Herkesİn gerÇeĞİ engellerİmİz.!

Konu sahibi son olarak 2599 gün önce görüldü
Fiziksel Engelliler Vakfı Mutlu Engelli Hattı ile üllkemizde yaşayan engelliler için çok özel bir hizmeti daha başlatmış bulunuyor.


Ülkemizde yaşayan engelli ve engelli yakınlarının yaşadıkları en önemli sorunlardan biri de kendileriyle ilgili yasal düzenlemeler, haklar ve kendileri ile ilgili verilen hizmetler konusunda bilgi sahibi olamamaları. Engelliler ve yakınları için uygulamaya konulan hizmetler, haklar ne denli yararlı olursa olsun engelliler bu konularda bilgi sahibi olmadığı sürece düzenlemeler amacına ulaşmamakta, dolayısıyla bir fayda doğmamaktadır. Böyle bir önemli ihtiyaçtan yola çıkarak Fiziksel Engelliler Vakfı, başta engelli ve engelli yakınları olmak üzere kamuoyunun engellilikle ilgili her konuda bilgi ihtiyacını karşılamak, danışmanlık hizmeti vermek, ihtiyaç sahibi engelli ile hayırsever vatandaşlarımızı buluşturmak gayesiyle Mutlu Engelli Hattı Çağrı Merkezi Projesini hayata geçirmiş bulunuyor.


444 60 00 numarası ile Türkiye’nin her noktasından arayan herkese engellilik konusunda hizmet vermeyi ve sağladığı önemli bilgilerle engelli ve engelli yakınlarının yaşamlarını iyileştirmeyi hedefleyen Mutlu Engelli Hattı’nın çalışan 10 kişilik personeli de yine engellilerden oluşuyor.Mutlu Engelli Hattı, kapsam ve kapasite bakımından ülkemizde ve dünyada ilk kez uygulan bir sosyal sorumluluk projesi.


Mutlu Engelli Hattı hedefleri bakımından da oldukça vizyonel bir çalışma. Projenin 5 temel hedefi bulunuyor:


1- Engelli, engelli yakınları ve kamuoyuna engellilikle ilgili her konuda bilgi sağlamak,
2- Arayan her engelliyi sisteme üye yaparak Türkiye’nin il il engellilik haritasını çıkarmak,
3- İş arayan engelli ile engelli işgücü arayan işverenin buluşturan bir platform olmak,
4- Engellilerle ilgili verilen hizmetlerde standardizasyon sağlamak ve ilgili yasalara işlerlik kazandırmak,
5-İhtiyaç sahibi engellilerle, hayırsever vatandaşları doğrudan buluşturan bir platform olmak.
 
Vermiş olduğun bilgiler için teşekkürler abla..Herkesin bilincine varması gereken bir konu..
 
Özrümüzle Üretiyoruz Projesi




PROJENİN KONUSU:


Öz®ümüzle Üretiyoruz Projesi, bir engelli istihdam projesidir. Proje ile engellilerin, başta engel olmak üzere eğitim, iş tecrübeleri, psikolojik yeterliliklerine ve vasıflarına uygun iş ortamlarında istihdamı hedeflenmiştir. Ayrıca 4857 sayılı yasanın 30. maddesi uyarınca %3 oranında istihdam yükümlülüğü bulunan iş yerlerine ortamlarına uygun verimli olabilecek engelli iş gücü katkısı sağlanması da amaçlanmıştır.


PROJENİN AMACI:


İstihdam, engellilerin sosyal, ekonomik ve kültürel yaşama entegrasyonlarında en önemli unsur olarak ortaya çıkmaktadır. “Öz®ümüzle Üretiyoruz Projesi”, engellilerin istihdam edilerek, kendi kendilerine yeten, ekonomik bağımsızlığını elde etmiş, sağlıklı iletişim kurabilen, üreterek ülke ekonomisindeki yerini almış, özgüveni tam bireyler haline getirmeyi amaçlamaktadır. Böylelikle atıl durumda bulunan engelli işgücünü ülke ekonomisine kazandırmak, toplumsal engelli bilinçlenmesini sağlamak, engellilerin istihdam edilmesini öngören yasaya işlerlik kazandırmak gibi çok yönlü yararın amaçlandığı bir projedir.



ÖZ®ÜMÜZLE ÜRETİYORUZ PROJESİ YILLARA GÖRE ÇALIŞMA TABLOSU
 
== Çeşitleri ==
Genel hatlarıyla ele alınırsa 3 ana türde engellilik durumu söz konusudur. Vücudun bütünselliği anlamındaki bir engelin dolaylı olarak bir çok farklı ve değişik şekillerde bireye engeller oluşturduğu görünmektedir.

=== Fizyolojik engel ===
Kişi,doğuştan veya sonradan geçirdiği hastalık veya kaza nedeniyle vücut içerisinde yer alan hayati organların fonksiyon yetersizliği nedeniyle oluşan durumunda kişi fizyolojik olarak engelli olmaktadır. Mobilite bozuklukları, solunum bozuklukları, organ yetmezlikleri bunun örnekleridir.
=== Zihinsel - nörolojik kontrol problemi ===
Doğuştan veya sonra işitme veya görme engelli veya daha geniş kapsamda beyin ile ilgili algılama ve algıladığını doğru yorumlayamama durumları, algısal engellilik sınıfına girer. Bunların arasında öğrenme bozuklukları, dikkat yetersizlikleri/eksiklikleri, görme bozuklukları ([[körlük]]), işitme bozuklukları ([[sağır]]lık), psikiyatrik bozuklukları (duygusal algı bozuklukları, sosyal bozukluklar ; algılananları [[yorum]]layamama sorunları, yanlış dürtülenme, vb.) sayılabilir.
=== Fiziksel engel ===
Teknik olarak vücut yaşam fonksiyonlarını fazla etkilemeyen el ayak gibi uzuv kaybı veya uzuv felçi gibi durumlarda fiziki hareket özgürlüğünün kısıtlandığı durumların genel olarak adlandırılmış engel kategorisidir. Örneğin, yürüme engellilik, [[ortopedik]] engellilik vs.
 
Günümüzde rehabilitasyon alanında son yıllarda yaşanan teknolojik gelişmeler, fiziksel engeli olan insanlara temel

ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılayabilmeleri için büyük bir fırsat sunuyor. Özsezikli Group’un Türkiye temsilciliğini üstlendiği
Medi Touch Rehabilitasyon Sistemleri bilgisayar programları ile beyin travmalarında, omurilik yaralanmalarında, inme ve felç durumlarında, Serebral Palsi’li çocuklarda rehabilitasyonu daha keyifli ve kolay hale getirmeyi amaçlıyor.

7462.jpg

Özel bir yazılım aracılığı ile çalışan ve el terapisi için HandTutor, kol ve omuz terapisi için ArmTutor, bacak ve diz terapisi için LegTutor ve farklı eklem ve bölgelere uygulanabilen 3D-Tutor aletlerinden oluşan sistem, işin içine bilgisayar oyunları da girince hastaları motive etme konusunda harikalar yaratıyor. Kardan adamı her vurduklarında ya da arabalarının yoldan çıkmamasını her sağladıklarında hastaların özgüvenleri daha da artıyor. Fonksiyonel rehabilitasyon, iş ve uğraşı tedavilerinde büyük destek sağlayan sistem sayesinde kardan adamı her vurduklarında ya da arabalarının yoldan çıkmamasını her sağladıklarında hastaların özgüvenleri de
artıyor. Sistemin özel yazılımı sayesinde terapistler egzersiz programını hastanın hareket kabiliyetine ve ihtiyacına göre düzenleyebiliyor.

Sistemin İşleyişi

MediTouch ilgi çekici bilgisayar oyunlarını kullanarak hastanın ihtiyaç duyduğu ama sıkılarak yapılan egzersizleri daha güzel bir motivasyonla yapmasına imkan tanıyor. Böylece baş, beden, el, kol veya bacakta hastanın gerçekleştirmekte zorlandigi aktiviteleri biofeedback sistemini kullanarak beyine yeniden hatırlatıyor (beyin plastisitesini arttırıyor) ve fonksiyonel hareket kabiliyetini arttırıyor.

Hastalar sistemi evinde de uygulayabiliyor

MediTouch Rehabilitasyon Sistemleri rehabilitasyon merkezlerinde, özel kliniklerde ve hastaların evlerinde kullanabileceği şekilde geliştirildiği gibi ihtiyaç halinde ülkemizin cok yabancı olduğu uzaktan bağlantı (tele-rehabilitasyon) ile de desteklenebiliyor. Örneğin hasta özel nedenlerden dolayı başka bir şehre ya da ülkeye gitmek zorunda kaldığında fizyoterapisti ile internet üzerinden bağlantı kurarak web kamerası aracılığıyla tedavisine devam edebiliyor.

