Halide Edip Adıvar kimdir

Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
515824957567484_1259582185.jpg


Halide Edip Adıvar kimdir,Halide Edip Adıvar hayatı,Halide Edip Adıvar resimleri

Halide Edip Adıvar 1884 yılında İstanbul’da doğdu.İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu.

Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 2. Meşrutiyet`in ilanıyla yazarlığa başlayan Halide Edip, gerek kadın hakları savunuculuğu, gerekse işgal günlerinde savunduğu mücadele fikriyle zor günlerin kahramanca mücadele veren aydınları arasında yerini aldı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı.1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı.

Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı.

Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde yaşadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür.

halide-edip-adivar1.jpg


Adıvar'ın Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aşk öyküleri anlatan yapıtlardır. Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediği için kişilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların önemli özelliğini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doğru olur. Yazarın asıl amacı kadın kahramanların kişiliklerini erkeklerin gözüyle değerlendirmek olduğu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık erkekleri seçer ve fırtınalı bir aşk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma, romanların moral sorununu oluşturur ve roman ya kadının ya da erkeğin ölümüyle biter. Adıvar'ın, biraz kendi olduğunu iddia edilen bu kadın kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır.

halide-edip-adivar.jpg


Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Türk Ocağı'nda çalışmaya başladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eğilir. II. Meşrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye'nin hangi sağlam temellere oturtulması gerektiği hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarında Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da tanık olduğu olayları, direnişleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak değil, milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu'da düşmana karşı savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza.

Adıvar'ın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduğu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan değerleri uzlaştırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarak yetiştirilmiş basit ve cahil kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan Batılılaşmış "asrî" kadın da köklerinden kopmuş, değerlerini şaşırmış, namus anlayışı kuşku uyandıran bir kadındı. Adıvar'ın kahramanları işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de milli değerlerine bağlı kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı sağlam kadınlardı. Gerektiğinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar üstelik dişiliklerini de korumayı başarmışlardır.

halide_20edip_20adivar.jpg


Adıvar'ın en ünlü romanı Sinekli Bakkal'da (1936) ileri bir adım attığını, yeni bir aşamaya vardığını görürüz. İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kişi arasındaki bireysel ilişkilere bağlı olarak gelişirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal'ın olay örgüsü siyasal, düşsel, toplumsal sorunlarla örülmüş olarak gelişir. Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi, zengin konakları ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamanının İstanbul'u anlatmasıdır.

Ne var ki yazarın amacı bir dönemin Türk toplumunu yansıtmak değildir yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir işlevi de belli değerlerin temsilcisi olmaktır. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl değerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler'den Hilmi ve arkadaşları devrimci aydınları; saray çevresi ise, yozlaşmış yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısmın ana teması Abdülhamid'in istibdat idaresi karşısında şiddete başvurarak devrim yapmanın geçerliliği sorunudur. Gerçi Adıvar içtenlikle ezilen halktan yanadır, ama gelenekçiliği ve savunduğu mistik dünya görüşü şiddete başvurarak devrim yapmayı onaylamasına izin vermez. Romanda II. Meşrutiyet'in ilanı "asırların kurduğu müesseselerin köklerini" söken, "içtimaî ve siyasî nizam ve intizamı" altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Doğru tutum Mevlevî tarikatından Vehbi Dede'nin yaptığı gibi "herhangi bir hayat fırtınasını sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden değil evrimden yanadır. Romanın ikinci kısmında yozlaşmış saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini ilişkisi gelişir ve evlilikle son bulur. Bu evliliğin simgesel anlamı Batı ile Doğu'nun bileşimi olarak yorumlanmıştır. Ama Peregrini'nin "öylebasit ve insanî ananeler" dediği geleneklere bağlı Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yaşamına hayran olması, Müslümanlık'ı kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerleşmesi, daha çok Doğu değerlerinin üstünlüğüne işaret sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini'nin sevişip evlenmelerine inandırıcı bir hava verememiştir. Farkedilir ki, olaylar yazarın kafasındaki bir görüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve Doğulu kadın ile Batılı erkek yazarın tezi gereği seviştirilip evlendirilmektedirler. Birinci kısımda olay örgüsünün doğal gelişimi, farklı dünya görüşlerine sahip kişiler arasındaki çatışmadan doğan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kısımda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir ilişkiye ve saray çevresinin tanıtılmasına bırakınca romanın sanatsal düzeyi düşer.

1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baskı yapan roman olmuştur. Sinekli Bakkal'ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte oldukları söylenemez.

15_Agustos_2010_13_37_07_682641864.jpg


Adıvar çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce'den Türkçe'ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.

1950 yılında Demokrat Parti listesinden İzmir milletvekili olarak TBMM’ye girdi ve bağımsız milletvekili olarak görev aldı. 5 Ocak 1954 günü Cumhuriyet Gazetesi’nde Siyasi Vedaname başlıklı bir yazı yayımlayarak bu görevinden ayrıldı ve tekrar üniversitede görev aldı. 1955′te eşi Adnan Bey’in kaybı ile sarsıldı.

