huri
Bronz Üye
-
- Katılım
- Nisan 13, 2019
-
- Mesajlar
- 4,690
-
- Tepkime puanı
- 2,174
-
- Puanları
- 348
Yeni başladığım işin ilk haftasında üzücü bir haber aldım ve ofisin ortasında ağladım. Ertesi
hafta insanların benim bipolar olduğumla ilgili dedikodu yaptığını öğrendim” diye anlatıyor Nur.
Söz konusu ruhsal rahatsızlıklar olunca insanlar kolaylıkla damgalanabiliyor. Özellikle de bipolar bozukluk gibi medyanın gerçeği yansıtmayan temsillerle karikatürize ettiği rahatsızlıklar, bu teşhisi alanların kaygılarını artırıyor. Bu durumun hastalığı kabullenmeyi, tedavi almayı ve topluma entegre olmayı zorlaştıran bir etkisi var. O yüzden hastalığı tanımak ve önyargıları yıkmak, yaşamın normal bir biçimde devam edeceğine dair umut oluşturuyor.
Duygudurum dalgalanması
Eskiden “manik-depresif bozukluk” olarak bilinen, depresyon, mani ya da hipomani dönemlerinin döngüsel olarak yaşandığı bipolar bozukluk, ilk izlerini 15-35 yaş arasında çoğunlukla depresyon ya da anksiyete belirtileriyle göstermeye başlıyor. Klinik psikolog Zeynep Maçkalı, günümüzde yaygın olarak iki
uçlu bozukluk olarak da anılan bipolar bozukluğun görülmesinde genetik ve psikososyal faktörler olduğunun altını çiziyor. “Ailede bipolar bozukluk tanısı almış biri varsa, bozukluğun ortaya çıkma ihtimali yüksektir. Kişilerin hayatlarında stres yaratan yaşam olaylarını, gece vardiyalarını, uzun uçuşlar gibi uyku düzenini bozacak durumları, kişilerarası ilişkilerde yaşanan zorlukları, kimi zaman sosyal destekten uzak kalmayı da hastalığın ortaya çıkmasını ve ilerleyen dönemlerdeki atakların tetiklenmesini etkileyen faktörler olarak sıralayabiliriz.”
Hastalığın çökkünlük dönemlerinde derin üzüntü, umutsuzluk, kendini suçlama, enerji düşüklüğü gibi belirtiler görülürken, en az bir
hafta süren mani dönemlerinde depresif dönemin tam tersine uyku ihtiyacı azalıyor, aşırı taşkınlık, öfke, özgüven artışı yaşanıyor. Maçkalı’ya göre duygudurumdaki bu yükselmeler ve düşüşler kişide “kontrolden çıkıyormuş” hissi yaratabiliyor.
“Parlak” hastalık
Van Gogh, Newton, Einstein, Catherine Zeta-Jones, Jean-Claude Van Damme, Sting, Pollock, Sylvia Plath, Virginia Woolf gibi sanatçıların isimleriyle beraber anılan ve yaratıcı dehalarıyla ilişkilendirilen bu “parlak” hastalık
iki uçtan da medyanın ilgisini çekiyor. Ünlü isimler bu hastalıkla nasıl yaşadıklarını anlatıyor;
“Homeland”, “Shameless” gibi dizilerde bipolar bozukluğu olan karakterler yer alıyor. Aşırı özgüven, sınırsız para harcama, uçuk girişimler, artmış libido... Mani döneminde yaşanan ve sonuçları düşünülmeden yapılan bu davranışlar özellikle de sinema ve televizyon dünyasında geniş yer buluyor. Psikiyatr Sibel Çakır, “Her tür çılgınca davranışa bipolar deme eğilimi var” diyerek bipolar bozuklukla ilgisi olmayan temsillere dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor.
“Bu görüntüler hasta ve yakınlarında utanma, korku, aşağılanma, kendine güvensizlik, paniğe kapılma ve damgalanmaya neden oluyor.”
