Hazan ve hüzün

Konu sahibi son olarak 884 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
hep bir telaş içindeyiz
benlik telaşı ...
evet ben en iyiyim en güzelim en çok beni seviyorlar en iyisini ben bilirim en güzel ev benim arabada benim olmalı en çok ben ben ben...
neyiz ki şu dünyada
70 milyar insanı mahlûkat için de
bir insan ...
bugün var ile beş dakikası garanti olmayan bir hayatta yarın yok ile de kalmış bir sen
evet bu sensin ...
baksana şöyle bir dünyaya
ne çok acı var ...
savaşlar gözyaşı acılar yoksulluklar ...
rüzgar eken fırtına biçer
sen diken ek ki gül biçesin ...
dikenlerden gülü yetiştirmek sabır ister sevgi ister emek ister
dünyada yeteri kadar kötü ben varken
sen iyiliği güzelliği seç
sevmeyi bil sevilmenin kıymetini ben için heba etme ...
 
hata bende biliyorum bu yüzden affetmiyorum kendimi
seviyor/muş gibi yapanlara
üzülüyor/muş gibi yapanlara değer verdiğim için hata bende
 
zordur bizim meslek
emek ister
fedakarlık ister
gecesi gündüzü yoktur
her an yanıbaşınızda bir anneye babaya evlada eşe veda edilebilir sonsuza dek ...
en çok da sevgi ister işimiz
bunca stres yoğunluk uykusuzluk için de öyle insanlar çıkar ki bazende gün belkide o saatten sonra aydın olur
biraz önceki yaşlı amca gibi
ettiği dua günümü aydın etti ...
Allah seni iyilerle karsilastirsin kızım
Allah senden her daim razı olsun...
amin binlerce kez amin ...
 
https://youtu.be/l-KmnqbT3ZA

şu hayatta çok gün gördüm geçirdim
yokluğu da bildim varlığı da
düştüm
sonra kalktım
unutmak istediklerimi unuttum
silmek istediklerimi tek kalemde sildim attım
bi sen ...
yutkundum yine ...
 
Abla sen nerelisin
Karadenizliyim ben
Abla Karadenizliler böyle şarkılar dinlemezler
Ben dinliyorum ama hem neden dinlemezler
Abla bunları zazalar Aleviler dinler genelde
Sen nerelisin kardeşim
Ben Bingöl lüyüm abla
Tamam o zaman sıkıntı yok aynı bayrak altında yaşıyoruz sende bende dinleyebiliriz .

Ahmet aslan çalıyor bu arada
minnet eylemem
 
uzun yıllar yaşadığım coğrafyanın köylerinde şehrin varoş mahallelerindeki ayakları çıplak burunları ayazda buz tutup kızarmış bazen kapkara bazende gök mavisi uzun kirpikleriyle bakan baktıkça yüreği ısıtan çocukları özledim bu samimiyetsizlik kokan şehirde
 
https://youtu.be/FaYaP3_bXCQ

inadına gülümsemeli insan
inadına sevmeli
inadına şarkılar söylemeli
inadına türküler yakmalı
inadına geceyi bölmeli
inadına
inadına yaşamalı...
 
insanlar neden nazik olamıyorlar acaba sevgili günlük bu parayla yapılan bir şey de değil hani :)
 
şöyle diyor ibrahim tenekeci bir sözünde
insan ; insana anlatmalı derdini
denedin ; olmadı değil mi ??
olmadı üstadım olmadı olmuyor olmayacak da
zira gülten akın da söyle diyor
kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya ...
suya anlat derler büyükler ...
su alıp götürür içindekileri...
olmadı mı taşıp da boğuluyor gibi mi oluyorsun içindekilerle
o zaman aç ellerini semaya
ben hüznümü yanlızca Allaha arz ederim de o seni dinler ...
 
kimimiz pencereden
kimimizde bir telefonun ekranından bakıyoruz hayata
aslında hepimiz bir camın arkasından kovaliyoruz hayatı ...
 
DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ

İzmir Ödemiş Kaymakçı çok programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından öldürülüyor.

Olayın araştırılması için Maarif Müfettişi Doğan Ceylan görevlendiriliyor.

Müfettiş, öyle bir rapor düzenliyor ki, tüm anne=babaların okuması ve kendilerine ders çıkarması gereken bir rapor.

Türk gençliğinin içüinde bulunduğu bir durumu analiz ediyor ve DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ*ne işaret ediyor.