Halide Edip Adıvar, 9 Ocak 1964 yılında İstanbul’da 82 yaşındayken böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi. Cenazesi, İstanbul Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.

ESERLERİ:

Roman: Heyula (1909), Raik'in Annesi (1909), Seviye Talip (1910), Handan (1912), Yeni Turan (1912), Son Eseri (1913), Mev'ud Hüküm (1918), Atesten Gömlek (1923), Vurun Kahpe’ye (1923), Kalb Ağrısı (1924), Zeyno'nun Oğlu (1928), Sinekli Bakkal (1936), Yolpalas Cinayeti (1937), Tatarcık (1939), Sonsuz Panayır (1946), Döner Ayna (1954), Akile Hanım Sokağı (1958), Kerim Ustanın Oğlu (1958), Sevda Sokağı Komedyası (1959), Çaresaz (1961), Hayat Parçaları (1963)

Öykü: Harap Mabetler (1911), Dağa Çıkan Kurt (1922), Kubbede Kalan Hoş Sada (1974)

Oyun: Kenan Çobanları (1916), Maske ve Ruh (1945)

Anı: Türkün Ateşle İmtihanı (1962), Mor Salkımlı Ev (1963)

Diger Eserleri: Talim ve Terbiye (1911), Turkey Faces West (1930), Conflict of East and West in Turkey (1935), İnside İndia (1937), Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri (1955), İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt (1940-1949), Doktor Abdülhak Adnan Adıvar (1956)
 


Halide Edip Adıvar

Doğum 1882 veya 1884

İstanbul, Osmanlı Devleti

Ölüm 9 Ocak 1964

İstanbul, Türkiye

Halide Edip Adıvar (Osmanlıca: خالده اديب اديوار; d. 1884 - ö. 9 Ocak 1964) Türk yazar, siyasetçi, akademisyen, öğretmen. Halide Onbaşı olarak da bilinir.

Halide Edip, 1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı'nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır.

II. Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte yazarlığa başlayan Halide Edip; yazdığı yirmi bir roman, dört hikâye kitabı, iki tiyatro eseri ve çeşitli incelemeleriyle Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemleri Türk edebiyatının en çok eser veren yazarlarındandır. Sinekli Bakkal adlı romanı, en bilinen eseridir. Eserlerinde kadının eğitilmesine ve toplum içindeki konumuna özellikle yer vermiş, yazıları ile kadın hakları savunuculuğu yapmıştır. Bir çok kitabı sinemaya ve televizyon dizilerine uyarlanmıştır.

1926 yılından itibaren yurtdışında yaşadığı 14 sene boyunca verdiği konferanslar ve İngilizce olarak kaleme aldığı eserler sayesinde zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur.

İstanbul Üniversitesi'nde edebiyat profesörü olan Halide Edip, İngiliz Filoloji Kürsüsü Başkanlığı yapmış bir akademisyen; 1950'de girdiği TBMM'de ise milletvekilliği yapmış bir siyasetçidir.

I. TBMM hükümetinde sağlık bakanı olan Adnan Adıvar'ın eşidir.

Hayatı

Çocukluk ve öğrencilik yılları

1884 yılında Beşiktaş, İstanbul'da doğdu. Babası, II. Abdülhamit devrinde Ceyb-i Hümayun (Padişah Hazinesi) kâtipliği, Yanya ve Bursa Reji Müdürlüğü yapan[1]Mehmet Edip Bey, annesi Fatma Berifem Hanım'dır. Annesini küçük yaşta veremden kaybetti.[2] Evde özel dersler alarak ilköğrenimini tamamladı. Yedi yaşında iken yaşını büyüterek girdiği Üsküdar Amerikan Lisesi'nden kısa bir süre sonra padişahın "Hristiyan okullarında Müslüman öğrencilerin okuyamayacağı" emri ile alınmış ve evde özel ders görmeye başlamıştı. Kolejde İngilizce ve Fransızca öğrenmeye başlayan Halide Edip’in İngilizce öğrenirken çevirdiği kitap 1897’de basıldı. Bu, Amerikalı çocuk kitapları yazarı Jacob Abbott'un "Ana" adlı eseri idi.[3] 1899 yılında bu çeviri nedeniyle II. Abdülhamit tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Aynı yıl yeniden Üsküdar Amerikan Koleji’ne kaydolabildi. Bu okulda aldığı eğitimin yaşamında büyük etkisi oldu. Okulda, Rıza Tevfik Bey'in Fransız edebiyatı derslerine katıldı ve Doğu edebiyatıyla ilgilendi. 1901 yılında mezun oldu, okulun mezun ettiği ilk kız öğrenciler arasındaydı.

