Hac

🕒 Konu sahibi 11 saat önce aktifti
4- HAC
Servet ve sağlık yönünden gücü yeten müslümanların, ömründe bir defa belli zamanlarda arafatta vakfe yapmak ve kabeyi ziyaret etmek suretiyle yaptıkları bir ibadettir.
Bu ibadeti yaparken her seviyede insanın aynı kıyafete bürünmesi, öldükten sonra Allah (c.c.)'ın huzuruna çıkış gününü hatırlatır. Hac, müminlerin samimî bir şekilde Allah (c.c.)'a yönelerek, tevbelerinin kabul edilmesine ve günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Kutsal yerleri görmek, insana manevî bir heyecan vererek dini duyguları kuvvetlendirir. Dünyanın çeşitli ülkelerinden kutsal topraklara gelen, renkleri ve dilleri ayrı olan insanları " tek gaye etrafında birleştiren Hac, sosyal yönüyle milletlerarası bir kongre niteliği taşır.​
Görülüyor ki İslam'da ibadetler, kişinin kötülüklerden arınarak ahlaken olgunlaşmasını, iyiye ve mükemmele ulaşmasını, aynı zamanda toplumun da huzura kavuşmasını amaçlamaktadır.​
 
HACCIN FAZÎLETİ

nawasrehcom2li0.gif

Hadîs-i Şerîf: “Haccını yapanla karşılaştığın zaman ona selâm ver, onunla musâfaha et ve o evine girmeden önce senin için istiğfar etmesini iste. Zira onun günahları bağışlanmıştır.” (Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed)

Hicrî: 18 Zilkâde 1433 FAZİLET TAKVİMİ


HACCIN FAZÎLETİ

Allâhü Teâlâ Âl-i imran Sûresinin 96. ve 97. âyet-i celîlelerinde buyurdu ki (meâlen):

“Şüphe yok ki, insanlar için ilk tesîs edilmiş olan mâbed, Mekke'deki o çok mübârek ve âlemler için hidâyet olan Beytullâh’tır.

Onda açık âyetler (alâmetler), İbrâhîm'in makâmı vardır.

Ve her kim ona girerse emîn olur. Ve onun yoluna gücü yeten kimseler üzerine de o Beytullâh’ı haccetmek Allâhü Teâlâ için bir haktır (Allâhü Teâlâ’nın hakkıdır). Ve her kim inkâr ederse şüphe yok ki, Allâhü Teâlâ bütün âlemlerden ganî(zengin)dir.”

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Kim, Allâhü Teâlâ için haccederse, hac esnâsında kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa, anasından doğduğu gün gibi temizlenmiş olarak döner.”

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), “Mebrûr (makbul) hac için cennetten başka mükâfât yoktur.” buyurunca, “Onun mebrûr olması ne (ile)dir?” diye soruldu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) “Yemek yedirmekle, hoş kelâm (konuşmak) iledir.” buyurdu.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.)’e “Hangi amel daha fazîletlidir?” diye sorulduğunda, “Allah ve Resûlü’ne îmân etmektir.” buyurdular. “Sonra hangisi?” denildi. “Allah yolunda cihâddır.” buyurdu. “Daha sonra hangi (amel)dir?” denildi. “Mebrûr hacdır.” buyurdular.

“Hiç şüphe yok ki, şu Beyt (Ka'be-i Şerîfe), İslâm’ın direği (mesâbesindeki rükünleri)nden biridir. Kim hac ve umre yaparsa, kefâletini Allâh'ın üzerine havâle etmiş (Allah onun kefili olmuş) demektir. Eğer (bu yolculukta) vefât ederse, Allah onu cennete koyar, şâyet âilesinin yanına döndürürse ganîmetle döndürür.”

“Hacda harcanan para(nın sevabı), Allâhü Teâlâ yolunda sarf edilen nafaka gibi, yedi yüz kat fazlası ile verilecektir.” (Hac Rehberi, Fazilet Neşriyat)

Hicrî: 18 Zilkâde 1433 FAZİLET TAKVİMİ

1.jpg

 
Haccın Sa'yı Nedir ?

Sa’y yapmak, haccın vaciplerindendir. Arafat’a çıkmadan önce haccın sa’yini yapmamış olanlar ziyaret tavafının ardından, "Allah’ım, Senin rızan için hac sa’yini yapmak istiyorum, bunu kolaylaştır ve kabul eyle" diye niyet ederek daha önce "Sa’y" konusunda belirtildiği şekilde hac sa’yini yaparlar.

Hac sa’yinin, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılması sünnete daha uygundur. Bundan sonra hacı, Mekke’de kaldığı süre içinde beş vakit namazı Harem-i Şerif’te kılmaya özen gösterir. Bol bol nafile tavaf yapar. Mekke’den ayrılacağı sırada da "Veda Tavafı" yapar.
 
Haccın Vacibleri Nelerdir ?

Feteva-ı Hindiyye'de: "Haccın vacibleri şunlardır:
Müzdelife'de vakfe, Safa ile Merve tepeleri arasında sa'y etmek, Cemreleri taşlamak (Şeytan taşlamak), saçları traş etmek veya kısaltmak ve Sader (veda) tavafını edâ etmek, Tahavi Şerhinde de böyledir" hükmü kayıtlıdır.


Müzdelife'deki vakfeye "Cem" adı da verilir. Bu şekilde isimlendirmenin sebebi, Hz. Adem (a.s.) ile Hz. Havva'nın (r.a.), bu mahalde bir araya gelip gerdeğe girdikleri içindir. Bu hâdisenin, insan neslinin ortaya çıkması noktasında önemi büyüktür.

Safa ile Merve arasında sa'y etmek, Hanefi mezhebinin müctehid imamlarına göre vacip, diğer üç mezhebin imamlarına göre rükündür. Safa ile Merve, Kâbe'nin yakınında karşı karşıya bulunan iki tepedir. "Safa" denilmesi, üzerinde Satvetûllah olan adem Aleyhisselâm oturduğu içindir. Merve'ye de, üzerinde kadın, yani Hz. Havva oturduğu için bu isim verilmiştir. Müennes olması bundandır.
 
Haccın Farzları Nelerdir ?


Molla Hüsrev: "İhrama bürünmek (giymek), Arafat'ta vakfe yapmak ve ziyaret tavafında bulunmak haccın farzlarıdır. Şayed bunlardan birisi edâ edilmese hac batıl olur ve gelecek yılda kazâ etmek icabeder. İhrama bürünmek; tıpkı namazdaki iftitah tekbiri gibi şarttır. Geriye kalanlara, (yani Arafat'ta vakfe'ye durmak ve ziyaret tavafı yapmak) haccın rükünleri de denilmiştir" hükmünü zikreder.

Dürri'l Muhtar'da: "Haccın farzları üçtür. Birincisi: İhramdır. İhram, başlarken şarttır. Sonu itibariyle ona rükün hükmü verilir. Hatta hacca yetişmeyene, gelecek sene kaza etmek için ihramda kalmak caiz değildir. İkincisi: Arafat'ta vakfe zamanında durmaktır. (Arafat, Mina tarafında bir yerin ismidir. "Tanışma" manasına gelen "Marifet'ten" yapılmış bir ismi cemidir). Bu yere Arafat denilmesi, Hz. Adem (a.s.) ile Hz. Havva'nın orada tanıştıkları içindir. Üçüncüsü: Ziyaret tavafının ekserisidir. Bunların ikisi rükündür" hükmü kayıtlıdır.


İbn-i Abidin bu metni şerhettikten sonra "Tetimme" diyerek, bu farzlara şunların da eklenmesi gerektiği üzerinde durur: "Haccın farzlarından şunlar kaldı: Tavafa niyyet, farzlar arasında tertib: evvelâ ihram, sonra vakfe, sonra ziyaret tavafı yapılacak. Her farzın vaktinde yapılması.Şu halde vakfe, arefe gününün zevalinden, bayram gününün fecrine kadar yapılacak, ziyaret tavafı ondan sonra ömrün sonuna kadar yapılabilir. Bir de yeri, yani vakfe yapmak için Arafat'tan bir yer ve tavaf için Kâbe'nin kendisi. Vakfeyi yapmadan cimaı (cinsi münasebet) terk etmek de farzlardan sayılmıştır.
 
Haccın Hikmetleri Nelerdir ?

Allah’ın emrettiği her şeyde şüphesiz insanların dünya ve ahiret hayatı için pek çok hikmetler vardır. Bu şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok hikmetleri bulunmaktadır.

Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:

Her insan yaratılışı gereği Yüce Allah’a karşı kulluğunu ortaya koymak ihtiyacındadır. Hac, kula, en belirgin bir şekilde Yüce Allah karşısında aczini ortaya koyma, kulluğunu ifade etme ve onun verdiği nimetlere şükretme imkanı veren bir ibadettir. Çünkü hacı, mal, mülk, makam ve mevki gibi dünyevi unsurlardan sıyrılarak Allah’a yönelir. Sonsuz güç ve kudret sahibinin karşısında teslimiyetini ve bağlılığını ifade eder. Bu durum kendisine Allah’a kul olma zevkini tattırır.


Hac; renk, dil, ırk, ülke, kültür, makam ve mevki farkı gözetmeksizin aynı amaç ve gayeleri taşıyan milyonlarca müslümanı bir araya getirerek eşitlik ve kardeşliğin çok canlı bir tablosunu oluşturur. Bu, lafta kalan kuru bir iddiadan ibaret değildir. Zenginiyle, fakiriyle, güçlüsüyle, güçsüzüyle bütün hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı mahrumiyetleri yaşayarak, aynı güçlüklere katlanarak, aynı şartlarda hareket ederek fiili bir eşitlik ve kardeşlik eğitiminden geçerler. Trilyonlara hükmeden bir zenginle geçimini zor karşılayan bir fakire aynı kıyafet içinde Arafat’ta beraberce el açıp dua ettiren ve Kâbe’nin etrafında yan yana tavaf ettiren hac ibadeti, insanlara makam, mevki, mal mülkle böbürlenmemeyi, İslâm kardeşliği içinde tanışıp kaynaşmayı ve mahşeri unutmamayı öğretir.


İslâm Dininin doğup yayıldığı, vahyin indiği, Hz. Peygamber ve Ashabının bin bir güçlük ve sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve Hz. Adem’den beri bazı peygamberlerin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları görmek, müminlerin dini duygularını güçlendirir, İslâm’a bağlılıklarını artırır.

Dünyanın dört bir tarafından gelen, renkleri, dilleri, ülkeleri ve kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri aynı binlerce müslümanın birbirleriyle kaynaşması ve görüşmesi sağlanmış olur. Bu durum müslümanların birbiriyle irtibat kurmalarına, birbirlerinin dertlerinden haberdar olmalarına ve hatta ticari bağlantılar kurmalarına imkan sağlar.

Hac ibadetiyle müslüman, Yüce Allah’ın kendisine lütfettiği sağlık, yetenek, mal ve mülk gibi dünyevi nimetlerin şükrünü eda etmiş olur.

Hac yapan müslümanlar sabır, tahammül, sıkıntılara katlanma, güçlüklere göğüs gerebilme, büyük kalabalıklarla aynı anda hareket ederek aynı şeyleri yapabilme, yardımlaşma, dayanışma ve belli kurallara adapte olabilme. Gibi ahlaki özelliklerini geliştirirler.

Hac, müslümanlarda ömür boyu silinmeyecek derin hatıralar bırakır. Bu hatıralar; müminin hacdan sonraki yaşamında istikametini kaybetmemesine hizmet eder. Hac, müminin hayatında adeta bir dönüm noktası oluşturur.

Arafat gibi mahşerin örneğini oluşturan bir yerde Allah’a el açıp yalvaran ve günahlarından sıyrılan bir müslüman bir daha kolay kolay eski işlediği günahlara dönmek istemez. Bu yönüyle hac, günahkar müslümanlar için bir arındırma ve iyileştirme işlemi görür.

Hac sayesinde müslümanlar arasında güzel etkileşimler meydana gelir. Müminler birbirlerinden güzel hasletler alırlar. Fikirlerinde müspet anlamda önemli değişmeler olur. İnsanları birbirinden uzaklaştıran ırkçılık gibi olumsuz düşüncelerin törpülenmesi sağlanır.

Kısaca haccın, başka ibadetlerde olmayan kendine özgü pek çok hikmetleri, ahlâkî, sosyal, ekonomik ve psikolojik yararları vardır. Yukarıda yalnızca bunlardan bazıları zikredilebilmiştir...

 
Haccın Edebleri Nelerdir ?

Hacc gitmeye niyyet eden mükellef'in; borçlarını ödemesi esastır. Bilhassa üzerinde Zekât ve Öşür borcu varsa, mutlaka bunları edâ etmelidir. Dürri'l Muhtar'da "Haccın nevileri" üzerinde durulurken: "Hacc bir defa farzdır. Çünkü onun sebebi Beytullahtır. O ise birdir." Birden ziyadesi nafile olur.

Bazen de vacib'tir. Nitekim Mik'atı ihramsız geçerse böyledir. Çünkü ileride izah edeceğimiz vechile o kimseye iki ibadetten biri vacip olur.

Eğer haccı tercih ederse, vücûbla vasıflanır.

Bazen haram olmakla da vasıflanır. Haram malla hac böyledir.

