Hekimoğlu denilen kişilik Fatsa’nın Yassıtaş köyünde doğmuştur.
O dönemde 1876-77 Osmanlı-Rus savaşı sırasında yerini yurdunu terk eden pek çok Gürcü Askere yerleştirilmiştir.
Sonradan pek çoğu Müslümanlığı benimseyen ve birbirine sıkı sıkıya bağımlı Gürcülerle yerli Müslümanlar aralarında bir zıtlaşma yaşanmaya başlar.
Bu aslına bakarsanız farklı kültürlerden gelen iki topluluk aralarında kaçınılmaz bir durumdur.
Üstelik yeni gelen bu topluluk eskilerin zaten zor olan yaşam şartlarını henüz da zorlaştırmıştır.
Hekimoğlu bu Gürcü muhacirlerden Sefer isimli bir ağanın hizmetinde çalışmaktadır.
Bu Sefer Ağa’nın kızı ile Hekimoğlu aralarında başlayan yakınlaşma, kanlı bir hesaplaşmaya doğru gider.
Bir gün ikisini yanyana gören Yusuf isimli başka bir Gürcü haberi Sefer Ağaya yetiştirir. Sefer Ağa’da Hekimoğlunu bir meclise çağırır.
Hekimoğlu pusu olduğunu bildiği halde davete icabet eder. Davette yüzleşmeler ve restleşmelerin hemen sonrasında Hekimoğlu çevik davranarak kendini ihbar eden Yusuf’u vurur.
Böylece Gürcülerle arasına kan girer (Hemen söyleyeyim ben de amcamdan bazı benzer hikayeler duydum. amcam takribî 80 yaşında ve onun anlattıklarına gereğince Gürcüler çok eskillerde amcamın babaannesinin evini basmışlar.
Ev halkı evde yer alan 3 gelini saklamışlar. Erkekler cephede olduğundan en önemli gelin evin bacasına çıkarak Gürcülere ateş açmış. Çatışma falan yaşanmış.
Fakat amcam bu Gürcülerin Gürcistan açısından gelen Hıristiyan kökenli yağmacılar olduklarını bölgede yaşayan müslümanlaşmış Gürcülerden olmadıklarını da eklemişti.
Fakat onlarla da eskilerde bir soğukluk bulunurmuş.
yarım asırdır bu tür bir sorun yaşandığınıu sanmıyorum çünkü ailemde pek çok Gürcü gelin var ve mükemmel yiyecek yapıyorlar.)
Hekimoğlu bu olayın sonrasında kaçarak Kumru yakınlarında dağlarda saklanır. bu sürede yanına kendi kankardeşi Gedik Halil de gelir.
Mehmet adını taşıyan iki yeğeni de Hekimoğluna katılır.
Bunlara önemli Mehmet ve Bayağı Mehmet der.
Her ikisine de kısaca Mehmetler der. Hekimoğlu Gürcülerle olan düşmalığı uzatmak istemez.
Bu sebeple de onlara pek bulaşmaz. Fakat Gürcüler kendini huzur bırakmaz. Hulusi Bey isimli bir Gürcü Beyi onun hakkında “Kır serdarı” olarak gönderilir.
Hekimoğlu, Hulusi Bey açısından bir fırının üst katında sıkıştırılır.
Kurtuluş umudu kalmadığı bir anda Hekimoğlu, bir ara başını gördüğü Hulusi Beyi kulağının arka açısından girip beynini dağıtan bir martini kurşunu ile vurur. Çıkan panikten yararlanarak da uzaklaşır.
Hekimoğlunun sonunu başka bir Gürcü beyi olan Dadyan Arslan getirecektir.
Dadyan Arslan önce Mehmetleri konuk oldukları bir köyde pusulayarak öldürtür.
Sonrasında da sağduyusunu kaybederek yeğenlerinin öldürüldüğü köye inen Hekimoğlunu pusular ve delik deşik ettirir (Dadyan Arslan anlatılanlara gereğince Hekimoğlunun ölümü hakkında “Hekimoğlu öldü, kavga tamamlandı “der ve hacca giderek bundan sonraki yıllarda yerli halk ve Gürcülerin kaynaşması için meşgul emek sarfeder).
Cesedi Fatsa meydanına getirilerek bir süre teşhir edilen Hekimoğlu’nun fotoğrafı da o sırada bu bölgede yer alan bir Rum tarafından çekilir.
İlerleyen zamanlarda Amerika’ya yerleşen bu Rum, çektiği fotoğrafı sonradan Fatsa belediyesine gönderir.
Fotoğrafta Hekimoğlunu yakalalayan vatandaşların yanısıra yakınında ucuna ayna taktığı martinisi ile Hekimoğlu ve candaşı Gedik Halil bulunmaktadır.
Hekimoğlu dediğin de narinim o da vuruldu.
MURAT SERTOĞLUNUN DERLEDİĞİ HEKİMOĞLU TÜRKÜSÜ İSE ŞÖYLE
Evlerinin önünde arpa sergisi,
Hekimoğlu İbrahim ayva sarısı.
Hekimoğlu derler benim aslıma,
Ayanalı martin yaptırdım kendi neslime.
Hekimoğlu İbrahim taştan bakıyor,
Elindeki martini canlar yakıyor.
Gelem Hulusim gelme vururum seni,
Dürbün aynasıyla görürürüm seni.
Aynalı martinimiz Gürcü seçmesin,
Muhacir milleti burdan geçmesin.
Konaklar yaptırdım hurma dalından,
İçin döşedemedim Acem şalından.
Konaklar yaptırdım döşedemedim,
İçinde bir çift kumru yaşatamadım.
Çevreyi güllerle kuşadamadım,
Dadyan ARslan ile başedemedim.
Ünye-Fatsa arası Asker kuruldu,
Hekimoğlu İbrahim, o da vuruldu.
MERAKLISINA NOT:
Türkü bölgedeki Gürcü – Yerli halk arasındaki gerilimi arttırmasın diye uzun müddet yasaklanmış.
Fakat 60’lardan hemen sonra rahatça söylenir olmuş .
Söylenir olmakla kalmamış bu sabah adeta “Ordu’nun dereleri” ile beraber bu şehrin sembol türküsü haline de gelmiş durumda.