İlk evliliği ve çocukları

Halide Edip, kolejin son sınıfında iken matematik öğretmeni olan Salih Zeki Bey ile okuldan mezun olduğu yıl evlendi. Eşi rasathane müdürü oluğu için evleri hep rasathane içinde oldu ve bu yaşam ona sıkıcı geldi[4]. Evliliğinin ilk yıllarında eşine Kamus-u Riyaziyat adlı eserini yazmada yardımcı oldu, ünlü İngiliz matematikçilerin yaşam öykülerini Türkçe’ye çevirdi. Birkaç Sherlock Holmes hikayesinin de çevirisini yaptı. Fransız yazar Emile Zola’nın yapıtlarına büyük ilgi duymaya başladı. Daha sonra ilgisi Shakespeare’e yöneldi ve Hamlet adlı yapıtının çevirisini yaptı. 1903 yılında ilk oğlu Ayetullah, bundan on altı ay sonra da ikinci oğlu Hasan Hikmetullah Togo dünyaya geldi. 1905 yılında gerçekleşen Japon-Rus savaşında batı uygarlığının bir parçası sayılan Rusya'yı Japonların yenmesinin verdiği sevinçle oğluna Japon Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Togo Heihachiro'nun ismini vermişti[5].

Yazım alanına girişi

Meşrutiyetin ikinci kez ilan edildiği 1908 yılı Halide Edip’in hayatında bir dönüm noktası oldu. 1908'de gazetelerde kadın haklarıyla ilgili yazılar yazmaya başladı. İlk yazısı Tevfik Fikret'in çıkardığı Tanin'de yayımlandı. Başlangıçta, -eşinin isminden ötürü- yazılarında Halide Salih imzasını kullandı. Yazıları, Osmanlı içerisindeki muhafazakâr çevrelerin tepkisini çekti. 31 Mart Ayaklanması sırasında öldürülme endişesiyle kısa süre için iki oğluyla Mısır'a gitti. Oradan İngiltere’ye giderek kadın hakları konusundaki yazıları nedeniyle kendisini tanıyan İngiliz gazeteci Isabelle Fry’ın evinde konuk oldu. İngiltere’ye gidişi o dönemde kadın-erkek eşitliği konusunda sürüp giden tartışmalara tanık olmasına, Bertrand Russell gibi fikir adamlarıyla tanışmasına vesile oldu[6].

1909'da İstanbul'a geri döndü; siyasi içerikli yazıların yanı sıra edebi yazılar da yayımlamaya başladı. Heyyula ve Raik'in Annesi adlı romanları basıldı. Bu arada Kız Öğretmen okullarında öğretmenlik ile vakıf okullarında müfettişlik görevlerinde bulundu. İleride yazacağı Sinekli Bakkal adlı ünlü romanı, bu görevler gereği İstanbul’un eski ve arka mahallelerini tanıması sayesinde ortaya çıkmıştı.

Eşi Salih Zeki Bey'in ikinci bir kadınla evlenmek istemesi üzerine ondan 1910 yılında boşandı ve artık yazılarında Halide Salih yerine Halide Edip adını kullanmaya başladı. Aynı yıl Seviyye Talip romanını yayımladı. Bu roman, bir kadının kocasını terk ederek sevdiği erkekle yaşayışını anlatır ve feminist bir eser olarak değerlendirilir. Basıldığı dönemde bir çok eleştiriye maruz kalmıştır. Halide Edip, 1911 yılında ikinci kez İngiltere'ye gitti, kısa bir süre kaldı. Yurda döndüğünde Balkan Savaşı başlamıştı.

Balkan Savaşı yılları

Balkan Savaşı yıllarında kadınlar toplum yaşamında daha aktif rol almaya başlamışlardı. Halide Edip de bu yıllarda Teali-i Nisvan Cemiyeti’nin (Kadınları Yükseltme Derneği) kurucuları arasında yer aldı ve yardım işlerinde çalıştı. Öğetmenlik mesleğinin içinde olduğundan eğitim ile ilgili bir kitap yazmaya yöneldi ve Amerikalı düşünür ve eğitimci Herman Harrell Horne'un The Psychological Principle of Education (Eğitimin Psikolojik Temeli) adlı eserinden yararlanarak Talim ve Edebiyat adlı kitabı yazdı[1]. Aynı dönemde Türk Ocağı içinde Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hamdullah Suphi gibi yazarlarla tanıştı. Bu kişilerle dostluğu sonucu Turancılık fikrini benimseyen Halide Edip, bu düşüncenin etkisiyle Yeni Turan adlı eserini yazdı. 1911'de Harap Mabetler ve Handan isimli romanları yayımlandı.

