karanlık olsa da yeniden doğacağın gün de vardır elbet kaderinde... alnına kazınmış bir isim vardır... doğacağın güne kadar ben, gidiyorum...



sen gidince üşüyor bu yürek.... gece uzuyor... sensiz geşen geceler beni ihtiyar ediyor... hani gitmesen diyorum... "hani gitmesem diyorum!"



senin her gidişinde sürgün oluyorum ben... en kötüsü aslında gitmeden sürgün olmak... içimi acıtıyor böyle sürgün yasamak...
"hani gitmesek diyorum!..."
"hani bitmesek diyorum...."​
 
Uzaklara dalıyor gözlerim. Bulutlar gri.. Bir rüzgar esiyor ve üşümeye başlıyorum.
Saçlarım yüzümü kapatıyor, elimle açmaya çalışıyorum..
Ama duruyorum sonra.. Belki de rüzgarın elleriyle dokunuyorsun saçlarıma...
Kapatıp aslımı tüm gerçeklere, suretime açıyorum ruhumu..
Sessizliği dinliyorum, içinden sesini duyacakmışım gibi.
Sanki birşeyler fısıldayacaksın bana, daha önce hiç duymadığım, hiç bilmediğim bir şey..
Ellerimle toprağı avuçluyorum, onunla karışıyorum hayata,
sen oluyorum, sendeki ben oluyorum biraz da..
Tüm dünyayı susturup, konuşmak istiyorum seninle, fikrimde bile olsa yeter bana..
Artık seninle ilgili en küçük bir düş, en küçük bir anı, en küçük bir ses, ufacık bir düşünce bile avutabiliyor beni.


Tanımlayamadım..
Varlığında içimdeki heyecan, yokluğunda yüreğimdeki korku muydu aşk?
Yarım kalmışları tamamlayamamanın verdiği huzursuzluk muydu yoksa?
Belki de sendin aşk bende, ben bunu hiç farketmedim.

Öğrendim..
Yokluğuna alışmayı, sensizlikte bir başıma savaşmayı.. Bunları hiç bilemem,
bilsem de öğrenemem, öğrensem de yaşayamam diyordum oysa.. Neleri öğretiyormuş bu hayat insana..

Unutmadım..
Seni unutmak aklımdan bile geçmedi, düşünmedim bunu hiç.
Öyle çoktun ki, hiç bir yere sığdıramadım seni. Ne aklıma ne de yüreğime..

Sözler bitti..
Böyle bitmemeliydi oysa, çok cümlesi vardı kurulacak bu hikayenin, senli, benli "biz" li öznelerle..
Daha o kadar söylenmemiş, ertelenmiş, yaşanmamış varken, yazmamalıydı hayat sonunu böyle..

Sustum..
Ağlamıyorum artık..Saymadığım kaç zamandır gözlerimden bir damla bile gözyaşı akmıyor.
Ne sana dair ne de hayata, içimde bir yerlerde gizliyorum onları da, seni gizlediğim gibi.

Sızlıyorum..
Zaman sarıyor elbet kanayan yaraları, gittikçe acısı azalıyor, ama geçmiyor bir türlü.
İnce ince sızlıyor saklı bir yerlerde, dokunulduğunda tekrar başlıyor acımaya.
Bir perde açılıyor önümde, geçmiş zamanlara dair.. Gözlerimi kapatıyorum..
Sendeki ben oluyorum..
İlk bakışın canlanıyor gözlerimin önünde, gülümseyişin..
Sonra gidiyorsun, ardından bakıyorum öylece durup ben de..
Durdurmak için bu gidişi, sarılmak istiyorum ellerine, yapamıyorum..
Kapanıyor perde...
Suretimi kapatıp aslıma dönüyorum yine..

Şimdilik;
Hoşçakal..
Aşkların en güzeli,
Kavuşur elim sana günün birinde,
Sarılıverir beline,
Dokunur tenim sana yeniden..
Hangi gün taşınır dönerim,
Bilinmez..
Boş kalacak yüreğim,
Söz verdim sana,
Ölene kadar...
Ben seni sana emanet ettim sonsuz sevdam..
Yüreğimin senli olan yanını alıp, ayak izlerimi bırakıp ardımda, yürüyorum sonu sana çıkan yollarımda...​
 
