Mehmet
Altın Üye
-
- Katılım
- Haziran 11, 2011
-
- Mesajlar
- 13,661
-
- Tepkime puanı
- 2,815
-
- Puanları
- 353
-
- Konum
- Kocaeli.
A
abideler ve asar-ı atika: anıt ve abideler
abluka: bir devletin dışarı ile olan ilişkilerini zor kullanarak kesmek
acele itiraz: verilen kararın tefhim yada tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde ( genellikle bir hafta ) yapılması gereken
kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür. itiraz üzerine kararı veren makam değil itiraz mercii bir karar verir. (CMUK. 304)
acenta: ticari mümessil ticari vekil
satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse (TTK 116 vd.)
acir: kiraya veren kimse
aciz: bir şahsın borçlarını ödeyemeyecek durumda bulunması
aciz vesikası: alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika (İİK 143)
açık artırma: bir malın
teklif veren kişiler arasında en yüksek bedeli öneren kimseye satılmasını sağlayan satış biçimi.
ada: çevresi yollarla sınırlandırılmış bulunan
çeşitli parselleri kapsayan arsa parçası.
adâd: adetler; sayılar
adalet: haklılık; hakka uygunluk
adem-i ifâ: yapmamak; yerine getirmemek; borcu ödememek
adem-i iştirak: katılmamak
adem-i selahiyet: yetkisizlik
adem-i vüsuk: gercek olmamak
adi kira: kiraya verenin
belli bir ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını kiracıya bıraktığı sözleşme.
adi şirket: iki veya daha çok kimsenin
ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık.
adlî kaza: cezai
hukuki
ticari
nizalı
nizasız yargı
adlî müzaharet: adli yardım
ağlep: kuvvetli; büyük
ahar: başkası; üçüncü kişi; yabancı
ahde vefa: söze bağlılık
sözleşmeye bağlılık
âhir: son; sondaki; en son; en sondaki
ahit: söz verme
ahkam: hükümler
ahkâmı huzuriyye: hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri
ahkâmı mahsusa: özel hükümler
ahkâmı müteferia: ayrıntılı hükümler
ahkâmı mütehalife: aykırı değişik hükümler
ahvâl: durumlar; haller; vaziyetler
ahz: almak
aile hukuku: Aile ilişkilerini düzeneleyen hukuk kurallarıdır.
aile şirketi: bir ailenin bireylerinden oluşan ortaklık.
aile yurdu: bir kimsenin
ailenin gereksiniminden büyük olmamak ve bizzat kendisinin veya ailesinin işletmesi ya da oturması koşuluyla
aile bireylerinin geçimi ve oturmasını sağlamak amacıyla ayırdığı taşınmaz ve ekleri.
akar: taşınmaz mal; kiraya verilen ve gelir sağlayan şeyler
akarâtı mevkufe: vakfedilmiş
gelir getiren mallar
akdetmek: sözleşmek; kararlaştırmak; düzenlemek; bağlamak
akd-i mebhusünanh: sözü geçen akit
anlaşma
sözleşme
akd-i mezbur: sözü geçen akit
anlaşma
sözleşme
akd-i muvazaa: karşılıklı ödün verilerek yapılan akit
anlaşma
sözleşme
akd-i sahih: geçerli
doğru
kusursuz akit
anlaşma
sözleşme
âkideyn:her akitte akdi yapan iki taraf
âkidîn: sözleşenler; sözleşme yapanlar
âkit: bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri; sözleşme veya mukavele yapan
alâhilâf'ül-kanun: kanun hilafına; yasaya aykırı olarak
alâkadar: ilgili; ilişkili
alât: aletler; araçlar
aledderecat: sırasıyla; derecesine göre
alelhesap: hesaplaşmak üzere; hesaba sayarak; sayışılmak üzere; doğan kârdan bir bölümünün ileride tamamı üzerinde hesaplatılmak üzere önceden ödenmesi
ale-l-ıtlak: genel olarak; rasgele; bir sınır ile bağlı olmayarak
ale-l-umûm: genel olarak; umumi bir biçimde; bütün
alelusul: usulüne uygun;
aleniyet: açıklık
alettakrib: takriben; yaklaşık olarak
amade: bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış
amel: iş; edim; fiil
amele: işçi; emekçi
ırgat
amelî: işe dayanan; iş üstünde; tatbikî; pratik; uygulamalı
amenajman:doğal kaynakların işletilmesi
âmil: yapan; etken; etmen; sebep; faktör
âmir: emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan
buna gücü yeten
âmm:genel; umumi; herkese ait
amme:kamu
âmme hükmî şahsiyeti: kamu tüzel kişiliği
amme intizamı : kamu düzeni
anagayrimenkul: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın bütünü.
