Hayat Hakkına Karşılık Ötanazi Kararı

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Bilindiği üzere hayat hakkı, en temel kişilik hakkıdır. Hayat hakkına karşılık ötanazi kararı vermeyi, vicdanlı bir davranış olarak değerlendirebilir miyiz? Bu kararı veren kişi kadar uygulayan kişiye de bir takım vicdani sorumluluklar yüklenir mi yoksa hayatı riske girmiş ve şiddetli acılar çeken birisine büyük bir iyilik mi yapılmış olunur?
 
Tıbbın ama hayat kurtarmakken hayat söndürmek için kullanılmak istenmesi tıbba ters düşer mi?
 
Allah'ın verdiği canı ancak allah alır ve aksi asla mümkün değildir. zira allah'tan başka ikinci bir güç sahibi mevcut değildir ki, olaya müdahil olabilsin.
Fikir dahi yürütülemez!
Listede adım yok ama ben yinede fikrimi beyan etmek istedim sevgili Lefty'cigim :)
(Trip atasim geldi)
 
Şöyle diyeyim, acı mı ? Öteki dünyanı kaybetmek mi?
Acı günahlarımızın kefaretidir
Yoksa imtihanın ne manası kalır?
Yaradılış gayemiz bu değil mi?
Asla böyle bir seyi yapmazdım asla!
Dua dua dua
Ha bir de şunu eklemek isterim sevgili lefty,
Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz
Rabb'im hakkıyla yaşamayı ve ebediyete göçmeyi cümlemize nasip eylesin.
İnsanoğlu gaflettedir
Sen uyandır yarab:(
Sevgilerimle
 
Tam Byük konusmamak laziim demek lazim yazacaktim ki,pc nin yeniden sarji bitti.Yani pili bitti.Insanin da pili biter.
Bu konuyu her yönden ele alip konusmak lazim.
Etik acidan her iki karardan da onaylayanlar cikacaktir.Kimi icin onu "öldürmek" etiksel degilse,bazilari icin ise onu o durumda yasatmak vicdansizliktir.
Ya bizim basimiza böyle bir durum gelse?Yani ödürülmesi "gereken" sen olsan?Bence beni öldürün dedikleri an acidan yasanamaz hale gelinmesi büyük bir izdirab.Iki kafa agrisinda ölmek isteyen insanlar var.s

Fiziksel acidan degerlendirmek benim alanim degil.
Anca felsefi acidan bir bakis acisi sunabilirim.
Ötenazi nin sevilecek bir gecmisi yok.Sistematik olarak bilhassa ikinci dünya savsinda Naziler tarafindan profesyonellestirilen bir katliam gercegidir.Irklarini temiz tutmak icin böyle lginc bir olaya bas vurmuslardir.Ideolojik olgularin ne kadar da sagliksiz bir kafa gerektiginin en iyi örneklerinden.
Ötenazi güzel ölüm/istenilen ölüm Sueton'a göre,bir cok askerin istedigi ölümdü.Mesela uyurken ölmek,sevgilinin kollarinda vs vs.Bunlar hayali ölümdür.
Aniden gelen bir ölümdü.Acisiz.
Bu zamanin anlayisinda ötenazi planlayip,hastayi hazirlayarak ölüme postalamaktir.Yani olabilir.Hersey vesile sonucta.Kanser hastalarinin cektigi aci ile birlikte cikardiklari feryatlar ic yakiyor.Daha cok bu karari verenler de vicdan agir basiyor herhalde.Bilemiyorum.Tecrübem yok bu konuda.Olmaz da hic insallah.Büyük konusmamak lazim.
Ama 20 sene sonra komadan ayilan hastalarin haberlerini aldik,kanserin son evresinde iyilesenlerin de.Sabir gerekli galiba.
Aklima harakiri yapan japon askerleri geldi.Adam onuru icin kendi canina kiyabiliyor.
 
