Yapılan araştırmalar Evren’deki ilk uygarlıkların 4,5 milyar yıl önce ortaya çıkmış olması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca dünya dışı uygarlık sayısını hesaplamakta kullanılan Drake denklemine göre, Samanyolu Galaksisi’nde yıldızlar arası yolculuk kabiliyetine sahip en az 1000 medeniyet bulunması gerekiyor.
Bununla birlikte uzaylılar Taksim Meydanı’na inmedi veya SETI programında kullanılan radyo teleskoplara “Merhaba Dünyalı” gibi bir mesaj göndermedi ama neden? Evren’de hayat sadece Dünya’da mı ortaya çıktı? Yoksa galaksideki uygarlıklar bizimle konuşmak istemiyor mu? Bilim adamları bu çelişkiyi Fermi Paradoksu olarak adlandırıyor.
Fermi Paradoksu’nu aşmak için önerilen çözümleri iki grupta toplayabiliriz. Birinci grupta hiçbir uygarlığın yıldızlar arası yolculuk edecek kadar gelişemediği öne sürülüyor. Bu durumda Evren’deki uygarlıkların gelişmesini durduran veya uygarlıkları yok eden bir takım kaçınılmaz süreçler var. Bilim adamları bunu Büyük Filtre olarak adlandırıyor.
İkinci gruba giren açıklamaları öne süren astronomlar ise galakside çok sayıda uygarlık bulunduğunu, ama çeşitli sebeplerle onlarla iletişim kuramadığımızı söylüyor. Şimdi bu konudaki başlıca açıklamaları ele alalım.
İlk gelenler...
Bu kanıdaki bilim adamları en gelişmiş uygarlığın insan uygarlığı olduğunu düşünüyor. Daha doğrusu Evren’deki hiçbir uygarlığın insan medeniyeti seviyesini aşamadığını, daha ileriye gidemediğini söylüyor.
Buna “münhasır olmama” sorunu da diyebiliriz. Sadece galakside 100 bin uygarlık olsa bu uygarlıkların en azından yüzde 1’nin bizimle iletişime geçmiş olması gerekirdi. Bu durumda ya insanlar Samanyolu’nda yalnız veya bizimle 1000 ila 100 bin ışık yılı öteden iletişim kurabilecek süper gelişmiş uygarlıklar yok.
Büyük Filtre
Bilim adamları bunu Büyük Filtre olarak adlandırıyor. Büyük Filtre’yi kısaca şöyle açıklayabiliriz: Evren’in doğasında uygarlıkların gelişmesini önleyen, yani uygarlıkları bugünkü teknolojimizle sınırlayan bir şey var. Evren’in hayata elverişli olan 9,7 milyar yıllık tarihi boyunca bu engeli kimse aşamadı.
Öyleyse Büyük Filtre tarihte ne zaman ortaya çıkıyor? Açıkçası insanoğlu küresel ısınma ile kendini yok etmek üzere ve işin geri dönülmez noktaya gelmesine 100 yıl kaldı. Yoksa Büyük Filtre dedikleri bu mu? Gelişmiş uygarlıkların enerji ihtiyacı artıyor, bu da yaşadıkları gezegende küresel ısınmaya yol açarak hayatı yok ediyor. Bizdeki karşılığı fosil yakıtlar ve atmosferdeki karbondioksit artışı olurdu.
Aslında Büyük Filtreyle ilgili 3 ihtimal var: Evren’deki ilk uygarlık biziz (Evren’deki toplam muhtemel uygarlık sayısını hesaba katarsak çok düşük bir olasılık), Evren’de uygarlıklar çok nadir görülüyor (henüz bize ulaşan olmadı) ya da Evren’deki bütün uygarlıklar bir şekilde yok oluyor (işimiz bitik!). Bu üç seçeneği değerlendirelim.
Nadiriz!