Bu sistemden kimler faydalanabilir

MS hastaları, parkinson hastaları, felçli hastalar, kafa travması geçirmiş

ya da omuriliği yaralanmış kimseler, ortopedik hastalar, Serebral Palsy’li çocuklar, vb. MediTouch’ın FDA ve CE onaylı HandTutor, ArmTutor, LegTutor ve vücudun çeşitli bölgelerine uygulanabilen 3DTutor aletlerinden faydalanabilirler.
 
Türkiye gibi ataerkil toplumlarda ‘kadınların’ yaşamın her alanından ötelendiğini, ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi tutulduğunu biliyoruz. Öte yandan tıpkı kadınlar gibi ‘engelliler’de kadınlara uygulanan ayrımcılığın benzer örneklerini yaşıyor. Kadınlar cinseyete dayalı ayrımcılığa tabi tutulup, yaşamları boyunca bunun bedelini ödemek zorunda bırakılırken, engellilerde farklı bedenlere sahip olmanın bedelini şu yada bu şekilde ödemek zorunda bırakılıyor. Hem kadın hemde engelli olmak çifte ayrımcılığa tabi tutulmak gibi bişey olsa gerek. Siz hem engelli hemde kadın olmanın zorluklarını aynı anda yaşadınızmı hiç? Biraz fantastik bir soru olsada, dünyaya yeniden gelme şansınız olsa ve önünüze iki seçenek konulsa. Bu seçeneklerden biri, ‘engelli kadın’ diğerinde ‘engelli erkek’ olsa siz hangisini tercih ederdiniz?

-Engelli sorunları yanında kadın sorunu da ilgilendiğim bir konu… Böyle bir soru sorduğunuz için teşekkür ederim öncelikle… Gerçekten de, bu toplumda hem kadın hem de engelli olmak zor bir durum… Sizin de dediğiniz gibi erkek egemen bir toplumda yaşadığımız için kadınlara belli roller biçiliyor. Nedir onlar? Kadın evde oturmalı, kocasının dizinin dibinden ayrılmamalı, ev işleriyle uğraşmalı ya da çocukların bakımını üstlenmeli. Kadının aklı noksandır. Kadın erkeğinin karşısında konuşmaz. Kadın duygusaldır. Kadın şeytandır. Kadın ağırbaşlı olmalıdır. Yuvayı dişi kuş yapar. Bunları çoğaltabiliriz. Tüm bu roller biçilmiştir kadına. Kadın bunlara boyun eğer. Eğdirilir. Çünkü düşünen kadın sorgulayan kadındır. Sorgulayan insan asidir. Yanlışlara karşı çıkar. Kadının akıllı olması istenmez. Çünkü o zaman kadını yönetmek zorlaşır. Ben taşralıyım. Bir işi olmadığı için kocasına bağımlı olan çok kadın gördüm. Dövülen, sövülen, sokağa atılan kadınların dramına tanıklık ettim. Çocukluğumda bizim yörede kız çocukları okutulmazdı. Ancak ben aileme göre yarımdım. Bu nedenle, diğer çocukları gibi evlenemez, yuva kuramazdım. Yani bir erkek sakat olduğum için beni beğenmezdi. Bu nedenle, bir meslek sahibi olmam ve kimseye muhtaç olmamam için ilkokuldan sonra eve kapatılmadım. Eğitimimi sürdürmeme izin verildi. Yani, sakatlığım dezavantaj olmaktan çıkıp avantaj oldu benim için. Üniversiteyi bitirdim. İşe girdim. Bu arada evlenip anne oldum. Hamileliğim sırasında özel bir şirkette görev yapıyordum. Bu aşamada kış aylarında özellikle yağmurlu ve karlı havalarda işe gidip gelmek çok zor oldu. Doğum sonrası hastane ortamı engellilere düzenlenmediği için çeşitli zorluklar yaşadım. Sonrasında ise, özel şirkette çalıştığım için yalnızca 40 gün doğum iznim vardı. Mecburen işbaşı yaptım. Kızımı işyeri kreşine vermek için çok uğraştım. Sonunda kreşe verdim ama işyeri servis aracı evimin çok uzağından geçtiğinden kızımı kucağıma alıp taşıyamıyordum. Servis güzergahını değiştirmek için çok çaba harcadım. Müdürlerimle bu konuda çatışmak zorunda kaldım. Kızım hastalandığında izin alma konusunda çok zorluklar yaşadım.

Evet, Türkiye’de hem kadın hem de engelli olmak zor ama bir de tüm bunlara çalışan kadınların sorunları eklenince yaşamda sorunlar üçe beşe katlanıyor. İşten eve gelince, tüm evin yükü benim üzerimdeydi… Yemek, bulaşık, çocuğun bakımı gibi… Hafta sonları yine öyle… Temizlik, çamaşır, ütü derken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Sıradan bir kadındım. Ben kimdim? Neyi seviyordum? Nelerden hoşlanıyordum? Kendimi bile tanımıyordum. Çünkü, hep başkalarına göre yaşamıştım. Eşim ne derse onu yapmış, kızımın bakımını üstlenmiş, ev işleriyle zaman tüketip durmuştum. Sonunda 2004 yılında yazarlık seminerlerine katılmaya karar verdim. İlk kez, kendim için bir şey istiyordum. Eşim beni kararımdan ne kadar caydırmaya çalışsa da, bu kararımdan vazgeçmedim. Neymiş! Yazardan hatun olmazmış! Kendi yolumu kendim seçtim. Eşimden ayrıldım. Eğer yeniden dünyaya gelsem, yine “engelli kadın” olmayı yeğlerdim. Anne olmak, dünyanın en güzel duygularından biri…
-Kamu ve özel sektörde çalışmışsınız. Bu çalışmalarınız esnasında, engelli veya kadın olduğunuz için ayrımcılığa tabi tutuldunuz mu hiç? Eğer ayrımcılığa tabi tutulduysanız bunun karşısında aldığınız tavır ne oldu? Başınızı önünüze eğip bu haksız tutum(lar)a buyunmu eğdiniz, yoksa karşı atağa geçip haklarınızı savundunuzmu? Veya mevcut düzen ‘dezavantajlı grupların’ (engelli, kadın, çingene v.b gibi) haklarını aramasına ne ölcüde Müsaade ediyor?
-Evet, ayrımcılığa uğradım. Özel bir bankada çalışıyordum. Çalıştığım bölümün sorumlusuydum. Ancak, bu sırada bankada bilgisayar sisteminde bir değişiklik oldu. Bölümün sorumlusu olarak beni değil, bir erkeği kursa gönderdiler. Üstelik, işimi yapmak için canla başla çalışırken, yıl sonu performansım düşük olarak değerlendirildi. Bu da doğrudan aldığım maaşı etkiliyordu. Konuyu müdürle konuştum. Bana sudan bahaneler getirdi. Bir dahaki yıl düzeltiriz gibi… Ya da senden kıdemli olanların yükselmesi için onlara daha yüksek puan verdik gibi… Ben ise, bu durumu kabul etmedim. Hatta kavga ettim. İstifamı vererek bankadan ayrıldım. Kamu kurumunda ise, engelli kadrosunda olduğum halde çalışma yaşamını bana göre düzenlemedikleri için hep sorun yaşadım. Örneğin, 16 katlı bir binada çalışıyordum. Ama asansör benim bulunduğum katta durmuyordu. Merdivenleri inip çıkamıyordum. Ya da işyeri servisi evime çok uzak bir mesafeden gidiyordu. Metrelerce yol yürümek zorunda kalıyordum. İşle ilgili olarak müşterilere telefonla bilgi vermek benim görevimdi ama önümde bilgisayar yoktu. Yürüme engelli birisinin sağlam arkadaşının masasına gidip gelip hizmet vermesi sizce ne kadar sağlıklı? Bu konuyu müdürlerimle konuştuğumda beni sürekli olarak yarın öbür gün diyerek geçiştiriyorlar, kalıcı bir çözüm getirmiyorlardı. En sonunda emekliliğim dolduğunda, ayrılma dilekçesini verdim. Bu ülkede dezavantajlı grupların haklarını aramalarına ne yazık ki, pek sıcak bakılmıyor. Çünkü, zaten başta size karşı önyargıları var… Engelli ve kadınsanız, çalışma yaşamında duvarlar örülüyor önünüze… Haklarınızı savunduğunuzda ve sistemin sizi köleleştirmesine karşı çıktığınızda, bir kez daha dışlanıyorsunuz… Ancak, ağlamayan çocuğa meme vermezler… Mücadele etmeyi sürdüreceğiz.
Çeşitli sivil toplum örgütlerinin yayın organlarında ‘engellilerin yaşadıkları sorunlara dair’ makaleler yazıyor, bu sorunların nasıl ne şekilde çözülmesi üzerine fikirler geliştiriyorsunuz. Size göre Türkiye’deki STK’lar, (Direk engellilerle ilgili veya başka amaçlaçlarla kurulmuş olsun.) engellilerin yaşadıkları sorunlar hakkında yeterince bilgiye sahip mi? Eğer sahipse, bu sorunların çözümü için üstlerine düşen görevleri yeteri kadar yapabiliyorlar mı? Yapabiliyorlarsa, yaşanılan bu sorunların neden ardı arkası gelmiyor? Hata yada eksik nerede?
-Yıllardır sivil toplum örgütlerinin içindeyim. Her ne kadar bu örgütlerde yönetici olarak çalışmasam da, yapılanları dışarıdan gözlemliyorum. Engelli örgütlenmelerinin 1950’li yıllara kadar dayandığı temel anlayışı himayeci ve korumacıydı. Bu yapılanmalarda hayırsever vatandaşların görev almaları nedeniyle gerçek anlamda söz ve karar sahibi de onlardı. Engelli örgütlenmelerinin tamamı o yıllara kadar özürlüler adına kurulan dernek ve vakıflar biçiminde gerçekleşmiştir. Uzun yıllar özürlülerin örgütlenmesi karmaşa ve belirsizlik içinde sürmüştür. Derneklerin bağış ve yardımlardan başka hiçbir geliri yoktur. Bunun içindir ki, kendilerine uygun ulaşılabilir özellik taşıyan merkezler bulmakta ve kiralamakta zorluklar yaşanmaktadır. Sürekli dernek giderlerine gelir kaynağı bulma sorunu bir kısır döngüye yol açmaktadır. Maddi yetersizlikler engellilerin örgütlenme ve eğitim çalışmalarına engel oluşturmaktadır. Dernek yöneticileri, gelir elde etmek, dernek faaliyetlerini yürütmek için gerek hükümet yetkilileri gerekse yerel belediyelerin yöneticileri ile iyi geçinmek zorundadırlar. Bu ise, belirli bir amaç için özgürce kurulmuş olan dernekleri hükümete ya da belediyelere bağımlı kılmaktadır.

