N
Nefertiti
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Robin Davies sahanlığı geçip banyoya girdi.
Elli iki, elli üç yaşlarında, esmer ve tıknaz bir adam olan babası, lavabonun önünde tıraş oluyordu. Saat tam yedi buçuktu ve kendi koyduğu kurallara göre. Bay Davies aslında şu anda giyinmeyi bitiriyor olmalıydı. Ama bu kez işi ağırdan almış, sol eli pantolon cebinde, pencere kenarına dayadığı katlanır aynada kendi duygulu yüzüne bakarak tıraş bıçağıyla küçük rötuşlar yapıyordu. Oğlunun yüzünü aynada görünce, yeterince neşeli bir biçimde, "Günaydın, delikanlı," dedi.
Robin pek de istekli olmayan bir sesle yanıtladı: "Merhaba, baba."
"Bir dakikada biter. Sen dişlerini fırçalamaya başayabilirsin."
Fırçasına ve pembe diştozu kutusuna uzanabileceği kadar bile yer yoktu banyoda ama nasılsa başardı Robin bu işi; dişlerini fırçalamaya başlamıştı bile. Musluk pencere yanında olduğu için babasına normalden daha yakın durmak zorundaydı. Bay Davies'in hiç de acelesi yoktu bu sabah; adam kendisine aynada dikkatle bakarken, bir yandan yavaş yavaş tıraş makinesini yıkıyordu. Bir süre sonra o hoş hafif bariton sesiyle bir şarkıya başladı: Bu berbat alet. Yararlı illet. Kendi çelikten... Ağır gerçekten...
Robin, jileti konu alan bu temel bilgiyi yarıda kesercesine avaz avaz ve boğuk bir sesle başladı kendi şarkısına: Kimi sevdiğimi Artık biliyorum... Dalga bitti şimdi, Seni düşünüyorum...
"Dur bir dakika delikanlı! Bu yaptığın hiç de hoş değil,"dedi babası ciddi ciddi. "Ben şuracıkta kendi kendime, gördüğün gibi neredeyse fısıltıyla şarkı söylerken, sen şarkınla avaz avaz beni bastırıyorsun. Böyle yapman şart mı? Ne oluyor?" "Bilmiyorum."
(...)
Çeviri: Gülderen Tuğcu
Elli iki, elli üç yaşlarında, esmer ve tıknaz bir adam olan babası, lavabonun önünde tıraş oluyordu. Saat tam yedi buçuktu ve kendi koyduğu kurallara göre. Bay Davies aslında şu anda giyinmeyi bitiriyor olmalıydı. Ama bu kez işi ağırdan almış, sol eli pantolon cebinde, pencere kenarına dayadığı katlanır aynada kendi duygulu yüzüne bakarak tıraş bıçağıyla küçük rötuşlar yapıyordu. Oğlunun yüzünü aynada görünce, yeterince neşeli bir biçimde, "Günaydın, delikanlı," dedi.
Robin pek de istekli olmayan bir sesle yanıtladı: "Merhaba, baba."
"Bir dakikada biter. Sen dişlerini fırçalamaya başayabilirsin."
Fırçasına ve pembe diştozu kutusuna uzanabileceği kadar bile yer yoktu banyoda ama nasılsa başardı Robin bu işi; dişlerini fırçalamaya başlamıştı bile. Musluk pencere yanında olduğu için babasına normalden daha yakın durmak zorundaydı. Bay Davies'in hiç de acelesi yoktu bu sabah; adam kendisine aynada dikkatle bakarken, bir yandan yavaş yavaş tıraş makinesini yıkıyordu. Bir süre sonra o hoş hafif bariton sesiyle bir şarkıya başladı: Bu berbat alet. Yararlı illet. Kendi çelikten... Ağır gerçekten...
Robin, jileti konu alan bu temel bilgiyi yarıda kesercesine avaz avaz ve boğuk bir sesle başladı kendi şarkısına: Kimi sevdiğimi Artık biliyorum... Dalga bitti şimdi, Seni düşünüyorum...
"Dur bir dakika delikanlı! Bu yaptığın hiç de hoş değil,"dedi babası ciddi ciddi. "Ben şuracıkta kendi kendime, gördüğün gibi neredeyse fısıltıyla şarkı söylerken, sen şarkınla avaz avaz beni bastırıyorsun. Böyle yapman şart mı? Ne oluyor?" "Bilmiyorum."
(...)
Çeviri: Gülderen Tuğcu