Nadiriz diye üzülmeyin. Bu aynı zamanda uygarlıkların gelişmesini önleyen ve onları yok eden Büyük Filtre’yi geride bıraktığımız anlamına geliyor! Belki de 1961’deki Küba krizinde nükleer savaş tehlikesini atlattığımız için Büyük Filtre’den kurtulduk. Bu durumda Evren’de bizim seviyemize ulaşmak zor olmalı, nükleer felaketten kurtularak insan uygarlığı gibi gelişen medeniyetler çok nadir olmalı.
Tabii buna insan merkezli düşünme zafiyeti de diyebiliriz. Eskiden Dünya’nın Evren’in merkezi olduğunu sanıyorduk. Sonra Güneş’in Evren’in merkezi olduğunu düşündük. Ardından Samanyolu’nu Evren’in merkezine koyduk. Ancak insanı Evren’in merkezi olarak düşünmekten hiç vazgeçmedik. Hayat sadece Dünya’da ortaya çıktı derken ve Mars’ta hayat bulmaya şüpheyle yaklaşırken hep bu tutucu ve taraflı yaklaşımı sergiliyoruz.
Ancak bilim adamlarının “seçici gözlem etkisi” dediği bir şey de var. Buna göre Evren’de ne kadar nadir olduğunu düşünen herkes hayatta kalan zeki canlılar kervanına katılmış olan bir başarı öyküsüdür. Uzayda hayatta kalan herkes, tüm dünya dışı uygarlıklar, tüm uzaylılar bu soruyu soruyor olmalı. Dolayısıyla evet, nadir uygarlık varsayımına göre hepimiz özeliz.
Peki ya geride kalanlar?
Dedik ki insan uygarlığı Büyük Filtre’yi geçerek hayatta kaldı ama geçemeyenlere ne oldu? Her şeyden önce Evren’de hayat çok nadir görülen bir olay olabilir. Hayat Dünya’da milyarlarca yılda gelişti. Biz de laboratuarda hayatın nasıl ortaya çıktığına dair sayısız deney yaptık ama hayat yaratamadık. Belki de bu çok nadir görülen bir olay olduğu için başaramadık.
Büyük Filtre buysa şansımıza küselim. Evren’de hayat bir tek Dünya’da ortaya çıkmış olabilir. İkinci filtre daha insaflı: Kısaca diyor ki basit prokaryot hücrelerin karmaşık ökaryot hücrelere dönüşmesi çok nadir bir olaydır. Nitekim Dünya’da da çekirdekli hücrelerin ortaya çıkması 2 milyar yıl aldı. Büyük Filtre buysa Evren ilkel hücrelerle dolu olmalı, ama bakteriler gibi modern hücreler çok nadir görülmeli. İnsan gibi çok hücreli organizmalar ise aşırı nadir olmalı.
Akıllı canlılar filtresi
Zekayı problem çözme yeteneği olarak düşünürsek meyveye gelen sineğin bile kendine göre bir zekası olduğunu söyleyebiliriz ama insanlar farklı. Bizler uzun vadeli problem çözme yeteneğine sahibiz, yani geleceğe yönelik planlar yapıyoruz. Buna da zeka değil, akıl diyoruz. Her ne kadar evrimci biyologlar akıllı yaşamın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyor olsa da bunun tersi de geçerli olabilir. Akıl tek seferlik bir evrim kazası olabilir.
Steve Pinker bu fikri savunuyor: “Evrim bir amaç gütmeyen ve kendiliğinden gerçekleşen bir şey. Öyle ki sadece ekolojik nişlere uyum sağlamakta yararlı adaptasyonlar ortaya çıkarıyor. Dünya’da teknolojik zekanın da bugüne kadar sadece bir kez ortaya çıktığını biliyoruz. Öyleyse doğal seçilimin buna yol açması da nadir görülen bir olaydır.
Rekabetçi Homo sapiens sapiens’in doğal kaynakları sömürerek Neandertallar ve Homo erectus gibi yakın türlerin yerini aldığını biliyoruz. Kısacası Dünya’da en az 6 akıllı primat türü ortaya çıktı ama içlerinden en başarılı olanı Homo sapiens sapiens diğerlerinin yerini aldı. Belki tek başına değil, ama kuraklık gibi kötü şartların yardımıyla bunu başardı.
