Sayın Hanif Murat’ın “HÜKÜM YALNIZ ALLAH’INDIR” adını verdiği kitabı çıktı!
Arka kapak yazısı…
İslam dininin biricik sahibi vardır: O da ALLAH. O’nun dininde O’nun sözlerinden başka hiçbir beşeri kavle yer yoktur. İnşallah elinizdeki bu çalışma bu mukaddes davaya mütevazı bir katkı sağlayacaktır.
Din yalnız ALLAH’a özgülendiği takdirde; bizi birbirimize kırdıran dünyada rezil rüsva perme perişan eden ihtilaflardan kurtulmuş olacağımız gibi ahirette de bunun semerelerini alacağız. Binlerce çelişki içerisindeki dini (!) görüp de pamuk ipliğiyle tutturulmuş bir inanca sahip kitleler ayne’l yakine kavuşacaklar.
İnşallah her türlü tabunun yıkıldığı tüm dengelerin yerle bir olduğu asrımızda tağut düzenleri yerini halis İslam’a bırakacaktır. ALLAH’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isteyenlerin unutulmaya bıraktıkları okunmasını engelledikleri hayattan dışladıkları eksik yetersiz anlaşılmaz mücmel tarihsel diye damgaladıkları Kuran tekrardan gün yüzüne çıktı. Yalancıların çenelerini kapatmaya başladı bile. Tüm korkuları tedirginlikleri iftiraları taşkalaları ve telaşları bundandır. Artık yolun sonu göründü. Ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar asla eski zulüm ve karanlık dönemlerine dönemeyecekler. Fitne kalmayıncaya din de yalnız ALLAH’ın oluncaya kadar karşılarında biz Hanifleri bulacaklar.
Yapmamız gereken; atalarımızın duvarda asılı da olsa bize miras bıraktığı Kuran’ı açmak ve görmek hakikati tüm çarpıcılığıyla… İnsanlardan ve dogmalardan korkmadan ürkmeden inançla ve samimiyetle ona yaklaşmak…
Önsözden alıntı…
Müslümanlar arasında 13 asır önce basit mevzulardan ortaya çıkan ihtilaflar her geçen gün çözümleneceği yerde katlanarak ve kronikleşerek içinden çıkılmaz bir hal aldı. Erken dönemde iki elin parmaklarını aşmayacak adetteki problemlere her nesil ardıllarına daha başkalarını miras bırakarak bir süre sonra aynı ortak isim altında fakat pek de müşterek yanı olmayan onlarca İslam ortaya çıktı.
Önce siyasi manada teşekkül eden fırkaların ameli mezheplere derken İtikadî mezheplere devşirilmesi gecikmedi. Her yeni kombinasyon daha farklı fraksiyonlar doğurdu. Tarikatlar onların alt şubesi olan cemaatler derken en sonunda herkesin ayrı doğrularının ve kendisine has inanışlarının olduğu bir dinin mensupları haline geldik; ulemadan avam kesime değin. Televizyonlarda hiçbir konuda anlaşamayan hem de aynı ekolun aynı mezhebinin âlimlerini görmeyi kanıksadık bile.
Acaba bu farklı varyasyonlardan hangisi doğru? Tek bir ALLAH’ın vazettiği yegâne hakikat olacağına göre bu savların en fazla birisi doğru olabilir. Belki de hepsi batıl. Ve hak gizli bir yerde ve bizler tarafından keşfedilmeyi bekliyordur. Ebedi saadetimizin söz konusu olduğu bu durumda işi şansa bırakabilir miyiz? Yahut suya sabuna dokunmadan “Saldım çayıra Mevlam kayıra” felsefesiyle hidayete ulaşmak mümkün mü? Ya da atalarımızdan devraldığımız meşrebimizi herhangi bir analize tabi tutmadan olduğu gibi taklit edersek sırat’ül müstakim üzerinde olma ihtimalimiz yüzde kaçtır? Eğer şeksiz bir şekilde kendi içerisinde mutabakata varmış üç beş görüş bulunuyor olsaydı belki şansımız yüzdelerle ifade edilebilirdi. Lakin ağzı olanın dinle ilgili kendisine özgün ahkâmlar kestiği dinimizde başarı şansımız bir bölü ağzı olanlardan öteye gitmeyecektir. Tabi bu orana ağız sahiplerinin kendi içerisindeki çelişkilerini de hesaba katarsak durum tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir hale bürünür.
En iyimser tahminle sadece bir hizbin ahirette kurtuluşa ereceği bu devingen yapı dünyamızı da cehenneme çevirmiştir. Öyle ki
1400 yıllık bilânçomuzda bu dinsel farklılıkların körüklediği mezhep savaşlarında gayri Müslimlerle girişilenlerin kat kat fazlası kayıplar verildi. Maalesef şeytanın 1300 yıldır sahnelediği bu oyun günümüzde bile daha şiddetli bir şekilde devam etmektedir. Bu gerçeği görebilmemiz için öyle çok uzaklara tarih kitaplarına bakmamıza bile gerek yok. Yanı başımızdaki Irak’a salt akşam haberleri düzeyinde göz atmamız yeterlidir. 2003 yılında başlayan lanetli savaş neticesinde; bir milyonun üstünde Müslüman katledilmiş ve bir o kadarı da sakat kalmıştır. Olayın en vahim yönü ise bu zayiatın onda birinin bile işgalci Amerikalıların eliyle vuku bulmayışıdır.