I. Dünya Savaşı yılları

Balkan Savaşları 1913’te sona ermişti. Öğretmenlikten istifa eden Halide Edip, Kız Mektepleri Umumi Müfettişliği görevine getirildi. I. Dünya Savaşı başladığında bu görevdeydi. 1916'da Cemal Paşa'nın daveti üzerine okul açmak üzere Lübnan ve Suriye'ye gitti. Aynı yıl bir aşk romanı olan Son Eseri adlı kitabı basıldı. Arap eyaletlerinde iki kız okulu ve bir yetimhane açtı. Orada bulunduğu sırada babasına verdiği vekalet ile Bursa’da, aile doktorları Adnan Adıvar ile nikahları kıyıldı. Lübnan’da iken Kenan Çobanları adlı 3 perdelik operanın librettosunu yayımladı, eseri Vedi Sebra besteledi[7]. Yusuf Peygamber ve kardeşlerini konu alan bu eser, o yıllarda savaş koşullarına rağmen yetimhane öğrencileri tarafından 13 defa sahneye kondu[8]. Türk ordularının Lübnan ve Suriye'yi boşaltması üzerine 4 Mart 1918’de İstanbul'a döndü. Yazar, hayatının buraya kadar olan bölümünü Mor Salkımlı Ev adlı kitabında anlatmıştır.

Milli Mücadele yılları ve ABD mandası tezi

Halide Edip, İstanbul’a döndükten sonra Darülfünun'da Batı edebiyatı okutmaya başladı. İzmir'in işgalinden sonra "milli mücadele" en önemli işi haline geldi. Türk Ocakları’nda çalıştı. Karakol adlı gizli örgüte girerek Anadolu’ya silah kaçırma işinde rol aldı. Vakit Gazetesi'nin sürekli yazarı, M. Zekeriya ve eşi Sabiha Hanım'ın çıkarttıkları Büyük Mecmua'nın başyazarı oldu.

Milli Mücadele taraftarı aydınların bir kısmı işgalcilere karşı ABD ile işbirliği yapma düşüncesiydi, Halide Edip bu düşüncedeki Refik Halit, Ahmet Emin, Yunus Nadi gibi aydınlarla 14 Ocak 1919'da Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Halide Hanım, milli mücadelenin önderi Mustafa Kemal'e yazdığı bir mektupla ABD mandası tezini açıkladı. Ancak bu tez temmuz ayında Mustafa Kemal önderliğindeki Erzurum Kongresi'nde uzun uzun tartışılacak ve reddedilecektir. Yıllar sonra Mustafa Kemal'in Nutuk adlı eserinde tam metnine yer vereceği mektubu yüzünden Halide Edip, "mandacı" olarak suçlanmış, hatta "hain" olarak değerlendirilmiştir.

Yıllar sonra Halide Edip Türkiye'ye geri döndüğünde verdiği bir röportajında Milli Mücadele için , "Mustafa Kemal Paşa haklıymış !" demiştir.[9]

İstanbul mitingleri ve idam kararı

15 Mayıs 1919 günü İzmir’i Yunanlıların işgal etmesi üzerine İstanbul’da ardı ardına protesto mitingleri düzenlenmekteydi. İyi bir hatip olan Halide Edip, 19 Mayıs 1919 günü Asri Kadınlar Birliği’nin düzenlediği ve kadın hatiplerin de konuşmacı olduğu ilk açıkhava mitingi olan Fatih Mitingi’nde kürsüye çıkan ilk konuşmacıydı, attığı nutuk ile belleklerde büyük iz bıraktı. 20 Mayıs’ta Üsküdar mitingi, 22 Mayıs’ta Kadıköy mitingine katıldı. Bunları Halide Edip’in başkahramanı haline geldiği Sultanahmet mitingi izledi. Önceden hazırlanmadan ve yazmadan yaptığı konuşmada sarf ettiği “Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır.” cümlesi bir vecize halini aldı.

İngilizler İstanbul’u 16 Mart 1920’de işgal ettiler. Hakkında idam emri çıkardıkları ilk kişiler arasında Halide Edip ve eşi Dr. Adnan da vardır. 24 Mayıs’ta padişah tarafından onaylanan kararda idama mahkum edilen ilk 6 kişi şunlardı: Mustafa Kemal, Kara Vasıf, Ali Fuat Paşa, Ahmet Rüstem, Dr. Adnan ve Halide Edip.[kaynak belirtilmeli]
Anadolu'da mücadele

Haklarında idam kararı çıkmadan önce Halide Edip, eşi ile birlikte İstanbul'dan ayrılıp Ankara’daki milli mücadeleye katılmıştı. Çocuklarını İstanbul’da yatılı okulda bırakarak 19 Mart 1920 günü Adnan Bey ile at sırtında yola çıkan Halide Hanım, Geyve’ye ulaştıktan sonra buluştukları Yunus Nadi Bey ile birlikte trene binip Ankara’ya gitmiş ve 2 Nisan 1920 günü Ankara’ya varmıştı.