Bununla birlikte uzaylılar Taksim Meydanı’na inmedi veya SETI programında kullanılan radyo teleskoplara “Merhaba Dünyalı” gibi bir mesaj göndermedi ama neden? Evren’de hayat sadece Dünya’da mı ortaya çıktı? Yoksa galaksideki uygarlıklar bizimle konuşmak istemiyor mu? Bilim adamları bu çelişkiyi Fermi Paradoksu olarak adlandırıyor.
Fermi Paradoksu’nu aşmak için önerilen çözümleri iki grupta toplayabiliriz. Birinci grupta hiçbir uygarlığın yıldızlar arası yolculuk edecek kadar gelişemediği öne sürülüyor. Bu durumda Evren’deki uygarlıkların gelişmesini durduran veya uygarlıkları yok eden bir takım kaçınılmaz süreçler var. Bilim adamları bunu Büyük Filtre olarak adlandırıyor.
İkinci gruba giren açıklamaları öne süren astronomlar ise galakside çok sayıda uygarlık bulunduğunu, ama çeşitli sebeplerle onlarla iletişim kuramadığımızı söylüyor. Şimdi bu konudaki başlıca açıklamaları ele alalım.
İlk gelenler...
Bu kanıdaki bilim adamları en gelişmiş uygarlığın insan uygarlığı olduğunu düşünüyor. Daha doğrusu Evren’deki hiçbir uygarlığın insan medeniyeti seviyesini aşamadığını, daha ileriye gidemediğini söylüyor.
Buna “münhasır olmama” sorunu da diyebiliriz. Sadece galakside 100 bin uygarlık olsa bu uygarlıkların en azından yüzde 1’nin bizimle iletişime geçmiş olması gerekirdi. Bu durumda ya insanlar Samanyolu’nda yalnız veya bizimle 1000 ila 100 bin ışık yılı öteden iletişim kurabilecek süper gelişmiş uygarlıklar yok.
Büyük Filtre
Bilim adamları bunu Büyük Filtre olarak adlandırıyor. Büyük Filtre’yi kısaca şöyle açıklayabiliriz: Evren’in doğasında uygarlıkların gelişmesini önleyen, yani uygarlıkları bugünkü teknolojimizle sınırlayan bir şey var. Evren’in hayata elverişli olan 9,7 milyar yıllık tarihi boyunca bu engeli kimse aşamadı.
Öyleyse Büyük Filtre tarihte ne zaman ortaya çıkıyor? Açıkçası insanoğlu küresel ısınma ile kendini yok etmek üzere ve işin geri dönülmez noktaya gelmesine 100 yıl kaldı. Yoksa Büyük Filtre dedikleri bu mu? Gelişmiş uygarlıkların enerji ihtiyacı artıyor, bu da yaşadıkları gezegende küresel ısınmaya yol açarak hayatı yok ediyor. Bizdeki karşılığı fosil yakıtlar ve atmosferdeki karbondioksit artışı olurdu.
Aslında Büyük Filtreyle ilgili 3 ihtimal var: Evren’deki ilk uygarlık biziz (Evren’deki toplam muhtemel uygarlık sayısını hesaba katarsak çok düşük bir olasılık), Evren’de uygarlıklar çok nadir görülüyor (henüz bize ulaşan olmadı) ya da Evren’deki bütün uygarlıklar bir şekilde yok oluyor (işimiz bitik!). Bu üç seçeneği değerlendirelim.
Nadiriz!
Nadiriz diye üzülmeyin. Bu aynı zamanda uygarlıkların gelişmesini önleyen ve onları yok eden Büyük Filtre’yi geride bıraktığımız anlamına geliyor! Belki de 1961’deki Küba krizinde nükleer savaş tehlikesini atlattığımız için Büyük Filtre’den kurtulduk. Bu durumda Evren’de bizim seviyemize ulaşmak zor olmalı, nükleer felaketten kurtularak insan uygarlığı gibi gelişen medeniyetler çok nadir olmalı.