Çeşitli fırkalara bölünmüş Müslümanlar istilacı Conilerden bile daha merhametsiz bir şekilde birbirlerine kıyım gerçekleştirmektedirler. Hatta öylesine pervasızlaşmışlardır ki inandıklarını iddia ettikleri kitap ALLAH’ın isminin anıldığı tüm mabetleri mukaddes ilan etmişken (22:40) birbirlerinin camilerinde intihar eylemleri bile yapabilmektedirler. Hoş Müslüman’ım diyenlerin neden tek bir camide toplanamadıklarına değinmiyorum bile. Ancak en azından birbirlerinin camilerinde intihar eylemi yapmalarının bir açıklaması olmalı. Dinsel kültürel tarihsel sosyolojik ve psikolojik olarak…
Arka kapak yazısı…
İslam dininin biricik sahibi vardır: O da ALLAH. O’nun dininde O’nun sözlerinden başka hiçbir beşeri kavle yer yoktur. İnşallah elinizdeki bu çalışma bu mukaddes davaya mütevazı bir katkı sağlayacaktır.
Din yalnız ALLAH’a özgülendiği takdirde; bizi birbirimize kırdıran dünyada rezil rüsva perme perişan eden ihtilaflardan kurtulmuş olacağımız gibi ahirette de bunun semerelerini alacağız. Binlerce çelişki içerisindeki dini (!) görüp de pamuk ipliğiyle tutturulmuş bir inanca sahip kitleler ayne’l yakine kavuşacaklar.
İnşallah her türlü tabunun yıkıldığı tüm dengelerin yerle bir olduğu asrımızda tağut düzenleri yerini halis İslam’a bırakacaktır. ALLAH’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isteyenlerin unutulmaya bıraktıkları okunmasını engelledikleri hayattan dışladıkları eksik yetersiz anlaşılmaz mücmel tarihsel diye damgaladıkları Kuran tekrardan gün yüzüne çıktı. Yalancıların çenelerini kapatmaya başladı bile. Tüm korkuları tedirginlikleri iftiraları taşkalaları ve telaşları bundandır. Artık yolun sonu göründü. Ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar asla eski zulüm ve karanlık dönemlerine dönemeyecekler. Fitne kalmayıncaya din de yalnız ALLAH’ın oluncaya kadar karşılarında biz Hanifleri bulacaklar.
Yapmamız gereken; atalarımızın duvarda asılı da olsa bize miras bıraktığı Kuran’ı açmak ve görmek hakikati tüm çarpıcılığıyla… İnsanlardan ve dogmalardan korkmadan ürkmeden inançla ve samimiyetle ona yaklaşmak…
Önsözden alıntı…
Müslümanlar arasında 13 asır önce basit mevzulardan ortaya çıkan ihtilaflar her geçen gün çözümleneceği yerde katlanarak ve kronikleşerek içinden çıkılmaz bir hal aldı. Erken dönemde iki elin parmaklarını aşmayacak adetteki problemlere her nesil ardıllarına daha başkalarını miras bırakarak bir süre sonra aynı ortak isim altında fakat pek de müşterek yanı olmayan onlarca İslam ortaya çıktı.
Önce siyasi manada teşekkül eden fırkaların ameli mezheplere derken İtikadî mezheplere devşirilmesi gecikmedi. Her yeni kombinasyon daha farklı fraksiyonlar doğurdu. Tarikatlar onların alt şubesi olan cemaatler derken en sonunda herkesin ayrı doğrularının ve kendisine has inanışlarının olduğu bir dinin mensupları haline geldik; ulemadan avam kesime değin. Televizyonlarda hiçbir konuda anlaşamayan hem de aynı ekolun aynı mezhebinin âlimlerini görmeyi kanıksadık bile.
Acaba bu farklı varyasyonlardan hangisi doğru? Tek bir ALLAH’ın vazettiği yegâne hakikat olacağına göre bu savların en fazla birisi doğru olabilir. Belki de hepsi batıl. Ve hak gizli bir yerde ve bizler tarafından keşfedilmeyi bekliyordur. Ebedi saadetimizin söz konusu olduğu bu durumda işi şansa bırakabilir miyiz? Yahut suya sabuna dokunmadan “Saldım çayıra Mevlam kayıra” felsefesiyle hidayete ulaşmak mümkün mü? Ya da atalarımızdan devraldığımız meşrebimizi herhangi bir analize tabi tutmadan olduğu gibi taklit edersek sırat’ül müstakim üzerinde olma ihtimalimiz yüzde kaçtır? Eğer şeksiz bir şekilde kendi içerisinde mutabakata varmış üç beş görüş bulunuyor olsaydı belki şansımız yüzdelerle ifade edilebilirdi. Lakin ağzı olanın dinle ilgili kendisine özgün ahkâmlar kestiği dinimizde başarı şansımız bir bölü ağzı olanlardan öteye gitmeyecektir. Tabi bu orana ağız sahiplerinin kendi içerisindeki çelişkilerini de hesaba katarsak durum tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir hale bürünür.
En iyimser tahminle sadece bir hizbin ahirette kurtuluşa ereceği bu devingen yapı dünyamızı da cehenneme çevirmiştir. Öyle ki
Çeşitli fırkalara bölünmüş Müslümanlar istilacı Conilerden bile daha merhametsiz bir şekilde birbirlerine kıyım gerçekleştirmektedirler. Hatta öylesine pervasızlaşmışlardır ki inandıklarını iddia ettikleri kitap ALLAH’ın isminin anıldığı tüm mabetleri mukaddes ilan etmişken (22:40) birbirlerinin camilerinde intihar eylemleri bile yapabilmektedirler. Hoş Müslüman’ım diyenlerin neden tek bir camide toplanamadıklarına değinmiyorum bile. Ancak en azından birbirlerinin camilerinde intihar eylemi yapmalarının bir açıklaması olmalı. Dinsel kültürel tarihsel sosyolojik ve psikolojik olarak…