Halide Edip, Ankara’da Kalaba(Keçiören)’daki karargahda görev aldı. Ankara yolunda iken Akhisar İstasyonu'nda Yunus Nadi Bey ile birlikte kararlaştırdıkları gibi Anadolu Ajansı isimli bir haber ajansının kurulması Mustafa Kemal Paşa'dan onay görünce ajans için çalışmaya başladı. Ajansın muahabiri, yazarı, yöneticisi, ayakişlerine bakanı olarak çalışıyordu. Haber derleyip milli mücadeleye ilişkin bilgileri telgrafı olan yerlere telgrafla iletmek, olmayan yerlerde cami avlusuna afiş olarak yapıştırılmalarını sağlamak; Avrupa basınını takip edip batılı gazetecilerle iletişim kurmak; Mustafa Kemal'in yabancı gazetecilerle görüşmesini sağlamak, bu görüşmelerde tercümanlık yapmak; Yunus Nadi Bey'in çıkardığı Hakimiyet-i Milliye gazetesine yardımcı olmak ve Mustafa Kemal'in diğer yazıişleri ile ilgilenmek Halide Edip'in yürüttüğü işlerdi.[10].

1921’de Ankara Kızılay başkanı oldu. Aynı yılın Haziran ayında Eskişehir Kızılay’da hastabakıcılık yaptı. Ağustos’ta orduya katılma isteğini Mustafa Kemal’e telgrafla iletti ve cephe karargâhında görevlendirildi. Sakarya Savaşı sırasında onbaşı oldu. Yunanlıların halka verdiği zararları incelemek ve raporlamakla sorumlu Tetkik-i Mezalim Komisyonu’nda görevlendirildi. Vurun Kahpeye adlı romanının konusu bu dönemde oluştu. Türk'ün Ateşle İmtihanı(1922) adlı anı kitabı, Ateşten Gömlek(1922), Kalp Ağrısı (1924), Zeyno'nun Oğlu adlı romanlarında Kurtuluş Savaşı'nın değişik yönlerini gerçekçi biçimde dile getirebilmesini savaştaki deneyimlerine borçludur.

Savaş boyunca cephe karargahında görev yapan Halide Edip, Dumlupınar Meydan Muharebesi’nden sonra ordu ile İzmir’e gitti. İzmir’e yürüyüş sırasında rütbesi başçavuşluğa yükseldi. Savaştaki yararlılıklarından ötürü İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.

Kurtuluş Savaşı sonrası

Kurtuluş Savaşı, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandıktan sonra Ankara'ya döndü. Eşi, Dışişler Bakanlığı'nın İstanbul temsilciliği ile görevlendirilince birlikte İstanbul'a gittiler. Anılarının buraya kadar olan kısmını Türk'ün Ateşle İmtihanı adlı eserinde anlatmıştır.

Halide Edip, cumhuriyetin ilanından sonra Akşam, Vakit ve İkdam gazetelerinde yazdı. Bu arada Cumhuriyet Halk Fırkası ve Mustafa Kemal Atatürk ile siyasi fikir ayrılıkları yaşadı. Eşi Adnan Adıvar'ın Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşunda yer alması sonucu iktidar çevresinden uzaklaştılar. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılıp Takrir-i Sükun kanununun kabul edilmesiyle tek parti dönemi başlayınca, kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrılmak zorunda kalarak İngiltere'ye gitti. 1939 yılına kadar 14 yıl boyunca yurtdışında yaşadı. Bu sürenin 4 yılı İngiltere'de, 10 yılı da Fransa'da geçti.

Halide Edip, yurtdışında yaşadığı dönemde kitap yazmayı sürdürdüğü gibi Türk kültürünü dünya kamuoyuna tanıtmak amacıyla pek çok yere konferanslar verdi. İngiltere'de Cambridge, Oxford; Fransa'da Sorbonne Üniversitelerinde konuşmacı oldu. 2 defa Amerika Birleşik Devletleri'ne bir defa da Hindistan'a davet edilerek gitti. 1928 yılında ABD'ye ilk gidişinde Williamstown Siyaset Enstitüsü'nde yuvarlak masa konferansına başkanlık yapan ilk kadın olarak büyük ilgi çekti. Artık ABD'de yaşamakta olan oğullarını, Anadolu'da milli mücadeleye katılmak için onlardan ayrılışından 9 yıl sonra ilk defa bu gezi sırasında tekrar görebildi. 1932 yılında Columbia Üniversitesi Bernard Kolej'den gelen çağrı üzerine ikinci kez ABD'ye gitti ve ilk gidişindeki gibi seri konferanslarla ülkeyi dolaştı. Yale, Illinois, Michigan üniversitelerinde konferanslar verdi. Bu konferansların sonucu olarak Türkiye Batıya Bakıyor adlı eseri ortaya çıktı[1]. 1935 yılında İslam üniversitesi Jamia Milia'yı kurmak için açılan kampanyaya katılmak üzere Hindistan'a çağırıldığında Delhi, Kalküta, Benares, Haydarabad, Aligar, Lahor ve Peşaver Üniversitelerinde dersler verdi. Konferanslarını bir kitapta topladı, ayrıca Hindistan izlenimlerini içeren bir kitap yazdı.

