Bu çay demsiz mi ne!..
Yoksa şekeri mi az gelmiş?
Alıştığım bardağın içinde değil belki
de yudumlamaya çalıştığım çay… bu
ne hal ki sanki hep bir şeyler eksik;
….çayımın demi, pastamın kreması,
simidin susamı!
Bir şeyler eksik başlayınca, bir şeyler
eksik gidiyor hep…
İyi de, eksik işte bir şeyler; hani fıstığı
çikolatamın, hani bütün renkleri
gökkuşağımın?…
Fesleğenimin kokusu nerde yeşil
yeşil?..
Bir şeyler eksik, bir şeyler eksik!
Sesim cıvıldardı benim, haklısın…
Gözüm pırıldardı…
Gülüşüm pembe pembe açardı
günaydınlarımın üstünde…
Peki, nerde sesimin cıvıltısı, gözümün
pırıltısı ve gülüşümün pembeleri,
'günaydın'larım, 'nasılsın'larım,
'merhaba'larım;
'Nerde'ler; yerinde olmadığını,
bulunmadığını, az, noksan, yetersiz
olduğunu söylüyor bana bir şeylerin….
Onun için deyip duruyorum;
Bir şeyler eksik!
Hâlbuki sana anlatsaydım bunları;
eksiklerim tamamlanır, noksanlarım
dolar, yarımlarım bütünlenirdi…
Ağrılarım hemen geçer, içimin
sızlaması kesilirdi…
Aynaya bakmaya lüzum kalmaz, ne
giysem çok yakışırdı üstüme…
Sana anlatsaydım bunları;
parmaklarıma yazmak için,
bacaklarıma yürümek için güç
dolardı…
Yollar da çabuk biterdi, yolculuklara
benzeyen yazılar da…
Zaten yollar da beni sana getirirdi,
yazılar da…
Sana gelsem, anlatırdım zaten
bunları;
Ne anlatılacak sözüm kalırdı eksik, ne
de dinleyecek olanım…
Omzuna konmuş bir muhabbet kuşu
gibi cıvıldardım kulağına; bir şeyler
eksik kalmasın diye!…
İnanma istersen… Fakat bunları sana
anlatıyor olsaydım, kelebekler
uçuşurdu kar tanelerinin arasında,
fesleğen dallarından yeni yapraklar
sürerdi kışın ortasında, badem ile
kayısı ağaçları yarışırdı; hangimizin
çiçeği daha fazla pembeleşecek,
diye…
Bir şeyler eksik iken, arka balkonda
yıldızlanmak bile yaldızlamıyor
duygularımı…
Bildiğim, gördüğüm, duyduğum,
hissettiğim aynı sanki hep;
Bu simidin susamı mı eksik, bu çayın
demi mi eksik, bu gülüşün şekeri mi
eksik?..
Vapur bacalarına da duman yakışırdı
hani… Ve arkalarına bir sıra köpük….
Ve etraflarına bir sürü martı…
Fotoğraflar eksik geliyor artık bana;
çünkü fotoğraflar hep oturup duruyor
sanki aynı zaman içinde, mahpus gibi!
Ne mi demek istiyorum, ne mi var
dilimin altında?… Hiiç!
Hani, bi'şeyler eksik gibi geliyor bana
da, sana da sorayım dedim; sence
benim neyim eksik?…
Kimim eksik?…
Yoksa şekeri mi az gelmiş?
Alıştığım bardağın içinde değil belki
de yudumlamaya çalıştığım çay… bu
ne hal ki sanki hep bir şeyler eksik;
….çayımın demi, pastamın kreması,
simidin susamı!
Bir şeyler eksik başlayınca, bir şeyler
eksik gidiyor hep…
İyi de, eksik işte bir şeyler; hani fıstığı
çikolatamın, hani bütün renkleri
gökkuşağımın?…
Fesleğenimin kokusu nerde yeşil
yeşil?..
Bir şeyler eksik, bir şeyler eksik!
Sesim cıvıldardı benim, haklısın…
Gözüm pırıldardı…
Gülüşüm pembe pembe açardı
günaydınlarımın üstünde…
Peki, nerde sesimin cıvıltısı, gözümün
pırıltısı ve gülüşümün pembeleri,
'günaydın'larım, 'nasılsın'larım,
'merhaba'larım;
'Nerde'ler; yerinde olmadığını,
bulunmadığını, az, noksan, yetersiz
olduğunu söylüyor bana bir şeylerin….
Onun için deyip duruyorum;
Bir şeyler eksik!
Hâlbuki sana anlatsaydım bunları;
eksiklerim tamamlanır, noksanlarım
dolar, yarımlarım bütünlenirdi…
Ağrılarım hemen geçer, içimin
sızlaması kesilirdi…
Aynaya bakmaya lüzum kalmaz, ne
giysem çok yakışırdı üstüme…
Sana anlatsaydım bunları;
parmaklarıma yazmak için,
bacaklarıma yürümek için güç
dolardı…
Yollar da çabuk biterdi, yolculuklara
benzeyen yazılar da…
Zaten yollar da beni sana getirirdi,
yazılar da…
Sana gelsem, anlatırdım zaten
bunları;
Ne anlatılacak sözüm kalırdı eksik, ne
de dinleyecek olanım…
Omzuna konmuş bir muhabbet kuşu
gibi cıvıldardım kulağına; bir şeyler
eksik kalmasın diye!…
İnanma istersen… Fakat bunları sana
anlatıyor olsaydım, kelebekler
uçuşurdu kar tanelerinin arasında,
fesleğen dallarından yeni yapraklar
sürerdi kışın ortasında, badem ile
kayısı ağaçları yarışırdı; hangimizin
çiçeği daha fazla pembeleşecek,
diye…
Bir şeyler eksik iken, arka balkonda
yıldızlanmak bile yaldızlamıyor
duygularımı…
Bildiğim, gördüğüm, duyduğum,
hissettiğim aynı sanki hep;
Bu simidin susamı mı eksik, bu çayın
demi mi eksik, bu gülüşün şekeri mi
eksik?..
Vapur bacalarına da duman yakışırdı
hani… Ve arkalarına bir sıra köpük….
Ve etraflarına bir sürü martı…
Fotoğraflar eksik geliyor artık bana;
çünkü fotoğraflar hep oturup duruyor
sanki aynı zaman içinde, mahpus gibi!
Ne mi demek istiyorum, ne mi var
dilimin altında?… Hiiç!
Hani, bi'şeyler eksik gibi geliyor bana
da, sana da sorayım dedim; sence
benim neyim eksik?…
Kimim eksik?…