Lütfen okuyun ve günümüz gençliğinin son durumunu değerlendirin.

İşte o rapor,,

DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ

Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi

Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.

Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.

Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.

Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.

Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.

Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.

İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.

Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar.
Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar.

Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.

Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.

20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?

Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?

Evlerini nasıl idare edebilecek?
Ülkeyi nasıl yönetecek?
Vatanı nasıl savunup can verecek?

Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.

Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık.
Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.

Çocuklar hayattan bihaber.

Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında,
acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.

Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar.
Hiç susuz kalmamışlar.
Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.

Çocuklar hiç üşümüyorlar.
Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.

Çocuklar hiç ıslanmıyorlar,
evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz.
Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz.
Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.

Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar.
İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye.
Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz.
Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.

Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.

Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar.
Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.

Çocuklar hissetmiyor yaşamı,
açlığı bilmediği için açlara acımıyor,
üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.

Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar.

Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan ölen insanları umursamıyorlar.
Acımıyorlar……
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….

Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize.

Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli.
Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.

Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.
Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…

Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi

bir eğitimci abim gönderdi eh pekde haksız değil
 
https://youtu.be/WRMFqKo_X0U
karadeniz gibiyimdir bende
bir yanım asidir
bir yanım mavi
inadına hırçın
inadına umut çoğu zamanda
serttir dalgalarım
çarpar durur
sonra durulur ...
 
Haklıysan korkma Hak seni korur
Hz.Ali

hayat felsefem gibidir bu söz ve yeri zamanı geldiğinde tokat gibi oluyor
 
Biraz yorgunum, kavgaları birikiyor insanın!
Her uzvundan ayrı ayrı taşıyor acısı zamanla!
Yaşımdan yorgun, yaşımdan telaşlıyım bugünlerde!
Kaç yaşındayım sahi saymadım, bilmiyorum!
Belki kırklarımdayım belki otuzlarımda!
Belki de doksan sene yuvarlandım bu dünyanın sırtında!
Hiç bilmiyorum! Hayat taviz vermediği hızı ve kavgasıyla akıp gidiyor!
Baharın rahiyasından akıp coşan çiçeklerle hatırlıyorum lise yıllarımızı!
Kimimize kış, kimimize bahar olup canıyla değen babalarımızı!
Bu memlekette insanlar belki de en çok baba sancısıyla inliyor, en çok baba deyince aklımıza gelir çocukluğumuz!
Mazinin araladığı perdeden sızıyor eski günler!
Onlarla kavgalı onlarla sevdalı olduğumuz!
En çok baba yokluğunun hüsranıyla kızıyormuş zaman ayrılığın yarasını!
İnsan baba olunca anlıyormuş babasını!
Erdem bayazıt

çok severim bu şiiri
bu burda dursun
 
Her sabah işe giderken hemen sağımda
Bi evin duvarında duran yazıyı sanki ilk kez görüyormuşum gibi bakarım
Ve yine yüzümde o tatlı tebessümle okurum
Mesafelerin canı cehenneme gökyüzümüz bir değil mi ?
Sahi ne kadardır insanın bir insana olan uzaklığı
Yüzlerce kilometremi
Arada sıra dağlar var beklide
Yada 3-5 saatde aşılan bir deniz mi
Arada yüzlerce kilometre var
Koca koca dağlar da siper olmuş geçit vermiyor
Denizler de dalgalarından kudurmuş gibi
Peki niye bu kadar yakınım ben sana
Sanki tam karşımdasın gibi
Gözlerinin içinde neden kayboluyorum böyle
Bu yüzümdeki tebessüm sen değimlisin
Şarkılar da seni söylüyor hep
bak işte yine çalıyor
bir gün elbet buluşacağız
bu böyle yarım kalmayacak …
şiirler hep sen kokuyor
adını mıh gibi aklımda tutuyorum …
kalbim sıkışıyor adını andıkça
elim ayağım titriyor bu yaz gününde
parlayan yıldızlarla silüetini çiziyorum her gece
ve doğan her günde yine pencereme geliyorsun
tüm maviliğiyle gökyüzünün
yağmur yağınca avucumda tutuyorum tüm damlaları
sen kokuyor sonra bütün toprak
kaldırdım sana giden bütün uzakları
yok saydım tüm mesafeleri
gülümse
ve bak gökyüzüne şimdi
mesafelerin canı cehenneme
gökyüzü bizim...
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri