Hicretin Manası

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü

Hicret, İslam Tarihinde peygamber efendimizin 622 yılında sahabeleriyle birlikte Mekke’den Medine’ye göç etmesine verilen addır.

Hicret hadisesi, sıradan bir göç olayı değildir. Tarihte yeni bir dönemin başlangıcını teşkil edecek ilk adımdır.

Sevgili peygamberin de aralarında bulunduğu sahabelerin mekan değiştirmesi, yerlerini yurtlarını, sevdiklerini... kısaca her şeylerini bırakarak Medine’ye yönelmeleri İslam tarihinde bir ilk değildi.

Daha öncede Mekke müşriklerinin dayanılmaz hale gelen işkence ve zulümlerine karşı Cafer bin Ebi Talip nezaretinde bir gurup Müslüman sahabi, o dönem Hıristiyan bir ülke olan, ancak hükümdarları Necaşi’nin adaletiyle, konukseverliği ile nam saldığı bir ülke olan Habeşistan’a göç etmişlerdi.

Burada Cafer bin Ebi Talip’in Necaşi’ye okumuş olduğu Kur’an ayetleri Necaşi’nin kalbine öyle nüfüz etmiştir ki bu büyük insanın göz pınarları akmaya başlamıştı.

Çok uzak diyarlarda bilmedikleri, tanımadıkları bu insanların ülkesinde Allah, Müslümanlara öyle bir kapı açmıştı ki, müşriklerin getirdikleri onca hediyede Necaşi’nin Müslümanlar hakkında vermiş olduğu karardan dönmesine neden olamamıştır.

Aralarında Hazredi Peygamberimizin de bulunduğu ikinci hicret hadisesi, İslam dini adına ve İslam’ın parlayan, giderek büyüyen nuru karşısında kafirlerin içinde bulundukları acz ve perişanlık adına çok daha büyük neticeler doğurmuştur.

Peki Müslümanlar neden hicret etmişlerdi?

Sahabeler onca zorluğa neden katlanmışlardı?

Onlardan istenileni yapsalardı bolluk içinde yaşayabilecekleri halde neden bu yolu seçmişlerdi?

Cevabı kısa ve net tamamen Allah rızasına nail olma ve Ahireti Dünyaya değişmeme.

Hazreti peygamberin yaverleri, dostları, Allah sevgisini en üst noktaya koymuş, Allah’ı hiç bir şeye tercih etmemişlerdi.

İslam’ı daha rahat yaşayabilmek onun emirlerini yerine getirebilmek, emir ve yasaklarını hayatlarına mütekemmül ettirebilmek adına arkalarında onca şeyi gözlerini kırpmadan bırakabilmişti.

Geride eşleri, çoluk çocuğu, malları, evleri, bahçeleri olduğu halde gözleri yaşlı olarak bir gece vakti sessizce sırf Allah rızası için Mekke’den ayrılıvermişlerdi.

Gidecekleri yerde evleri yoktu, sevdikleri yoktu, malları yoktu kısacası kalplerinde taşıdıkları Allah sevgisi ve korkusu dışında hiç bir şeyleri yoktu.

İçlerinde Mekke’nin zengin ve soylu ailelerine mensup, hayatının baharında olan nice gençler vardı.

Bu gençler, gençlikleri, güzellikleri ne malları, ne anaları ne babaları yollarından ayıramadı. Allah ve resulünün sevgisi adına canları pahasına da olsa her şeylerini terk ettiler.

Bu hicret olayının biz Müslümanlara anlattığı çok şeyler vardır. Bu olay alelade gelişen ve bitmiş olan sıradan bir göç olayı değildir.

Bugünkü Müslümanlara ibret dolu derslerin ve işaretlerin olduğu ve ders alınması gereken çok önemli bir olaydır.

Günümüz Müslüman’ı içinde yaşadığı hayatı kendi açısından değerlendirecek, toplumumuzun içinde bulunduğu durumlar karşısında gerekirse İslam’ı yaşayabilecek.

Belki de asırlar evvel önce yaşanan hicret hadisesi misali, toplumdaki kötülüklerden soyutlanma, onlara bulaşmama adına uzaklaşacak, hicret edecektir.

Maddi alemde hicreti yaşadığı gibi, kendi iç dünyasında ruh aleminde de kötülükleri düşürmeme adına, kötülükten iyiliğe, dünya sevgisinden Allah sevgisine,geçici fani lezzet ve hevesattan Allah ve Resulünün sevgisinden hicret edecektir.

Bu hicretin ikinci manası biz Müslümanlar açısından Allah’ın ipine sımsıkı sarılabilme adına son derece önemlidir.

Asrımızda da bizden beklenen ve istenilen günahlardan hicret edip rıza-i ilahiye doğru yürümektir.

M. Zeki UYANIK
 
Geri