Sevgili Lefty , kedinle olan duruma benzer şeyi ben de yaşadım.
İlk oğlum olduğunda daha sütten kesilmemiş bir yavru idi köpeğim. Zor zamanlar geçirdiğim, büyük bir hastalıktan kurtulup , hayata tutunmaya çalıştığım evreydi.
O zaman karşıma çıkmıştı. Beni hayata döndürmüş, yeniden yaşama umudu vermişti. Lakin çok sürmedi , 8 ay sonra hastalandı.
Kendimi parçalasam da iyileşmiyordu. Beni alıp uzaklaştırdılar, ailem 2 gün sonra arayıp malesef durumu kötü idi ve uyutmak zorunda kaldık dediler.
İki ucu da kötüydü. Yaşamasına izin verip acı çekişini yavas yavas ölüşünü görmek mi? Yoksa belki bir umut bile bırakmadan ölmesine izin vermek mi?
O kadar çok düşündüm , o kadar çok kendimle savaştım ki sonunda olan olmuştu.
İnan zor bir durum bu yüzden anlıyorum seni.

Diğer taraftan dedem de aynı şekilde acı çekiyordu. Ama babam ve kardeşleri hiç bir zaman 'tamam ' demediler.
Türkiye de var mı bilmiyorum ama yeniden canlandırmayın ibaresi var.
Hastanın kendi verdiği kararla kağıt imzalaması. Hasta ölüm aşamasında iken hiç bir müdahale yapılmaması.
Ben vicdani olarak bunu yapamam sanırım. Saygı duyamam , elimden bir şey geliyorsa 'hayır , istemiyor ' diyemem.

Hastalık konuların da hep bir umut vardır diye düşünüyorum. Acılar hayatımızın her anında mevcut. Hastanın , doktorun , hasta yakının 'ya zaten acı çekiyor , çekelim fişi de hepimiz rahat edelim' fikrine sıcak baktığım söylenemez bu durumda.

Yıllar sonra komadan uyanan insanları görüyoruz. Yada artık öldü denilip bir anda atan kalpleri. Yaşama isteği olan insanları. Acıya teslim olmayanları.
Yada teslim olmuşlara üzülüp 'daha fazla çekmesin' diyerek nihai kararı verenleri. Belki de yanında ki insan güçlü olmalı ki yanında olduğu , acı çektiği kişiye sabretmesi gerektiğini göstermeli.
Velhasılkelam, kendi adıma ben öyle bir önemli kararı vermez idim.
 
İntihar ve Ötenaziyi karşılaştırmak biraz yanlış gibi geliyor bana.

Kendımden kucuk bır ornek vereceğim.
Benim babannem 86 yaşında. Yatağa bağlı yaşıyor herhangi bir işini kendi göremiyor.Yemeğini yiyemez tuvalete gidemez.Suyunu dahi kendi içemez durumda. Kemik erimesi hastalığı mevcut.Onun dışında böbrekleri sorunlu ve ciğerleri surekli su topluyor.Vucudunun bir çok bölümü yataga baglı olmasından dolayı çurumeye basladı ve bazı yerlerırnde kapanmayacak yaralar açılıyor.Babam ve amcamlar annesiz kalmamak için haftanın 3 gunu hastaneye taşıyorlar yada doktor gelıyor eve. Şimdi bu kadını yaşatmaya çalışmak etik mi? Bu kadar acıya katlanmak zorunda bırakmak yani.
 
Çok geçmiş olsun. İntihar ile ötanaziyi karıştırmamak gerek evet. Benim söylemek istediğim insanın kendi ölüm kararını verebilmesi. Babaanneniz o şekilde yaşamak istiyor mu?

Bunu net olarak bilemiyorum inanki.
Teşekkürler hatem.

Bu arada Ötenazi ve İntiharı karışılaştıranlar için Mehmet Pişkinin İntihar ettiği videoyu tavsiye ederim.
İntihar bi anlık bir karar değil bana göre. Kuluçka dönemi olgunlaşma ve eylem dönemleri var.Bazı intiharlar 10 ila 12 yıl içinde alınıyor ancak biz sadece eylem bölümünü gördüğümüzden bir anlık karar sanıyoruz.
 