Bir dernek düşünün ki, hem o hükümete bağımlı olsun, hem de o hükümet üzerinde baskı oluştursun. Bu mümkün müdür? Derneklerdeki yapılanma yanlıştır. Şubeler üyelerinin sorunlarını önce genel merkeze, genel merkezler federasyonlara, federasyonlar ise konfederasyona ileterek çözmektedir. Bu düzenlemeyle dernekler bir kıskaca alınmış ve önlerine bürokratik engeller konulmuştur. Bırakın bir sorunu çözmeyi, bizzat işlemlerin kendisi bile sorun olmaktadır. Tüm bunların yanı sıra, nasıl engellilerde eğitim oranı düşükse, sivil toplum örgütlerinde de aynı sorun vardır. Dolayısıyla, engelli sorunlarına bilimsel ve çağdaş çözümler getirilememekte, yalnızca olgusal bilinçle sorunlar çözülmeye çalışılmaktadır. Sorunları tartışamıyor, analiz edemiyor, soyut ve analitik düşünemiyoruz.
Denize Şiir Okumak adlı, yayınlanmış bir öykü kitabınız var. Utanarak söylüyorum, kitabınızı henüz okuma fırsatı bulamadım. Dolayısıyla öykü kitabınızın konusunun tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Türkiye’de (muhtemelende Dünyada) ‘konusu engelliler olan’ öykü, roman, hatta sosyolojik araştırmaların kaleme alındığı kitapların sayısı oldukca az. Siz engelli bir yazar olarak (bu tanım biraz irrasyonel oldu sanırım.) konusu engelliler olan bir hikaye kitabı veya roman yazmayı düşünüyormusunuz? Size göre engelliler konulu roman öykü akademik araştırmaların azlığının sebebi nedir?

-Umarım, çok yakın zamanda öykü kitabımı okuyarak düşüncelerinizi benimle paylaşırsınız. “Denize Şiir Okumak” adlı kitabımda on iki öykü var. Ben, görüneni değil, görünenin ardındaki gerçekliği öykülerimde vermeye çalıştım. Kadın kimliğimi bir yana bıraktım. Tüm karakterlere aynı uzaklıkta durdum. Ancak, bu biçimde yaklaşırsam, bu çağın gerçekliğini yansıtabilirdim. Bu sistem insanları birbirine yabancılaştırıyorsa, insanları bozuyorsa, bütüne bakıp insan araştırması yapmalıydım. Öykü kitabımda engellilerle ilgili iki öykü var. Çevremde tanık olduğum ya da başımdan geçen olayları okura aktarmaya çalıştım. Şu anda engellilerle ilgili bir deneme kitabı kaleme alıyorum. Evet, engellilerle ilgili ilerde bir roman yazmayı düşünüyorum. Bu konuda akademik çalışmaların azlığını ise, yaşadığımız toplumun bizleri yok saymasına bağlıyorum. Bu konuda yeterince öykü ve roman yazılmamasının nedeni ise, yazarlar bizleri tanımıyorlar ya da bilmiyorlar. Veya mevcut kalıplar içinde yazarak insan bilincini temizleme yoluna gitmiyorlar. Edebiyatı para kazanmak için yapıyorlar. Bu da ister istemez edebiyatta popülist kitapların yazılmasına neden oluyor.
-Son olarak geleceği dair umutlumusunuz? Özelde engelliler genelde ise Türkiye’de yaşayan tüm dezavantajlı grupları, daha insancıl, daha onurlu bir geleceğin beklediğini düşünüyormusunuz?
- Tabii ki, umutluyum. Engelliler alanında uluslararası normlara kavuşmamız, biz engellilerin kendi davamıza ne kadar çok sahip çıktığımızla ilgilidir. Mutlaka biz engellilere de birtakım görevler düşmektedir. Kendi ihtiyaçlarımızı, sorunlarımızı düşünerek, tartışarak kendi donanımlarımızı oluşturmalıyız. Engellilerin kendi yaşamlarını kendilerinin idame ettirebilmeleri için asla mücadeleden vazgeçmemeliyiz. Vercors’un dediği gibi, insanı insan yapan başkaldırmasıdır. Kendi sorunlarımıza kulak tıkamamalıyız. Bu alanda eksikliklerin giderilmesi için örgütlü mücadele yolunu seçmeliyiz.


 
Türkiye gibi ataerkil toplumlarda ‘kadınların’ yaşamın her alanından ötelendiğini, ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi tutulduğunu biliyoruz. Öte yandan tıpkı kadınlar gibi ‘engelliler’de kadınlara uygulanan ayrımcılığın benzer örneklerini yaşıyor. Kadınlar cinseyete dayalı ayrımcılığa tabi tutulup, yaşamları boyunca bunun bedelini ödemek zorunda bırakılırken, engellilerde farklı bedenlere sahip olmanın bedelini şu yada bu şekilde ödemek zorunda bırakılıyor. Hem kadın hemde engelli olmak çifte ayrımcılığa tabi tutulmak gibi bişey olsa gerek. Siz hem engelli hemde kadın olmanın zorluklarını aynı anda yaşadınızmı hiç? Biraz fantastik bir soru olsada, dünyaya yeniden gelme şansınız olsa ve önünüze iki seçenek konulsa. Bu seçeneklerden biri, ‘engelli kadın’ diğerinde ‘engelli erkek’ olsa siz hangisini tercih ederdiniz?