anayapı: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın esas yapı kısmı.
angaje: sözle veya yazılı olarak bağlanan; bağımlı
ani edim: Bir anda yapılan belli davranış ya da davranışlarla yerine getirilen edim
ânif'ül-beyan: az önce beyan olunan
bildirilen
anmuhakemetin: muhakeme yaparak; yargılama yoluyla
antrepo: gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu
korunduğu yer; ardiye; ambar
âra: reyler; oylar
arazi mahlule: mutasarrıfın mirasçı bırakmadan ölümü ile mahlûl olan arazi-i emiriyye
arazi-i emiriyye: beytülmâle ait olarak devlet tarafından kişilere dağıtılan yerler
topraklar; beylik arazi
arâzi-i haraciyye: haraca bağlı arazi;
arâzi-i memlûke: mülk; timar toprağı; mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler
arâzi-i metrûke: halkın gereksinimi ve kullanımı için terk edilen arazi
arâzi-i mevât: hiç kimsenin tasarrufu altında olmayan ve halka terk ve tahsis edilmemiş bulunan
yüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi yerlerden uzak bulunan kıraç
taşlık
pırnallık gibi yerler
arazi-i mevkufe: geliri belirli bir konuya tahsis olunan yer; vakıf olunmuş arazi
arazi-i miriye: devlete ait arazi
arâzi-i öşriye: ürününden onda bir Devlet payı alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları bulunan arazi
âri: boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz
âriyet: ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi
arîz ve amîk: genişlik ve derinliğine; enine boyuna;
arz: sunma; gösterme; bildirme; önüne koyma; anlatma (bir büyüğe)
arsa payı: Kat mülkiyetinde arsanın
kanunda belirtilen esasa göre bağımsız bölümlere ayrılan ortak mülkiyet payı.
arsa: Belediye sınırları içinde
belediye tarafından parsellenerek üzerine inşaat yapmak için ayrılan arazi parçası.
arzuhal: dilekçe
asgarî: en az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük
ashab-ı intikal: verasetin geçişinde hak sahipleri
asrî: zamana uygun; çağdaş; modern
ateh: bunama; bunaklık
atıf: yollama; yöneltme; yükleme; bağlama; eğme; meylettirme; ilişkili bulma
âtî: gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal
avans: alacağına sayılmak üzere önceden yapılan ödeme; öndelik
avârız: kazalar; belâlar; borçlanma ve hak kazanma yeterliliğini kısan veya yok eden haller
avdet: dönüş; geri gelme; dönme
ayn: para dışında
kazanılabilen bütün servet öğeleri
aynî: mala ilişkin; eşyaya bağlı; malın mülkiyeti ile ilgili; herkese karşı ileri sürülebilen
ayni haklar: Eşya üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar.
âzâ: uzuvlar; üyeler; organlar
âzâde: serbest; hür; özgür
azamî: en çok; en büyük; en yüksek
azimet: gidiş; yola çıkma
azil: Verilen temsil yetkisinin ortadan kaldırılması
B
bâ tapu: tapulu; tapu ile tasarruf olunan
bâ'de'l-isticar: kira sözleşmesinden sonra
bâ'de'l-istirdad: geri aldıktan sonra
ba'dehû: daha sonra
bâb: kapı
bâdî olmak: sebep olmak
bağıt: akit
bağımsız bölüm: Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre
bâhir: belli; besbelli; açık; apaçık
bahri: denize ait
bâ-husus: hele; özellikle; üstelik
baîd: uzak; ırak
bâîs olmak: sebep olmak; göndermek; gerektirmek
baki: sürekli; daimî; artan; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran
bakiye: artan
bâlâ: yukarı; yüksek; üst; yüce
bâligân-mâbelâğ: ziyadesiyle; bol bol
baliğ: eren; varan; bulan; yetişen; toplam; büluğa; ergin;
bariz: açık; göze çarpan; belirgin