Kerahetle vasıflandığı da olur. İzni gereken kimseden izinsiz hacca gitmek böyledir. Nevazil'de beyan edildiğine göre, çocuğun henüz sakalı bitmemişse sakalı bitinceye kadar babası haccına mani olabilir" hükmü beyan edilmektedir. İbn-i Abidin bu metni şerhederken: "Haram malla hac böyledir. Bahır'da da böyle denilmiştir. Bunu riya için yapılan haccla temsil etse dahi iyi olurdu. Zira denebilir ki: Haccın kendisi mekânı mahsus'u ziyarettir ve haram değildir. Haram olan, haram malı harcamaktır. Bunların arasında ise telâzüm yoktur. (Birinden diğeri lâzım gelmez). Nasıl ki, gasbedilen yerde namaz kılmakla farz yerine geçer. Haram olan gasbedilmiş yerin meşgul edilmesidir, fiil namaz olduğu için haram edilmiş değildir. Çünkü farzın haramla vasıflanması mümkün değildir. Burada da öyledir. Zira haddi zatında hacc emredilmiş bir ibadettir. Haram olması sarfiyat cihetiyledir. Galiba ona "Haram" denmesi, malın haccda dahlü tesiri olduğundandır. Hacc, bedenin ameli ile maldan mürekkeptir. Nitekim arzetmiştik. Onun için Bahır sahibi "Hacca giden kimse helâl nafaka toplamaya çalışır. Çünkü haram malla hacc kabul edilmez. Nitekim Hadis'te beyan buyurulmuştur." buyurmaktadır.

Sonuç olarak; Hacca niyet eden mükellef'in, sırf Allahû Teâla'nın rızasını gözetmesi ve helâl malla yola çıkması esastır. Zekâtı ve öşürü edâ edilmemiş mal, hacc ibadeti için elverişli değildir.


Feteva-ı Hindiyye'de: "Haccın edebleri" beyan edilirken, "Hacca gidecek olan mükellef; borçları varsa ödemelidir. Haccla ilgili olarak, akıl ve rey sahibi olan kimselerle istişare etmesi gerekir. Yol arkadaşları ve vasıta hususunda istihare etmelidir." Hacc yolculuğu esnasında; her türlü gösteriş ve riyadan sakınmalı, ihlâs hususunda titizlik göstermelidir. Kendisinde hakkı bulunan kimselerin, haklarını ödemeli ve helâlleşmelidir. Beraber çalıştığı (Mesai arkadaşlarıyla) kimselerle de helâlleşmesi gerekir. Fethû'l Kadir'de de böyledir.

İbadetlerindeki (Namaz, zekât, öşür vs.) noksanlıkları kazâ etmeli, bunlardan dolayı (Kazaya bıraktığı için) pişman olmalı ve bir daha yapmamaya kat'i olarak niyyet etmelidir. Bahru'r Raik'te de böyledir.


Bir ameli başkası görsün, başkası işitsin diye yapmaktan, övünmekten ve her türlü ihtişamdan sakınmalıdır, tevazû içinde olmalıdır. Bu sebebledir ki; bazı alimler hacc yolunda mahmil'e (Deve üzerinde iki kişinin oturabileceği süslü oturak) binmeyi kerih bulmuşlardır. Ancak "Riya" ve "gösterişten uzak olursa mahmile binmek mekruh değildir" diyenler de vardır.

Tam helâl olan bir nafaka ile haccetmelidir. Çünkü haram mal ile yapılan hacc makbûl olmaz. Zoraki alınmış bir mal ile hacceden kimsenin üzerinden hacc farizası sakıt olmakla birlikte, böyle yapmak haramdır. Fethû'l Kadir'de de böyledir.

Yenabi'de: "Hacca giden kimse, ailesinin nafakasını noksansız olarak bırakır, hac yolculuğuna temiz bir nefs ile çıkar. Her yerde (açık ve gizli), bilhassa hac yolculuğunda Allahû Teâla'dan daha fazla korkar. Allahû Teâla'yı bol bol zikreder. Öfkelenmez, işlerini vakarla ve sükûnetle yapar.Lüzûmsuz konuşmayı ve boş şeyleri terkeder" denilmiştir. Tatarhaniyye'de de böyledir" denilmektedir.

Esasen hacca giden kimsenin evinden çıkarken; tıpkı dünyadan çıkıyormuş gibi hareket etmesi ve dünyevi endişeleri bir kenara bırakması lâzımdır.
 
Haccın Vücubunun Şartları Nelerdir ?

Erkek olsun, kadın olsun şartlarını taşıyan her müslümana, ömründe bir defa haccetmek farzdır. Üzerine hac farz olan kimse, bu ibadeti geciktirmeden bir an önce yerine getirmelidir.

Üzerine farz olduğu halde bir takım gerekçelerle bu önemli ibadeti yerine getirmeyip ileri yaşlara ertelemek dinen uygun değildir. Bu şekilde haccını erteleyip daha sonra bizzat hac yapamayacak duruma düşen kimse, yerine bedel (vekil) göndermek zorunda kalır.

Bir kimsenin hac ibadetiyle yükümlü sayılması için;
müslüman, akıllı, erginlik çağına ulaşmış, hür, hac için yeterli malî imkâna sahip ve bu ibadeti yerine getirecek vakte erişmiş olması şarttır. Bu şartlardan birini taşımayan kimseye hac farz olmaz.

Kendisine hac farz olan kimsenin, haccını bizzat eda etmekle yükümlü sayılması için de, sağlıklı olması, tutukluluk veya yurtdışına çıkma yasağı gibi bir engelinin bulunmaması ve yolun güvenli olması şarttır.

Ayrıca boşanma veya ölüm iddeti beklemekte olan kadının, beklemesi gereken süreyi tamamlamış olması lazımdır.

Hac yolculuğuna katlanamayacak, ya da fiilen haccedemeyecek derecede hasta olanlar ile, yaşlılar, tutuklular, yurtdışına çıkışları yasaklanmış olanlar ve iddet beklemekte olan kadınlar, hac kendilerine farz olsa bile, eda ile yükümlü değildirler. Bu durumda olanlar şartları oluştuğu takdirde bizzat haccederler.

Müslüman Olmak: Bir kimseye haccın farz olması için; o kimsenin müslüman olması şarttır. Çünkü kâfir ibadete ehil değildir.

Hatta bir kimse kâfir iken; hacc yapmaya gücü yetecek derecede zengin olsa, fakat müslüman olduktan sonra fakir düşse, o kimseye (önceki halinden dolayı) hac farz olmaz. Fakat hac yapmaya gücü yeten müslüman, haccı edâ etmeyip, daha sonra fakir düşse, durum böyle değildir.

Hac ibadeti o müslümanın zimmetinde borç olarak kalır. Bir mü'min, hacc ibadetini edâ ettikten sonra (Allah muhafaza buyursun) irtidat etse, sonra da tekrar müslüman olsa, haccı tekrar etmesi icabeder.

Akıllı Olmak: Allahû Teâla (cc)'nın teklifleri; ehliyet sahibi insanın üzerinedir. Teklifin sıhhati akılla ilgilidir. Hanefi fûkahası: "Deli olan kimseye, hacc farz değildir" hükmünde ittifak etmiştir. İbn-i Abidin; deliye haccın farz olmadığını kaydettikten sonra: "Bunamış kimse hakkında usûlde ihtilâf edilmiştir. Fahrû'l-İslâm'a göre, çocuk gibi bunaktan da hitap sakıttır. Binaenaleyh ona hiçbir ibadet farz olmaz. İmam Debbûsi ise, ihtiyaten muhatab olduğunu söylemiştir" hükmünü zikreder.

Hürriyet: Resûl-i Ekrem'in (sav): "Herhangi bir köle ki on defa haccetmiştir, sonra da azad olmuştur. Onun üzerine farz olan hac lâzım gelir" Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "Kölelere ve cariyelere hacc farz değildir.

Efendilerinin izni ile haccetmiş olsalar dahi bu tatavvû (Nafile) olur. Hürriyetlerini elde ettikleri zaman; farz olan haccı edâ etmek durumundadırlar" hükmünde ittifak etmiştir.

Haccın Farz Olduğunu Bilmek: Küfür ahkâmının galib olduğu beldelerde, insanlar İslâmî bir eğitime muhatab değildirler.

Dolayısıyla Darû'l Harp olan beldelerde, bir kimse müslümün olsa, haccın farz olduğunu bilinceye kadar, ona hacc farz değildir. Feteva-ı Hindiyye'de "Darû'l Harp'te müslüman olan bir kimseye haccın farz olması için o kimsenin haccın farz olduğunu öğrenmesi gerekir.

Darû'l İslâm'da bulunanlar ise haccın farz olduğunu bilmek durumundadırlar. Yani onlar için mazeret yoktur. Haccın farz olması için, sadece haccın farz olduğunu bilmek gereklidir.

Ayrıca haccın nasıl edâ edileceğni ve farzlarını bilip-bilmemek de müsavidir. Bir kimse Darû'l İslâm'da yaşıyorsa, onun hüküm olarak haccın farziyetini ve farzlarını bildiği kabul edilir."
hükmü kayıtlıdır.

Darû'l Harp'te müslüman olan bir kimseye, iki erkeğin veya bir erkekle kadının "Haccın farz olduğunu" bildirmesi kâfidir.

Ayrıca adil olan bir mü'min, ona haccın farz olduğunu beyan ederse, hacc kendisine farz olur. Bu kimselerin (Şahidlerin) bülûğa ermiş olmaları ve hür olmaları şart değildir.

Büluğa Ermiş Olmak: Resûl-i Ekrem'in (s.a.v.): "Herhangi bir sabi ki, on defa haccetmiştir, sonra da bülûğa ermiştir. Onun üzerine farz olan haccı edâ etmek lâzım gelir" Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "Çocuklara hac farz değildir. Velîlerinin yardımıyla haccı edâ etseler dahi, bu nafile (tetavvû) olur. Bülûğa erdikten sonra, farz olan haccı edâ etmeleri lâzım gelir" hükmünde ittifak etmiştir.

Vakit: Malûm olduğu üzere haccın vakti, Şevval, Zilkade ayları ile Zilhiccce ayının ilk on günüdür. Bu süreye "Eşhür-û hacc" (Hac mevsimi) denir. Binaenaleyh bir kimseye haccın farz olması için, vaktin bulunması da şarttır.

Meselâ; Muharrem ayında haccın vücûbunun diğer şartlarına haiz olan bir kimseye, "Şevval" ayı girinceye kadar hac farz olmaz. Bu süre içerisinde vefat ederse; hac ibadeti zimmetinde borç olarak kalmış değildir. Çünkü vakte (hac mevsimine) ulaşamamıştır.

Nakil Vasıtasını ve Masraflarını Temine Gücün Yetmesi: Kur'an-ı Kerim'de 'Ona bir yol bulabilenlerin, beyt-i hac (ve tavaf) etmeleri Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır" hükmü beyan buyurulmuştur.

Sahabe-i Kiram, bu Ayet-i Kerimede geçen "Ona bir yol bulabilen"den neyin kasdedildiğini Resûl-i Ekrem'e (s.a.v.) sorduğunda, Peygamberimiz (s.a.v.) cevaben: "Bu zât ve rahile'dir" buyurmuştur.

Hanefi fûkahası:
"Havaic-i Asliye'den fazla olarak nakil vasıtasını teminle birlikte, nafakası üzerine vacip olan kimselerin ve nefsinin yiyeceklerine sahip olmanın şart olduğunda ittifak etmiştir."Nakil vasıtası, ya hacca gidecek mü'minin malı olmalı veya kiralamış bulunmalıdır.

Âriyet (ödünç alma) veya ibaha yoluyla nakil vasıtasına sahip olmak kâfi değildir. Mekkeliler ve Mekke'nin civarında oturanlar için, nakil vasıtasını temin şart değildir. Bunların yürümeye güçleri yetiyorsa, hac kendilerine farz olur.

Nakil vasıtasının bulunması, uzaktan hacca gelecek mü'minler için şarttır. Ancak, mükellefin hem kendisinin, hem de aile ferdlerinin yiyeceğini (Gidip-dönünceye kadar, bir yıllık değil) temin etmiş olması şarttır. Buna gücü yetmiyorsa, hacc kendisine farz olmaz.
 
Haccın Çeşitleri Nelerdir ?

Hac; farz, vacib ve sünnet olmak üzere üç kısma ayrılır. Gerekli şartlara sahip olan her müslümana ömründe bir defa hac etmesi farzdır. Hac yapmayı adayan kimsenin hac etmesi vaciptir. Yine, başlanmış iken bozulan nafile bir haccı kaza etmek de vaciptir. Farz haccı yapmış olan kimsenin, birden fazla yapacağı haclarla, henüz yükümlü olmayan çocuğun yapacağı hac nafiledir. Umre ise, hac ayları dışında da yapılabilen sünnet bir ibadettir. Gerek farz, gerek vacib, sünnet veya nafile hac üç çeşide ayrılır. İfrat, temettü' ve kıran haccı.


1. İfrat Haccı: Mikatta ihrama girerken yalnız hac yapmaya niyet edilince, buna ifrat haccı denir. Bu haccı yapana da "müfrid" denir. Bunda, umre yapılmaksızın yalnız hac ibadeti ifa edilir. Akabe cemresini yapıncaya kadar ihramda kalır. Akabe cemresinden sonra dilerse kurban keser. Çünkü ifrat haccı yapana kurban kesmek vacib değildir. Dilerse nafile olarak keser. Sonra tıraş olur veya saçlarını kısaltır ve ihramdan çıkar.

