Handan Kitap Özeti

🕒 Konu sahibi 15 saat önce aktifti
Handan Ayşe Kulin

Halide Edib’ten Ayşe Kulin’e Cumhuriyet Kadını

“Yalnız bir kadın güçlü olabilir miydi? Mutlu olabilir miydi?” sorusuyla başlıyor Ayşe Kulin’in yeni romanı Handan. Gizli Anıların Yolcusu ve Bora’nın kitabında az da olsa tanıdığımız Handan karakterini bu kitapta tüm kişiliği, acıları, sevinçleriyle derinlemesine tanıyoruz. 70’lerin çocuğu Handan’ın İzmir’de başlayan hikayesi, İstanbul’da devam ediyor. Hayatının küçük bir kısmı Amerika’da geçen Handan ile bu sefer İstanbul dönüşünde Gazi Parkı Olaylarını yaşıyoruz beraber. İlk bölümlerde Handan’ı bir otel odasında buluyoruz. “Gözlerimi açtım, önce bembeyaz tavanı, sonra da üzerinde ağaç gölgelerinin oynaştığı duvarı gördüm. Neredeyim ben? Buraya nasıl geldim? Ne zaman geldim?” diyerek kendini sorgulamaya başlar. O sırada odada Halide Edip Adıvar’ın ‘Handan’ romanını görür. Büyükannesini hatırlar. Halide Edip Adıvar’ın Müslüman Türk kadınının özgürlük ve eşitlik sürecindeki değerli katkılarından dolayı yazdığı bu roman kahramanının adını vermiştir çok sevdiği torununa. Fakat okumaz Handan romanını o ana kadar, isimlerinden ziyade hayatlarının da birçok yerde kesiştiğini bilmiyordur. Okudukça sanki kendi hayatının on yıllar öncesinden yazıldığını düşünür. O sırada bir hışırtıyla eski zamanlardan geldiği belli olan bir kadın belirir odada. Halide Edib’in romanından Handan diyerek tanıtır kendini. Öyküsünü dinlemek ister Handan’ın ısrarla. Böylece çocukluğuna İzmir’e gider, o güzel günleri anlatmaya başlar.

İki çocuklu mutlu bir ailenin büyük kızıdır. İlk aşkı Nedim’i düşünür. Ne kadar çok seviyordur onu. Ama kızgındır ona. Aynı mahallede oturuyorlardır, Nedim yurt dışına eğitime gitmiştir. Nedim bir söz bile kesmemiştir. Handan’ın kalbi çok kırılır buna. Belki de Nedim’e bir ders vermek için hocasıyla evlenmeye kalkar. Haşim çok ama çok yakışıklı bir hocadır, bütün kızlar ona aşıktır. Yalnız, adam evli olsa da eşinden dolayı çocukları olmaz. Haşim deli gibi çocuk istiyordur. Hocasıyla ilişkisinden dolayı Handan hamile kalır. Bu yüzden ailesinin itirazlarına rağmen evlenirler. Buna en çok kuzeni Oya üzülür. Nedim yurtdışından arar, çok üzüldüğü bellidir, kırık bir sesle mutluluklar diler. En son o zaman duyar Handan biricik aşkının sesini. Handan ve Haşim evlenirler. Mutlulukları uzun sürmez. Handan dış gebelik geçirir ve doktor artık bebek sahibi olamayacağını söyler. Deli gibi çocuk isteyen Haşim, Handan’dan boşanır. Handan artık tek başına ayakları üstünde durmaya çalışan bir kadın olmuştur. Artık yalnızdır. Kardeşi Amerika’ya gitmiş, Oya ise evlenip çoluk çocuğa karışmıştır. O zaman düşünür: “Yalnız bir kadın güçlü olabilir miydi? Mutlu olabilir miydi?” Olmayacak hayaller kuracağına işine odaklanmaya karar verir. Alın teriyle kazandığı paralarla kurulmuş bir şirketi ve kendi parasıyla Boğaz manzaralı bir evi olacaktır. Kazancını harcamayıp biriktirmeye işte o gün başlar. Çalıştığı şirketlerde çok çalışıp dolgun maaşlar almaya başlar. Sonra da itibarın peşine düşmeye başlar. Yaptığı işte en iyi o olmalıdır. Hayatın keyfini çıkartmayı da ihmal etmez. Çoğu iş hayatından karşılaştığı yaşıtlarıyla ya da kendisinden genç erkeklerle cinsel yönü ağır basan gelgit, vur-kaç ilişkiler yaşar. Halide Edib’in romanı Handan’dan farklıdır kendi zamanındaki aşklar. Bunları anlatır Handan’a. Gizli sevdaların, için için yanmaların ve umutsuz aşkların mevsimi değildir onun dönemi. Onlar yetmişlerin çocuklarıdır. Ayaklarının üstüne basabilmiş, ekonomik özgürlüklerini kazanabilmişlerse eğer, mahalle baskılarına kafa tutarak yaşayabilmişlerdir aşklarını. Her devrin oyunu başkadır. Kaya’yı, Necmi’yi, Oktay’ı anlatır ona. Kendi yaşadıklarıyla kendi dönemindeki duygularla karıştırmamasını ister. Sonra sıra İlhami'yi anlatmaya gelir. Tüm hayatını mahveden çıkmazlara sokan adamdır o. Öyle karışık olaylar yaşar ki, ülkesinden uzaklaşmak ihtiyacı hisseder. O sırada kardeşinin hasta olduğunu öğrenir. Apar topar Amerika’ya gider. Kardeşi kanserdir ve çok az ömrü kalmıştır. Birkaç hafta sonra ölür. Kardeşinin isteğiyle kızı Defne’nin kolejden mezuniyetine kadar Amerika’da kalmaya ve kızı alıp Türkiye’ye dönmeye karar verir. Aradan bir yıl geçmiştir. Ülkesine dönerler. Evi hazırlatana kadar Taksim’de bir otel odasında kalmaya karar verirler. O sırada Gezi Parkı Olayları patlak verir.