-Engelli sorunları yanında kadın sorunu da ilgilendiğim bir konu… Böyle bir soru sorduğunuz için teşekkür ederim öncelikle… Gerçekten de, bu toplumda hem kadın hem de engelli olmak zor bir durum… Sizin de dediğiniz gibi erkek egemen bir toplumda yaşadığımız için kadınlara belli roller biçiliyor. Nedir onlar? Kadın evde oturmalı, kocasının dizinin dibinden ayrılmamalı, ev işleriyle uğraşmalı ya da çocukların bakımını üstlenmeli. Kadının aklı noksandır. Kadın erkeğinin karşısında konuşmaz. Kadın duygusaldır. Kadın şeytandır. Kadın ağırbaşlı olmalıdır. Yuvayı dişi kuş yapar. Bunları çoğaltabiliriz. Tüm bu roller biçilmiştir kadına. Kadın bunlara boyun eğer. Eğdirilir. Çünkü düşünen kadın sorgulayan kadındır. Sorgulayan insan asidir. Yanlışlara karşı çıkar. Kadının akıllı olması istenmez. Çünkü o zaman kadını yönetmek zorlaşır. Ben taşralıyım. Bir işi olmadığı için kocasına bağımlı olan çok kadın gördüm. Dövülen, sövülen, sokağa atılan kadınların dramına tanıklık ettim. Çocukluğumda bizim yörede kız çocukları okutulmazdı. Ancak ben aileme göre yarımdım. Bu nedenle, diğer çocukları gibi evlenemez, yuva kuramazdım. Yani bir erkek sakat olduğum için beni beğenmezdi. Bu nedenle, bir meslek sahibi olmam ve kimseye muhtaç olmamam için ilkokuldan sonra eve kapatılmadım. Eğitimimi sürdürmeme izin verildi. Yani, sakatlığım dezavantaj olmaktan çıkıp avantaj oldu benim için. Üniversiteyi bitirdim. İşe girdim. Bu arada evlenip anne oldum. Hamileliğim sırasında özel bir şirkette görev yapıyordum. Bu aşamada kış aylarında özellikle yağmurlu ve karlı havalarda işe gidip gelmek çok zor oldu. Doğum sonrası hastane ortamı engellilere düzenlenmediği için çeşitli zorluklar yaşadım. Sonrasında ise, özel şirkette çalıştığım için yalnızca 40 gün doğum iznim vardı. Mecburen işbaşı yaptım. Kızımı işyeri kreşine vermek için çok uğraştım. Sonunda kreşe verdim ama işyeri servis aracı evimin çok uzağından geçtiğinden kızımı kucağıma alıp taşıyamıyordum. Servis güzergahını değiştirmek için çok çaba harcadım. Müdürlerimle bu konuda çatışmak zorunda kaldım. Kızım hastalandığında izin alma konusunda çok zorluklar yaşadım.

Evet, Türkiye’de hem kadın hem de engelli olmak zor ama bir de tüm bunlara çalışan kadınların sorunları eklenince yaşamda sorunlar üçe beşe katlanıyor. İşten eve gelince, tüm evin yükü benim üzerimdeydi… Yemek, bulaşık, çocuğun bakımı gibi… Hafta sonları yine öyle… Temizlik, çamaşır, ütü derken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Sıradan bir kadındım. Ben kimdim? Neyi seviyordum? Nelerden hoşlanıyordum? Kendimi bile tanımıyordum. Çünkü, hep başkalarına göre yaşamıştım. Eşim ne derse onu yapmış, kızımın bakımını üstlenmiş, ev işleriyle zaman tüketip durmuştum. Sonunda 2004 yılında yazarlık seminerlerine katılmaya karar verdim. İlk kez, kendim için bir şey istiyordum. Eşim beni kararımdan ne kadar caydırmaya çalışsa da, bu kararımdan vazgeçmedim. Neymiş! Yazardan hatun olmazmış! Kendi yolumu kendim seçtim. Eşimden ayrıldım. Eğer yeniden dünyaya gelsem, yine “engelli kadın” olmayı yeğlerdim. Anne olmak, dünyanın en güzel duygularından biri…
-Kamu ve özel sektörde çalışmışsınız. Bu çalışmalarınız esnasında, engelli veya kadın olduğunuz için ayrımcılığa tabi tutuldunuz mu hiç? Eğer ayrımcılığa tabi tutulduysanız bunun karşısında aldığınız tavır ne oldu? Başınızı önünüze eğip bu haksız tutum(lar)a buyunmu eğdiniz, yoksa karşı atağa geçip haklarınızı savundunuzmu? Veya mevcut düzen ‘dezavantajlı grupların’ (engelli, kadın, çingene v.b gibi) haklarını aramasına ne ölcüde Müsaade ediyor?
-Evet, ayrımcılığa uğradım. Özel bir bankada çalışıyordum. Çalıştığım bölümün sorumlusuydum. Ancak, bu sırada bankada bilgisayar sisteminde bir değişiklik oldu. Bölümün sorumlusu olarak beni değil, bir erkeği kursa gönderdiler. Üstelik, işimi yapmak için canla başla çalışırken, yıl sonu performansım düşük olarak değerlendirildi. Bu da doğrudan aldığım maaşı etkiliyordu. Konuyu müdürle konuştum. Bana sudan bahaneler getirdi. Bir dahaki yıl düzeltiriz gibi… Ya da senden kıdemli olanların yükselmesi için onlara daha yüksek puan verdik gibi… Ben ise, bu durumu kabul etmedim. Hatta kavga ettim. İstifamı vererek bankadan ayrıldım. Kamu kurumunda ise, engelli kadrosunda olduğum halde çalışma yaşamını bana göre düzenlemedikleri için hep sorun yaşadım. Örneğin, 16 katlı bir binada çalışıyordum. Ama asansör benim bulunduğum katta durmuyordu. Merdivenleri inip çıkamıyordum. Ya da işyeri servisi evime çok uzak bir mesafeden gidiyordu. Metrelerce yol yürümek zorunda kalıyordum. İşle ilgili olarak müşterilere telefonla bilgi vermek benim görevimdi ama önümde bilgisayar yoktu. Yürüme engelli birisinin sağlam arkadaşının masasına gidip gelip hizmet vermesi sizce ne kadar sağlıklı? Bu konuyu müdürlerimle konuştuğumda beni sürekli olarak yarın öbür gün diyerek geçiştiriyorlar, kalıcı bir çözüm getirmiyorlardı. En sonunda emekliliğim dolduğunda, ayrılma dilekçesini verdim. Bu ülkede dezavantajlı grupların haklarını aramalarına ne yazık ki, pek sıcak bakılmıyor. Çünkü, zaten başta size karşı önyargıları var… Engelli ve kadınsanız, çalışma yaşamında duvarlar örülüyor önünüze… Haklarınızı savunduğunuzda ve sistemin sizi köleleştirmesine karşı çıktığınızda, bir kez daha dışlanıyorsunuz… Ancak, ağlamayan çocuğa meme vermezler… Mücadele etmeyi sürdüreceğiz.
Çeşitli sivil toplum örgütlerinin yayın organlarında ‘engellilerin yaşadıkları sorunlara dair’ makaleler yazıyor, bu sorunların nasıl ne şekilde çözülmesi üzerine fikirler geliştiriyorsunuz. Size göre Türkiye’deki STK’lar, (Direk engellilerle ilgili veya başka amaçlaçlarla kurulmuş olsun.) engellilerin yaşadıkları sorunlar hakkında yeterince bilgiye sahip mi? Eğer sahipse, bu sorunların çözümü için üstlerine düşen görevleri yeteri kadar yapabiliyorlar mı? Yapabiliyorlarsa, yaşanılan bu sorunların neden ardı arkası gelmiyor? Hata yada eksik nerede?
-Yıllardır sivil toplum örgütlerinin içindeyim. Her ne kadar bu örgütlerde yönetici olarak çalışmasam da, yapılanları dışarıdan gözlemliyorum. Engelli örgütlenmelerinin 1950’li yıllara kadar dayandığı temel anlayışı himayeci ve korumacıydı. Bu yapılanmalarda hayırsever vatandaşların görev almaları nedeniyle gerçek anlamda söz ve karar sahibi de onlardı. Engelli örgütlenmelerinin tamamı o yıllara kadar özürlüler adına kurulan dernek ve vakıflar biçiminde gerçekleşmiştir. Uzun yıllar özürlülerin örgütlenmesi karmaşa ve belirsizlik içinde sürmüştür. Derneklerin bağış ve yardımlardan başka hiçbir geliri yoktur. Bunun içindir ki, kendilerine uygun ulaşılabilir özellik taşıyan merkezler bulmakta ve kiralamakta zorluklar yaşanmaktadır. Sürekli dernek giderlerine gelir kaynağı bulma sorunu bir kısır döngüye yol açmaktadır. Maddi yetersizlikler engellilerin örgütlenme ve eğitim çalışmalarına engel oluşturmaktadır. Dernek yöneticileri, gelir elde etmek, dernek faaliyetlerini yürütmek için gerek hükümet yetkilileri gerekse yerel belediyelerin yöneticileri ile iyi geçinmek zorundadırlar. Bu ise, belirli bir amaç için özgürce kurulmuş olan dernekleri hükümete ya da belediyelere bağımlı kılmaktadır.