2. Temettü Haccı: Hac aylarında önce umre için ihrama girip, umreyi tamamladıktan sonra, aynı yılın hac aylarında hac için yeniden ihrama girerek yapılan hacca "temettü' haccı" denir. Burada umre ve hac ayrı ayrı ihramla ifa edilmektedir. Bu çeşit haccı yapana "mütemetti" denir. Temettü' haccı yapacak olan kimse, mikatta umre niyetiyle ihrama girer. Mekke'ye ulaşınca tavaf ve sa'yeder, tıraş olur veya saçlarım kısaltır. Böylece umreyi tamamlayıp ihramdan çıkar. Normal elbiselerini giyer, ihramlı olmayanlara mubah olan şeylerden yararlanır. Sonra Zilhicce'nin sekizinci günü veya daha önce Mekke'de kaldığı evde ihrama girer, kudüm tavafını yapar, diğer hac amellerini tamamlar. Bir haccın temettü haccı sayılması için, umre ile haccın aynı hac mevsimi içinde yapılması gereklidir. Hac mevsiminden önce umre yapıp, sonra hac mevsiminde hac yapmak, temettü' haccı olmadığı gibi, bir yıl umre, sonraki yıl hac yapmakla da temettü' meydana gelmez. Mikatlrın dışında kalan belde ve ülkelerden gelen hacılar, (afakîler) uzun süre ihramda kalmamak için, daha çok temettü' haccını tercih ederler. Burada umre ile haccı, aynı hac mevsiminde ayrı ihramlarla birlikte yapmaya muvaffak kıldığından, Allahu Teala için bir şükür kurbanı kesilir. Bu kurban, Akabe cemresi taşlandıktan sonra, tıraştan veya saçları kısaltmazdan önce, kurban bayramı günlerinden birinde kesilir. Kurban kesmeye gücü yetmeyen kimse, hac sırasında arefe günü bitmek üzere üç gün, bayram günleri çıktıktan veya kendi beldesine döndükten sonra yedi olmak üzere toplam on gün oruç tutar.

3. Kıran Haccı: Aynı hac mevsimi içinde umre yaptıktan sonra ihramdan çıkmadan yapılan hacca, "kıran haccı"; bu haccı yapana "karin" denir. Kişi, umre ile haccı beraber yapmak üzere ihrama girer; umreyi tamamlar, ihramdan çıkmaz; ihramın gereklerine riayet ederek hac fiillerine başlar, kudüm tavafını yapar, Arafat'ta durur, bayramın birinci günü Akabe cemresini attıktan sonra kurbanını kesip tıraş olur, ihramdan çıkar. Temettu' ve kıran haccı yapanlara şükür kurbanı kesmek vaciptir, ifrat haccı yapanın böyle yükümlülüğü yoktur, dilerse nafile kurban kesebilir. Kıran haccında da şükür kurbanı kesemeyen kimse, bayramdan önce üç gün, evine döndükten sonra yedi gün olmak üzere, on gün oruç tutar. Allahu Teala şöyle buyurur: "Güvene kavuştuğunuz zaman hac zamanına kadar umre ile faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser, kurbanı bulamayan, üç gün hacda, yedi gün de döndüğünüz zaman olmak üzere tam on gün oruç tutar. Bu, ailesi Mescid i Haram civarında oturma-yanlar içindir." (Bakara Suresi 196. Ayet) Temettu' veya kıran haccı yapan kimsenin şükür kurbanı kesmeye gücü yetmez ve kurban bayramından önceki üç gün orucu da tutmamış bulunursa, sonraki yedi günü de tutması gerekmez. Bunun yerine kurban kesmesi gerekir. Kurban kesemeyecek durumda ise ihramdan çıkar, fakat bu kez, iki kurban lazım gelir. Birisi temettü' veya kıran kurbanı, diğeri kurban kesmeden ihramdan çıktığı için ceza kurbanıdır.


Mekkelilere ve mikat sınırları dahilinde oturanlara temettü' veya kıran haccı yoktur. Onlar yalnız ifrad haccı yaptıklarından şükür kurbanı kesmeleri gerekmez. (el-Kasanî, Bedayiu's-Sanayi', II, 167; ibnü'l-Hümam, Fet-hu'l-Kadîr, II, 199 vd., 214, 288-294; el-Meydanî, el-Lübab; l, 192 vd.; ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, III, 99,113; ez-Zühaytî, a.g.e, 111,133 vd.)
 
Haccın Sünnetleri Nelerdir ?

- Kudûm tavafı yapmak,

- Erkeklerin kudûm ve ziyâret tavafında remel yapmaları (Reml: Adımları kısaltıp, omuzları silkerek çalımlı bir şekilde yürümektir. Tavafın ilk üç şavt'ında yapılır),

- Safa ile Merve arasında sa'y ederken, orada bulunan iki direk arasında erkeklerin süratlice geçmeleri,

- Bayram gecelerinde Mina'da yatmak,

- Arefe günü, güneş doğduktan sonra Mina'dan Arafat'a gitmek,

- Müzdelife'den Mina'ya bayram günü sabahı, henüz güneş doğmadan hareket etmek,

- Müzdelife'de gecelemek ve cemreler arasında (şeytan taşlama esnasında) tertibe riayet etmektir. Bahrû'r Raik'te de böyledir" hükmü kayıtlıdır. (Feteva-yı Hindiyye)
 
HACCIN HİKMETİ


ro7-ly13401650162.png

Ayeti Kerime: “Ve insanlar arasında haccı ilân et, sana yaya olarak ve her derin vadilerden, uzak yoldan gelen zayıf develer üzerine binmiş olarak geliversinler.”(Hac Sûresi, âyet 27)
Hicrî: 10 Zilkâde 1433 FAZİLET TAKVİMİ

HACCIN HİKMETİ

Cenâb-ı Allah Hz. Âdem’e (a.s.):“Ey Âdem! Sen benim için yeryüzünde gökteki Beyt’imin hizasında bir Beyt yap ki melekler, arşımın etrafında tavâf ettikleri gibi, sen ve çocukların da onun etrafında tavaf ederek bana ibadet ediniz.” buyurdu.

Âdem Aleyhisselâm Mekke’ye gidip Beytullah’ı inşa etti. Sonra Cenâb-ı Hakk’a şöyle yalvardı: “Yâ Rabbi! Şüphesiz her çalışanın bir ücreti vardır, benim de bir ücretim vardır.” Allâhü Teâlâ da: “Evet, vardır. Dile benden ne dilersen.” buyurdu.

Hz. Âdem: “Yâ Rabbi! Beni tekrar cennete gönder.” dedi. Allâhü Teâlâ: “Bu, senin için gerçekleşecektir.” buyurdu. Hz. Âdem devamla: “Yâ Rabbi! Benim hatalarımı itiraf ettiğim gibi, zürriyetimden de günahlarını itiraf edip sana yalvararak bu Beyt'i tavaf edenleri de affetmeni istiyorum.” dedi. Cenâb-ı Allah: “Ey Âdem! Ben seni affettim. Senin zürriyetinden, bu Beyt'i ziyaret edip de günahlarından tevbe edenleri de affettim.” buyurdu.

Nûh Tufanı’ndan, İbrahim (a.s.) zamanına kadar Ka'be’nin yeri belirsiz kaldı. Allâhü Teâlâ, İbrahim (a.s.)’a, Ka'be'yi inşâ ve insanlara haccı ilân etmesini emir buyurdu. İbrahim (a.s.) “Ya Rabbi! Buna sesim yetmez.” dedi. Hz. Allah: “Sen ilân et, sesini ulaştırmak bize aittir.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. İbrahim, Makam-ı İbrahim'in üzerine çıkıp baktı ve bütün yeryüzünün, dağların, taşların, ovaların, kara ve denizlerin, insan ve cinleri ile beraber hepsinin gözünün önünde toplandığını gördü. İki parmağını kulaklarına koyarak doğuya, batıya, kuzey ve güneye doğru dönerek şöyle seslendi: “Ey insanlar! Beytü'l-Atîk'i ziyaret etmek sizlere farz kılındı, Rabbinizin dâvetine icabet edin, gelin.”

İbrahim (a.s.) zamanından günümüze kadar hac yapmaya muvaffak olanlar, İbrahim (a.s.)’ın dâvetine “Lebbeyk Lebbeyk!” diyerek icabet edenlerdir. Bir kimse o vakit İbrahim Aleyhisselâm’ın davetine kaç kere “Lebbeyk” diyerek cevap vermişse o kadar haccetmek nasib olur. (Lebbeyk: 'Emrine âmâdeyim' demektir.)


Hicrî: 10 Zilkâde 1433 FAZİLET TAKVİMİ
kabe4.jpg

Allah’ın emrettiği her şeyde şüphesiz insanların dünya ve ahiret hayatı için pek çok hikmetler vardır. .

Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Her insan yaratılışı gereği Yüce Allah’a karşı kulluğunu ortaya koymak ihtiyacındadır. Hac, kula, en belirgin bir şekilde Yüce Allah karşısında aczini ortaya koyma, kulluğunu ifade etme ve onun verdiği nimetlere şükretme imkanı veren bir ibadettir.

 
HACCIN ŞARTLARI VE KISIMLARI

images.jpg

Hadîs-i Şerîf: “Kim, Allah için hacceder ve hacda faydasız söz konuşmaz ve günah işlemezse, anasından doğduğu gündeki gibi -günahsız olarak- geri döner.” (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî ve Müslim)​
Hicrî: 20 Zilkâde 1433 FAZİLET TAKVİMİ

HACCIN ŞARTLARI VE KISIMLARI

Haccın farz olmasının şartları:


1- Müslüman olmak,​

2- Haccın farz olduğunu bilmek,​

3- Bâliğ (ergen) olmak,​

4- Akıllı olmak,​

5- Hür olmak,​

6- Nafakaya ve vâsıtaya muktedir olmak,​

7- Vakit (hac ayları),

8- Hacca gidip dönünceye kadar bakmakla mükellef olduğu kimselerin geçimlerini sağlayacak imkânı ve gidiş geliş müddeti içinde yol masrafı ile âile fertlerinin geçimini temin etmiş olmak.
Haccın farz olması için zekâtta olduğu gibi belli bir nisâb yoktur.

Haccın edâsının farz olmasının şartı beştir:

1- Sıhhatli olmak,​

2- Yol emniyeti olmak,​

3- Hacca gitmeğe (hapislik gibi) bir mânî olmamak,​

4- Kadınların yanında kocası veya güvenilir bir mahremi bulunması,​

5- Kadınların iddet bekliyor olmaması.

Hac, hükmü itibariyle üç kısımdır:

Farz hac: Kendisinde haccın şartları bulunan kimselerin, ömürlerinde bir defa yapmaları îcâbeden hacdır.

Vâcib hac: Bir kimsenin nezrederek (adayarak) üzerine vâcib kıldığı hacdır. Başlandıktan sonra bozulan nâfile haccın kazâsı da vâcibtir.

Nâfile hac: Farz ve vâcib olan hac dışındaki hac nâfiledir.

Üzerine hac farz olmayan çocuğun veya kölenin yapacağı hac da nâfiledir.

Farz, vâcib yahut nâfile hac edâsı itibarı ile üç türlüdür:

Hacc-ı İfrâd: Hac mevsiminde umresiz olarak yapılan hacdır.

Hacc-ı Temettû: Aynı senenin hac aylarında umre ve haccı ayrı ayrı ihramlarla edâ etmektir. Temettû haccına niyet eden kimse, dilediği zaman bir Mekkeli gibi umre yapabilir. Şükür kurbanı kesmesi vâciptir. Hacc-ı temettû, hacc-ı ifrâddan daha faziletlidir.

Hacc-ı Kırân: Bir ihrâmla umre ve haccı berâber yapmaktır.

Hacc-ı temettûde olduğu gibi şükür kurbanı kesmek vâciptir.

Hacc-ı kırân, hacc-ı ifrâd ve hacc-ı temettûdan daha faziletlidir.

Hacc-ı kırân ve hacc-ı temettû âfakî olanlar (Mikât hâricinden Mekke'ye gelenler) içindir. (Hac Rehberi, Fazilet Neşriyat)

Hicrî: 20 Zilkâde 1433 FAZİLET TAKVİMİ
 
Hac Nedir ? - Hac Ne Demektir ? Haccın Fazileti

Hac, İslâm’ın beş esasından birisidir. Hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir.Hac, kelime olarak, "yönelmek, kasdetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek" anlamlarına gelir.Dini bir terim olarak hac, "Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek" suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirene hacı denir.Hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an ve Sünnette bildirilmiştir.

Bu konuda tüm müslümanlar görüş birliği içerisindedirler. Kur’an-ı Kerîm’de, "Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır."(1) buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur.

Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”(2)
buyurmaktadır.Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim’e kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz.İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte, (Hac 22/27-28) Kâbe’nin ve hac mena------n tarihçesine işaret etmektedir.

Haccın Fazileti

Dünya ve ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur ve kişiyi ahlâken olgunlaştırır.Gücü yetenlerin farz olarak ömürlerinde bir defa yapacakları bu ibadetin fazileti gerçekten büyüktür. “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa – kul hakları hariç - annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner”(3) hadisi şerifi, haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu anlatmaya yeter. Bununla birlikte haccın fazileti konusunda birkaç hadis-i şerif daha zikretmek yararlı olacaktır.