İstemeden de olsa Defne ve Handan kendilerini olayların içinde bulur. Defne Gezi Parkı’nda iken gözaltına alınır. Duruşma günü on gün sonraya verilir. Bu süre içinde Handan, kendini Ege’de bir tatil köyünde bulur ve oteldeki Handan ile karşılaşması burada başlar. Handan’ın burada kendini anlatması son bulur. Fakat öyküsü devam eder. Handan’ı ikinci kez ise olaylar bittikten sonra Defne ile Gezi Parkı’nda görür. Fakat sadece Handan görür Handan’ı. Yabancı emperyalistlerden ülkeyi korumak isteyen Cumhuriyetin ilk kadınlarından bir yazarın kahramanı Handan ile ülkenin gidişatına dur diyerek tepki gösteren güçlü Cumhuriyet kadını Handan bir kez daha Gezi parkında karşılaşırlar. Teşekkürlerini sunarlar birbirlerine ve ayrılırlar.
 
Kötü bir başlangıç, vasat bir gidişat. Sonunun da pek içaçıcı olacağını zannetmiyorum. Yarın öbür gün kapsamlı bir yorum yapacağım hakkında.
 
Cok uzun zaman once bir kitabini okuma hatasinda bulundum..
Bana gore bir yazar olmadigini kesfetmem uzun surmedi.
Dusunun ki, hangi kitabini okudugumu bile hatirlamiyorum-.-
 
Kitapla ilgili söz verdiğim yorumumu ekleyelim:

Handan 2014'te yazılmış. Ayşe Kulin'in 2015'te yazdığı Tutsak Güneş'ten bir önceki kitabı. Kitabın başları çokça vasat geldi, fazlasıyla sıradan. Hani birçok kitapta rastladığımız türden bir giriş, ısınma cümlelerinden çok uzak bir başlangıç. Kitabın ne zaman yazıldığını merak etmem de tamamen bu basitiliğin rahatsız etmesinden kaynaklı. Handan'ın "h"sindeki dik çizgileri iki sevgiliye benzetmesi, aralarındaki paralel çizgiyi ise onları ayıran bir engel olarak görmesi, benim bakış açıma tamamen ters. Ben başka türlü bakardım, iki paralel çizgi, aynı yönde gidiyor, kesişmelerine imkan yok. Ta ki aralarında bir köprü kurulana kadar. Handan'ın engel olarak gördüğü şey benim gözümde bir birleştirici görevinde. Buradan zıtlaşmaya başladım kitabın karakteriyle. Bu sayede sönen okuma isteğimi canlı tutabilirim diye. Fakat pek beklediğim gibi olmadı. Şaşırtıcı gelişmeler, saran olaylar örgüsü bile oluşmadı.

Biraz da içeriğe geçersek; Handan'ın inişli çıkışlı bir aşk hayatı vardır, bir çok ilişki içinde kendini bulmaya çalışır. Savrulup durur adeta. Kardeşinin ölümü ile, yeğenine bakma sorumluluğunu alır üzerine. Yeğeni ile başladığı hayat yepyeni bir Handan çıkarır ortaya. Gezi olaylarına da değinen kitaptan birkaç alıntı ile sonlandıralım yazımızı:

"1910'ların şerbeti fazla kaçmış baklava kıvamındaki romantizmiyle yazılmış, iç bayıltan mektupları, satır satır okuduğum yetmiyor gibi, üstüne bir de aynı özenle hayatlarımızı karşılaştırıyordum." (Sayfa 49)

"Hayır, benim aşık olduğum erkekler beni bıraktığında ya da öldüklerinde, böyle bin parçaya ayrılmadım hiç. Sanırım tam da bu noktada ayrılıyor Handan'la yollarımız. İnsanların aşk uğruna ya da terk edilmenin acısıyla canlarına kıymaları, romanlara yaraşabilir. Ama hayat başkadır! Hayatın gerçek kahramanları roman kahramanları kadar kolay teslim olmazlar ölüme. Olamazlar. Can tatlıdır çünkü. Gerçek hayatta zamansız ölümlere sebep olanlar, hastalıklardır, savaşlardır, kazalardır. İntihar, bir kurtuluş yolu olarak akıldan geçirilir, hatta özenilebilir ama ruhsal bir bozukluk söz konusu değilse, gerçekleştirilmez." (Sayfa 50)
 
Geri