Hutbenin Türkçe okunması
Hutbenin Türkçe okunması Cumhuriyetle birlikte yapılan reformların bir sonucudur. osmanlı döneminde hutbe arapça verilirdi. cumhuriyetle birlikte ezan türkçe okunmaya başlandığı gibi, hutbe de türkçe irat edilir oldu.
Şeriatçılar ezanın türkçe okunmasına şiddetle karşı çıktılar. bilindiği gibi Demokrat parti döneminde tekrar arapça okunmaya başlandı. amma ve lakin bugüne kadar hutbenin türkçe okunmasına laf eden kimse çıkmadı, çünkü her dönemde hutbe siyasi iktidarları bir çıkar aracı olarak kullanıldı.
Hutbe namaz gibi bir ibadettir. Yoksa vaaz ve talim makamı değildir. Namaz ve ezanın dili nasıl değiştirilemez ise, hutbenin dili de değiştirilemez. Hutbe sohbet ve ders makamı değil, ibadet ve zikir makamıdır.
Cuma hutbesinin makamı, ihtar ve ikaz makamıdır. Yoksa nazari ve siyasi veya dinin detay konularının talim edildiği bir makam değildir.Zaten ihtar ve ikazda da tafsil ve izaha ihtiyaç hasıl olmaz, kısa ve öz bir şekilde okumak esastır. En etkili ve hülasa ifade ise; ayet ve hadislerin yorumsuz bir şekilde orijinal şekli ile zikredilmesidir.Bu sebeple Cuma hutbelerinde ayet ve hadislerin zikredilmesi kafidir. Bunun dışında yapılan şeyler makbul değildir.
İktidarda olanlar hatalarını örtbas edip milletin beyinlerini kendi çıkarları doğrultusunda yıkamak için hutbenin Türkçe okunmasını istiyorlar ki, yalanlarını, dolanlarını, hırsızlıklarını, yolsuzluklarını dini siyasete alet ederek kapatabilsinler. Bu gibi ahval-i siyasiye yalandan, hileden, şeytanî fikirlerden hâli değildir. Hutbe makamı ise, ahkâm-ı İlâhiyenin tebliği için ittihaz edilmiş bir makamdır.
Bu gün "ezan Türkçe okunsun, "namaz duaları Türkçe okunsun" denilse kıyameti kopartırlar, çünkü halkın gerçekleri kendi dilinde öğrenmesi işlerine gelmez, halbu ki hutbeyi siyasi emelleri için bir araç olarak gördüklerinden Türkçe okunmasına ses çıkartmazlar.
Devlet, mesajlarını aktarmada her Cuma günü vatandaşlarının büyük bir çoğunluğunun toplandığı camilerde okunan hutbeleri hep iyi bir fırsat olarak gördü.Buna darbe dönemleri de dahil.
Devirdikleri Demokrat Parti’yi irticacılıkla suçlayan 27 Mayıs darbecileri de Cuma hutbelerinde halka propaganda yapmaktan geri durmamışlardı.27 Mayıs darbesinden hemen sonra Diyanet tarafından müftülüklere gönderilen talimatta, o yıllarda merkezi olmayan hutbelerde 27 Mayıs darbesinin övülmesi açıkça istenmişti.O hutbelerden biri o sırada yargılanan Demokrat Partililere atıfla Yasin suresinin ayetleri okunarak başlamıştı:
Ey Allah'ın kulları, sadede gelirsek; yüce Allah şöyle buyurmuştur: 'Artık bugün (hesap günü) hiç kimseye zerrece zulmedilmez ve siz ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.â€Hutbenin Türkçe bölümünde ise mesaj açık ve netti:
“Aziz cemaat!Kahraman ordumuzun hummalı çalışmaları ve semereli gayretleri cümlemizin malumudur. Bu yolda bize düşen millî, dinî ve insanî vazifelerimiz vardır. Her şeyden evvel şunu bilmeliyiz ki Türk milleti cesur ve olgun ve necip bir millettir. Asla haksızlığa, adaletsizliğe tahammülü yoktur. Varlığını ve egemenliğini vatan ve millet uğrunda feda etmekten çekinmeyen ulvi bir millettir. Zira ecdadından aldığı tecrübe bunu iktiza ettirmektedir. Fatihlerin, Yavuzların, Yıldırım ve Atatürk’ün izinden giden kahraman bir milletiz. İşte Milli Birlik Komitesi ve âzası bu ulvi milleti temsil etmektedir.
Diyanet, aynı zamanda bir devlet dairesi olunca, her devirde zaman zaman o günkü iktidarların istedikleri mesajlar Cuma hutbelerinden halka duyuruldu.Bunların en meşhurlarından biri 2001 ekonomik krizi sırasında 31 Ağustos 2001 günü uma namazında Türkiye’deki bütün camilerden okunan “Türk lirası milli itibarımızdır†başlıklı hutbeydi. Maliye bürokratlarının da eli değmiş gibi duran hutbe herhalde İslam tarihinin en teknik ekonomi tabirlerinin bulunduğu Cuma hutbesiydi.