1936 yılında en ünlü eseri olan Sinekli Bakkal’ın İngilizce orijnali "The Daughter of the Clown" yayımladı. Roman aynı yıl Türkçe olarak Haber gazetesi'nde tefrika edildi. Bu eser 1943 yılında CHP Ödülü’nü aldı ve Türkiye’de en çok baskı yapan roman oldu.

1939'da İstanbul'a döndü ve 1940 yılında İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi kürsüsünü kurmakla görevlendirildi ve 10 yıl kürsü başkanlığını yürüttü. Shakespeare hakkında verdiği açılış dersi büyük yankı uyandırdı.

1950 yılında Demokrat Parti listesinden İzmir milletvekili olarak TBMM'ye girdi ve bağımsız milletvekili olarak görev aldı. 5 Ocak 1954 günü Cumhuriyet Gazetesi'nde Siyasi Vedaname başlıklı bir yazı yayımlayarak bu görevinden ayrıldı ve tekrar üniversitede görev aldı. 1955'te eşi Adnan Bey'in kaybı ile sarsıldı.

Halide Edip Adıvar, 9 Ocak 1964 yılında İstanbul'da 80 yaşındayken böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi. Cenazesi, Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.

Eserleri

Romanları

Yıl İsim Not
1908 Heyula
1908 Raik’in Annesi
1910 Seviyye Talip
1912 Handan
1913 Yeni Turan
1918 Mev’ud Hüküm
1923 Ateşten Gömlek
1923 Vurun Kahpeye
1924 Kalp Ağrısı
1928 Zeyno'nun oğlu
1936 Sinekli Bakkal
1937 Yolpalas Cinayeti
1939 Tatarcık
1946 Sonsuz Panayır
1954 Döner Ayna
1958 Akile Hanım Sokağı
1958 Kerim Ustanın Oğlu
1959 Sevda Sokağı Komedyası
1961 Çaresaz
1963 Hayat Parçaları

Hikayeleri

Yıl İsim Not
1911 Harap Mabetler
1922 Dağa Çıkan Kurt
1963 İzmir’den Bursa’ya
1974 Kubbede Kalan Hoş Seda

Hâtırât

Türk'ün Ateşle İmtihanı (1962)
Mor Salkımlı Ev (1963)

Tiyatro

Kenan Çobanları (1916)
Maske ve Ruh (1945)







 
Halide Edip Mandacı mıydı, Atatürk’e aşık mıydı, feminist miydi?


halide_edip_adivar.jpg


Gazeteci-yazar İpek Çalışlar harika bir biyografi yazdı: Halide Edib, yakın tarihte cazip ve zihin açıcı bir keşif imkanı sunuyor. Halide Edib gerçekte kimdi? Mandacı mıydı, Atatürk’e âşık mıydı, radikal bir feminist miydi, bugün yaşasa ulusalcı mı olurdu?.. İpek Çalışlar, şoke edici açıklamalarda bulundu.

• Halide Edib milliyetçi, mandacı, Atatürk’le arası açık, soğuk ifadeli… yani portresinde negatif motifler olan biri gibi görünüyor.

Fakat üzerindeki örtüyü kaldırınca, hiç de öyle olmadığını fark ediyoruz. Ben 2001 yılında anladım bunu.

• Halide Edib kamusal olarak yanlış anlaşılmış biri. Neden böyle?

Yanlış anlaşılmadan önce, yanlış anlatılma söz konusu. Mustafa Kemal’le çatışmış olması da bunun temel nedenidir. Atatürk’ün otoritesini kullanma biçimine itiraz ediyor Halide Edib. Liderliğine itirazı yok.

• Atatürk’e muhalif olduğu kadar, ona bir hayranlık, hatta aşk duyduğu doğru olabilir mi?

Hiç sanmıyorum. Atatürk’ü yakışıklı bile bulmuyor. Bence, Halide Edib’in Atatürk’e âşık olduğu tamamıyla yanlış ve yanlış bir yorum.

ASKERİ İLİŞKİYE GELEMİYOR

• Atatürk, Halide Edib’e ayıp mı etmiş, yani Atatürk’ün tavrıyla ilgili olarak ne diyorsunuz? Yıllarca yanında çalışan birinin 14 sene sürgünde yaşamasını nasıl onaylamış?

Halide, askerî bir ilişki içinde olamıyor. Tamam cephede yer alıyor, fakat askerî bir mantıkla yaklaşmıyor olaylara. Atatürk de sonuçta bir asker zaten. Yanındaki herkesin, emre itaat etmesini istiyor. Atatürk ile Halide arasındaki tartışma bir siyasi kavgadır. Atatürk, muhaliflere karşı sert bir tavır takınmıştır.

• Halide, Atatürk Türkiyesi için temsil gücü yüksek bir öncü, iyi bir model gibi görünüyor bir taraftan. Dil biliyor, akademisyen, özgürlükçü, feminist, edebiyatçı…

Evet, Atatürk Halide’nin değerini bilmemiş. Gerçi gerek toplum, gerek okumuşlar olarak biz de bilemedik. İsmet Paşa’nın, bütün muhaliflere, bu arada Halide’ye karşı kadir bilir bir tavrı var. İngiliz Filolojisi’nin başına getiriyor Halide Edib’i. Bütün bunlara rağmen, Halide tek parti yönetimiyle asla tamamen uzlaşmadı.