Peygamber Efendimiz (S.A.S.) şöyle buyurmuştur:Makbul haccın karşılığı Cennetten başka bir şey değildir. Umre de diğer bir umre ile arasındaki günahları siler."(4)Amellerin hangisi daha faziletlidir? şeklindeki bir soruya Peygamberimiz:Allah ve Rasûlüne iman" şeklinde cevap vermiş; sonra hangisi ? diye sorulunca;Allah yolunda cihad" buyurmuş, sonra hangisi? denince; Makbul hac" diye cevap vermiştir.(5)Hacceden kimselerin Allah katındaki değeri çok yüksektir. Bu sebeple Yüce Allah onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Peygamber Efendimiz; “Haccedenler ve umre yapanlar Allah’ın misafirleridir.

Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder, Bağışlanma dilerlerse onları bağışlar"(6) buyurmaktadır. Konuyla ilgili bir diğer hadis-i şerif de şöyledir: "Hac ve umreyi art arda yapınız. Çünkü bu ikisi, körüğün demir, altın ve gümüşün pasını giderdiği gibi fakirliği ve günahları yok eder."(7)Bir hadis-i şerifte de hac ve umre normalde gaza yoluyla yapılan cihada katılmayan yaşlılar, küçükler, güçsüzler ve kadınların cihadı olarak nitelendirilmiştir(8) ki, bu da haccın ne derece faziletli bir ibadet olduğunu göstermektedir.Yüce Allah’ın kullarını en çok affettiği gün olan Arafe gününde(9) saçı başı dağılmış, toza toprağa belenmiş bir vaziyette el açıp Allah’a yalvaran kullarını Cenab-ı Hak mutlaka affeder. Önemli olan böylesine üstün bir ibadeti, gereği gibi yerine getirerek onun faziletinden yararlanmaktır.
 
Hac konusunda yaptığımız büyük yanlışlar

Bu yazımda sizleri, üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim konu, Allah ın gücü yetenlere farz kıldığı, HAC konusunda olacaktır. Bildiğiniz gibi, Hacca gitmek isteyen Müslümanlar, günümüzde birçok zorluklarla karşılaşıp gidemediği gibi, sıralara girip kura lar çekilmekte, çıkmayanlarda haklı olarak, farz bir emri yerine getiremediklerinden çok üzülmektedir.

Peki, bu kura ların, sıraya girmelerin nedenleri nelerdir? Bizlere öğretilen, Hacı olabilmek için Kurban bayramının bir gün öncesi, yani AREFE günü( zilhiccenin 9. günü) Arafat da olmamız gerektiği, geleneksel İslam anlayışı ile bizlere öğretilmişti. Örneğin hac vakti ne zamandır sorusunu sorduğunuzda, şöyle bir cevap alırsınız.

(Hac vakti, AREFE ve bayram günleri olmak üzere, beş gündür.)

Bir yılın içinde çok kısıtlı bir zaman, hatta Zilhiccenin 9. günü kabul edilen, AREFE günü haccın kabulü için, Arafat ta bulunulması gerektiğini söylediğimizde, elbette büyük izdihamlar olacaktır. Arefe günü konusuna öyle özellikler yüklemişiz ki, bakın nelere inanıyoruz, hac konu ile ilgili.

(Arafat vakfesi, haccın en önemli rüknüdür. Çünkü süresi içinde orada bulunamayanlar, o sene hacca yetişememiş sayılırlar. Arafat vakfesinin zamanı, Zilhiccenin 9. günü, yani Arefe günü öğleyin Güneş’in tepe noktasına gelip Batı’ya meyletmeye başladığı andan (Zeval vaktinden) bayramın birinci günü fecr-i sadık dediğimiz tan yerinin ağarmaya başladığı ana kadarki süredir.)

Bu durumda, çok kısıtlı bir zamana, hatta bir yıl içinde bir güne endekslediğimiz bir hac vakti, elbette büyük izdihamlar, zorluklar yaşatacaktır. Peki, bu kısıtlı zaman, Hac vakti için Allah ın emri olabilir mi? Allah bu kadar kısa bir zaman aralığında, bizlere farz bir ibadet olan, Hac vaktini ayırmış olabilir mi?

Bundan çok değil, yüz yıl öncesini düşünün, daha sonrada at, deve ve araba sırtında Hacca giden din kardeşlerimizi hayal edin, daha sonra ne anlatmak istediğimi anlayacaksınız. Bakın Allah elçisine Haccı ilan et dedikten sonra, nasıl gidileceği örneklerini veriyor.

Hac 27: İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.

Bunca zahmetli yolu, Dünyanın dört bir yanından nasıl olurda, bizlere bahsedilen O bir günde AREFE gününde, orada olamadığımızda haccımız geçerli olmaz diyebiliriz? Allah böyle bir hüküm Kur’an da vermiş midir de, bizler bunu söylüyoruz?

Bir an geleneksel İslam ın bizlere öğrettiği, Hac konusundaki tüm bilgileri unutalım ve Allah ın ayetleri için önerdiği, aklımızı kullanarak düşünelim. Bakın Allah Kur’an için ne diyor?
Kamer 22:Yemin olsun ki, biz, Kuran'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?

Bu ayetten de anlıyoruz ki, Allah bu dini bizler için kolaylaştırdığını söylüyor. Asla zorluklarla karşılaşmayacağımızı, yemin ederek bizlere bildiriyor. Buna benzer ayetler Kur’an da birçok kez tekrar edilmiştir. Peki, Allah ın yemin ederek kolaylaştırdığını söylediği Kur’an da, Hac görevine ayrılan süre bu kadar kısa olabilir mi sizce? Allah Nahl suresi 89. ayetinde, bakın Kur’an ı ne için indirdiğini söylüyor bizlere.

(Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.)

Buradan da anlıyoruz ki Allah, Kur’an ı bizlere indiriş nedeni olarak, her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, rahmet ve bizlere bir müjde olsun diye indirdiğini söylüyor. Şimdi kendimize soralım. Allah madem her konuda açıklama yaptığını söylüyor, hac emrini yerine getirirken, bahsedildiği gibi çok kısa bir zaman içinde mi haç görevini yapmamızı istiyor? Ya da bizlere öğretildiği gibi, Kurban Bayramı ve bir gün öncesi olan AREFE gününden hiç Kur’an da bahsediyor mu?

Tüm bu sorulara cevap bulmak için, şimdide Hac konusunu, Allah ın rehberi ışığında düşünmeye başlayalım. Bakalım bizlere müjde olarak gönderilen, her şey için açıklandığı Kur’an, bizlere Hac konusunda neler söylüyor. Allah Tevbe suresi 36. ayetinde bizlere bir ışık tutuyor Kur’an da ve bakın ne diyor.

(Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır.)

Allah ayetinde bahsettiği, bu dört haram ay ile neyi kast ediyor olabilir, gelin şimdide yine Kur’an dan bunu araştıralım. Bakalım bu dört ayı Allah bizlere, ne maksatla ayırmış ki, bu aylar konusunda bizlerin dikkatini çekiyor.

Bakara 217: Sana haram ay ve onda savaşma hakkında soru yöneltiyorlar. De ki: "Onda savaş, büyük bir günahtır. Allah yolundan engellemek, O'nu inkar etmek, Mescid-i Haram'a gidişi engellemek ve halkını oradan çıkarmak ise, Allah katında daha büyük bir günahtır…….

Maide 2: Ey iman edenler! Allah'ın ibadet, iyilik ve güzellik alâmeti kıldığı şeylere, çarpışmanın yasak olduğu haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklara, Rablerinden bir lütuf ve rıza niyaz ederek Mescid-i Haram'a gelmiş olanlara saygısızlık etmeyin! İhramdan çıktığınız vakit avlanın. Bir topluluğun, sizi Mescid-i Haram'dan uzak tutmak için sergilediği kötülük, sizi saldırganlık ve düşmanlığa sakın itmesin……

Dikkat ederseniz bu iki ayette, Allah bir yıl içinde bahsettiği dört HARAM ayın, ne amaçla emredildiğini çok net anlıyoruz. Ayetlerden alıntılar yapalım.

—Onda savaş, büyük bir günahtır.
—Mescid-i Haram'a gidişi engellemek ve halkını oradan çıkarmak büyük günahtır.
—Mescid-i Haram'a gelmiş olanlara saygısızlık etmeyin!
—İhramdan çıktığınız vakit avlanın.
—Bir topluluğun, sizi Mescid-i Haram'dan uzak tutmak için sergilediği kötülük, sizi saldırganlık ve düşmanlığa sakın itmesin.

Çok açıkça belirtildiği gibi, Allah haram ayların özelliğinden bahsederken, bu aylarda savaşmayı, avlanmayı yasaklıyor. Peki neden? Onu da açıklıyor. Allah ın emri Hac görevini kulları daha rahat yapabilmesi için. HARAM aylarda Mescid-i Haram a gelenlerin engellenmemesi, rahatça Hac görevini yapabilmeleri için olduğunu belirtiyor. Dikkat ederseniz haram ayların açıklamasını yaparken, ihramdan çıktığınızda yani Hac görevinizi bitirdiğinizde, avlanabilineceği bilgisini de veriyor bizlere. Bundan daha açık bir kanıt olabilir mi?

Peki, haram aylar ismiyle, hangi aylar olduğu Kur’an da geçer mi? Allah her konuda açıklama yaptık diyorsa, Kur’an ı bilerek, düşünerek, tarafsız okuyan bununda cevabını bulacaktır. Kur’an a baktığımızda, bir yılın dört ayını Haram ay olduğunu ilan eden Allah, bu dört ayın hangi aylar olacağı konusunu, İbrahim peygamberimizden bu yana, toplumların bizzat kendisine bırakıldığını görüyoruz. Fakat zamanla ilan edilmiş, toplumlar tarafından mutabakata varılmış bu ayların, bazı toplumlar tarafından kendi nefisleri, menfaatleri yönünde, sayısını sabit tutup, yerlerini değiştirme çabalarını görüyoruz ki, bakın Allah ayetiyle bunu yapmaya kalkanları nasıl uyarıyor.

Tevbe 37: Haram ayları ertelemek, küfürde bir artırmadır ki, onunla inkâr edenler saptırılır. Onu bir yıl helal sayarlar, bir yıl haramlaştırırlar ki, Allah'ın yasakladığının sayısını denkleştirip, Allah'ın haram kıldığını helalleştirsinler. Amellerinin kötülüğü kendilerine süslü gösterilmiştir. Allah, küfre batan bir topluluğu iyiye ve güzele kılavuzlamaz

Bu ayetten de anlaşılıyor ki Allah, İbrahim peygamberimizden bu yana, haram ayları ilan ederken, yalnız sayısı konusunda hüküm vermiş, hangi aylar olacağı konusunu toplumların birlikte ilan etmelerini sağlamıştır. Fakat Hac konusunda anlaştıkları bu dört HARAM ayın, bazı toplumların, kendi nefislerinin etkisiyle, anlaşmayı bozarak haram ayların, sayısını değiştirmeden, kendilerince yerlerini değiştirme çabalarını görüyoruz. Allah ta bunu yapmanın ne derece büyük bir yanlış olduğunu anlatıyor bizlere.

Şimdi yazacağım ayet Hac konusunda, yukarıda Allah ın açıklamasını yaptığı, Haram ayları işaret ederek bakın bizlere Haccın ne zamanlar yapılabileceği konusunda, nasıl net bir açıklama yapıyor.

Bakara 197: Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda haccı kendisine gerekli kılarsa hacda kadına yaklaşmak, kötülüğe sapmak, kavga ve çekişmeye girmek yoktur. İyilik olarak yaptığınızı Allah bilir. Azık edinin. Hiç kuşkusuz azığın en güzeli takvadır. Ey akıl ve gönül sahipleri, benden sakının.

Allah bizlere o kadar güzel açıklıyor ki her konuyu. Bizler Kur’an ı yeterli görmeyip, her şeyin açıklanmadığını söyleyerek, ne yazık ki kendimize azap ettiğimizin farkında bile değiliz. Allah Hac emrini çok geniş bir zamana yaydığı halde bizler, inandığımız rivayetleri, Kur’an ayetlerinin üzerinde tutup, birde peygamberimizin üzerinden topluma yayarak, nefsimize yaptıklarımızın, sanırım farkına hesap günü varacağız. Çok acı ve üzücü. Çünkü peygamberimiz hesabın görüleceği o gün, benim ümmetim Kur’an ı devre dışı bıraktılar dediğinde, acaba halimiz nice olacak dostlar?

İnancımızı o derece batıla odaklandırmışız ki, Allah ın Bakara 197. ayetinde, Hac bilinen aylardadır açıklamasını gördüğümüzde, beşerin öğretisine uymadığını fark ettiğimiz an, tedirgin olmuşuz. Ama aklın devre dışı bırakıldığı bir inançta, nefsimiz hemen devreye girmiş ve bu ayetten birkaç ayet sonra, Hac konusunda açıklama yapılan ayette geçen, bir cümleden bakın nasıl da medet umar hala gelmişiz ve kendi nefsimize kendimizce, Allah ın hiç bahsetmediği anlamları verip, nasıl da deliller bulmuşuz. Gerçi bizler bu yanlış yolu, o kadar çok kullanıyoruz ki, Allah bizleri affetsin.

Bakara 203: Allah'ı sayılı günlerde anın. Kim hemen iki gün içinde işini bitirirse ona günah yoktur. Kim de bunu geciktirir-ertelerse, sakınıp korunduğu takdirde ona da günah yoktur. Allah'tan sakının ve bilin ki, siz O'nun huzurunda haşredileceksiniz.