Sanallaştık


yüz yüze
ur gibi en olmadık yerde biten
maskeler deri attı

fırlatılınca yüzümüze gözümüze
efelendik

efendileşemedik

düsürdüğümüzde öbür yanlarını
gülemedik
dost sandığımız aptal yanımıza
sızılandık

değişti
camı çerçevesi dünyanın
a l ı ş a m a d ı k
utandık tükürmeye bile
y ü z s ü z c e
kandırıldık bu yeni yüzle

konuştukça dili yüreklerimizin
s ı n a n d ı k

s ı n a y a m a d ı k
kaprissiz kapıldık paslı çengellere
yamuk oltalara
tutunduk cilvesine görkemli yalanların

en çok da çocuk iken insandık
utanmayıp kurttan kuştan köpekten
insancık-laştık

emekledik
büyüdük
emek verdik
büyüttük

tutup ucundan sallandırdık cihani

sanallaştık
...
kıskanıldık
kıskandık
dik duruşlara çamur atıp
yamulduk

özenip pürüsüzlüğüne
dolandık yılanın sürünen, sürgüleyen diline
kopardık kıyameti
ulu orta heryerde pisledik
pişkinleştik

kadın olduk
dayanıp erkek milletine
yayıldık kaba koltukta
kamulaştık

arlanmadık, arlanamadık
kuma olup hemcinslerimize
çığırtkanlık yaptık

erkek olduk
güle güle sarktık
kaldırım yosmalarına
acizce
asağladık
asağlandık

boşalttık zulamızda ne varsa

eledik içimizi
boş kalburun olmayan karelerinde
hiçliktik
hiçleştik
gocunmadık
yaraladık yaralarımızı
azdık
azdırdık

yarandık
kul olduk şeytana
renk vermeden yüzde gözde
diz dize biz bize
hayıflandık

maskelendik
maskeledik
maskeliydik

tükürdük
yaladık
yaladık
tükürdük

sildik
süpürdük
hortumladık
hortumlandık

mesken olduk bazı güle
bazı bülbüle
oldukça biz bize kahırlandık keşkelerle

olamadık bire bir birey
kamulaştık
genelleştik
enleştik
bozduk istisnalari genişledik

seçilemedik
seçemedik
ters düz
düz ters
günün ağartan yüzüyle cebelleştik

kazıdık
kazıldık
savurduk
savrulduk

çehresi uçmus gölgeler gibi
dizildik sıra sıra

savaştık
kan içtik
kan içirdik

kendimizle barışmayı başaramadık..!

ede ede niyet
bozduk niyeti
yüz yüze
yüze yüze
aynı yüzler

kanayan kazanda
kazıyamadık karayı
erişemedik
yazılamadık beyazlar hanesine

....ne susmayı bildik ne susturmayı
biz bize bizdik
d e ğ i ş e m e z d i k..!

olamaz mıydık ya bir gül yada bir diken...

 
Dingil ol' dedin,
oldum.
'Çılgın ol' dedin,
oldum.
'Çocuk ol' dedin,
oldum.
'Olgun ol' dedin,
oldum.
Ya ben sana
resmen köle oldum.
Ama yine de yaranamadım.​
 
Ne çok derdin var değil mi,
Büyükşehir’in büyük insanı..
Büyük, kocaman, fazla,
tarifsiz bir koşuşturmaca..
Yoğunsun, ne çok vazgeçilmezin var,
bitmiyor değil mi,
bitmiyor adamın derdi, tasası...
Sana sesleniyorum, öyle değil mi
Büyükşehir’in büyük insanı..
Hayat zor ama yine de çok vakit var
yığınla boş işe..
Sıkıntılısın değil mi, yaşamak güç,
sıkıntılı, dertli..
Haberin de yok hani,
okurken sen bu dizeleri
Üç çocuk öldü açlıktan,
Filistinli, Bangladeşli, Nijerli,
Afrikalı, Etiyopyalı,
Kısaca senin memleketinden,
yani Dünyalı!!!
Son zamanlarda,
Dünyada aç olan çocuk sayısı azaldı
diyor ajanslar..
Azaldı, son rakama göre sadece
Ama sadece
800 milyona indi aç çocuk sayısı..
Peki ya sen..
Çok dertlisin değil mi ?..
Hayat zor, sevmiyorsun yaşamı..
Gülecek neyim var diyorsun,
değerli bir mutluluk parçası...
Hadi söyle bana ,
sevdiklerinin değeri nedir
Büyükşehir’in büyük insanı..
1 milyon dolar mı ?..
3 milyon mu ?..
yoksa 5, 10, 50....
Ya gözlerinin değeri..
Peki ya ayakların, ellerin..
Ya mideni doldurduğun, tükenmez yemeğin..
Kaç para söylesene !!
Satabilir misin dünyanın tüm değerine,
paha biçebilir misin söyle !
Hayat bu değil
Büyükşehir’in büyük insanı..
Belki bir şey yapmayacaksın ama
yine de bil bunları..
Bu dizeye gelene kadar
5 çift gözün açılmamak üzere
açlıktan kapandığını..
500 milyon çift gözün
şu an senin yerinde olmak için
nelerini harcayacağını..
Biliyorum...
Biliyorum unutacaksın ama
en azından şimdilik bil bunları..
Haklısın günler yoğun..
Hadi sen tekrar işine dön
Büyükşehir’in saygıdeğer,
vazgeçilmez,
büyük,
KÜÇÜK İNSANI !!!!​
 