Cumhuriyet Türkiyesi’ne de ümitle bakıyor fakat…

Çok iyimser, fakat hep eleştirel de bakıyor. Demokrasi yanlısı. İngiliz Filolojisi’ni kurduktan sonraki 10 yıl siyasi yazılar yazmıyor pek. Yine de tek partili hayatı asla benimsemiyor.

• Demokrat Parti’den milletvekili olmasına ne diyorsunuz?

Orayla da tam olarak bütünleşemiyor. 4 yıl dolmadan ayrılıyor. Türkiye’deki demokrasinin eksikleri onu hep rahatsız ediyor.

FEMİNİZMİ GEREKLİ GÖRÜYOR

• 31 Mart sırasında lanetlenmesinden bahsedelim mi?

Kadın haklarına dair, iyi eş ve iyi anne olmayı mümkün kılacak özgürlük taleplerini dillendiren yazılar yazıyor. Bu yazılar, Türkiye’deki muhafazakar kesimin tepkisini çekiyor. 31 Mart ayaklanması sırasında, tam da bu nedenle hedef haline geliyor.

• Feminist miydi?

Evet. Bu kelimeyi kullanıyor da. Fakat feminizmi sistemin lehine bir olgu olarak görüyor. Sistem karşıtı, radikal bir feminizmi savunmuyor.

• Babası iki eşli, ilk kocası Salih Zeki Bey de Halide’nin üstüne kuma getiriyor.

Bir evde iki kadın olmasını bir felaket olarak görüyor. Salih Zeki’nin çapkınlıklarına 10 sene dayanmış, fakat ikinci eş almasına bir ay bile dayanamıyor ve boşanıyor.

• Halide Edib’in evinde dönemin entelektüelleri Ziya Gökalpler, Yusuf Akçuralar bir araya geliyor. Yusuf Akçura’yla aralarında bir gönül ilişkisi olduğu doğru mu sizce?

Bana makul göründü. Mektuplarından öyle anlaşılıyor. Yusuf Akçura, dönemin en yakışıklı erkeklerinden biri. İkisi aynı çatı altında bulunuyorlar. Ve Yusuf Akçura’nın memleketinden Sadri Maksudi böyle bir şey olduğunu söylüyor. Gerçekçi bir dedikodu.

• Halide Edib’in manda rejimini savunduğu iddialarına gülüp geçmeli miyiz sahiden? Kitabın sonunda böyle söylüyorsunuz…

E, tabii. Çünkü bu kadın manda rejimini savunduğu sırada yıl 1919 ve bir sene sonra cephede! O zaman mandadan anlaşılan şey memleketi bir başka ülkeye teslim etmek değil, Amerika bugünkü işgalci Amerika değil. Bir dönem mandayı pek çok insanla birlikte savunmuş, hepsi bu. 20 günlük uzun bir yolculuk yapıp cepheye gidiyor. Onbaşı rütbesi bulunduğu cephede aktif olarak mücadele edebilmesine imkan veriyor. Tabii bunu pek önemsiyor değil. Daha sonra başçavuş rütbesi veriliyor kendisine.

ESERLERİ TAM ÇEVRİLMELİ

• 30 Ağustos Zaferi’nden sonra İstiklal Madalyası da alıyor.

Bu rütbeler ve madalyalar, o dönem için istisnai ödüller değil.

• Anadolu Ajansı’nı kurması da ilginç.

Evet. Anadolu Ajansı’nın isim annesi. Yunus Nadi’nin de katkısı var tabii. Yunus Nadi küçük bir ajans tasarlarken, Halide Edib bütün dünyaya hitap edecek bir yapı kurmayı düşünüyor.

• Halide Edib’i yeniden, bambaşka ve pırıltılı biri olarak gündeme getirdiniz. Henüz çok yeni, fakat ilk tepkiler nasıl?

Ben Halide hakkında Cumhuriyet’te etraflı bir yazı yazmıştım. O zaman Sedat Ergin ‘Yazıyı çok beğendim, hayretler içinde kaldım’ demişti. Şimdi de benzer geri dönüşler alıyorum.

-Halide Edib’in İngilizce yazdığı anıları (Türk’ün Ateşle İmtihanı) Türkçeye sansürlenerek çevrilmiş. Bizzat kendisi öyle yapmış yani. Bunların eksiksiz çevirisi yapılmalı değil mi?