Bir dernek düşünün ki, hem o hükümete bağımlı olsun, hem de o hükümet üzerinde baskı oluştursun. Bu mümkün müdür? Derneklerdeki yapılanma yanlıştır. Şubeler üyelerinin sorunlarını önce genel merkeze, genel merkezler federasyonlara, federasyonlar ise konfederasyona ileterek çözmektedir. Bu düzenlemeyle dernekler bir kıskaca alınmış ve önlerine bürokratik engeller konulmuştur. Bırakın bir sorunu çözmeyi, bizzat işlemlerin kendisi bile sorun olmaktadır. Tüm bunların yanı sıra, nasıl engellilerde eğitim oranı düşükse, sivil toplum örgütlerinde de aynı sorun vardır. Dolayısıyla, engelli sorunlarına bilimsel ve çağdaş çözümler getirilememekte, yalnızca olgusal bilinçle sorunlar çözülmeye çalışılmaktadır. Sorunları tartışamıyor, analiz edemiyor, soyut ve analitik düşünemiyoruz.
Denize Şiir Okumak adlı, yayınlanmış bir öykü kitabınız var. Utanarak söylüyorum, kitabınızı henüz okuma fırsatı bulamadım. Dolayısıyla öykü kitabınızın konusunun tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Türkiye’de (muhtemelende Dünyada) ‘konusu engelliler olan’ öykü, roman, hatta sosyolojik araştırmaların kaleme alındığı kitapların sayısı oldukca az. Siz engelli bir yazar olarak (bu tanım biraz irrasyonel oldu sanırım.) konusu engelliler olan bir hikaye kitabı veya roman yazmayı düşünüyormusunuz? Size göre engelliler konulu roman öykü akademik araştırmaların azlığının sebebi nedir?

-Umarım, çok yakın zamanda öykü kitabımı okuyarak düşüncelerinizi benimle paylaşırsınız. “Denize Şiir Okumak” adlı kitabımda on iki öykü var. Ben, görüneni değil, görünenin ardındaki gerçekliği öykülerimde vermeye çalıştım. Kadın kimliğimi bir yana bıraktım. Tüm karakterlere aynı uzaklıkta durdum. Ancak, bu biçimde yaklaşırsam, bu çağın gerçekliğini yansıtabilirdim. Bu sistem insanları birbirine yabancılaştırıyorsa, insanları bozuyorsa, bütüne bakıp insan araştırması yapmalıydım. Öykü kitabımda engellilerle ilgili iki öykü var. Çevremde tanık olduğum ya da başımdan geçen olayları okura aktarmaya çalıştım. Şu anda engellilerle ilgili bir deneme kitabı kaleme alıyorum. Evet, engellilerle ilgili ilerde bir roman yazmayı düşünüyorum. Bu konuda akademik çalışmaların azlığını ise, yaşadığımız toplumun bizleri yok saymasına bağlıyorum. Bu konuda yeterince öykü ve roman yazılmamasının nedeni ise, yazarlar bizleri tanımıyorlar ya da bilmiyorlar. Veya mevcut kalıplar içinde yazarak insan bilincini temizleme yoluna gitmiyorlar. Edebiyatı para kazanmak için yapıyorlar. Bu da ister istemez edebiyatta popülist kitapların yazılmasına neden oluyor.
-Son olarak geleceği dair umutlumusunuz? Özelde engelliler genelde ise Türkiye’de yaşayan tüm dezavantajlı grupları, daha insancıl, daha onurlu bir geleceğin beklediğini düşünüyormusunuz?
- Tabii ki, umutluyum. Engelliler alanında uluslararası normlara kavuşmamız, biz engellilerin kendi davamıza ne kadar çok sahip çıktığımızla ilgilidir. Mutlaka biz engellilere de birtakım görevler düşmektedir. Kendi ihtiyaçlarımızı, sorunlarımızı düşünerek, tartışarak kendi donanımlarımızı oluşturmalıyız. Engellilerin kendi yaşamlarını kendilerinin idame ettirebilmeleri için asla mücadeleden vazgeçmemeliyiz. Vercors’un dediği gibi, insanı insan yapan başkaldırmasıdır. Kendi sorunlarımıza kulak tıkamamalıyız. Bu alanda eksikliklerin giderilmesi için örgütlü mücadele yolunu seçmeliyiz.


 
1970 Yılı bir kış mevsiminde, dumanlı bir gecekondu mahallesinde doğdu. 5 yaşında geçirdiği menenjit hastalığı nedeniyle her iki kulağında işitme kaybı oluştu. Dudak okuma eğitimi sayesinde iletişim kurmaktadır.
İlkokulu Ankara Sağırlar Okuluna bağlı olup, özel bir sınıfı bulunan Demirlibahçe İlkokulunda okudu. O günün şartlarında özürlüler (bedensel görme işitme ve zihinsel engelliler için geçerli) 2 yıl hazırlık 5 yıl normal eğitim 1 yıl son eğitim olmak üzere toplam 8 yıllık ağır eğitim sürecinden geçerlerdi. Başarılı geçen bu eğitim döneminde dudaktan okuma eğitimi aldı.
O yıllarda yürürlükte olan: ortaokul hayatı başladı. Ortaokul bir bakıma son aşaması idi; meslek edinme okulu konumdaydı. 3 meslek öğretiliyordu. Marangozluk, kaynakçılık ve diş protez. Ortaokulda meslek edinimden sonra başka eğitim yoktu. Hayatlarının acı gerçekleri ile o gün mezun olduklarında karşılaşırlardı. Ancak bir olasılık daha vardı: paralı eğitim veren okullarda, maddi imkanları olan aileleri sayesinde özel eğitim alması koşulu ile okula devam ederlerdi.
Turgut Özal’lı yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın oluru ile yalnız bir sefer olmak üzere kaynaşma eğitimi amaçlı normal öğrencilerin devam ettiği bir ortaokula yazıldı. Doğrusu veli ve öğretmeninin fazla ısrarı, bir ortaokul müdürünün ricası ile herşey oldu:Ancak bir amaç vardı; işitme engellilerin normal öğrencilerin devam ettiği ortaokulunda başarılı olup olamayacağı yönünde bir sınama idi. Başarısızlığı karşısında MEB sorumlu olmayacaktı, sorumluluk velilerdeydi. Her halükarda başarısız kalındığında, sıfırdan işitme engellilerin okuduğu ortaokula devam edecekti.
Çok başarılı bir ortaokul hayatından sonra, fen lisesinde lise hayatına devam etti. Kışları okuyor, yazları okul tatile girdiğinde köyünde ırgatlık yaparak ailesinin geçimine yardım ediyordu. Lise hayatından sonra imkansızlıklarından dolayı en son Eskişehir Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümünü bitirdi. (ODTÜ endüstri Ürünleri Tasarımı, KIRIKKALE Ü. Makine Mühendisliği ve Ankara Ü. Jeofizik Mühendisliği çeşitli nedenlerden okumadı).
Hacettepe Ü. İç Mimarlık ve Çevre Düzenleme Lisans Üstü eğitimini alsa da tamamlayamadan yarım bırakmak zorunda kaldı. Özel sektörde çeşitli işlerde çalıştı. 2001 ekonomik krizi nedeniyle bir süre işsiz kaldı. Halen bir kamu kurumunda Mimar olarak görev yapmaktadır. Güzel sanatlarla yakından ilgileniyor. Resim yapmayı seviyor. Lisanlı yüzücü ve satranç takımında. Trekking ve doğa sporları seviyor. Evli ve 2 çocuk babası.

