R
Rüya Perisi
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Hüznüm Beni Esir Alır
Soğuk bir rüzgar esti yüzüme. Üşüdüğümü söylemek için babamın kulağına yaklaştığımda gözlerinin uzaklara dalmış olduğunu ve en sevdiği bu sokaktan hiç ayrılmak istemediğini anladım. Fakat titreyerek ellerimi montumun cebine soktuğumda bana, “Üşüyor musun evlat?” diye sordu.Aslında sırf onun için üşümediğimi söylemek üzereydim ki küçük bir yalanın bile babamı ne kadar inciteceğini düşünüp, “Evet baba. Aslında çok üşüdüm ama…” dedim ve o cümlemi tamamladı. “Buranın bana huzur verdiğini düşündün değil mi?”. Aslında düşüncelerim tam olarak bunlar değildi ama bir baş hareketiyle onu onayladım. O benim için hayatta ki tek değerli varlıktı ve onu bir nebze olsun üzmek istemiyordum.Babamın gözünde ki hayal kırıklıklarını ve üzüntülerini görmüştüm. O mavi gözlerinde hüznü keşfetmiştim. Ve bu duyguları görmeye artık tahammülüm yoktu. Annemi ve kardeşimi kaybettiğimde babam güçlü olmaya çalışmış,ben ise karamsarlığın ve hüznün üzerime çökmesine izin vermiştim.Bana sürekli söylediği bir sözü vardı, “Asla pes etme!”…
Babam gözlerini kısarak hırçın rüzgara karşı yürümeye çalışıyordu. Ben ise onun arkasında derin düşüncelere dalmıştım. Aniden apartmanın önüne geldiğimizi fark ettim. Cebinden çıkardığı anahtarlarının şıngırtısı bana tanıdık bir melodi gibi gelmişti. Apartmana girdiğimizde derin bir nefes aldı ve, “Yarın bir iş seyahatine çıkmam gerek. Birkaç ay İzmir’de kalacağım.” dedi bana bakarak. Onu görmeden bir saniye duramadığımı bildiği için bana üzgün bir ifadeyle baktı. Benim üzgün gözlerimi fark etmesin diye suratıma mutlu bir ifade takındım. “Sorun değil baba. Nasıl olsa sınavım yaklaştı. Bütün günümü çalışmakla geçireceğim.” dedim ve devam ettim. “Baba sınavdan sonra üniversite de iyi bir yazar olmak için çalışacağım.” Konunun kendisinden bana gelmesine sevinmişti. Benimle ilgilenmeyi hep severdi. “Evlat…Sen dünyanın en iyi yazarı olacaksın…” dedi bana ve birlikte eve girdik.
Birkaç Sene Sonra
Soğuk bir rüzgar esti yüzüme… Son birkaç yıldır yaptığım gibi yine amaçsızca bu sokakta geziniyordum. Birkaç yıl önce babamı bir trafik kazasında kaybetmiştim. İzmir’e doğru giden bir otobüste…
O öldükten sonra hayatım tamamen değişti. O öldükten sonra… Hayat bana anlamsız gelmeye başladı. Ölmek istedim. Her şeyden çok ölmek… Fakat onun için yaşadım. “Asla pes etme!” dediği için yaşadım. Belki çok karamsarım, belki de yaşama kaldığı yerden devam etmeliyim ama benim için “hayat” denen bir kavram yok artık. Bunları hatırlamak bana acı veriyor ama gerçekleri kalbimde bir tutsak gibi saklayamam…
Rüzgarın şiddeti artmıştı.Gitmem gerekiyordu ama gözyaşları yanaklarımda kururken,babamın sevdiği bu sokak beni hiç terk etmeyecek bir dost gibi gelmişti. Birkaç saat daha kaldım beni dinleyen bu sessiz ve sakin sokakta. Aslında evime gitsem de bir şey fark etmeyecekti. Yine televizyonu açacak saatlerce sanki izliyormuş gibi o siyah kutuya bakacaktım. Ve izlediğim şey her ne olursa olsun yine gözlerim şişene kadar ağlayacaktım. Bunları düşünürken birden telefonum çaldı. Yıllardır kimse beni aramamıştı. Babam ölünce birkaç kişi aradı ve sonra sessizliğe büründü her şey… Telefonu durgun bir sesle açtım. “Alo?”. Telefonun ucundaki ses bana sadece üç sözcük söyledi. “Asla pes etme!”. Daha bir şey söylememe fırsat bırakmadan telefonu kapattı. Neler olduğunu anlamıştım. Sessiz bir çığlık düştü içime. Ve ben son sözlerimi haykırdım. “Baba!”. Birden yağmur yağmaya başladı ve bir şimşek düştü üzerime. Acıyla kıvrandım ve yere yığıldım. Gözlerimi açtığımda karşımda siyah saçlı ve mavi gözlü babam duruyordu. Bana hüzünden arınmış o mutlu gözleriyle bakıyordu…