Son düzenleme:


Bunu net olarak bilemiyorum inanki.
Teşekkürler hatem.

Bu arada Ötenazi ve İntiharı karışılaştıranlar için Mehmet Pişkinin İntihar ettiği videoyu tavsiye ederim.
İntihar bi anlık bir karar değil bana göre. Kuluçka dönemi olgunlaşma ve eylem dönemleri var.Bazı intiharlar yıl içinde alınıyor ancak biz sadece eylem bölümünü gördüğümüzden bir anlık karar sanıyoruz.

Hayattan sıkıldığı için şarap ve sevdiği müzik eşliğinde intihar eden abimiz (:

Sence ruhsal bozukluğu var mıydı? İzlediğin kadarı ile psikolojisinde bir bozukluk sezdin mi?
 
Hayattan sıkıldığı için şarap ve sevdiği müzik eşliğinde intihar eden abimiz (:

Sence ruhsal bozukluğu var mıydı? İzlediğin kadarı ile psikolojisinde bir bozukluk sezdin mi?

Videoyu bir çok kez izledim ben.
Benim için çok önemliydi bu videoda geçenler.

Ancak video sırasında çok rahat hatta gayet aklı başındaydı.Ne yaptığını biliyor ve sonuçlarının ne olacağınında farkındaydı.Kendisininde dediği gibi aslında bu karara varması çok uzun zaman almış gibi hatta enine boyuna belki binlerce kez düşünmüş gibiydi.O yüzden psikolojisiyle ilgili bir çıkarım yapmak pek mümkün olmuyor ama İntiharın altında yatan şey psikolojik bir bozukluk olmayadabilir. Yani artık yaşam kendisi için bir anlam ifade etmiyor ve bunun düzelebileceğine de inanmıyor.Bu şartlarda onu fikirden vazgeçirebilmek çok imkansız.

Mesela okuduğum ve beni en çok etkileyen intihar vakası 10 yıl boyunca tecavüze uğramış bir kız çocugunundu.Bu durumda onu intihardan vazgeçirmek nasıl mümkün olabilirdi mesel ahala düşünürüm ben. Bu arada doktor falan değilim, kesin tespitler ve sonuçlar çıkarmıyorum yanlış anlaşılmasın.
 
İnsan hayatı kendisine aittir, istediği zaman bu hayata son verebilir. Yaşamak veya yaşamamak ile ilgili kararlar bir yaratıcı yada ilahi bir gücün himayesinde değildir.
 
Etik ile Ahlak arasındaki fark.


Etik, insanın veya toplumun genel görüşüne, hatta çıkarına göre değişebilir. Mesela Adolf Hitler'in Almanya'sında insan kemiğinden yapılmış Sabun ile yıkanılabilirdi ve o insan bir Yahudi'yse, bu etik ti.


Ahlak dini temellere dayanır ve toplumun genel görüşlerine göre esnetilemez.
 
Ötanazinin farklı tipleri farklı yasal uygulamalara tabiidir.
Burada hepsini mi tartışıyoruz yoksa sadece aktif ötanaziyi mi?
 