Öğrenim hayatınız boyunca (ilk, orta ve yüksek öğrenim) ne tür zorluklar çektiniz? İşitme engelli olduğunuz için dersleri anlamakta zorluk yaşadınız mı, bu konuda hocalarınız size yardımcı oldu mu?
Özel eğitim aldığım ilkokul hariç; ortaokul ve lisede çok zorlandım. Ancak Disiplini sevdiğim için dersleri tekrar etme ve anlamadığım konuları anlayana kadar tekrar etme alışkanlığım nedeni ile bu konuda başarısız olduğum söylenmez.
İşitme Engelli bir birey için İşitme engelliler konusunda eğitim almış öğretmenlerden yoksunduk. İlkokul dönemimizde öğretmenimiz çok özel eğitim görmüş biriydi. Hem işitme engelliler hemde zihinsel engellileri eğitme konusunda uzman biriydi. 10 kişilik özel sınıflarda pi masa şeklinde eğitim alıyorduk. Herkes birbirlerinin dudaklarını görecek ve okuyacak şekilde dizilmiştik, Birinin ne dediğini anlayacak şekilde dizayn edilmiş bir sınıf idi. Yine de modern eğitimin bir parçası olduğu söylenmez, ancak o günün şartlarında en iyi eğitim olduğu belirtebilirim.
Her öğrencinin öğretmeninin dudağını görmesinden çok özel bir cihaz ile duyarak eğitim alması bizden sonra gelen kuşaklara nasip oldu.
Ortaokul ve lisede öğretmenlerde bize karşı özel eğitim almış bir durumları ve olanakları yoktu. Sadece velilerin nasıl davranılması gerektiği konusunda uyarılması dışında bilgileri yoktu. Yine de öğretmenler sınıfında işitme engelli öğrenci varlığını bilmelerine rağmen hiç umursamadan ders vermelerini mi yazayım? Tahtaya karşı yüzünü dönmemesi gerektiğini bildiği halde; sırf keyfinden döndüğünü mü yazayım? Bilmiyorum. Ancak benim çözümüm basitti; en önemli çözüm:hocanın her önemli konuyu (hepsini değil önem verdiği notları alan) defterine yazan sıra arkadaşlarım olmasaydı gerçekten çok zorlanacaktım.
Üniversite yıllarında liseden edindiğim disiplinlerim ve çok iyi alt yapı hazırlama sayesinde zorlanmadım. En çok mimarlıkta zorlandım. Yaratıcı olmak ve bunu 3 boyutlu düşünmek çok zordu. Hocaların bunların üstesinden nasıl geleceğimizi anlatırken, hocayı hiç dinleyemem bir bakıma etkisi var.
Her işitme engelli pekâlâ üniversite okuyabilir ancak disiplinli olması ve çok sabırlı olması gerekiyor.
İşitme engelliler diğer engel gruplarına göre (örneğin bedensel engelliler) daha şanslı sayıldıkları yönünde bir genel kanaat var. Bedensel engellilere göre mimari sorunlar sizi hiç etkilemiyor mesela. Bununla birlikte İşitme engellilerinde kendilerine göre büyük sorunları var. Karşı tarafla iletişim kuramamak (veya iletişim sıkıntısı çekmek) en basitinden kapı zilini duymamak, telefonla konuşamamak v.b gibi sorunlar. İşitme engellilerin yaşadığı sorunları daha iyi anlamamız adına bize yaşadığınız sorunları anlatabilir misiniz?
Çok kapsamlı bir soru oldu. Atıyorum biz Van.’dayız. Depreme yakalandık. Ne olacak? Dışarıdaki gürültü duyduğumuzda bağırarak yardım isteyecek miyiz? Ki duyalım. İlk dakikadan itibaren mi bağıralım? Ne yapalım? Çözüm yok bizde. Çaresiz durumda kalırız. Al birini vur ötekine durumu olur.
Her engellinin engelinde bir kıstası vardır. Biri birinden üstün saymak zordur. Toplumda genel kanı budur. Görme engelli olmadığınıza dua edin. Hadi siz engelli değilsiniz sağlamdan bir farkınız yok deyin.
Yüzyüze geldiğimizde söylenen söz budur: görme engelli olmadığınıza dua edin.
Yolda yürürken söylersiniz: bedensel engelli olmadığınıza dua edin.
Çalışma hayatına, boşverin okul hayatına gelince: Geri zekalı muamelesi gösterirsiniz(Lütfen Zeka özürlüler ile alay ettiğimi düşünmeyin). Anlamıyor der sıkılırsınız.
Burada bizde olmayan şey iletişim. O olmayınca bizim diğer engellilerden ne farkımız kalır? İletişim sağlanmayınca ne yaparsan yap: bütün iyilikler bir anda söner gider.
Demem şu ki işitme engelliler dibini aydınlatmayan mum ışığı gibidir. Dışarı çıkardığınızda söner. Bir fayda alamazsınız.
Bana bakmayın ben işitme engelliler içinde en iyisi konumdayım. Her bin engelli arasında bir şans konumdayım. Bardağın dolu olan kısmına bakıyorsunuz; oda bir damla su bile etmiyor.
Çalışma yaşamınızda (özel sektör veya kamu) işitme engelli olduğunuz için zorluk yaşadınız mı hiç? Amirleriniz tarafından ayrımcılığa uğradınız mı?
Özel Sektörde kendi çözümlerim vardı. Bireysel olarak çalışıyordum.
Basit bir yoldan anlatayım:
Kamu.dayım şuan. Özel çaycımız var. İletişimimiz şu halde. Cep çaldırıyorum. Bir dakika geçmeden bir çay geliyor. Kaç çay istediğime gelince telefonu birkaç kez çaldırmam gerekiyor. 2 kez çaldırır kapatırsam 2 çay. 3 kez çaldırır kapatırsam 3 çay vs.
Özel sektörde ise sekreter ön planda olur. Sorunları sekretere sözlü aktarılır, bana da yazılı olarak gelir. Telefon bir bakıma öyle idare edildi. Şimdi internet var, cep telefonundan mesajlaşma var. Faks var. İletişim bu yoldan; daha detaylı iletişim isteniyorsa; altımda araba olurdu. Atlarım giderim sorunu öyle hallederim.
Kamuya gelince; tek sorun her seçimden sonra müdürün değişmesi. İşlemlerin sil baştan yapılması, müdürün benim başarımı keşfetmesi ancak son anda olması, hoş bir davranış olmuyor. Her Müdürün bakış açısı da farklı tabi ki, çoğu ile iyi bir uyum sağladığım söylenmez.
Amirlere gelince; herkesin dudak yapısı farklıdır. Dolayısıyla herkesin dudak okumayı anlamamı beklemeyin. Kimisi dudak oynatmadan konuşur kimisi daha ağzını açmadan sanki karnından konuşur. Gel sen anla bunarlın ne dediğini; amirimle yazışarak anlaşıyorum maalesef.
O benim sesime yabancı, bende onun dudaklarını okuyamıyorum. Yinede iyi yazışıyoruz.



Toplumumuzda engellilerin evliliği daha doğrusu engelli bir kişinin engelsiz bir kişiyle evlenmesine soğuk bakılıyor. Bildiğimiz kadarıyla siz (bildik manada) engelsiz biriyle evlendiniz. Evliliğinize karşı çıkan oldu mu, olduysa bu karşı çıkışları nasıl bertaraf ettiniz?
Şuan ki eşimle hiç sorun olmadı; ancak başımdan öyle bir olay geçti: Mimarlığa başlamama etken olan bir olay: Uzun süre birlikteliğimiz olan bir kız arkadaşım vardı, ailesi sırf benim işitme engelli biri olduğumu öğrendiğinde tepkisi korkunç oldu. Toplumda işitme engelli bir birey yarım adam olarak görülür(gerizekalı olarak algılanır). Kız arkadaşıma karşı tavır aldılar. Mecburen ayrıldık.
Özel sektörde çalışırken okuldan bir arkadaş vasıtasıyla tesadüfen eşimle tanıştım. İşin ilginç yani tam işimiz tamam olacakken o an işsiz kaldım. Şükür ki eşim sabırlı biri çıktı. Beni daha ilk başlarda iken destekledi.
Toplumda İşitme engellilerin normal birey ile evlenmesine sıcak bakılır. Çünkü doğuştan işitme engelli, diğer işitme engelli biri ile evlenirse; çocukları büyük olasılıkla işitme engelli olarak doğuyor. Genetik yapı nedeni ile bu tür doğumlar olduğundan dolayı aileleri tarafından baskı altına alınıyor. Bir bakıma haklılar. Bu tür ilişkilerine onay vermemek çok zor: çocuklarının mutluluğu tatmaları en büyük doğal hakları olduğunu biliyorlar.
Diğer yandan iki işitme engelli ebeveyn bebeğin sesini nasıl duyacak? Sabaha kadar ağlayan bebeğe yazık değil mi? Bebek neyse günlük gereksinimleri nasıl karşılayacaklar? Mesela tüp bitti, mesela damacana su bitti. Mesela gece yarısı acile gitmeniz gerekiyor, mesela polis imdat aramanız gerekiyor.
Normal bir birey ile evlilik genelde yürümüyor. İletişim kopukluğu; birbirlerini anlamama; birbirlerine destek olamama; uzun süren bir tür bıkkınlık vs bu tür olaylar mutsuzluğu artırıyor ve boşanmalar o yönde daha şık görülüyor. Boşanmaları halinde üzerinden büyük yükler kalktığı oluyor. Rahatlıyorlar. Sonuç: işitme engelliler kendi kafalarına uygun bir birey ile evleniyor. Oda kendisi gibi işitme engelli oluyor.
Benim eşim normal birey, Allaha şükür sorunlarımız olmadı. Olsa bile üstesinden geliyoruz.
Ben niye normal bir birey ile evlendim? çünkü işitme engelliler, beni bu halimle kabullenmedi. Birkaç kız arkadaşım oldu benim gibi, yine de beni aralarında kabul edemediler. Gerekçe işitme engelliden çok normal bir birey olarak gördükleri için. Ayrıca zeka ve eğitim seviyesi de etkili oldu. Çok yüksek seviyede olduğum için onlar bana alt seviyede ve basit bir birey gibi gözüktüler. Yani onlarla ne konuşayım? Neyi paylaşayım? Sohbetleri bile basit, bana anlattıkları ise çocukça gelmeye başladı; benim anlattıklarımdan anlamamaya başladılar. Nasıl diyeyim? Din konusu açtıklarında benden gerideler, toplumu eleştirdiklerinde siyaseti eleştirdiklerinde bakıyorlar benden çok gerideler. Kitap okuma alışkanlıkları yok, gazete ve haberler konusunda bilgisiz durumda kalıyorlar. Aydınlansın diye anlattıklarımda gözleri büyüyor korkuyorlar. Bir ilerleme sağlar diye bir süre sevgililiğimi ilerlettim. Mümkün olmadığını çok uzun bir süreç içinde mutsuzluğu gördüm. Devamı olmayacak şeylerdi.
Normal bir insanlarla da kız arkadaşlarım oldu, sevgililerimde; bende onların seviyesinde olmama rağmen hızlı iletişimden yoksun kaldığım için; bazen istenilmeyen kişi durumda kaldım. Her ne kadar iyi bir arkadaşımdır diye mecbur kalanlar oldu, bu durum beni çok incitti. Bazen de bizden biri gibi davranıp diğerlerinden uzak tutmayıp özel bir şey yapmayanda oldu. İşte Eşim bunlardan biri.