Tabii buna insan merkezli düşünme zafiyeti de diyebiliriz. Eskiden Dünya’nın Evren’in merkezi olduğunu sanıyorduk. Sonra Güneş’in Evren’in merkezi olduğunu düşündük. Ardından Samanyolu’nu Evren’in merkezine koyduk. Ancak insanı Evren’in merkezi olarak düşünmekten hiç vazgeçmedik. Hayat sadece Dünya’da ortaya çıktı derken ve Mars’ta hayat bulmaya şüpheyle yaklaşırken hep bu tutucu ve taraflı yaklaşımı sergiliyoruz.
Ancak bilim adamlarının “seçici gözlem etkisi” dediği bir şey de var. Buna göre Evren’de ne kadar nadir olduğunu düşünen herkes hayatta kalan zeki canlılar kervanına katılmış olan bir başarı öyküsüdür. Uzayda hayatta kalan herkes, tüm dünya dışı uygarlıklar, tüm uzaylılar bu soruyu soruyor olmalı. Dolayısıyla evet, nadir uygarlık varsayımına göre hepimiz özeliz.
Peki ya geride kalanlar?
Dedik ki insan uygarlığı Büyük Filtre’yi geçerek hayatta kaldı ama geçemeyenlere ne oldu? Her şeyden önce Evren’de hayat çok nadir görülen bir olay olabilir. Hayat Dünya’da milyarlarca yılda gelişti. Biz de laboratuarda hayatın nasıl ortaya çıktığına dair sayısız deney yaptık ama hayat yaratamadık. Belki de bu çok nadir görülen bir olay olduğu için başaramadık.
Büyük Filtre buysa şansımıza küselim. Evren’de hayat bir tek Dünya’da ortaya çıkmış olabilir. İkinci filtre daha insaflı: Kısaca diyor ki basit prokaryot hücrelerin karmaşık ökaryot hücrelere dönüşmesi çok nadir bir olaydır. Nitekim Dünya’da da çekirdekli hücrelerin ortaya çıkması 2 milyar yıl aldı. Büyük Filtre buysa Evren ilkel hücrelerle dolu olmalı, ama bakteriler gibi modern hücreler çok nadir görülmeli. İnsan gibi çok hücreli organizmalar ise aşırı nadir olmalı.
Akıllı canlılar filtresi
Zekayı problem çözme yeteneği olarak düşünürsek meyveye gelen sineğin bile kendine göre bir zekası olduğunu söyleyebiliriz ama insanlar farklı. Bizler uzun vadeli problem çözme yeteneğine sahibiz, yani geleceğe yönelik planlar yapıyoruz. Buna da zeka değil, akıl diyoruz. Her ne kadar evrimci biyologlar akıllı yaşamın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyor olsa da bunun tersi de geçerli olabilir. Akıl tek seferlik bir evrim kazası olabilir.
Steve Pinker bu fikri savunuyor: “Evrim bir amaç gütmeyen ve kendiliğinden gerçekleşen bir şey. Öyle ki sadece ekolojik nişlere uyum sağlamakta yararlı adaptasyonlar ortaya çıkarıyor. Dünya’da teknolojik zekanın da bugüne kadar sadece bir kez ortaya çıktığını biliyoruz. Öyleyse doğal seçilimin buna yol açması da nadir görülen bir olaydır.
Rekabetçi Homo sapiens sapiens’in doğal kaynakları sömürerek Neandertallar ve Homo erectus gibi yakın türlerin yerini aldığını biliyoruz. Kısacası Dünya’da en az 6 akıllı primat türü ortaya çıktı ama içlerinden en başarılı olanı Homo sapiens sapiens diğerlerinin yerini aldı. Belki tek başına değil, ama kuraklık gibi kötü şartların yardımıyla bunu başardı.