Sıfırlamaktayım hayatın tüm sayaçlarını
Kendimi; altı duvarlı odalarında nefes savaşı veren herhangi bir boynu bükük sefil ilan ediyorum
Ellerime iletkenlik komutunu veremedim henüz
Zihnim kilitlendi
Ah şu bedenim atış alanlığından çıksın gayri
Elimde iken kokladığım gülleri
Altıncı basamakta düşürdüm parlak yıldızdan denize
Sahiller de kirlendi şimdi, dolunay dönüş seferinde

Hayallerim çarpıp geri gelen bir damla denizin suyundadır
Gökyüzündeki parlak yıldızlar her yere altı karış uzaklıktadır

Erkekler ağlar mı bilmem ama,hayal ipinin bir ucu da elde olur çoğu zaman...

Aşkı gülen resimlerle yaşardım eskiden
Hayatın koyu şatı hayallerinden gelip geçiyorum
Halbuki benim hiç gülen resmim olmamıştı

Altıncı karesinde bıraktım işte elimdeki kamerayı
Hayata hep erken atıldım
O bana geç kaldı
Hayallerim ise aşka kestirmeden kaçtı
Bütün resimlerim altı delik bir sepette şimdi
Çocukluk masallarımı dinliyorum,gece uyumak için penceresiz odamda
Satın alıyorum hayalimi köşedeki esnaftan
İlerisinden altı gümüş kurşun, altı paraya
Rus ruleti oynuyorum tek başıma, altı patlar bir tabancayla
Eskiyen yaralarını kalbim sakla

Bir akasya okşuyor gözlerimi,geciken sabahlara koşarken kuşlar
Koşuyor ve ıslanmadan geçiyorum sulardan
Hayali aşklardan arta kalan, şehvetsiz bir hece aslında
Islandı gözlerim yine gecenin al yalazında
Hani hepsi hayaldi...
Islak gözlerimle geçiyorum bu sefer
Altı basamaklı bir kulenin kenarından
İçi boş ceplerimde kül var artık
Hayali bir aşktan arta kalan...

Ey hayalim!
Bilirim, dirilmek içindir ölümüm..



Kağıttan intihar kuleleri yapıyorum sonra,yine altı basamaklı
İhanet ediyorum tekrardan en canlı hayalime
Kendimi ele veriyorum en kestirme yola giderken
Pus ve dumandan önce bu şehirde
Geceleri göz kırpan ve isimler takılan hayali aşkları vardı duvarlarında..

Hani hepsi hayaldi
Hani hepsini ben uydurmuştum
Hadi saklanalım o zaman yara almadan ey kalbim...

Korkakça yaklaşımlara konu oldu hayallerim
Ama neden şimdi, neden bu kadar çok?
Tek bildiğim
Sen varken hayalimde
Korkaklığa fırsat yok...

Halbuki korkulacak bir şey yoktu ortada
Her şey naylondandı, aksi seda yankısı gibi
Ben ne kadar düzgün davrandımsa,hayallerim o kadar yamuldu
Odam odalar içinde yoğruldu, pencereler kayboldu
Altı duvarımı istiyorum sadece
Altılıdan bir gümüş kurşun,bedenime saplandı saplanalı
Garip bir seyyah oldum işte.
Giydiğim birkaç beden büyük ceketimle
Ve o ceketle şu caddede yürümenin verdiği zorluktan kaynaklandığı
Elimde bir valiz
Hangi hamala yüklesem altı delik heybemi
Taşır mı tüm yükümü, altıdan bir eksilmiş gümüş kurşuna?
Yeter mi bu kadarı?
İçimdeki sıkıntıyı hiçbir hayal dağıtmıyor bugün
Bıkmışım, acıkmışım, doymuşum, yeni bir hayale

Sakla eskiyen yaralarını kalbim..
Şimdi yeni bir hayalden geldim..

Kendi bataklığından kaçan bir hayale tutunuyorum yine, en aydınlık yanlarından
Çıkınca dolunay karanlık seferine, güneşten çıkan ışık da solduğunda
Sonra belki yollara acı bir yağmurla birlikte yağarken kaldırımda
Kalırım ben yine buralarda..
 