Yukarıdaki ayet de Allah, emrettiği hac görevini ne kadar zaman içinde tamamlayabileceğimiz sorusuna da açıklık getiriyor. Dikkat ediniz herhangi bir günden bahsediyor mu? Allah ı hac esnasında sayılı günlerde anın dedikten sonra, bu sayılı günlerden neyi kast ettiğine açıklık getiriyor ve hacca gittiğimizde en az zamanı belirliyor, daha fazla kalmak isteyenler içinde, bir sakınca olmadığı açıklamasını yapıyor bizlere.

Ama bizlerin nefsi, Akıl ve Kur’an birlikte düşünmediğinden, ayetleri nasıl saptırdığımıza, güzel bir örnektir. Bakın beşerin öğretisine delil aramak adına, neler söylenmiş bu ayetle ilgili.

( Uygulamayı göz önüne alan tefsirciler, fıkıh âlimleri "belli, sayılı günleri" tekbir getirilerek Allah'ın anıldığı teşrik günleri (Arefe ve Kurban bayramı günleri), çabucak bitirilen veya uzatılan şeyin de, iki veya üç gün yapılan şeytan taşlama olduğunda ittifak etmişlerdir.

Şu halde Kur'an'a göre hac, belli aylarda yapılan bir ibadettir ama bunun hangi parçasının -bu ayların, yani Ramazan'ı takip eden üç ayın hangi günlerinde, hatta vakitlerinde yapılacağı ayrıca âyetler ve hadislerde açıklanmıştır. Bütün bu açıklamaları bir tarafa iterek yalnızca "Hac belli aylardadır..." mealindeki âyetin lafzına takılarak haccın bu üç ayın istenen kısmında yapılabileceğini söylemek, din konusunda cahilce cesaret gösterisinden ibarettir.)


Ne dersiniz, Bakara 203. ayetin yukarıda söylenenlerle, bir ilgisini görüyor musunuz? Çok daha ilginç olan açıklama ise, Hac belli aylardadır mealindeki ayetin lafzına takılarak, bu üç ayın istenen kısmında yapılabileceğini söyleyenlere takındığı tavır ilginçtir. Bunu düşünenlere, cahilce cesaret gösterisi yakıştırması yapılıyor.

İşte çok dikkatle düşünmemiz gereken anlayış, bakın neler söylüyor. Bizler Hac vaktini, Allah ın asla Kur’an da tek kelime dahi bahsetmediği, açıklık getirmediği, örneğini dahi vermediği, AREFE GÜNÜ ile bağlantı kurarak, bu gün Arafat da, Kâbe de olmadığımızda, Haccımızın kabul edilmeyeceğini söylüyor ve bunun tersini söyleyip, Allah ın ayetlerini örnek gösterenlere de, CAHİLCE cesaret diyebiliyoruz. Acaba hangimiz cahilce cesaret gösterisinde bulunuyoruz dersiniz? Bununda cevabını Huzuru mahşerde, peygamberimizin şahitliğinde alacağız. Çünkü Kur’an, peygamberimizin mahşerde söyleyeceği gibi ne yazık ki, peygamberimizin ümmetinin büyük çoğunluğu tarafından, devre dışı bırakılmış bir durumda.

Allah bir hüküm verip, farz bir görev yüklediyse bizlere, onu mutlaka en kolay yapabileceğimiz bir şeklide, Kur’an da açıkladığını belirtiyor. Sakın emin olmadığınız sözlerin, bilgilerin ardına düşmeyin diyerek de, sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diyor ve uyarıyor.

Bildiğiniz gibi Kurban bayramı Kur’an da geçmez. Sizce Kur’an da hiç bahsedilmeyen, tek bir örneği dahi olmayan AREFE günü, yani yılda bir güne Rabbim Hac görevini indirgeyerek, bu gün burada olmazsan Haccın kabul olmaz diyerek, kullarının hac görevini yerine getirirken, sıkıntılar yaşanmasını ister mi? Daha da ilginci, biz Kur’an da her şeyden nice örnekler verdik ki, anlayasınız diyen Allah, böyle bir gün olsaydı, Kur’an da hiç bahsetmez mi bizlere?

İşte her Müslüman bu soruyu önce kendisine sorup, dikkatle düşünüp, daha sonra Kur’an dan tarafsızca bizzat kendisi araştırmalıdır. Çünkü herkes kendi imtihanını yaşıyor. Huzura çıktığımızda, bana öyle söylediler, öğrettiler diyerek, işin içinden sıyrılacağımızı, kendimizi temize çıkaracağımızı sanmayalım.

Diyanet İslam ansiklopedisinden, Sayın Hüseyin Algül ün bu konu ile ilgili yazısından, bir alıntı yapmak ve yorumunu sizlere bırakmak istiyorum.


(Tefsir ve tarih kitaplarında, haram aylarla ilgili hükümlerin hac ibadetiyle birlikte Hz. İbrahim zamanında teşri' kılındığı, insanların bu aylarda sağlanan güven ortamı içinde hac ibadetini rahatça yaptıkları, Mekke ve çevresinde oturanların da bu vesileyle geçimlerini sağladıkları belirtilmektedir.

HÜSEYİN ALGÜL / Diyanet İslam Ansiklopedisi)

Bugün ne yazık ki birçok din âlimi, hac konusunda günümüzde yapılan bu yanlışların farkında oldukları halde, toplumu uyarmaktan, bazı kesimin baskılarından korkup, toplumu bilgilendirmekten çekinmektedirler. Çekinilecek, korkulacak yalnız Allah olduğu bilincinde olanlar, gerçekleri gizlemenin, hesabını bir gün, Allah a vereceklerini bilmelidirler.

Rabbim cümlemizin yardımcısı olsun. Aklı ve Kur’an ı bir kenara koymuş, hurafe ve rivayetlerle İslam ı yaşar olmuşuz. Elbette bunun acısını da, İslam âlemi olarak hep birlikte çekiyoruz. Allah yardımcımız olsun.
 
Bu görüşe katılmıyorum Nedense hep islamiyet tartışılıyor bizim az veya çok bilgi sahibi olduğunu sananlar çeşitli yorumlar yapar, din konusunda hiç utanmadan ayeti tartışıyor
Bakın arkadaşlar siz Hiç Hrıstiyan dininde incilin ayetlerini tartıştıklarını gördünüzmü bizdeki gibi
hemde 4tane incilleri var hiç tevrat yhudi kitabi tartişiliyormu yahudiler arasinda o dogru bu doğru diye
Biz kendi dinimizi şılk koşmuş oluyoruz.Kur'an kitabı bitmiştir kapatılmıştır ona hiç kimse ilave yapamaz
islamiyetin 5 şartın biri kitaba inanmaktır tartıştığın an inanmıyorsun demektir
İSLAM TARTIŞILMAZ YAŞANIR bilmiyorsanız Kuranın zaten ilk ayeti OKU oğren demektir
Allah herkese nasip etsin hac vazivesini yapmasına Orda ki atmesfer ordaki güzelikler yazmakla anlatmakla olmaz YAŞAMANIZ gerek onu Ben Allaha hamdolsun oraları gördüm Yaradanım inşallah kabul etmiştir hac fazifemi