Soğuk bir rüzgar esti yüzüme. Üşüdüğümü söylemek için babamın kulağına yaklaştığımda gözlerinin uzaklara dalmış olduğunu ve en sevdiği bu sokaktan hiç ayrılmak istemediğini anladım. Fakat titreyerek ellerimi montumun cebine soktuğumda bana, “Üşüyor musun evlat?” diye sordu.Aslında sırf onun için üşümediğimi söylemek üzereydim ki küçük bir yalanın bile babamı ne kadar inciteceğini düşünüp, “Evet baba. Aslında çok üşüdüm ama…” dedim ve o cümlemi tamamladı. “Buranın bana huzur verdiğini düşündün değil mi?”. Aslında düşüncelerim tam olarak bunlar değildi ama bir baş hareketiyle onu onayladım. O benim için hayatta ki tek değerli varlıktı ve onu bir nebze olsun üzmek istemiyordum.Babamın gözünde ki hayal kırıklıklarını ve üzüntülerini görmüştüm. O mavi gözlerinde hüznü keşfetmiştim. Ve bu duyguları görmeye artık tahammülüm yoktu. Annemi ve kardeşimi kaybettiğimde babam güçlü olmaya çalışmış,ben ise karamsarlığın ve hüznün üzerime çökmesine izin vermiştim.Bana sürekli söylediği bir sözü vardı, “Asla pes etme!”…
Babam gözlerini kısarak hırçın rüzgara karşı yürümeye çalışıyordu. Ben ise onun arkasında derin düşüncelere dalmıştım. Aniden apartmanın önüne geldiğimizi fark ettim. Cebinden çıkardığı anahtarlarının şıngırtısı bana tanıdık bir melodi gibi gelmişti. Apartmana girdiğimizde derin bir nefes aldı ve, “Yarın bir iş seyahatine çıkmam gerek. Birkaç ay İzmir’de kalacağım.” dedi bana bakarak. Onu görmeden bir saniye duramadığımı bildiği için bana üzgün bir ifadeyle baktı. Benim üzgün gözlerimi fark etmesin diye suratıma mutlu bir ifade takındım. “Sorun değil baba. Nasıl olsa sınavım yaklaştı. Bütün günümü çalışmakla geçireceğim.” dedim ve devam ettim. “Baba sınavdan sonra üniversite de iyi bir yazar olmak için çalışacağım.” Konunun kendisinden bana gelmesine sevinmişti. Benimle ilgilenmeyi hep severdi. “Evlat…Sen dünyanın en iyi yazarı olacaksın…” dedi bana ve birlikte eve girdik.
Birkaç Sene Sonra
Soğuk bir rüzgar esti yüzüme… Son birkaç yıldır yaptığım gibi yine amaçsızca bu sokakta geziniyordum. Birkaç yıl önce babamı bir trafik kazasında kaybetmiştim. İzmir’e doğru giden bir otobüste…
O öldükten sonra hayatım tamamen değişti. O öldükten sonra… Hayat bana anlamsız gelmeye başladı. Ölmek istedim. Her şeyden çok ölmek… Fakat onun için yaşadım. “Asla pes etme!” dediği için yaşadım. Belki çok karamsarım, belki de yaşama kaldığı yerden devam etmeliyim ama benim için “hayat” denen bir kavram yok artık. Bunları hatırlamak bana acı veriyor ama gerçekleri kalbimde bir tutsak gibi saklayamam…
Rüzgarın şiddeti artmıştı.Gitmem gerekiyordu ama gözyaşları yanaklarımda kururken,babamın sevdiği bu sokak beni hiç terk etmeyecek bir dost gibi gelmişti. Birkaç saat daha kaldım beni dinleyen bu sessiz ve sakin sokakta. Aslında evime gitsem de bir şey fark etmeyecekti. Yine televizyonu açacak saatlerce sanki izliyormuş gibi o siyah kutuya bakacaktım. Ve izlediğim şey her ne olursa olsun yine gözlerim şişene kadar ağlayacaktım. Bunları düşünürken birden telefonum çaldı. Yıllardır kimse beni aramamıştı. Babam ölünce birkaç kişi aradı ve sonra sessizliğe büründü her şey… Telefonu durgun bir sesle açtım. “Alo?”. Telefonun ucundaki ses bana sadece üç sözcük söyledi. “Asla pes etme!”. Daha bir şey söylememe fırsat bırakmadan telefonu kapattı. Neler olduğunu anlamıştım. Sessiz bir çığlık düştü içime. Ve ben son sözlerimi haykırdım. “Baba!”. Birden yağmur yağmaya başladı ve bir şimşek düştü üzerime. Acıyla kıvrandım ve yere yığıldım. Gözlerimi açtığımda karşımda siyah saçlı ve mavi gözlü babam duruyordu. Bana hüzünden arınmış o mutlu gözleriyle bakıyordu…