Yapılmalı elbette. Garip bir biçimde kadınları tek tek uzun uzun anlatmıyor. Erkeklere daha çok yer vermiş. 1925’te yurtdışına gittiği dönemde acaba kadınlardan destek mi görmedi? Gerçi gözden düştüğü sırada Türk Kadınlar Birliği onu aday olarak gösteriyor… Halide Edib’in siyasi makaleleri de Türkçeye tam olarak çevrilmiş değil. Şark Garb Amerikan Tesirleri adlı eseri mesela. 1930 yılında yayınlanan kitaplarından birinin bir bölümü ile Hindistan’daki konferanslarını birleştirerek bir kitap hazırlamış. Fakat o günün koşullarında polemik açmamaya özen göstermiş.

• ’Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır’ demiş Sultanahmet Mitingi’nde…

Evet. Sultanahmet Mitingi çok önemli mitinglerden biri. Halide Edib’in özgürlükçü tutumunun seviyesini kayda geçiren bir ifade bu.

RUSSEL İLE TANIŞIYOR

• Yol Palas Cinayeti adlı bir polisiye de yazıyor. Üstelik iki de tiyatro eseri kaleme almış…

İkinci piyesi Maske Ve Ruh’un filme çekilmesi halinde Lawrence Olivier’nin oynamasını istiyor. O konuda da hiç mütevazı değil.

• Halide Edib yabancı düşünür ve sanatçılarla çok rahat dostluklar kurmuş. Bugünkü entelektüellerimiz bile o derece uluslararası bağlar kuramıyorlar. Nasıl olmuş bu sizce?

Osmanlı İmparatorluğu’nun aydınları, dünya çapında insanlar olarak konumlamışlar kendilerini. İngiltere’ye ilk gittiğinde entelektüel bir çevreye giriyor. Bertrand Russell’la da o dönemde tanışıyor. Oradaki kadın hakları mücadelelerine de hayret ediyor, çünkü orada da işlerin tam yolunda gitmediğini görüyor. Bence yurtdışı seyahatleri onun ufkunu epey genişletmiş.

• Halide Edib yaşasaydı, 130 yaşında olacaktı gerçi, fakat sizce ne yapıyor olurdu?

Bu konuda Ayşe Arman bir şey söyledi, ben de katılıyorum: Liberal – ulusalcı çatışmasında liberallerin yanında olurdu.

• Fakat bir yandan da Turancıydı. Yeni Turan diye bir kitabı var.

Halide’nin milliyetçiliği katı, koyu bir milliyetçilik değil. Aksine çok açık fikirli ve demokrat bir nitelik taşıyor.

Latife’den gelen para Halide’ye yaradı!

-Araştırma sürecini anlatır mısınız?

Kendi kitaplığım ve dergi koleksiyonumdan faydalandım öncelikle. Yabancı kütüphanelerdeki arşivlerin dökümanlarından istifade ettim. Halide Edib’in mektupları çok işime yaradı. ABD’deki nadir eserler kütüphanelerinde birçok mektubunu buldum.

-Halide Edib’i çok sevdiniz mi? Arkadaş olsaydınız…

Sevmediğim bir insanın biyografisini yazmam. Halide Edib’i çok takdir ettim. Bende cidden hayranlık uyandırdı.

-Çok fazla anı yazılıyor fakat pek biyografi yok, neden?

Çünkü biyografi yazmak çok zaman ve emek gerektiriyor. İnsanlar anılarını emeklilikten sonra kaleme alabiliyor. Bir de ısmarlanmış biyografiler yazılıyor. Latife’yi yazdığım iki sene boyunca hiçbir düzenli gelirim yoktu. Mümkün olduğunca az para harcamaya özen göstererek yaşadım. Latife Hanım’ın satışı, Halide Edib’e yaradı. (Gülüşler.)

-Oğlunuz romancı, eşiniz yazar, siz de öyle. Nasıl oluyor aynı evde üç yazar?

Bol kavgalı. Oğlum Reşat’la daha çok tartışıyoruz. Oral’la birbirimizi daha çok etkilemişiz herhalde, faka Reşat’la kolay anlaşamıyoruz. O bizim sol geçmişimizle alay ediyor. Ona çok da aldırmıyoruz ama bazı fikirleri de bize ham geliyor. Bizimkiler ona hayali geliyor.

Hz. Muhammed’in hayatını yazacaktı…

Richard Crane, Halide Edib’e ‘Türk müsün, daha ziyade Müslüman mısın?’ diye soruyor. O da “İnsanın ırkı ya da inancı, onun çektiği acıları değiştirmez’ diyor. Halide Edib’in inanç dünyası gerçekte nasıldı? Neye inanıyordu?

Halide Edib Adıvar, özgürlükçü bir kadındı. Farklı dönemlerde farklı yoğunluklarda inanmış olabilir.

Dindar bir çevrede yetişiyor. Bence inançlı bir kadındı. Fakat bunun gerçek niteliğini bilmek zor. Hz. Ali’ye hayranlık duyuyor. Bir de Hz. Muhammed’in hayatını (Siyer) yazmayı planladığını söylüyor bir mektubunda. Yazsaydı keşke, onun kaleminden okumak ilginç olurdu.

Murat MENTEŞ
STAR GAZETE
9 Mayıs 2010

 
Geri