im275ek3.jpg

image_shadow.png
HAC NEDİR?
"Orada apaçık ayetler ve İbrahim makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i (Kabe'yi) haccetmesi, Allah'ın (c.c.) insanlar üzerinde hakkıdır. Kim de inkar
ederse, şüphesiz Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır."
(Al-i İmran/97)​
Hac farizası dinen zengin kabul edilen ve başka bazı şartları yerine getirebilmeye güç yetiren her müslümana ömründe bir kere olmak üzere yapılması Allah (c.c.) tarafından emredilen ve İslam'ın beş
şartından biri olan farz ibadettir.
Hac her yıl Zilhicce ayının 10'unda Arafat meydanında başlayıp, Kabe'de yapılan veda tavafı ile son bulur.
HACCIN YÜKÜMLÜLÜK ŞARTLARI
Hac ibadetiyle yükümlü olmak için genel olarak bütün yükümlülükler de öngörülen Müslümanlık, akıl ve bulûğ şartı yanında, ayrıca hac yapmaya bedenî ve malî imkânların yeterli olması da şarttır. Beden ve malî imkânın yeterli düzeyde bulunmasına literatürde, yapabilme, güç yetirebilme anlamında istitâat denilir.
Ayrıca kişinin hac ile yükümlü sayılabilmesi ve hac yükümlülüğünün zimmetinde borç olarak sabit olabilmesi için belirtilen dört şarta ilâve olarak, bu farîzayı yerine getirecek vakte erişmiş olması da gerekir. Belirtilen tüm şartları taşıdığı halde, bu tarihten itibaren haccı ifaya elverişli zaman bulamadan yani hac mevsimine erişemeden ölen kişi hac ile yükümlü olmadan ölmüş kabul edilir.
İstitâat, teknik ifadesiyle söylenecek olursa, haccın vücûb şartıdır. Hac, sadece Kâbe ve civarında belirli günlerde eda edilen bir ibadet olduğu için hac yükümlülüğü bedenî ve malî imkânların yeterli olması şartına bağlanmıştır. İslâm dini, diğer mükellefiyetlerde olduğu gibi, hac ibadetinde de mükellefin durumunu dikkate almış ve ona güç ve imkânlarının üzerinde bir yük yüklememiştir.
Hac yükümlülüğü için istitâatın şart olduğu konusunda mezhepler arasında görüş birliği olmakla beraber istitâatin ne anlama geldiği konusunda bir birlik yoktur. Mezhep imamları ve müntesipleri, âyette geçen istitâat kavramını farklı şekillerde anladıkları için aralarında, haccın yükümlülük ve eda şartlarının tesbitinde bazı farklılıklar doğmuş, bu bakımdan bir kısmının yükümlülük şartı olarak kabul ettiği bir şey diğerinde eda şartı olmuştur.
İstitâat denilen yapabilme güç ve imkânı, hac yolculuğuna çıkacak kişinin gidip dönünceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimlerini sosyal seviyelerine uygun olarak sağlayacak malî güce ve hac için yeterli zamana ve malî güce sahip olması anlamına gelmektedir.
HACCIN EDASININ ŞARTLARI
Haccın edasının, yani hac yükümlüsü tarafından bizzat ifa edilmesinin farz olması için bulunması gereken şartlara 'haccın edasının şartları' denir. Bu şartlar genel hatlarıyla şunlardır:
a) Sağlıklı Olmak. Ebû Hanîfe ve Mâlik, sağlıklı olmayı hac yükümlüsü olmanın şartı olarak gördüklerinden bunlara göre sağlıklı olmayan kimseler hac yapmakla mükellef değildir; dolayısıyla yerlerine vekil göndermeleri de gerekmez.
Hanefî imamlardan Ebû Yûsuf ve Muhammed ile Şâfiî ve Hanbelî hukukçularına göre ise, yukarıda belirtilen yü-kümlülük şartlarının gerçekleşmesi halinde, fiilen haccetmeye engel teşkil eden bir hastalık veya sakatlığı bulunanlar, yerlerine vekil göndermeli veya bunu vasiyet etmelidirler. Fiilen hac etmeye engel hastalık ve sakatlıklar arasında, genel olarak, körlük, kötürümlük ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede hastalık veya yaşlılık durumları gösterilmiştir.
b) Yol Güvenliği. Hanefî ve Hanbelî mezheplerinde fetvaya esas olan görüşe göre yol güvenliğinin bulunması haccın edasının şartlarındandır. Mâlikî ve Şâfiîler ise, istitâat kavramına getirdikleri açıklama doğrultusunda, bunu yükümlülük şartları arasında saymışlardır.
c) Ârızî Bir Engelin Bulunmaması. Tutukluluk veya yurt dışına çıkma yasağı gibi yolculuğa çıkmayı engelle-yen bir durumun hac mevsimine denk gelmesi halinde eda yükümlülüğü gerçekleşmez.
d) Kadınlara Özel İki Şart. Haccın edasıyla doğrudan ilgisi bulunmamakla birlikte, kadınlara ilişkin başka hükümlerin sonucu olarak söz konusu edilen iki şart daha bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi, kadınların tek başlarına uzun mesafeli yolculuklara çıkma yasağından kaynaklanan "yan-larında eşlerinin veya bir mahremlerinin bulunması" şartıdır. Hanefî mezhebine göre, haccedebilmek için seferîlik hükümlerinin uygulanacağı bir mesafeyi katetmek durumunda olan kadınlar tek başlarına hac yolculuğuna çıkamazlar.
Şâfiî mezhebinde ise katedilecek mesafeden ziyade yol emniyeti ve kadınların güvenliği esas alındığından koca veya başka bir mahremin bulunması şart koşulmamış, bunun yerine kadınların bunu sağlayacak şekilde ağırlıklı görüşe göre üç kadının yer aldığı bir grup oluşturmaları yeterli görülmüştür. Bununla birlikte iki kadının hatta kendini güvenlik içinde hissediyorsa bir kadının -sadece- farz olan hac görevini yerine getirmek için tek başına yola çıkması câiz görülmüştür. Mâlikî mezhebine göre ise, kocası veya bir mahremi bulunmayan yahut ücretle bile olsa kendisiyle birlikte hacca gelmeyen bir kadın, güvenli bir kafile ile birlikte, bu kafilede başka kadınların bulunup bulunmaması dikkate alınmaksızın hac yolculuğuna çıkabilir.
İkinci şart ise sadece boşanma iddeti veya vefat iddeti beklemekte olan kadınlara ilişkin olup, "beklemeleri gereken süreyi tamamlamış olmaları"dır. Hanefî mezhebine göre eda şartı olan bu durum diğer mezheplere göre yükümlülük şartıdır.
Eda şartlarını taşıyan kimselerin bizzat hac yapmaları, bu şartlardan herhangi birinin gerçekleşmemesi duru-munda bedel (vekil) göndermeleri veya bunu vasiyet etmeleri gerekir.
HACCIN GEÇERLİLİK ŞARTLARI
Haccın geçerli yani sahih olabilmesi için üç şartın bulunması gerekir. Bu şartlar; a) Hac yapmak niyetiyle ihrama girmek, b) Özel vakit, c) Özel mekândır.
a) İHRAM
İhram sözlükte "haram etmek, kendini mahrum bırakmak" anlamına geldiği gibi, "tâzim edilmesi gereken zamana veya mekâna girmek ve bunlara saygı duymak" anlamına da gelir. İhram ilmihal dilinde hac veya umre yapmaya niyet eden kişinin, diğer zamanlarda mubah olan bazı fiil ve davranışları belirli bir süre boyunca yani hac veya um-renin rükünlerini tamamlayıncaya kadar kendi nefsine haram kılması anlamındadır. Namaza başlama tekbiri anla-mına gelen tahrîme ile ihram kelimeleri aynı kökten türemiş ve anlamları birbirine çok yakın iki kelime olduğu gibi, ait oldukları ibadetteki fonksiyonları da birbirine çok yakındır. Hatta ihram için mecazen 'haccın başla-ma tekbiri' demek mümkündür.
Normal zamanda helâl olan bazı fiiller ihramlı için yasak hale gelir. Kılık-kıyafet, cinsel hayat ve avlan-mak gibi hususlarla ilgili olmak üzere gruplandırılabilecek bu yasakların ihlâli, yasağın çeşidine ve ihlâl biçimine göre değişen cezaları gerektirir. Bu cezalar kurban kesmek, sadaka vermek, bedelini ödemek ve oruç tutmaktan ibarettir.
Bu yasaklar niyet ve telbiye anından itibaren başlar ki, zaten niyet ve telbiye ihramın rüknüdür. Bu bakımdan hac ve umreye niyet edip telbiye yapmaya "ihrama girmek", ihrama giren kişiye "muhrim" (ihramlı) denir. İhram giymek ise hac törenlerinin ifası sırasında giyilmek üzere yün, pamuk veya ketenden hazırlanmış beyaz renkli giysiyi (ihramlık) giymek anlamındadır.
aa) İhramın Rükünleri
Hanefî mezhebinde ihramın, niyet ve telbiye olmak üzere iki rüknü vardır. Bunlardan birini terkeden kimse ihrama girmiş olmaz. Diğer üç mezhebe göre ise ihrama girmiş olmak için sadece niyet yeterlidir.
1. Niyet. Niyet hac veya umre yapmaya karar vermek ve hangisini yapacaksa onu belirlemekle olur. Niyeti dil ile ifade etmek de müstehaptır.
Bir kimse Kâbe'yi ve civarındaki kutsal yerleri ziyaret maksadıyla ihrama girdiği esnada, hacca mı yoksa umreye mi yahut ikisine birden mi niyet ettiğini, kalbi ve dili ile tayin etmese bile Hanefîler'e göre bu kişinin ihramı sahih olur. Bu durumdaki bir kimsenin tavafa başlamadan önce yapacağı ibadetin hac mı yoksa umre mi olduğunu belirlemesi yeterlidir. Şayet bu belirlemeyi yapmadan tavafa başlayacak olursa umre için ihrama gir-miş olur. Tavaf yapmadan doğruca Arafat'a çıkıp vakfe yapacak olursa bu ihramı hac için olur ve yaptığı hac da ifrad haccı olur.
Şâfiî mezhebinde ise bu durumda, hac ve umre ile ilgili menâsikten herhangi birine, meselâ tavafa başlamadan önce niyetteki belirsizliğin giderilmiş olması gerekir. Aksi halde yapılan törenler hac veya umre olarak değer kazanmaz. Çünkü bir ibadet ancak niyetle yapılabilir.
2. Telbiye. Telbiye ibadete başlama anını temsilen belli sözlerin söylenmesinden ibarettir. Telbiye namazdaki iftitah tekbiri mesabesindedir; bu bakımdan namazdaki tekbir ifadesi (Allahüekber) yerine bunda telbiye sözleri söylenir.
Telbiye;
"Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne'l-hamde ve'n-ni‘mete leke ve'l-mülk, lâ şerîke lek" sözlerini söylemekten ibarettir (Anlamı: Davetine sözüm ve özümle geldim Allahım, emrin baş üstüne. Davetine sözüm ve özümle geldim ey ortaksız olan sen! Emrin baş üstüne. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Yoktur senin ortağın).
Telbiyeyi ihrama girerken bir defa söylemek farz, zaman zaman yüksek sesle tekrarlamak ise sünnettir. Kadınlar gerek telbiye gerekse diğer dua, zikir ve tesbihlerde seslerini fazla yükseltmezler.
İhrama Girme Zamanı. Hac ayları girmeden hac menâsikinden hiçbiri yapılamaz. Ancak Hanefî ve Mâlikîler'e göre, mekruh olmakla birlikte henüz hac ayları başlamadan ihrama girmek câizdir. Çünkü onlara göre ihram, haccın rüknü değil sıhhat şartıdır. Diğer ibadet-lerde olduğu gibi şartın yerine getirilmesi için vaktin girmesi gerekmez.
Şâfiî mezhebinde ise ihram şart değil, rükün sayıldığı için hac aylarından önce, hac için ihrama girilemez. Hac aylarından önce ihrama girildiği takdirde, bu ihram umre ihramı olarak geçerli olur.
Umre yapmanın özel bir vakti olmadığından umre için her zaman ihrama girilebilir.
İhrama Girme Yerleri. Kur'ân-ı Kerîm'de Kâbe'ye "el-beytü'l-harâm" (el-Mâide 5/2), onu çevreleyen mescide "el-mescidü'l-harâm" (el-İsrâ 17/1) denildiği gibi, bu mescidin içinde bulunduğu Mekke şehri de "harem" (el-Kasas 28/57; el-Ankebût 29/67) yani "saygıya lâyık" sözüyle vasıflandırılmıştır. Saygı gösterilmesi gereken bu kutsal mekânları sırasıyla "Harem", "Hil" ve "Âfâk" denilen, sınırları belirli ve özel fıkhî hükümleri olan bölgeler kuşatır. Böylece Kâbe'nin etrafını iç içe kuşatan yerler, sırasıyla Harem, Hil ve Âfâk olarak, hükümleri farklı üç bölgeye ayrıldığı gibi hac veya umre yapan kimseler de bulundukları bölgelere göre Âfâkı, Hillî (veya Mîkatî) ve Mekkî olmak üzere üç sınıfa ayrılır.
Harem Bölgesi. Mekke ile etrafında, bitkileri koparılmamak ve av hayvanlarına zarar verilmemek üzere belirli sınırlar içindeki emniyetli bölgedir. Bu bölgede oturanlara Mekkî (Mekkeli) denir. Harem bölgelerinin sınırlarını Cibrîl'in rehberliğiyle Hz. İbrâhim belirlemiş, sınırları gösteren işaretler daha sonra Hz. Peygamber tarafından yenilenmiştir. Bu sınırlar Kâbe'ye eşit uzaklıkta değildir. En yakını, Mekke'ye 8 km. mesafede Medine istikametinde "Ten‘îm"; en uzak olanları ise Tâif yönünde "Ci‘râne" (Şi‘bü Âl-i Abdullah) ve Cidde istikametinde Hudeybiye yakınlarında "Aşâir"dir. Diğerleri ise, Irak yolu üzerinde "Seniyyetülcebel", Yemen yolu üzerinde "Edâtü Libn" (Hüseyniye) ve Arafat sınırında "Batn-ı Nemîre"dir.
Mekkeliler hac için Harem bölgesi sınırları içinde; umre için ise Hil bölgesine çıkarak meselâ Ten‘îm veya Arafat gibi Harem bölgesi dışındaki bir yerde ihrama girerler. Hac ve umre yapıp ihramdan çıkmış olan Harem bölgesindeki Mekkeli olmayan kişiler (Âfâkı ve Mîkatî olanlar), umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra, yeniden ihrama girmek istediklerinde, aynı hükme uyarlar. Onlar da hac için Harem bölgesinde, Umre için ise Harem bölge-si dışına çıkarak meselâ Ten‘îm veya Arafat gibi bir yere gidip ihrama girmek durumundadır.
Hil Bölgesi. Hil bölgesi, Harem bölgesi ile Mîkat yerleri arasındaki yerlerdir. Bu bölgede ikamet edenlere Mîkatî veya Hillî denir. Hillî, Hil bölgesinde yaşayan kişi anlamındadır. Mîkatîler gerek hac gerek umre için Harem bölgesine girmeden bulundukları Hil bölgesinde ihrama girerler.
Âfâk Bölgesi. Harem ve Hil bölgelerinin dışında kalan yerlere Âfâk denir. Hil bölgesi dışından doğrudan Mek-ke'ye veya Harem bölgesine gelenlerin ihramsız geçmemeleri gereken beş nokta, Hz. Peygamber tarafından belir-lenmiştir. Bunlardan her birine "mîkat", bu noktaların sınırladığı ve Hil bölgesi dışında kalan yerlere de "Âfâk" ve bu yerlerde yaşayan insanlara da Âfâki denir ki uzaklardan gelen anlamındadır.
Mekke’ye veya Harem bölgesine gelenlerin ihramsız geçmemeleri gereken bu beş yer şunlardır:
1. Zülhuleyfe. Mekke'ye Medine üzerinden gelenlerin mîkatıdır. Medine'ye yaklaşık 10 km., Mekke'ye 450 km. mesafededir. Mekke'ye en uzak mîkat budur. Hz. Peygamber Vedâ haccında, halen Âbâr-ı Ali denilen bu mîkatta ihra-ma girmiştir.
2. Cuhfe. Mısır ve Suriye istikametinden gelenlerin mîkatıdır. Mekke'ye yaklaşık 187 km. uzaklıktadır.
3. Zâtüırk. lrak yönünden gelenlerin mîkatıdır. Mekke'ye uzaklığı yaklaşık 94 kilometredir.
4. Karnülmenâzil. Necid ve Küveyt yönünden gelenlerin mîkatı olup, Mekke'ye yaklaşık 96 kilometredir.
5. Yelemlem. Yemen ve Hindistan tarafından gelenlerin mîkatı olup, Mekke'ye yaklaşık 54 km. mesafededir. Mek-ke'ye en yakın mîkat budur.
Süveyş yönünden Kızıldeniz yolu ile gelenler, Cuhfe yakınında Râbığ hizasında ihrama girerler. Hava yolu ile Cidde'ye gelenler ise, geldikleri istikametteki mîkatın hizasını geçmeden, niyet ve telbiye yaparak ihrama girerler.
Klasik fıkıh kitaplarında Hil bölgesinden sayılan Cidde de, bazı çağdaş alimlere göre kara sınırı buradan başladığı için mikat sayılmış ve ihrama Cidde’de girmek caiz görülmüş ise de, bu görüş çoğunluk tarafından kabul görmemiştir. Bu takdirde Cidde Afak bölgesinde sayılacağından, hemen her gün çeşitli sebeplerle Cidde-Mekke arasında yolculuk yapanlar, Hanefî ve Malikîlere göre, Harem bölgesine her girişte ihrama girme ve umre yapma gibi uygulanması çok zor bir durumla karşılaşacaklardır.
Uzaklardan gelenler (Âfâkiler), gerek hac gerek umre için, yolları üzerindeki bir mîkatta ihrama girerler. Eğer yol üzerinde mîkat yoksa, en son, kendilerine en yakın mîkatın hizasını geçmeden ihrama girmelidirler. Mîkattan önce ihrama girmek câiz, hatta Hanefîler'e göre, ihram hükümlerine uyabileceği konusunda kendine güvenenler için daha da faziletlidir. Diğer üç mezhepte ise ihrama mîkat sınırında girmek sünnete uygun olduğu için daha faziletlidir.
Harem Bölgesine İhramsız Girmek
Hanefî ve Mâlikîler'e göre, her ne maksatla olursa olsun doğrudan Harem bölgesine, meselâ Mekke'ye gidecek olan Âfâkiler’in, mîkat sınırını geçmeden ihrama girmeleri gerekir. Çünkü ihram, bu kutsal bölgeye saygı için vâcip kılınmıştır. Bu konuda hac ve umre için gelenler ile ticaret, ziyaret veya tedavi gibi başka maksatlar için gelenler arasında fark yoktur. Bunlar, hac veya umre yaptıktan sonra ihramdan çıkarlar. Herhangi bir sebeple mîkat sınırları dışında bulunan Hil ve Harem bölgeleri halkı da doğrudan Harem bölgesine meselâ Mekke’ye girme konusunda aynı hükme tâbidir.
Şâfiî mezhebinde ise, hac ve umre kastı olmadıkça uzaklardan gelenlerin (Âfâki) Harem bölgesine ihramsız girmeleri vâcip değil, müstehaptır.
Hil bölgesi halkı hac veya umre yapmayacakları zaman, Harem bölgesine ihramsız girip çıkabilirler. Harem böl-gesinde bulunan kimseler ister Mekkeli isterse uzaklardan gelenlerden olsun, Hil bölgesine, -meselâ Cidde'ye- gittiklerinde, Harem bölgesine ihramsız dönebilirler. Doğrudan Harem bölgesine gitme kastı olmaksızın Hil böl-gesindeki herhangi bir yere meselâ Cidde'ye gidecek olan Âfâkiler’in, mîkat sınırını ihramlı geçmeleri gerekmez. Bunlar, daha sonra Harem bölgesine, meselâ Mekke'ye gitmek isterlerse, Hil bölgesinde oturanların hükmüne tâbi olurlar. Hac veya umre yapacaklarsa, Harem sınırını geçmeden ihrama girerler. Hac veya umre kastı yoksa Harem bölgesine ihramsız girerler ve isterlerse Kâbe'yi ihramsız tavaf ederler.
Medine ziyaretini hacdan önce yapmak üzere mîkat sını-rını ihramsız geçenler, Cidde'ye indikten sonra herhangi bir sebeple önce Mekke'ye gitmek zorunda kalırlarsa, Cidde'de -Harem bölgesi sınırını geçmeden- ihrama girerler.
bb) İhramın Vâcipleri
1. Mîkat sınırını ihramsız geçmemek.
Uzaklardan gelip doğrudan Harem bölgesine gidecek olan Âfâkıler, mîkat sınırını ihramsız geçerlerse cezâ (dem) gerekir. Ancak, mîkatı ihrama girmeden geçen kimse, henüz hac veya umre menâsikinden herhangi birine, meselâ kudüm veya umre tavafına başlamadan mîkata dönüp orada ihrama girerse ceza düşer. Bu kişinin, ihramsız geçtiği mîkat sınırı yerine; bulunduğu yere daha yakın bir mîkata gidip orada ihrama girmesi mümkündür. Mîkatı ihramsız geçtikten sonra, hac veya umre menâsikinden birine başlanmışsa artık mîkata dönülse bile ceza düşmez.
2. İhram yasaklarından sakınmak.
Aşağıda ayrıntıyla açıklanacağı üzere, ihrama giren kimsenin ihram süresince davranışlarını haccın anlam ve amacıyla da bütünlük sağlayacak şekilde kontrol altında tutması ve belirli yasaklara uyması gerekir.
cc) İhramın Sünnetleri
1. İhrama girmeden yani niyet ve telbiyeden önce müstehap olan şeyler:
1. Tırnakları kesmek, kasık ve koltuk altı kıllarını temizlemek, gerekiyorsa tıraş olmak.