basiret : doğru görüş; uzağı görüş; önceden görüş; seziş; uyanıklık; anlayış; kavrayış; dikkat; sağgörü
batıl : doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen
bayi : bazı maddeleri satma izni olan kimse; satıcı; satış yeri
becâ : yerine; uygun; bedava; karşılıksız; parasız; emeksiz
bedâyî : sermayeler; anamallar;
bedialar: göze güzel görünen şeyler; estetik
bedel-i misil : emsaline uygun peşin para
bedihî : açık olan; besbelli; apaçık; akla; kendiliğinden gelen
bediî: güzellik ölçülerine uyan; güzel; güzellik
beher: her biri
belagat:iyi konuşma; sözle inandırma yeteneği; söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı
berât : rütbe
beraat : aklanma
berâyı tetkik: inceliyerek
berhava : havaya gitmiş; kaybolmuş; uçurulmuş; yararsız; boş
berî-üz-zimme : zimmetten kurtulmuş; aklanmış
ber-mucib-i talep: talep mucibince; istem gibi
ber-vech : olduğu gibi; olarak
ber-vechi peşin: peşin olarak
ber-vech-i bâlâ : yukarıda olduğu gibi
beşerî : insanoğlu ile ilgili; insanî; insana mensup
betekrar : tekraren; tekrarla
bey ü şira : almak ve satmak
bey'i bât: kesin satış
bey'i bi-l vefâ: kararlaştırılan süre içinde satılanı geri almak koşulu ile yapılan satış sözleşmesi
bey'i mukayaza: malı mal ile değiştirmek; trampa
bey'i : satım; satma; satış; satılma;
bey-i sarf: parayı paraya satmak; para bozmak
beyn: ara
beyn'en-nâs: halk arasında
beytülmal : maliye hazinesi
beyyine : bir olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta ; delil
beyyine külfeti:mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü MK 6. madde
bidâyet : başlama; başlangıç
bidâyet mahkemesi: ilk mahkeme; davaları birinci derecede gören ve çözümleyen mercii
bi-eyyi-hâl: herhalde; mutlaka; elbette
bigüna: herhangi bir
bi-hakkın: hakkıyle; hakkı olarak
bi-haseb-il verase: veraset nedeniyle; verasetten doğma
bi-hükm'ül-kanun: kanun hükmü gereğince; yasa kuralı ile
bila: ….sız
bilâ kayd ü şart: kayıtsız ve şartsız
bil-ahire: sonra; sonradan
bilâkis: tersine olarak; tam tersine; aksine; sonunda
bilâ-müddet: süresiz
bilâ-sebeb: sebepsiz
bililtizam: bile bile
beyanname: Bir makama veya kamuoyuna yapılan açıklama belgesi.
bilanço: Bir kuruluşun
bilâtefrik: tefrik etmeksizin; ayırmaksızın
bilbeyyine: delil ile; tanık ile; ispat ile
bil-cümle: bütün; hepsi; tamamı
bil-farz: tutalım ki; diyelim ki; sayalım ki; söz gelişi
bilfiil: gerçekten; fiilen; hakiki olarak; iş olarak; iş edinerek
bilistirdad: geri alarak; geri alınarak
bilmuvafakat : razı olarak
bilmüzakere: müzakere ederek; üzerinde görüşüp tartışarak
bilmüzayede: artırma ile; artırarak
bi-l-müzayede: müzayede ile
bi-l-rü'ye: görerek; görülerek
bî-ma'nâ: manasız; anlamsız
binâberin: bundan dolayı; bunun üzerine; bu nedenle
binâen-alâ-zâlik: bundan dolayı; bunun üzerine
binâen-aleyh: bunun üzerine; dolayısıyla; bundan dolayı
bi-n-netîce: netice olarak; sonuç olarak
binniyabe: naip eliyle; vekillik ile; vekaleten
bîtâp: bitkin; güçsüz; takatsız; yorgun
bî-taraf: tarafsız
bitarıkıl'evlâ: evveliyetle; öncelikle
bi-t-tabi: tabiatiyle; doğal olarak
bono: Bir kimsenin diğer bir kimseye veya onun emir ve havalesine
borç ilişkisi: İki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesi
bölünebilir edim: Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın
bölünemez edim: Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın
butlan: geçersizlik
bürûz: belirme; ortaya çıkma
C
câmi: cem eden;: içine alan; içinde bulunduran; taşıyan; toplayan