Hutbenin Türkçe okunması Cumhuriyetle birlikte yapılan reformların bir sonucudur. osmanlı döneminde hutbe arapça verilirdi. cumhuriyetle birlikte ezan türkçe okunmaya başlandığı gibi, hutbe de türkçe irat edilir oldu.
Şeriatçılar ezanın türkçe okunmasına şiddetle karşı çıktılar. bilindiği gibi Demokrat parti döneminde tekrar arapça okunmaya başlandı. amma ve lakin bugüne kadar hutbenin türkçe okunmasına laf eden kimse çıkmadı, çünkü her dönemde hutbe siyasi iktidarları bir çıkar aracı olarak kullanıldı.
Hutbe namaz gibi bir ibadettir. Yoksa vaaz ve talim makamı değildir. Namaz ve ezanın dili nasıl değiştirilemez ise, hutbenin dili de değiştirilemez. Hutbe sohbet ve ders makamı değil, ibadet ve zikir makamıdır.
Cuma hutbesinin makamı, ihtar ve ikaz makamıdır. Yoksa nazari ve siyasi veya dinin detay konularının talim edildiği bir makam değildir.Zaten ihtar ve ikazda da tafsil ve izaha ihtiyaç hasıl olmaz, kısa ve öz bir şekilde okumak esastır. En etkili ve hülasa ifade ise; ayet ve hadislerin yorumsuz bir şekilde orijinal şekli ile zikredilmesidir.Bu sebeple Cuma hutbelerinde ayet ve hadislerin zikredilmesi kafidir. Bunun dışında yapılan şeyler makbul değildir.
İktidarda olanlar hatalarını örtbas edip milletin beyinlerini kendi çıkarları doğrultusunda yıkamak için hutbenin Türkçe okunmasını istiyorlar ki, yalanlarını, dolanlarını, hırsızlıklarını, yolsuzluklarını dini siyasete alet ederek kapatabilsinler. Bu gibi ahval-i siyasiye yalandan, hileden, şeytanî fikirlerden hâli değildir. Hutbe makamı ise, ahkâm-ı İlâhiyenin tebliği için ittihaz edilmiş bir makamdır.
Bu gün "ezan Türkçe okunsun, "namaz duaları Türkçe okunsun" denilse kıyameti kopartırlar, çünkü halkın gerçekleri kendi dilinde öğrenmesi işlerine gelmez, halbu ki hutbeyi siyasi emelleri için bir araç olarak gördüklerinden Türkçe okunmasına ses çıkartmazlar.
Devlet, mesajlarını aktarmada her Cuma günü vatandaşlarının büyük bir çoğunluğunun toplandığı camilerde okunan hutbeleri hep iyi bir fırsat olarak gördü.Buna darbe dönemleri de dahil.
Devirdikleri Demokrat Parti’yi irticacılıkla suçlayan 27 Mayıs darbecileri de Cuma hutbelerinde halka propaganda yapmaktan geri durmamışlardı.27 Mayıs darbesinden hemen sonra Diyanet tarafından müftülüklere gönderilen talimatta, o yıllarda merkezi olmayan hutbelerde 27 Mayıs darbesinin övülmesi açıkça istenmişti.O hutbelerden biri o sırada yargılanan Demokrat Partililere atıfla Yasin suresinin ayetleri okunarak başlamıştı:
Ey Allah'ın kulları, sadede gelirsek; yüce Allah şöyle buyurmuştur: 'Artık bugün (hesap günü) hiç kimseye zerrece zulmedilmez ve siz ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.â€Hutbenin Türkçe bölümünde ise mesaj açık ve netti:
“Aziz cemaat!Kahraman ordumuzun hummalı çalışmaları ve semereli gayretleri cümlemizin malumudur. Bu yolda bize düşen millî, dinî ve insanî vazifelerimiz vardır. Her şeyden evvel şunu bilmeliyiz ki Türk milleti cesur ve olgun ve necip bir millettir. Asla haksızlığa, adaletsizliğe tahammülü yoktur. Varlığını ve egemenliğini vatan ve millet uğrunda feda etmekten çekinmeyen ulvi bir millettir. Zira ecdadından aldığı tecrübe bunu iktiza ettirmektedir. Fatihlerin, Yavuzların, Yıldırım ve Atatürk’ün izinden giden kahraman bir milletiz. İşte Milli Birlik Komitesi ve âzası bu ulvi milleti temsil etmektedir.
Diyanet, aynı zamanda bir devlet dairesi olunca, her devirde zaman zaman o günkü iktidarların istedikleri mesajlar Cuma hutbelerinden halka duyuruldu.Bunların en meşhurlarından biri 2001 ekonomik krizi sırasında 31 Ağustos 2001 günü uma namazında Türkiye’deki bütün camilerden okunan “Türk lirası milli itibarımızdır†başlıklı hutbeydi. Maliye bürokratlarının da eli değmiş gibi duran hutbe herhalde İslam tarihinin en teknik ekonomi tabirlerinin bulunduğu Cuma hutbesiydi.