2. Temizlik için gusletmek. Abdesti olanlar ve özel hallerini görmekte olan kadınlar için de gusül sünnet-tir. Gusül yapılamazsa abdest alınır. Abdest mümkün olmazsa teyemmüm yapılmaz. Çünkü bu abdest ve gusül, beden temizliği içindir. Ancak abdesti olmayanlar ihram namazı için teyemmüm yaparlar.
3. Niyet ve telbiye yapmadan önce vücuduna güzel kokular sürmek.
4. Erkeklerin izâr ve ridâ denilen iki parçadan ibaret örtüye bürünmesi. İzâr belden aşağıya sarılan, ridâ ise vücudun üst kısmını örten havludur. Bu örtülerin beyaz, yeni veya yıkanıp temizlenmiş olması müstehaptır.
2. İhram örtülerine büründükten sonra müstehap olan şeyler:
1. Kerâhet vakti değilse iki rek‘at ihram namazı kılmak. Bu namazın ilk rek‘atında Kâfirûn sûresi, ikinci rek‘atında da İhlâs sûresinin okunması, ayrıca niyet ve telbiyenin de bu namazdan sonra yapılması efdaldir.
2. İhramlı bulunulan süre içinde her fırsatta telbiye söylemek.
3. Hac için ihrama, hac ayları başladıktan sonra girmek.
dd) İhram Yasakları
İhrama giren kimselere, ihramdan çıkıncaya kadar yasak olan iş ve davranışlar vardır. Bunlara "ihram yasakları" denir. İhram yasakları ilgili olduğu alanlara göre şu şekilde gruplandırılabilir:
1. Vücutla İlgili Yasaklar
1. Saç veya sakal tıraşı olmak, bıyıkları kesmek.
2. Kasık ve koltuk altı kılları ile vücudun diğer yerlerindeki kılları tıraş etmek, yolmak veya koparmak.
3. Tırnak kesmek.
4. Süslenme amacıyla saç, sakal ve bıyıkları yağlamak, boyamak, saçlara biryantin veya jöle sürmek, kadınlar oje ve ruj kullanmak. Vücuda veya ihram örtüsüne güzel koku sürmek; güzel kokulu sabun kullanmak.
2. Giyim ve Giyim Eşyası ile İlgili Yasaklar
Giyimle ilgili yasaklar sadece erkeklere yöneliktir. Kadınlar normal elbiselerini giyerler, sadece ihram süresince yüzlerini örtmezler.
1. Dikişli elbise ve iç çamaşırı türü giyim eşyası giymek. Normal şekilde giymeksizin, palto, pardesü gibi giyim eşyasını üzerine örtmek veya omuzuna almak yasak değildir. Bele kuşanılan kemerde, omuza asılan çantada, ayaklara giyilen üzeri ve topukları açık ayakkabı veya terlikte dikiş bulunabilir. Çünkü yasak olan dikiş değil; giyim eşyası olarak dikilmiş şeylerin giyilmesidir. Omuzlara örtülen ridânın uçlarını birbirine bağlamak veya iğne ile tutturmak ceza gerektirmez ise de mekruh-tur.
2. Başı ve yüzü örtmek, takke ve benzeri şeyler giymek, başa sarık sarmak.
3. Eldiven, çorap ve topukları kapatan ayakkabı giymek.
Nalın gibi, mümkün olduğunca üzeri açık ayakkabı giymek müstehaptır. Üzeri açık ayakkabı giymek mümkün oldu-ğu halde, sadece topukları açık ayakkabı giymek mekruhtur. Ayak bileğine bitişen ve topukları örten ayakkabı giymek ise yasaktır, ceza gerektirir.
3. Cinsel Konularla İlgili Yasaklar
1. Cinsel ilişki ve genellikle cinsel ilişkiye götüren öpme, oynaşma, şehvetle tutma gibi davranışlarda bulunmak.
2. Şehevî duyguları tahrik edici sözler söylemek.
4. Av Yasağı
Gerek Harem bölgesi içinde, gerek dışında eti ister yensin ister yenmesin her türlü kara avını avlamak, avcıya avını göstermek ve avlanmasına yardımcı olmak, av hayvanlarına zarar vermek yasaktır.
Yaratılışı itibariyle vahşî, ürkek ve insandan kaçan hayvanlara av hayvanı denir. Suda yaşasa bile, doğup üremesi karada olan hayvanlar kara hayvanı sayılır. Deniz hayvanlarının avlanması yasak olmadığı gibi tavuk ve koyun gibi evcil hayvanların kesilmesi de ihramlıya ya-sak değildir.
5. Harem Bölgesiyle İlgili Yasaklar
Mekke şehri ve etrafındaki Harem denilen bölgedeki av hayvanlarının avlanması, bitkilerin kesilmesi veya koparılması ister ihramlı, ister ihramsız, herkes için yasaktır.
6. Yapılması Günah Olan ve Başkalarına Zarar Veren Ko-nulardaki Yasaklar
1. Füsûk: Taatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak.
2. Cidâl: Başkalarıyla tartışmak, hakaret ve kavga etmek. Her zaman yasak olan bu tür davranışlardan, ihramlı iken daha çok sakınmak gerekir.
ee) İhramlıya Yasak Olmayan Şeyler
1. Yıkanmak, kokusuz sabun kullanmak.
2. İhram örtülerini değiştirmek ve yıkamak.
3. Dişleri fırçalamak, sürme çekmek.
4. Kırılan tırnağı ve zarar veren veya rahatsız eden kılı koparmak.
5. Diş çektirmek, kan aldırmak, iğne vurdurmak, yara üzerine sargı sarmak.
6. Silâh taşımak, bilezik, yüzük ve kol saati takmak.
7. Kemer kullanmak, omuza çanta asmak.
8. Yüzü ve başı örtmeden, yorgan ve battaniye gibi bir örtü ile örtünmek.
9. Palto, ceket gibi giyim eşyasını giymeden omuzlarına almak.
10. Şemsiye kullanmak, gölgede oturmak.
11. Balık vb. su ürünlerini avlamak.
12. İhramsız kişi tarafından avlanan kara avının etinden yemek.
13. Yılan, akrep, fare, sinek, pire, kene gibi zararlı hayvan ve haşareler ile saldırgan köpek, kurt ve kaplan gibi yırtıcı hayvanları öldürmek.
b) ÖZEL VAKİT
Haccın farzlarını yani "ihrama girme", "Arafat vakfesi" ve "ziyaret tavafı"nı, kendileri için belirlenmiş özel vakitlerinde yapmak haccın geçerlilik şartıdır.
Hac törenleri (menâsik), hac ayları içinde yapılır. Hac ayları, hac menâsikinin yapılacağı aylar olup, şevval ve zilkade ayı ile zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu aylardan önce hac menâsikine başlanmaz. Ayrıca hacla ilgili vakfe, tavaf, sa‘y, şeytan taşlama gibi menâsikten her birinin bu aylar başladıktan sonra belirlenen vakitler içinde yapılması gerekir, aksi halde sahih olmaz.
c) ÖZEL MEKÂN
Haccın farzlarının özel mekânlarda yerine getirilmesinin anlamı, vakfenin Arafat sınırları içinde ve tavafın Kâbe'nin etrafında yapılmasıdır.
Bu şartlardan herhangi birinin eksikliği durumunda yapılan hac geçerli olmaz.
HAC ve UMRENİN YAPILIŞI
a) Hac ve umre menâsiki ihrama girmekle başlar. İhrama girmeden önce tırnaklar kesilir, koltuk altı ve kasık kılları temizlenir, gerekiyorsa saç, sakal tıraşı olup bıyıklar düzeltilir. Mümkünse gusledilir veya abdest alınır. Gusül, abdestten efdaldir. Su yoksa veya kullanılamıyorsa, teyemmüm yapılmaz; çünkü bu abdest ve gusül, beden temizliği içindir. Bu sebeple abdestli olanlara ve özel hallerinde bulunan kadınlara da sünnettir. Bu hazırlıktan sonra erkekler, üzerlerindeki bütün giysilerden soyunup izâr ve ridâ denilen iki parça ihram örtüsüne, usulüne göre sarınırlar. Başları açık, ayakları çıplaktır. Ancak ayaklarına topukları ve mümkün olduğunca üzerleri açık ayakkabı veya terlik giyebilirler. Kadınlar normal elbise ve kıyafetlerini değiştirmezler. Onların her türlü giyim eşyası, kapalı ayakkabı, çorap ve eldiven giymelerinde bir sakınca yoktur. Yalnızca yüzlerini örtmemeleri gerekir. Kerâhet vakti değilse, iki rek‘at ihram namazı kıldıktan sonra niyet ve telbiye yapılarak ihrama girilir.
İfrad haccı yapacak olanlar,
"Allahım, senin rızânı kazanmak için haccetmek istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur!" diyerek sadece hacca niyet eder ve telbiye yaparlar.
Temettu‘ haccı yapacak olanlar,
"Allahım, senin rızânı kazanmak için umre yapacağım, onu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle!" diyerek sadece umreye niyet eder ve telbiye yaparlar.
Kırân haccı yapmak isteyenler ise,
"Allahım, senin rızânı kazanmak için umre ve hac yapmak istiyorum. Bunların edâsında bana kolaylık ver ve her ikisini de kabul buyur!" diyerek hem umre, hem de hacca niyet edip telbiye söylerler.
Niyet ve telbiyenin yapılmasıyle ihrama girilmiş ve ihram yasakları başlamış olur. Telbiye, tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife söyleyerek yolculuğa devam edilir. Telbiye, ihram süresince her fırsatta söylenir. Özellikle zaman, mekân ve durumda yenilik ve değişiklik olduğunda, yokuşta, inişte, kafilelere rastlayışta, farz namazlardan sonra, seher vakitlerinde söylenmelidir. Telbiyeyi her söyleyişte üç defa tekrarlamak, sonra tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife okumak müstehaptır. Telbiye hacda bayramın ilk günü Akabe Cemresi’ne taş atmaya başlamakla, umrede ise, umre tavafına başlamakla biter; daha sonra yapılmaz. Mekke'de kalınacak yere yerleşip mümkünse boy abdesti, değilse abdest alındıktan sonra telbiye söylenerek Harem-i şerif’e gidilir. Beytullah görülünce üç defa tekbir ve tehlîl getirilip dua edilir. Farz namaz kılınmıyorsa hemen tavafa başlanır.
b) İfrad haccında ilk yapılacak tavaf "kudüm tavafı", temettu‘ ve kırân haccında ise "umre tavafı"dır.
Temettu‘ ve kırân haccında umre tavafından sonra umrenin sa‘yi yapılacağı için tavafta "ıztıbâ‘" ve "remel" yapılır. İfrad haccında ise, şayet hac sa‘yi kudüm tavafını takiben yapılacaksa, tavafta ıztıbâ‘ ve remel yapılır, aksi halde yapılmaz. Müsait yer varsa, makamı İbrâhim'in arkasında, orada yer yoksa, uygun başka bir yerde tavaf namazı kılınıp dua edildikten ve zemzem içildikten sonra temettu‘ ve kırân haccı yapanlar umre sa‘yini; ifrad haccı yapanlar ise, isterlerse hac sa‘yini yaparlar.
İfrad haccı yapanlar, hac sa‘yini ister yapsınlar ister yapmasınlar tıraş olmazlar ve ihramdan çıkmazlar, ihramlı olarak kalırlar.
Temettu‘ haccı yapanlar mîkatta sadece umreye niyet ettikleri için umrenin sa‘yi tamamlanınca, tıraş olup ihramdan çıkarlar. Tekrar hac için ihrama girinceye kadar Mekke'de ihramsız kalırlar. 8 Zilhicce (terviye) günü veya isterlerse daha önce hac için tekrar ihrama girerler. Hac için ihrama girdikten sonra yapacakları nâfile bir tavafı takiben isterlerse hac sa‘yini Arafat'a çıkmadan önce yapabilirler. Bu takdirde, ziyaret tavafından sonra sa‘y yapmazlar.
Kırân haccı yapanlar, ihrama girerken hacca da niyet ettikleri için umre sa‘yindan sonra tıraş olmazlar ve ihramdan çıkmazlar. Bunlar umre sa‘yi bitince, gerekiyorsa biraz dinlendikten sonra ayrıca kudüm tavafı yapıp tavaf namazını kılarlar. Hac sa‘yini isterlerse bu kudüm tavafının arkasından, isterlerse ziyaret tavafından sonra yaparlar. Peşinden sa‘y yapılacak tavafta ıztıbâ‘ ve ilk üç şavtta remel yapılır.
c) İster ifrad, ister temettu‘, ister kıran yapsınlar, bütün haccedenler terviye (8 Zilhicce) günü Mekke'den ayrılıp Mina'ya veya Arafat'a geçerler.
d) Hac Menâsikinin Eda Edildiği Günler
Hac menâsiki yoğun olarak 8-13 Zilhicce arasındaki altı gün içinde eda edilir. Bu günlerden her birinde yapılan menâsik özetle şöyledir:
1. Terviye günü (8 Zilhicce). İster ifrad, ister temettu‘, ister kırân haccı yapsınlar, bütün haccedenler terviye günü sabah namazından itibaren Mina'ya veya Arafat'a intikale başlarlar. Terviye günü öğle namazından arefe günü sabah namazına kadarki beş vakit namazı Mina'da kılmak ve geceyi orada geçirip güneş doğduktan sonra Arafat'a hareket etmek sünnettir.
2. Arefe günü (9 Zilhicce). Arafat'ta zeval vaktine kadar çadırlarda dinlenilir ve ibadetle meşgul olunur. Zeval vaktinden sonra, mümkünse gusledilir. Öğle ve ikindi namazları cem‘i takdîm ile kılındıktan sonra vakfe yapılır. Bütün gün telbiye, tekbir, tehlîl, zikir, tesbih, salavât-ı şerife, dua, namaz-niyaz, tövbe-istiğfar, Kur'ân-ı Kerîm tilâveti gibi ibadetlerle değerlendirilir. Resûlullah "Bugün gözüne, kulağına ve diline sahip olanın geçmiş günahları bağışlanır" (Müsned, I, 329, 356) buyurmuştur. Güneş battıktan sonra akşam namazı kılınmadan Arafat'tan Müzdelife'ye intikal başlar. Akşam ve yatsı namazları, yatsı vakti girdikten sonra, Müzdelife'de cem‘-i tehîr ile kılınır. Bayram gecesi burada ibadet ve istirahatle geçirilir. Şeytan taşlamada kullanılmak için yeteri kadar taş toplanır.
3. Bayramın ilk günü (yevm-i nahr; 10 Zilhicce).
a) Vakti girince sabah namazı Müzdelife'de erkence kılınır. Namazdan sonra ortalık aydınlanıncaya kadar vakfe yapılır. Dua, niyaz ve istiğfar edilir. Ortalık iyice aydınlanınca, güneş doğmadan Mina'ya hareket edilir.
b) Mina'da eşyalar çadırlara yerleştirildikten sonra Akabe Cemresi’ne gidilir. Her birinde "Bismillâhi Allahüekber, rağmen li'ş-şeytâni ve hizbih" denilerek yedi taş atılır. İlk taşın atılması ile telbiye biter. Bundan sonra artık telbiye yapılmaz.
c) Daha sonra Harem bölgesi sınırları içinde kurban kesilir veya vekâlet yolu ile kestirilir. Temettu‘ ve kırân haccı yapanların şükür kurbanı kesmeleri vâciptir. İfrad haccı yapanların kurban kesmeleri gerekmez; isterlerse nâfile olarak keserler.
d) İfrad haccı yapanlar Akabe Cemresi’ne taş attıktan sonra; temettu‘ ve kırân haccı yapanlar ise kurbanlarını da kestikten veya kestirdikten sonra, saç tıraşı olup ihramdan çıkarlar. Böylece cinsel ilişki dışındaki diğer bütün ihram yasakları kalkar. Cinsel ilişkiyle ilgili yasak ise ancak ziyaret tavafı yapılınca kalkar. Haccedenler bizzat kendi saçlarını kesebilecekleri gibi birbirlerini de tıraş edebilirler. Tıraş olabilecek duruma gelmiş olan bir ihramlının henüz kendisi tıraş olmadan başka bir ihramlıyı tıraş etmesinde bir sakınca yoktur.
e) Aynı gün imkân olursa, Mekke'ye inilerek ziyaret tavafı yapılır. Daha önce hac sa‘yini yapmamış olanlar ziyaret tavafından sonra hac sa‘yini de yaparlar. Ziyaret tavafının bayramın ilk günü yapılması efdaldir. O gün yapılamazsa daha sonra yapılır. Bu tavafın en geç bayramın 3. günü güneş batmadan önce yapılması Ebû Hanîfe'ye göre vâcip, diğer müctehidlere göre ise sün-nettir.
f) Ziyaret tavafı bayramın ilk günlerinde yapılmışsa, tavaftan sonra tekrar Mina'ya dönüp şeytan taşlama günlerinde Mina'da gecelemek, Hanefîler'e göre sünnet, diğer üç mezhepte ise vâciptir.
4. Bayramın 2, 3 ve 4. günleri (11, 12 ve 13 Zilhic-ce).
a) Bayramın 2 ve 3. günleri zeval vaktinden sonra sırayla Küçük, Orta ve Akabe cemrelerine yedişer taş atılır. Küçük ve Orta cemrelere taş attıktan sonra uygun bir yere çekilerek dua edilir. Akabe Cemresi taşlandıktan sonra ise dua için artık durulmayıp orası hemen terkedilir. Bu iki gün zevalden önce "şeytan taşlama" yapılmaz.
b) Bayramın 4. günü cemrelere taş atmayacak olanların, o gün fecr-i sâdıktan yani tan yeri ağarmaya başlamadan önce Mina'dan ayrılmış olmaları gerekir. Bunların 3. gün henüz güneş batmadan Mina sınırları dışına çıkmaları sünnet; güneş battıktan sonra ayrılmaları mekruhtur. 4. gün tan yeri ağarmaya başlamadan Mina'dan ayrılmamış olanların o gün de her üç cemreye yedişer taş atmaları gerekir. Ancak Ebû Hanîfe'ye göre, 4. gün taşların fecr-i sâdıktan itibaren zevalden önce atılması da câizdir. 4. gün taşlar atıldıktan sonra Mina'dan Mekke'ye inilir.
c) Âfâkıler, Mekke'den ayrılmadan önce vedâ tavafı yaparlar. Böylece hac tamamlanmış olur.
e) Hacda Kadınlar
Hac ve umre menâsikinde kadınların erkeklerden ayrıldıkları hususlar, aşağıdakilerden ibaret olup diğer hususlarda aralarında fark yoktur.
1. İhramlı iken elbise, çorap, eldiven, kapalı ayakkabı, mest, çizme ve her türlü giyim eşyası giyebilirler. Başlarını örterler, sadece yüzlerini örtmezler.
2. Telbiye, tekbir ve dua yaparken, seslerini fazla yükseltmezler.
3. Tavafta ıztıbâ‘ ve remel, sa‘yde ise hervele yapmazlar.
4. İhramdan çıkmak için saçlarını tıraş etmezler, uçlarından biraz keserler.
5. Erkekler arasında sıkışmamak için Hacerülesved'i uzaktan istilâm ederler.
6. Hacdan sonra aybaşı veya loğusa iken Mekke'den ayrılırlarsa vedâ tavafı sâkıt olur.
7. Özel hallerini görmekte olan kadınlar, tavaftan başka, haccın bütün menâsikini bu halleriyle yapabilirler. Hayız ve nifas denilen özel durumları sebebiyle farz olan ziyaret tavafını eyyâm-ı nahrdan yani bayramın ilk üç gününden sonra yapmak veya vedâ tavafını terketmekle kendilerine ceza gerekmez.
Bu haliyle ziyaret tavafı yapmaları da Hanefîler'e göre geçerlidir. Bu durumda ceza kurbanı kesmesi gerekir. Hayız veya nifas halindeki bir kadın kudüm veya umre tavafını yapmadan Arafat'a çıkmak ve vakfe yapmak zorunda kalırsa;
a) İfrad haccı yapmak üzere sadece hac için ihrama girmişse, temizlendikten sonra ziyaret ve vedâ tavaflarını yapar. Sünnet olan kudüm tavafının terkinden dolayı bir şey gerekmez; haccı tamam olur.
b) Temettu‘ haccı yapmak üzere sadece umre için ihrama girmişse, Hanefîler'e göre Arafat'a çıkarken hac için niyet ve telbiye yaparak umre ihramını iptal eder. Hacdan önce umre yapmadığı için ifrad haccı yapmış olur; şükür kurbanı kesmesi gerekmez. Hacdan sonra iptal ettiği umreyi kazâ eder ve iptal ettiği için ceza kurbanı keser.
Diğer mezheplere göre hac için niyet ve telbiye yapmakla umre ihramı bozulmaz, hac ihramı ile birleşmiş sayıldığından kırân haccı yapmış olur ve kırân hedyi kesmesi gerekir. Fakat hacdan sonra önceden yapılamayan umrenin kazâsı için ayrıca tavaf ve sa‘y gerekmez. Hac için yapılan tavaf ve sa‘y umre için de yeterli olur.
c) Kırân haccı için ihrama girmişse, Hanefîler'e göre, umre tavafından önce Arafat’ta vakfe yapmakla umresi bozulmuş sayıldığından ifrad haccı yapmış olur. Şükür kurbanı kesmesi gerekmez. Fakat hacdan sonra bozulan umreyi kazâ eder ve bozduğu için bir ceza kurbanı keser. Diğer mezheplere göre, umre tavafını yapmadan Arafat'ta vakfe yapmakla umre bozulmuş olmaz. Yapılan hac yine kırân haccı olur ve şükür kurbanı kesmek gerekir. Hacdan sonra, önceden yapılamayan umrenin kazâsı için ayrıca tavaf ve sa‘y gerekmez. Hac için yapılan tavaf ve sa‘y umre için de yeterli olur.
HACI ADAYLARINA GEREKLİ OLACAK BAZI BİLGİLER ve TAVSİYELER
Allah ve Resulü’ne misafir olacak, milyonlarca Müslüman içerisinden seçilmiş siz değerli hacı adayları. Bu çalışmada sizlere Hac öncesi ve Hac farizasını yerine getirdiğiniz süre boyunca gerekli olabilecek bazı bilgiler derledik. Bu bilgilerle birlikte sizden sorumlu olacak şirket görevlileri ve din görevlilerinin uyarı ve tavsiyelerine uymanız Hac ibadetinizi daha rahat ve güvenli bir şekilde yapabilmenize yardımcı olacaktır. Haccınızın şimdiden kabul olmasını dileriz.
HAC ÖNCESİ HAZIRLIKLAR