câmia : topluluk; zümre
cânî: cinayet işlemiş olan kimse
canîb-i beytülmal : hazine tarafı
canîb-i vakıf : vakıf tarafı
canîp : yön; taraf; cihet; yan
cari : uygulanan; yürürlükte olan
cây-i teemmül : etraflıca düşünülmeye değer; düşünülmesi yerinde olur
cebrî : zorla yapılan; zor kullanarak yaptırılan; zor altında; güç kullanarak
cebri icra : kendi istekleriyle borçlarını ödemeyen borçluların
cebri satım: Malikinin isteğine bakılmaksızın
celesat-ı âti: gelecekteki celseler
celile: büyük; ulu
celpname: yargılamada
cemetmek: toplamak; bir araya getirmek
cemi ezmân: bütün zamanlar; zamanların toplamı
cereme: başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme; para cezası
cerh ü iptal: çürütme ve yok sayma; geçersiz hale getirme
cevâmi': camiler; mescitler; toplanılan yerler
cevâz: izin; müsaade; caiz olma
cevâz bahş: izin veren; müsaade eden
cevher: maya; öz; değerli taş; elmas
ceza: Suç işleyen kişilerin karşılaşacakları tepkidir
ceza şartı: ceza koşulu; alacaklının zararını karşılama şartı
cezrî: asıl ile ilgili; kökle ilgili; kökten; temelden
cibâyet: alma; toplama; vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili
cihet: yön; taraf; amaç
cins tashihi: Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe
ciro: Çifte yetki veren havale; ticari senedin
cismanî : cisimle
cism-i câmid: cansız cisim
cürmiyet : suç hali; suçluluk
cürmü meşhut: suçüstü; göz önünde işlenen suç
cürüm tasnii : bir kimse hakkında cürüm uydurmak
cüz: bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri; kısım; parça; bölük
D
dâfi: defi'de
Dahiliye Vekâleti: İçişleri Bakanlığı
dâyin: borç veren; alacaklı
deâvî: davalar
def'aten: bir defada; birden
def'i def: def'e karşı def'; savuya karşı savu
defaât: kereler; kezler; yollar
defâtir: defterler; birlikte dikilmiş kağıtlar
defter-hâne: taşınmaz mallara ilişkin tasarrufların kayıt
defter-i hakanî: eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği defter
defter-i hakanî idaresi: eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği daire
değer baha: bir malın iktisadi duruma göre kıymetini ifade eden fiyat
delâlet: gösterme; yol gösterme; kılavuzluk; iz; işaret; aracılık
delâlet-i bil'işare: işaret ederek
delil: kanıt; tanıt; ipucu
delil-i celî: aşikar delil; belli
demirbaş: Bir taşınmazın kiraya verilmesinde kiraya dahil olan
demokratik devlet: halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir.
depozito: Bir sözleşmeden dolayı doğabilecek zararlara karşı verilen teminat; bir taahhüt sırasında yatırılan güvence parası.
der-akap: hemen; arkasından
derc etmek: araya sokmak; arasına sıkıştırmak
derceb etmek: cebe atmak; kendine alıkoymak
derç: sokma; arasına sıkıştırma; gazeteye yazma; toplama; biriktirme
der-dest-i rü'yet: dava görülmek üzere ele alınan
der-kâr: malum; aşikar; bilinen; belli
dermeyan etmek: ileri sürmek; öne sürmek; ortaya koymak; anlatmak
der-piş: en önde; göz önünde bulunan; öngörü
der-pîş etmek: öngörme; göz önünde bulundurma
der-uhte: üstüne alma; yüklenme; üstlenme; sağlama
desise : hile; oyun; entrika
devair :daireler
Devlet Şurası: Danıştay
Devletler Özel Hukuku: Kişilerle devlet arasındaki bağı (tabiyeti)
devremülk hakkı: Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine
deyn: borç
disiplin cezaları : Belli bir statü içinde bulunan kimselere hizmet ve iç düzenle ilgili kurallara aykırı davranışta bulundukları zaman uygulanan cezalardır.