Kolaydi Sevmeler Ben İmkansizi Seçtim...
Ne Kadar Yakinsan O Kadar Uzaktin Bana...
Elimi Uzatsam Tutabilirdim Ama Bir O Kadar Da Ulaşilmazdin...

Kaçanlardan Değildim Ben...
Kaçamadim...

Ne Zaman Vazgeçmeye Kalksam...
Yüreğim O Kocaman Haliyle Dikildi Karşima...
Ben Yüreğimin Sesini Dinledim... Ve Yüreğim Aslinda Sendin...

Her Sözcüğe Denedim Seni Anlatmak İçin...
Her Sözcüğün Üzerinde Durup Bin Kere Düşündüm...
Ya Onlar Anlatamadi Seni Ya Sen Onlara Yetmedin...​
 
Ben Ki Konuşmayi Bu Kadar Seven... Böylesine Laf Cambazi ...
Bir Tek Seni Tarif Edemedim...

Sözcükler Yetmedi Ya...
Renklere Sarildim Bende...
Bir Tek Mavi Anlatti Seni...
Maviye Yakişan Yalniz Sendin...

Ne Kendimi Sakladim Nede Sözlerimi... Duygularim İçtendi...
Seni Kendimi Sever Gibi Sevdim...

Tutkuyla Bağliydim Sana Ama Sevdam Senin Tutsağin Değildi...
Ben Özgürlüğüme Düşkündüm...
Ve Özgürlüğüm Sendin...

Dinle Ey Yar.........
Sana Bağimli Olmadan Büyüttüm
Ben Bu Sevdayi İçimde...
Sen Olsanda Büyümeye Devam Edecek Olmasanda...

Sevmişim Bir Kere Seni Kurtuluşun Yok...Seni Özlemeyi En Çok Ben Bilirim...
Hiç Yakinmadim Seni Özlemekten...

Üstelik... Kavuşmama İhtimali...
İşlenmemiş Bir Taş Gibi Önümde Dikilip Dururken...

Sana Dokunamamak Yüreğimi Böylesine Acitirken...Yinede Bil Ey Yar.........​
 
Kent sustu...
Ve kentin suskunluğuna gömülen bu yalnızlığı yükleyip omuzlarıma,içimde büyüyen her şeyi unutmaya and içtim...Sürgünlere yolladığım sevdamı esir aldım içimde...Bir daha gün yüzü görmeyecek içime hapsettiğim ne varsa...




Kent sustu...


Kuşlar çekildi gökyüzünden.Bir ben kaldım tenhasında gecenin,avutulmamış ben...


Kent sustu...


Aşk başladı...bir adı da yalnızlık olan...Var mıdır aşka en yakın elleri bağlı tek başınalıktan başka....


Kent sustu...


Ayrılık dipnot düşüldü iyimser ölümlere...Yürek sürgüne çıktı özünden...Bitmişliğime yetimliğime emanetçi sözcüklere dokunup susuyorum...



Ey acı!Aşkın yüzsüz dağarcığı!
İçimden deprem deprem geçiyorsun...Geride kalan sadece talan...



Aşk kalbimde cana batandı...Şimdi kayıyorum sonsuz soluksuzluğa...
Son sözüm ve son hüznüm sana...



Ölüm güzel bir ayrılıkmış yâr...



Şimdi...


Adım başı karanlık...
 
Mutsuzluğumun sebebi sen misin?
Yoksa benim zavallı yüreğim mi?
Bu ağrıyan baş,yorgun beden,
Bu kan çanağı gözler kimin eseri?
Karamsar olmak ya da olmamak
Sana bağlı değil mi?
Hep bir suçlu aranır ya her durumda
Gerçekten kader mi suçlu yoksa
Kaderini kendi çizen öpülesi ellerim mi?!!!
Biliyorum asıl büyük suçlu
Kabul etmek gerek ki
Ben biçare sevgi kelebeği….​
 
ÖmrümüN HikAyesiNi yaZaN eN büYük eN GüZeL YaZıCı

GöNLüMdeN geÇeN güzeLLikLeRİ aLNıMa kaDeR diye YaZ...

AmiN...
 
Aşkta acısı kadar tecrübelidir insan. Aşk acısı sayılarla değil derinliklerle ölçülür. İnsan kalbinden kaç kişinin gelip geçtiği değil kimin hangi derinlikte iz bıraktığı önemlidir.

Kahraman Tazeoğlu
 
Seni, annen kadar sevecek ve baban kadar merak edecek hiç kimse yoktur; O yüzden kimse bana aşk’tan bahsetmesin.

- Aziz Nesin
 
Geri