Borsa yatırımcısı
Bronz Üye
-
- Katılım
- Nisan 1, 2021
-
- Mesajlar
- 4,590
-
- Tepkime puanı
- 1,132
-
- Puanları
- 233
Türk milletinin bütün tarihi boyunca ve yayıldığı büyük coğrafya içinde bir tek dili vardır ve bu dilin adı Türkçe’dir. Milletimiz, tarihi boyunca hep Türkçe konuşmuştur.
Biz, tarih ve coğrafya içinde bölünmez bir bütün halinde idrak ettiğimiz Türk milletinin, tarih boyunca konuştuğu dili, ayrı ayrı isimlendirmeyi uygun bulmuyoruz. Bu sebepten, Hunluca, Göktürkçe, Uygurca, Karahanlıca, Selçukluca demediğimiz gibi, kanaatimizce Osmanlıca da diyemeyiz.
Türk dili, zaman ve mekân içinde gerek tekâmül ile gerek kültür temasları ile olsun, devamlı bir gelişme ve değişme içinde bulunmasına rağmen hatta zaman zaman yıkıcı tesirlere maruz kalmasına rağmen daima Türkçe’dir.
«Osmanlıca» bir ıstılahtır, asla bir dilin adı değildir. Osmanlıca diye ayrı bir dil yoktur. Esasen 1913-1914 yıllarına kadar «Mekteplerde» Türkçe, «Lisan-ı Türkî» adı ile okutulurdu. Ancak, devleti- mizin zayıf düşmesi üzerine, azınlıkların baskısı ile bu dersin adı değiştirilerek, onları memnun etmek üzere «Lisân-ı Osmanî» yapıldı.
Türk yurdunda Türkçe’den rahatsız olup «Osmanlıca» dememizi isteyenler azınlıklardır. Bizler de safiyetle bu kelimeyi benimsemiş olacağız.
Osmanlıca’yı Türkçe’den farklı bir dil sananlara sormak gerekir. Osmanlar, Orhanlar, Muradlar, Yıldırımlar, Fatihler, Yavuzlar... Türkçe konuşmuyorlar mıydı?
Tıpkı bunun gibi, çeşitli coğrafî mekânlara dağılan Türk kavimlerinin dili de ayn ayrı isimlendirilemez. Türkmence, Özbekçe, Kırgızca... yoktur, Türk vardır.
Türk dilinin meseleleri ele alınırken, yalnız Türkiye Türkçesi, yahut dar bir havza göz önünde bulundurularak değil, bütün Türklüğün dili olarak düşünüp hareket edilmelidir. Köklü, geniş ve sabırlı bir çalışma ile, ilmî ve akademik araştırma ve prog- ramlar ile bütün Türk milletinin, bir tek «kültür dilinde» toplanması zarurî gözükmektedir.
Dış ve iç düşmanların büyük Türk milletini önce dilde parçalamak isteyen oyunlarını bozmanın başka yolu yoktur. Bütün dünya Türklüğünü yazılı ve sözlü dilde birleştirmeyi vazgeçilmez bir ülkü edin- memiz gerekmektedir. Bütün dünya Türklüğü, yazıda ve dilde birleşmelidir.
Dil, millî kültürün en hayatî bağıdır. «Kültür sınırları» içinde farklı gelişmelere maruz bırakılmamalıdır. Bu konudaki düşman oyunları dikkatle takip edilmelidir. Türk dili, millî ve çağdaş ihtiyaçlara göre, tahrip edilmeden işlenip geliştirilmelidir. Ders kitapları, basın, yayın organları, radyo ve televizyonlar, bütün Türk- lüğün ihtiyaçlarına göre ve uzun vadeli plânlarla vazife yapar duruma getirilmelidir. Habip arvas
Biz, tarih ve coğrafya içinde bölünmez bir bütün halinde idrak ettiğimiz Türk milletinin, tarih boyunca konuştuğu dili, ayrı ayrı isimlendirmeyi uygun bulmuyoruz. Bu sebepten, Hunluca, Göktürkçe, Uygurca, Karahanlıca, Selçukluca demediğimiz gibi, kanaatimizce Osmanlıca da diyemeyiz.
Türk dili, zaman ve mekân içinde gerek tekâmül ile gerek kültür temasları ile olsun, devamlı bir gelişme ve değişme içinde bulunmasına rağmen hatta zaman zaman yıkıcı tesirlere maruz kalmasına rağmen daima Türkçe’dir.
«Osmanlıca» bir ıstılahtır, asla bir dilin adı değildir. Osmanlıca diye ayrı bir dil yoktur. Esasen 1913-1914 yıllarına kadar «Mekteplerde» Türkçe, «Lisan-ı Türkî» adı ile okutulurdu. Ancak, devleti- mizin zayıf düşmesi üzerine, azınlıkların baskısı ile bu dersin adı değiştirilerek, onları memnun etmek üzere «Lisân-ı Osmanî» yapıldı.
Türk yurdunda Türkçe’den rahatsız olup «Osmanlıca» dememizi isteyenler azınlıklardır. Bizler de safiyetle bu kelimeyi benimsemiş olacağız.
Osmanlıca’yı Türkçe’den farklı bir dil sananlara sormak gerekir. Osmanlar, Orhanlar, Muradlar, Yıldırımlar, Fatihler, Yavuzlar... Türkçe konuşmuyorlar mıydı?
Tıpkı bunun gibi, çeşitli coğrafî mekânlara dağılan Türk kavimlerinin dili de ayn ayrı isimlendirilemez. Türkmence, Özbekçe, Kırgızca... yoktur, Türk vardır.
Türk dilinin meseleleri ele alınırken, yalnız Türkiye Türkçesi, yahut dar bir havza göz önünde bulundurularak değil, bütün Türklüğün dili olarak düşünüp hareket edilmelidir. Köklü, geniş ve sabırlı bir çalışma ile, ilmî ve akademik araştırma ve prog- ramlar ile bütün Türk milletinin, bir tek «kültür dilinde» toplanması zarurî gözükmektedir.
Dış ve iç düşmanların büyük Türk milletini önce dilde parçalamak isteyen oyunlarını bozmanın başka yolu yoktur. Bütün dünya Türklüğünü yazılı ve sözlü dilde birleştirmeyi vazgeçilmez bir ülkü edin- memiz gerekmektedir. Bütün dünya Türklüğü, yazıda ve dilde birleşmelidir.
Dil, millî kültürün en hayatî bağıdır. «Kültür sınırları» içinde farklı gelişmelere maruz bırakılmamalıdır. Bu konudaki düşman oyunları dikkatle takip edilmelidir. Türk dili, millî ve çağdaş ihtiyaçlara göre, tahrip edilmeden işlenip geliştirilmelidir. Ders kitapları, basın, yayın organları, radyo ve televizyonlar, bütün Türk- lüğün ihtiyaçlarına göre ve uzun vadeli plânlarla vazife yapar duruma getirilmelidir. Habip arvas