Dîvân-ı Muhasebat: Sayıştay
donatan : gemisini gemi ticaretinde kullanan gemi sahibidir
dûçâr: tutulmuş; uğramış; yakalanmış
dûn: aşağı; aşağılık; altta; aşağıda
dûr: uzak
düstûr: kanun; kaide; yasa; devlet yasalarını içine alan kitap; genel kural; başyasa; yasalar dergisi
düzenleme: Bir sözleşmeyi veya işlemi yapan kimsenin iradesini dinledikten sonra
E
ebniye: binalar; yapılar
ecnebî: yabancı; bir devlete göre
ecr-i müsemmâ: taraflar arasında belirlenen ücret
ecrimisil: bir malın kullanılmasından doğan yararların para ölçüleriyle takdiri
eda: edim; borçlanılan şey; borcun konusu
eda davası: davalının bir iş yapmaya
edeb: iyi terbiye; naziklik; usluluk
edim: Aralarındaki borç ilişkisi dolayısıyla alacaklının isteyebileceği
ef'âl :eylemler; fiiller
efrâd: fertler; bireyler
ehil: ehliyetli; hak sahibi; bir hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip
ehl-i hibre: bilirkişi
ehl-i vukûf: bilirkişi
ekalliyet(akalliyet): azınlık
ekser: daha ziyade; ençok; çoğu; çoğunca
ekseriyet: çoğunluk
ekseriyeti ara : oy çokluğu
eklenti: Bir konutun veya bir binanın kullanılış amaçlarından herhangi birini tamamlayan ya da kolaylaştıran yapı.
elfaz: kelimeler; sözler
elîm: elemli; kederli acılı
el-yevm: bugün; şimdi; halen
emlâk-i sirfe: yeri ve üzerinde binalar ve ağaçları mülk olan taşınmaz mallar
emlak vergisi: Konusu bina ve arazi olup
emr-i makzî: hükme bağlanmış iş
emtea: ticaret konusu her türlü mal
emval: mallar; mülkler
emvâli menkule: taşınır mallar;taşınabilir mallar
enfüsi: öznel; subjektif
enkaz: bina yıkıntıları; yıkıntı; moloz; eski hayvanların bakiyeleri
envai mesalih: işlerin çeşitliği
erbaa: dört
erbâb: ehil; becerikli; muktedir; yetenekler; sahipler; malikler
erbâb-ı vukuf: bilirkişiler
esbab-ı mucibe: gerekçe; gerektirici sebepler
eshâb: sahipler; bir şeyin malikleri
esham: pay senedi; hisse senedi
eslem : en selâmetli; en emin; en doğru; en sağlam
eşcar : ağaçlar
esnaf : ister gezici
eşhas : şahıslar; kişiler; kimseler
eşkâl : biçimler; suretler; tarzlar
evkaf : vakıflar
evleviyet: tercihli; haydihaydi; öncelikle
evrâk : yapraklar; kağıtlar; arşiv
evrâkı müsbite: ispat edici belgeler; tesbit edici yazılar; tapu kütüğünü tamamlayan belgeler
evsaf: nitelikler
evsafı mümeyyize: belirgin nitelikler
evvelâ :birinci olarak; herşeyden önce; ilk önce
evvelemirde: herşeyden evvel; işin başlangıcında; ilk iş olarak
ezcümle : özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası
ezmân : zamanlar
F
fâhiş: aşırı; ağır; çok fazla
fariğ: bir şeyi veya hakkı başkasına devreden; ferağda bulunan; feragat eden; taşınmaz maldaki tasarruf hakkını başkasına bırakan kişi
farz: zorunlu; baş koşul; boyun borcu; çok gerekli; varsayma
fâsıl: ayıran; bölen
fâsıla: aralık; ara
fasl etme: halletme; neticelendirme
fehime: anlayış
fek: kaldırma; bir hukuki sınırlamanın kaldırılması; sona erdirme; bitirme
fer' î: bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan
ferâgat: vazgeçme; el çekme; dinlenme
ferağ: devir; devretme; bir hakkı birine geçirme; mirî veya vakıf arazinin yararlanma hakkının satışı
ferd: tek; yalnız olan şey; eşi olmayan; tek olan sayı
fesâd: karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan
fesh: bozma; bozulma; dağılma; dağıtma; kapatma; kaldırma
fesih: Devam etmekte olan bir hukuki ilişkiyi
fevkinde: üstünde; aşan
fıktan: yokluk
fırka: insan kalabalığı grubu; parti
fıtrî: tabii; yaradılışındaki; doğasındaki
fi-i cârî: geçer değer
fiil ehliyet: Bir kimsenin
fi-l-vâki
filhakika: hakikatte; gerçekte; doğrusu
fuhûş: haddini aşma; kötülük; namusa aykırı hareket
fuzûlî: boşuna; yersiz; lüzumsuz; haksız; boşboğaz; erkek adı
fuzûlî işgal: bir taşınmaz malı sahibinin izin ve rızası olmadan ele geçirmek
fürûht: satma; satım; satış