 
1970 Yılı bir kış mevsiminde, dumanlı bir gecekondu mahallesinde doğdu. 5 yaşında geçirdiği menenjit hastalığı nedeniyle her iki kulağında işitme kaybı oluştu. Dudak okuma eğitimi sayesinde iletişim kurmaktadır.
İlkokulu Ankara Sağırlar Okuluna bağlı olup, özel bir sınıfı bulunan Demirlibahçe İlkokulunda okudu. O günün şartlarında özürlüler (bedensel görme işitme ve zihinsel engelliler için geçerli) 2 yıl hazırlık 5 yıl normal eğitim 1 yıl son eğitim olmak üzere toplam 8 yıllık ağır eğitim sürecinden geçerlerdi. Başarılı geçen bu eğitim döneminde dudaktan okuma eğitimi aldı.
O yıllarda yürürlükte olan: ortaokul hayatı başladı. Ortaokul bir bakıma son aşaması idi; meslek edinme okulu konumdaydı. 3 meslek öğretiliyordu. Marangozluk, kaynakçılık ve diş protez. Ortaokulda meslek edinimden sonra başka eğitim yoktu. Hayatlarının acı gerçekleri ile o gün mezun olduklarında karşılaşırlardı. Ancak bir olasılık daha vardı: paralı eğitim veren okullarda, maddi imkanları olan aileleri sayesinde özel eğitim alması koşulu ile okula devam ederlerdi.
Turgut Özal’lı yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın oluru ile yalnız bir sefer olmak üzere kaynaşma eğitimi amaçlı normal öğrencilerin devam ettiği bir ortaokula yazıldı. Doğrusu veli ve öğretmeninin fazla ısrarı, bir ortaokul müdürünün ricası ile herşey oldu:Ancak bir amaç vardı; işitme engellilerin normal öğrencilerin devam ettiği ortaokulunda başarılı olup olamayacağı yönünde bir sınama idi. Başarısızlığı karşısında MEB sorumlu olmayacaktı, sorumluluk velilerdeydi. Her halükarda başarısız kalındığında, sıfırdan işitme engellilerin okuduğu ortaokula devam edecekti.
Çok başarılı bir ortaokul hayatından sonra, fen lisesinde lise hayatına devam etti. Kışları okuyor, yazları okul tatile girdiğinde köyünde ırgatlık yaparak ailesinin geçimine yardım ediyordu. Lise hayatından sonra imkansızlıklarından dolayı en son Eskişehir Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümünü bitirdi. (ODTÜ endüstri Ürünleri Tasarımı, KIRIKKALE Ü. Makine Mühendisliği ve Ankara Ü. Jeofizik Mühendisliği çeşitli nedenlerden okumadı).
Hacettepe Ü. İç Mimarlık ve Çevre Düzenleme Lisans Üstü eğitimini alsa da tamamlayamadan yarım bırakmak zorunda kaldı. Özel sektörde çeşitli işlerde çalıştı. 2001 ekonomik krizi nedeniyle bir süre işsiz kaldı. Halen bir kamu kurumunda Mimar olarak görev yapmaktadır. Güzel sanatlarla yakından ilgileniyor. Resim yapmayı seviyor. Lisanlı yüzücü ve satranç takımında. Trekking ve doğa sporları seviyor. Evli ve 2 çocuk babası.

