Hat Tezhip Minyatür - 11. Sınıf

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Hat: Kuralarına uygun bir biçimde Arap alfabesi ile yazılan güzel yazılara hüsnü hat denilmektedir. Bu sanatla uğraşanlara ise “hattat” denir. Hat örneklerinin en güzelleri, cami duvarlarında ve kitaplarda bulunmakla birlikte, kitabe, seramik kap, madeni eşya ve çeşitli mimari öğelerde de bulunmaktadır. Hem yazı hem de süsleme aracı olarak kullanılan hüsnü hattın; kufi, ta’lik, tevki, reyhani, nesih, rika gibi birçok çeşitleri bulunmaktadır. Hüsnü hattın Kur’an alfabesi ile yazılması ve her hattatın yaşamında en az bir Kur’an’ı el yazısıyla yazma gayreti, toplumda hat sanatının yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır. Kütüphaneleri dolduran binlerce el yazması eser, hattatların el emeği ve yoğun özverili çalışmaları sonucu ortaya çıkmıştır. İslam mimarisini oluşturan cami, mescit, kümbet, türbe, çeşme, şadırvan gibi eserlerin birçoğunda hattalar tarafından yazılan hüsnü hat yazıları bulunmaktadır. Hat örnekleri arasında soyut resim anlayışını oluşturan özgün hat yapıtları bulunmaktadır. İslam dünyasında hat sanatının en parlak dönemi Osmanlı Devleti zamanında olmuştur. Türk hattatları özgün yapıtlarıyla insanlığa “Kur’an Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da da yazıldı.” vecizesini söyletmişlerdir. En önemli hat ustalarını başında, Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, Mustafa Rakım gelmektedir. Süleymaniye Camii’nin içindeki hat süslemelerini yapan ise büyük hat ustası, Adnan Karahisari’dir. Tezhip Kökü Orta Asya’ya kadar uzanan, el yazması kitapların sayfalarını, hat levhalarını, tuğraları, kitap başlıklarını ve güzel yazıları altın tozu ve boya ile süsleme sanatına tezhip denir. İslam medeniyetinde kitaba özellikle de Kur’an’a çok önem verildiğinden tezhip ustaları (müzehhip) çok güç şartlarda yazılan el yazması yapıtları, güzel bir şekilde süsleyip insanların ilgisini çekmeye çalışmışlardır. Tezhip sanatında, sayfa kenarları, satırlar arasındaki boşluklar, cümle ve ayet sonları renkli ve yaldızlı çizgi ve belirli motişerle süslenir. Tezhip sanatının en güzel örnekleri el yazması Kur’an-ı Kerim’lerde görülmektedir. Ayetleri birbirinden ayırmak için küçük yıldızlar, çiçek motifleri, secde ayetlerini göstermek ve insanların dikkatini çekmek için gül biçiminde tezhip süslemeleri kullanılmıştır. Türk tarihinde Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devletleri zamanında tezhip sanatı ile ilgili önemli, orijinal eserler yapılmıştır. Özellikle Semerkant, Buhara, Hive, Tebriz ve Herat’ta süsleme okulları açılmış, yeni ustalarla bu sanat evrenselleştirilmiştir. Osmanlı Devleti döneminde ise klasik üslubun en zengin örnekleri yapılmıştır. Osmanlı’da süsleme sanatında en çok çiçek ve yaprak öğeleri kullanılarak zengin motifler üretilmiştir. Tezhip sanatında, yıldız çiçeği, nilüfer, gül, lale figürleri ince ve zarif bir işçilikle, el yazması eserlerin sayfalarını süslemiştir. Gelişen teknoloji, malzemenin masraflı oluşu, el yazması eserlerin günümüzde yok denecek kadar az olması, nitelikli ustaların çırak bulamaması gibi sebeplerden dolayı tezhip sanatı, gereken saygınlıktan ve ilgiden önemli ölçüde uzaktır. Ancak, bazı dernek ve kuruluşların özel gayretleri sonucu açılan kurslarla tezhip sanatı yaşatılmaya ve yeni örneklerle insanların beğenisine sunulmaya çalışılmaktadır. Ünlü Türk müzehhipleri arasında, Mehmet İlyas, Kara Memiş, Hasan Çelebi, Yusuf Mısri, Bursalı Hazerfan gibi isimler bulunmaktadır. Minyatür: Kâğıt ve parşömen üzerine yapılan küçük boyutlu ve renkli resimlere minyatür denir. Eskiden el yazması kitapları süslemek sayfa başları ve sayfaların altlarına konu ile ilgili resimler yapılırdı. Bu resimlere batı da minyatür, doğuda ise nakış denilirdi. Nakış yapan sanatçıya nakkaş adı verilirdi. Zamanla bu renkli resimlere doğuda da minyatür denilmiştir. Minyatür sanatının özellikleri nelerdir? Minyatürde canlı renkler kullanılır. Resimde derinlik yoktur, öndeki ve arkadaki kişiler aynı büyüklükte gösterilir. İnsanlar ve nesneler yakınlık ve uzaklık belirtecek biçimde, perspektifsel olarak boyutlandırılamaz. Işık ve gölge yoktur. Minyatürlerde renklerin parlaklığı ve canlılığı çok dikkat çekicidir. Süs olma özelliğinin yanında renk kullanımı gibi kuralı yoktur. İlk minyatürlü el yazmaları XI. yüzyılın sonlarına aittir. İslam minyatür sanatının gelişiminde, Uygur resminin büyük etkisi olmuştur. Uygurlu ressamlar, IX. Yüzyıldan itibaren Bağdat, Meraga ve Tebriz’de minyatür sanatının öğretmişlerdi. Selçuklular, İlhanlılar ve Osmanlı Devleti bu sanatın gelişmesine büyük katkıda bulunmuşlardır. İlhanlılar döneminde dinî kitaplar minyatürlerle süslenmeye başlanmıştır. Selçuklular Bağdat’ta ilk İslam minyatür okulunu açmışlardır. Osmanlılar döneminde ise Baba Nakkaş, Nakkaş Osman, Levni gibi büyük minyatür ustaları yetişmiştir. Minyatürler, hikâye, şiir ve tarihin adeta canlı birer tercümanı gibidir. Yapıldığı tarihin göstergelerini, izleri taşır. Bir minyatüre bakarak, sanatkârın içinde yaşadığı toplumunu örf ve âdetlerini, bazı değer yargılarını, giyim kuşamlarını, mimari yapılarını öğrenmek mümkündür. Çünkü minyatürler, hayatın birer kopyasını gelecek nesillere ulaştırırlar.​

Sadullah Sarı
 
Geri