İş hayatında iki uç
42 yaşındaki Mine, “Mani döneminde ofiste hiç nefes almadan çalışıyordum. Durmadan yeni fikirler üretiyor, her şeyi hızlıca sonuçlandırıyordum. Ben hastaydım ama aslında çağımız manik gibi çalışmayı teşvik etmiyor mu?” diye sorguluyor. Eğer öyleyse, depresif dönemde işe gitmede isteksizlik, tahammülsüzlük, iletişim yoksunluğu da günümüz iş kodlarına bir o kadar ters. Uzun süren depresif döneminde bankadaki işinden atılan Metin, iş bulma konusunda zorluk yaşadığını anlatıyor: “İnsanlar beni deli zannetmesin diye iş görüşmelerinde hastalığımı gizlemeye başladım ama bu beni daha da büyük bir kısırdöngüye soktu.” Bipolar bozukluk tanısı alan kişilerin mesleki işlevselliklerini ve iş yaşamında özyeterlilik inançlarını artırmak için İstanbul Bilgi Üniversitesi Örgütsel Psikoloji Yüksek Lisans Programı içerisinde başlatılan “Bipolar Bozukluk ve Mesleki İşlevsellik” projesi de destek alınabilecek sosyal ağlardan bir tanesi. Program Direktörü Doç. Dr. İdil Işık, bipolar bozukluk tanısı alan kişilerin çok istisnai meslekler dışında her mesleği yapabileceğinin altını çiziyor. “Sadece dikkat etmeleri gereken belirli hususlar var. Öncelikle kişinin kendisiyle ilgili bir öz değerlendirme yapıp işin kişilik özellikleriyle uyumuna bakması elzem. Kişilik
özelliklerinin çatışmaya gireceği bir iş ya da örgüt kültürü stresli bir durum yaratabilir ve atağın tetiklenmesine sebep olabilir. Ayrıca kişinin nasıl bir işte huzurlu olacağını bulması
da çok önemli.” “Mani dönemindeki dürtüsel davranışlar iş arkadaşlarıyla olan ilişkileri üzerinde yıkıcı etkiler oluştururken, depresif dönemde ilişkilerden ve iletişimden kaçınmak
da aynı etkiyi yaratabiliyor” diyen projenin araştırma asistanlarından örgütsel psikoloji uzmanı Faruk Ceylan da kişilerin süreçleriyle ilgili bilgiye sahiplerse ataklarını önceden
kestirerek atak dönemlerindeki performanslarını dengeleyebildiklerini hatırlatıyor. Kişilerin iş hayatına tutunabilmeleri için düzenlenen grup çalışmaları, simülasyon iş görüşmesi ve vaka
analizleriyle desteklenen proje süresince katılımcılar iş hayatlarında pozitif sonuçlar görmeye başlamış. Elbette bilinçli işyeri hekimlerinin ve damgalayıcı tutum içermeyen şirket politikalarının artması, bipolar hastalarının sürdürülebilir bir iş hayatına sahip olmalarını
kolaylaştırıyor. Son olarak Ceylan, “Çevrenizde bipolar tanısı almış biri varsa, hastanın bu davranışlarının elinde olmayan, biyopsikososyal faktörler sonucu ortaya çıktığını unutmayın” diye hatırlatıyor. “Semptomları ne o kişinin kendi isteğiyle yarattığı bir durum ne de sizinle olan ilişkisiyle alakalı bir durum. Bu sebeple, kişilere atak dönemleriyle ilgili suçlayıcı bir tavırla yaklaşmamalısınız.
Bipolar Yaşam Derneği
www.bipolaryasam.org
Bipolar bozukluk hastası olan ressam Vincent Van Gogh'un doğum günü olan 30 Mart, Dünya Bipolar Günü olarak kabul ediliyor. Bipolar Yaşam Derneği’nin düzenlediği etkinlikleri ve toplantıları izlemek için web sitesini takip edebilirsiniz.