Öğrenim hayatınız boyunca (ilk, orta ve yüksek öğrenim) ne tür zorluklar çektiniz? İşitme engelli olduğunuz için dersleri anlamakta zorluk yaşadınız mı, bu konuda hocalarınız size yardımcı oldu mu?
Özel eğitim aldığım ilkokul hariç; ortaokul ve lisede çok zorlandım. Ancak Disiplini sevdiğim için dersleri tekrar etme ve anlamadığım konuları anlayana kadar tekrar etme alışkanlığım nedeni ile bu konuda başarısız olduğum söylenmez.
İşitme Engelli bir birey için İşitme engelliler konusunda eğitim almış öğretmenlerden yoksunduk. İlkokul dönemimizde öğretmenimiz çok özel eğitim görmüş biriydi. Hem işitme engelliler hemde zihinsel engellileri eğitme konusunda uzman biriydi. 10 kişilik özel sınıflarda pi masa şeklinde eğitim alıyorduk. Herkes birbirlerinin dudaklarını görecek ve okuyacak şekilde dizilmiştik, Birinin ne dediğini anlayacak şekilde dizayn edilmiş bir sınıf idi. Yine de modern eğitimin bir parçası olduğu söylenmez, ancak o günün şartlarında en iyi eğitim olduğu belirtebilirim.
Her öğrencinin öğretmeninin dudağını görmesinden çok özel bir cihaz ile duyarak eğitim alması bizden sonra gelen kuşaklara nasip oldu.
Ortaokul ve lisede öğretmenlerde bize karşı özel eğitim almış bir durumları ve olanakları yoktu. Sadece velilerin nasıl davranılması gerektiği konusunda uyarılması dışında bilgileri yoktu. Yine de öğretmenler sınıfında işitme engelli öğrenci varlığını bilmelerine rağmen hiç umursamadan ders vermelerini mi yazayım? Tahtaya karşı yüzünü dönmemesi gerektiğini bildiği halde; sırf keyfinden döndüğünü mü yazayım? Bilmiyorum. Ancak benim çözümüm basitti; en önemli çözüm:hocanın her önemli konuyu (hepsini değil önem verdiği notları alan) defterine yazan sıra arkadaşlarım olmasaydı gerçekten çok zorlanacaktım.
Üniversite yıllarında liseden edindiğim disiplinlerim ve çok iyi alt yapı hazırlama sayesinde zorlanmadım. En çok mimarlıkta zorlandım. Yaratıcı olmak ve bunu 3 boyutlu düşünmek çok zordu. Hocaların bunların üstesinden nasıl geleceğimizi anlatırken, hocayı hiç dinleyemem bir bakıma etkisi var.
Her işitme engelli pekâlâ üniversite okuyabilir ancak disiplinli olması ve çok sabırlı olması gerekiyor.
İşitme engelliler diğer engel gruplarına göre (örneğin bedensel engelliler) daha şanslı sayıldıkları yönünde bir genel kanaat var. Bedensel engellilere göre mimari sorunlar sizi hiç etkilemiyor mesela. Bununla birlikte İşitme engellilerinde kendilerine göre büyük sorunları var. Karşı tarafla iletişim kuramamak (veya iletişim sıkıntısı çekmek) en basitinden kapı zilini duymamak, telefonla konuşamamak v.b gibi sorunlar. İşitme engellilerin yaşadığı sorunları daha iyi anlamamız adına bize yaşadığınız sorunları anlatabilir misiniz?
Çok kapsamlı bir soru oldu. Atıyorum biz Van.’dayız. Depreme yakalandık. Ne olacak? Dışarıdaki gürültü duyduğumuzda bağırarak yardım isteyecek miyiz? Ki duyalım. İlk dakikadan itibaren mi bağıralım? Ne yapalım? Çözüm yok bizde. Çaresiz durumda kalırız. Al birini vur ötekine durumu olur.
Her engellinin engelinde bir kıstası vardır. Biri birinden üstün saymak zordur. Toplumda genel kanı budur. Görme engelli olmadığınıza dua edin. Hadi siz engelli değilsiniz sağlamdan bir farkınız yok deyin.
Yüzyüze geldiğimizde söylenen söz budur: görme engelli olmadığınıza dua edin.
Yolda yürürken söylersiniz: bedensel engelli olmadığınıza dua edin.
Çalışma hayatına, boşverin okul hayatına gelince: Geri zekalı muamelesi gösterirsiniz(Lütfen Zeka özürlüler ile alay ettiğimi düşünmeyin). Anlamıyor der sıkılırsınız.
Burada bizde olmayan şey iletişim. O olmayınca bizim diğer engellilerden ne farkımız kalır? İletişim sağlanmayınca ne yaparsan yap: bütün iyilikler bir anda söner gider.
Demem şu ki işitme engelliler dibini aydınlatmayan mum ışığı gibidir. Dışarı çıkardığınızda söner. Bir fayda alamazsınız.
Bana bakmayın ben işitme engelliler içinde en iyisi konumdayım. Her bin engelli arasında bir şans konumdayım. Bardağın dolu olan kısmına bakıyorsunuz; oda bir damla su bile etmiyor.
Çalışma yaşamınızda (özel sektör veya kamu) işitme engelli olduğunuz için zorluk yaşadınız mı hiç? Amirleriniz tarafından ayrımcılığa uğradınız mı?
Özel Sektörde kendi çözümlerim vardı. Bireysel olarak çalışıyordum.
Basit bir yoldan anlatayım:
Kamu.dayım şuan. Özel çaycımız var. İletişimimiz şu halde. Cep çaldırıyorum. Bir dakika geçmeden bir çay geliyor. Kaç çay istediğime gelince telefonu birkaç kez çaldırmam gerekiyor. 2 kez çaldırır kapatırsam 2 çay. 3 kez çaldırır kapatırsam 3 çay vs.
Özel sektörde ise sekreter ön planda olur. Sorunları sekretere sözlü aktarılır, bana da yazılı olarak gelir. Telefon bir bakıma öyle idare edildi. Şimdi internet var, cep telefonundan mesajlaşma var. Faks var. İletişim bu yoldan; daha detaylı iletişim isteniyorsa; altımda araba olurdu. Atlarım giderim sorunu öyle hallederim.
Kamuya gelince; tek sorun her seçimden sonra müdürün değişmesi. İşlemlerin sil baştan yapılması, müdürün benim başarımı keşfetmesi ancak son anda olması, hoş bir davranış olmuyor. Her Müdürün bakış açısı da farklı tabi ki, çoğu ile iyi bir uyum sağladığım söylenmez.
Amirlere gelince; herkesin dudak yapısı farklıdır. Dolayısıyla herkesin dudak okumayı anlamamı beklemeyin. Kimisi dudak oynatmadan konuşur kimisi daha ağzını açmadan sanki karnından konuşur. Gel sen anla bunarlın ne dediğini; amirimle yazışarak anlaşıyorum maalesef.
O benim sesime yabancı, bende onun dudaklarını okuyamıyorum. Yinede iyi yazışıyoruz.



Toplumumuzda engellilerin evliliği daha doğrusu engelli bir kişinin engelsiz bir kişiyle evlenmesine soğuk bakılıyor. Bildiğimiz kadarıyla siz (bildik manada) engelsiz biriyle evlendiniz. Evliliğinize karşı çıkan oldu mu, olduysa bu karşı çıkışları nasıl bertaraf ettiniz?
Şuan ki eşimle hiç sorun olmadı; ancak başımdan öyle bir olay geçti: Mimarlığa başlamama etken olan bir olay: Uzun süre birlikteliğimiz olan bir kız arkadaşım vardı, ailesi sırf benim işitme engelli biri olduğumu öğrendiğinde tepkisi korkunç oldu. Toplumda işitme engelli bir birey yarım adam olarak görülür(gerizekalı olarak algılanır). Kız arkadaşıma karşı tavır aldılar. Mecburen ayrıldık.
Özel sektörde çalışırken okuldan bir arkadaş vasıtasıyla tesadüfen eşimle tanıştım. İşin ilginç yani tam işimiz tamam olacakken o an işsiz kaldım. Şükür ki eşim sabırlı biri çıktı. Beni daha ilk başlarda iken destekledi.
Toplumda İşitme engellilerin normal birey ile evlenmesine sıcak bakılır. Çünkü doğuştan işitme engelli, diğer işitme engelli biri ile evlenirse; çocukları büyük olasılıkla işitme engelli olarak doğuyor. Genetik yapı nedeni ile bu tür doğumlar olduğundan dolayı aileleri tarafından baskı altına alınıyor. Bir bakıma haklılar. Bu tür ilişkilerine onay vermemek çok zor: çocuklarının mutluluğu tatmaları en büyük doğal hakları olduğunu biliyorlar.
Diğer yandan iki işitme engelli ebeveyn bebeğin sesini nasıl duyacak? Sabaha kadar ağlayan bebeğe yazık değil mi? Bebek neyse günlük gereksinimleri nasıl karşılayacaklar? Mesela tüp bitti, mesela damacana su bitti. Mesela gece yarısı acile gitmeniz gerekiyor, mesela polis imdat aramanız gerekiyor.
Normal bir birey ile evlilik genelde yürümüyor. İletişim kopukluğu; birbirlerini anlamama; birbirlerine destek olamama; uzun süren bir tür bıkkınlık vs bu tür olaylar mutsuzluğu artırıyor ve boşanmalar o yönde daha şık görülüyor. Boşanmaları halinde üzerinden büyük yükler kalktığı oluyor. Rahatlıyorlar. Sonuç: işitme engelliler kendi kafalarına uygun bir birey ile evleniyor. Oda kendisi gibi işitme engelli oluyor.
Benim eşim normal birey, Allaha şükür sorunlarımız olmadı. Olsa bile üstesinden geliyoruz.
Ben niye normal bir birey ile evlendim? çünkü işitme engelliler, beni bu halimle kabullenmedi. Birkaç kız arkadaşım oldu benim gibi, yine de beni aralarında kabul edemediler. Gerekçe işitme engelliden çok normal bir birey olarak gördükleri için. Ayrıca zeka ve eğitim seviyesi de etkili oldu. Çok yüksek seviyede olduğum için onlar bana alt seviyede ve basit bir birey gibi gözüktüler. Yani onlarla ne konuşayım? Neyi paylaşayım? Sohbetleri bile basit, bana anlattıkları ise çocukça gelmeye başladı; benim anlattıklarımdan anlamamaya başladılar. Nasıl diyeyim? Din konusu açtıklarında benden gerideler, toplumu eleştirdiklerinde siyaseti eleştirdiklerinde bakıyorlar benden çok gerideler. Kitap okuma alışkanlıkları yok, gazete ve haberler konusunda bilgisiz durumda kalıyorlar. Aydınlansın diye anlattıklarımda gözleri büyüyor korkuyorlar. Bir ilerleme sağlar diye bir süre sevgililiğimi ilerlettim. Mümkün olmadığını çok uzun bir süreç içinde mutsuzluğu gördüm. Devamı olmayacak şeylerdi.
Normal bir insanlarla da kız arkadaşlarım oldu, sevgililerimde; bende onların seviyesinde olmama rağmen hızlı iletişimden yoksun kaldığım için; bazen istenilmeyen kişi durumda kaldım. Her ne kadar iyi bir arkadaşımdır diye mecbur kalanlar oldu, bu durum beni çok incitti. Bazen de bizden biri gibi davranıp diğerlerinden uzak tutmayıp özel bir şey yapmayanda oldu. İşte Eşim bunlardan biri.​


 
Geri