Her şeyin bir bedeli vardır. suçlular cezasız kalmaz.
Suç üstüne suç işledi. Bu suçu tartmaya ne adaletin terazisi, ne hukukun kara kaplı kitapları yeter.
En yakın zamanda “Suriye’de Cuma namazını kılacağını†söyleyen RTE, ABD güdümümde izlediği Suriye politikası ile duvara tosladı. Dünyada beş paralık itibarı kalmadı.
Desteklediği cihatçı teröristler kıtır kıtır adam kesiyor, ırza geçiyor.
RTE nin dünyanın hiç bir yerinde hatta islam ülkelerinde dahi (birlikte aynı kaba işediği Katar emiri hariç) sözü geçmiyor.
Yakında Türkiye’de de geçmeyecek.
Çünkü öğretmenlerle kavgalı. Doktorlarla, eczacılarla kavgalı. İşçilerle, köylülerle, esnafla kavgalı. Topyekun Türk milleti ile kavgalı, sadece besleme teröristler ve mafya babaları ile kavgalı değil.
Türkiye sınırları, yolgeçen hanına döndü. Giren belli değil, çıkan belli değil… El kaide, IŞİD canileri, PKK’lı teröristler, Afganistanlı, Iraklı, Suriyeli dünyanın döert bir yanından kaçıp gelen vatan hainleri, hırsızlar, katiller, hortumcular, vurguncular ülkemizde toplandı,1950 yılında 20 milyon olan nüfusumuz 4 katına çıkıp 81 milyon oldu.
Beş milyon Suriyelinin ülkemizde ne işi var? Neden bizim ihtiyaçlarımızdan kesip, onlara milyarlar akıtıyorlar? Neden çoluğumun çocuğumun eğitimine, öğretimine engel oluyorlar? Neden sağlık giderlerimizi kısıyorlar?
Beş milyon cahil, eğitimsiz, okuma yazma bilmeyen Suriyeli mülteci, vatanımızı babasının çiftliği gibi kullanıyor.
Neden vatansız mülteciler için benim huzurumu kaçırıyorlar?
Hainlik meslek oldu. İhanet, geçim kaynağı…
Yerden biter gibi çoğalıyor namussuz hain sürüleri.
Ayrık otu gibi. Hain, hainlik üreten toplumların başında geliyoruz.
Ahmet Arif’in deyişi ile “Dört yanımız **** zulası.†oldu.
Dört yanımız vatansız, bayraksız, milliyetsiz, cibilliyetsiz yaratıklarla kuşatılmış durumda…
Çembere alınmışız. Ateş altındayız.
AKP tarafından oy potansiyeli olarak memlekete doldurulan bu kadar kozmopolit bir toplumu Hiç bir parti ağzı ile kuş tutsa yönetemez, nitekim şu anda AKP iktidarı da perişan durumda, ülkeyi yönetemez hale geldi.
Ancak bunlar o kadar arsızlaştı ki yüzlerine tükürsen, “Yarabbi şükür, yağmur yağıyor†diyorlar, yaptıkları pisliği görmezden geliyorlar, yollarına devam ediyorlar.
Tek lider, tek başkan hiçbir şey olmamış gibi, sanki normal seçim propagandası yapıyormuş gibi, meydanlarda konuşuyor. Sesini yükseltip dış güçlere veryansın ediyor.
Ekonominin, düzenin bozulmasında kendisinin hiç rolü yokmuş gibi, şimdiye dek hükümetlerde görev alanların hiç suçu yokmuş gibi, AKP dışında kalan herkese veryansın ediyor.
Bağırıyor, çağırıyor.
Sanki kendileri sütten çıkmış ak kaşık… Sanki bu kadar sene ülkeyi ben yönettim ve bu hale ben getirdim.
AKP iktidarı yandaşlarını korumak, onları daha da zenginleştirmek amacıyla, ülkeyi bitirdi.
Geçmişe, Atatürk dönemine savaş açtı. Türkiye Cumhuriyetinin niteliklerini, devrimlerini yerle bir etti. O dönemde yapılan tüm kamu mallarını yok pahasına sattı.
Fabrikalar satıldı…
Ekonomi, tarım bitti…
Onun yerini sadaka ekonomisi aldı. Bayramdaaannn bayrama, seçimdeeennn seçime, ramazandaaannn ramazana yoksullara üç beş kilo pirinç, üş beş kilo şeker, 500 kilo kömür vb. dağıtılıyor.
Üretim durdu. İşsizlik, pahalılık arttı.
Sendikaların, derneklerin, toplum kuruluşlarının sesi soluğu kesildi. Ne eylem var ne direniş.
İşçiler sendikalı oldukları için işten atılıyorlar.
Namus ya türbanın altına saklandı ya da iki bacak arasına hapsedildi.
Eşini, dostunu, anasını bacısını türbana sokan kişi kendisini namuslu ilan etti. Türkiye’de meydana gelen namussuzlukları ya görmezden, duymazdan geldi ya da namussuzluktan saymadı, Suçu işleyenler bir din vakfının ya da cemaatin adamıysa ona sessiz, tepkisiz kalındı. Karşı çıkılmadı, Suçu işleyenler 5 vakit namaz kılıp, 25 vakit soygun yapıyorsa dokunulmadı.
Durmadan Osmanlıyı savundular, Cumhuriyeti ve onu kuranları aşağıladılar. Atatürk’e ve İnönü’ye iki ayyaş dediler.
Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz, her yanımız utanmaz, sıkılmaz insanlarla doldu. Havamız kirlendi. Suyumuz kirlendi. Toprağımız kirlendi.
Bölücüler, şeriatçılar, işbirlikçiler kara bulutlar gibi çöktü vatanımızın üstüne. Nefes alamıyoruz.
Bütün bu olup bitenleri rüyamızda görsek inanmazdık.
FETO ile birlik olup, Ergenekon adı altında ordunun şerefli komutanlarını ve genelkurmay başkanını hapse attılar.
Orduya savaş açtılar.
17 -25 Aralık olaylarında ayakkabı kutularından paralar çıktı. Ses kayıtları yayınlandı. Rüşvetler alındı, rüşvetler verildi. Bunları da kabullenmediler.
Sadece dört bakanı istifa ettirdiler. Olay kapandı.
Bir imam hutbede “Doksan küsur yıldır yapılan zulüm bitecek, Kuran kanundur, başka kanun tanımıyoruz…†diye açıkça şeriatı savunup, devrim kanunlarına meydan okuyor.
Kendilerini müslüman sayanlar camide siyaset yapan imamların arkasındakıldıkları namazın geçerli olduğunu zannediyorlar.
Cangıl ormanında yaşıyoruz. Çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Gücü yeten gücü yetene. Ülkemizde orman yasaları geçerli. Hak, hukuk hak getire. “Ar, namus, kâhke bezi.â€
Ama şu da bir gerçek ki ünlü liderler, güçlü sanılan iktidarlar hep böyle ünlü krizlerin ardından yok olup gittiler…
Böyle iflah olmaz krizler, iflah olmaz politikacıları, yöneticileri silip sürdü…
Bunlar da gidecek.
Her şeyin bir bedeli vardır. suçlular cezasız kalmaz.