Konuya biraz farklı bir noktadan girmiş olacağım ama öncelikle Cesare Pavese'nin şu sözlerini paylaşayım :
"İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapamamasıdır." insan bazen istemesine, düşünmesine rağmen neden eyleme dökemez acaba?
Canını çok sevdiği için mi? Dünya nimetlerinden mahrum kalacağı için mi? Sevdiklerini üzeceğini düşündüğü için mi? Dini nedenlerden mi? Yoksa gerçek bir sondan korktuğu için mi?
Bir düşünün, hangimiz yüksek bir yere çıktığımızda atlamayı aklımızdan geçirmedik? Hangimiz atlasam acaba hemen ölür müyüm diye sormadık kendimize? Ve hangimiz bunu düşündüğümüz için kendimizden korkmadık?
Bence birçoğumuz yüksek bir yere çıkınca atlama isteği hissetmiştir. Önce kendisini hayattan kopartacak nedenleri düşünmüştür, bir süre sonra ise kendisini hayata bağlayan nedenleri.. Ve bir süre sonra birçoğumuz bu fikirden ürkmüş ve kendini toparlamıştır..
Bir insanın kendi hayatını bitirmesi bencillik midir, cesaret midir yoksa hayata karşı duyarsızlaşması mıdır, bilmiyorum.
Ancak çok ama çok zor bir karar olduğu aşikar.
Hayata irademiz dışında geliyoruz ve aksi bir seçim yapmazsak yine irademiz dışında hayattan ayrılıyoruz. Fakat, yukarıda La'edri'nin de bahsettiği üzere, yatağa mahkûm, bir yardım alamasa belki de açlıktan - susuzluktan ölecek türde hasta olan insanlar inanılmaz acılar çekiyorlar. Ve bu acıları da saf bilinçleri ile çekiyorlar. O kadar acı çekiyorlar ki artık ölümü diliyorlar..
Bu tür insanların yaşadığını iddia edebilir miyiz acaba? Nasıl ki yaşama hakkı varsa , kişinin kendi iradesine bağlı ölme hakkı da olmalı bana göre.
Çünkü, insanın kendisini öldürmeyi seçmesi çok ama çok zor bir tercih. Ve bu insanlar artık sebep - sonuç ilişkisini bir kenara bırakıp acılarının sona ermesi için ölmeyi diliyorlar.
Bana göre vicdani yönden bakılacaksa, kişi kendi hayatını sonlandırma hakkına da sahip olmalı. Çünkü , bu tür insanların yaşadığı acıları ancak anlayabiliyoruz, hissedemiyoruz ve bir insanın acı çekmesine hiçbir vicdan razı olmaz. Zaten din , etik ve vicdan konularını pek anlamlı bulmuyorum. Kişi kendisi hakkında karar veriyorsa, hiçbir kuralın bu kararı etkilemeye yetkisi yoktur.
 
Ötanazinin farklı tipleri farklı yasal uygulamalara tabiidir.
Burada hepsini mi tartışıyoruz yoksa sadece aktif ötanaziyi mi?

Vicdani sorumluluk kısmını tartışıyoruz fakat her şekilde ele alabilirsiniz.
 
Vicdani sorumluluk kısmını tartışıyoruz fakat her şekilde ele alabilirsiniz.

Bu kısım bana göre ötanazinin aktif veya pasif oluşuna göre düşünce değişikleri gösterebilir. Vicdani sorumlulukda buna göre değerlendirilmelidir.
 
ötanazi bir şeyin karşılığı değil
mecburi bir tercihtir
kutsal varlık insanın yaşamasını
hatta sürünse bile yaşamasını
o kadar abartmayın
 
ne durumda olursa olsun sevdiğinizin nefes aldiğini bılmekten daha tesellı verıcı ne olabılır

toprak altında artık onu koklayamayacak ve goremeyeceksınız.

Allah ın hukmune razı gelmek lazım
 
Handikaplari var. İntihar amaçlı kullanmak isyenler olabilir. Yani "madem grip oldum öldürün beni" diyemez hasta. Öte yandan kişiye göre değişen derecelerde ölüm isteği olabilir. Son dönem pankreas kanseri var diyelim. Acılar içinde. En iyi şartta bir yıl ömrü var. Öldür beni dedi anlayış gösterdi sistem diyelim. Öteki motor kazası geçirdi. Aslında ölmeyecek. Ama felç kalacak. Ben böyle yaşamaya yaşamak demem öldür beni derse ne diyeceğim? Yani hasta için değişkenlik gösterir ölme isteği için gereken şartlar. Bir diğer durum bu hastalar depresyonda olacak. Her ne kadar aklî melekeleri yerinde olsa da o sağlıksız ruh halinin verdiği depresif durum ile verilen kararına uyacak mıyız?

Bilemiyorum Altan. Bu işler basit değil.
 
belli bir yaştan sonra
ve hastalık durumlarında olmalı
 
Geri