• Yurt dışı çıkış harç pulunuzu 15 TL karşılığı temin edip, gidişte havaalanında yanınızda bulundurunuz.
• Suudi Arabistan’da kullanmak üzere her hacı adayı beraberinde bir telefon götürmelidir. Suudi Arabistan’da telefonunuza bir hat alarak Hac boyunca kullanabilir, yakınlarınız ve hocanızla irtibat halinde olabilirsiniz.
• Gidişte size hediye edilen kumaştan dikilen hac elbisenizi giymeniz kafile düzenimiz açısından daha uygun olacaktır. Hac boyunca bu hac elbisesini giymeniz zorunlu değildir. Giderken beraberinizde yazlık bol ve rahat kıyafetler götürüp giyebilirsiniz. Yeterli miktarda iç çamaşırı ve ek olarak ince bir hırka veya ceket de alabilirsiniz.
• Gidiş için size bildirilecek olan saatte havaalanında hazır olunuz. Havaalanından içeriye girmezden önce yakınlarınızla vedalaşıp salona öyle giriniz. Havaalanı görevlileri genelde hacı adayları haricindekileri salona almamaktadır.
• Hacca gidişte ve dönüşte uçakta kişi başı 30 kg. yük ve 8 kg. el bagajı hakkınız vardır. Dönüşte yük hakkınıza ek olarak 10 lt. zemzem getirebilirsiniz. Bu zemzem firmamız tarafından size Mekke’de hediye olarak verilecektir. Yük hakkına uyulması hususunda lütfen hassas olunuz. Özellikle dönüşte fazla bagaj nedeniyle havayolu firması her 1 fazla kilo için yüksek meblağlarda ücret talep etmektedir. GİDİP DÖNÜNCEYE KADAR EŞYALARINIZIN KORUNMASI TAMAMEN KENDİ SORUMLULUĞUNUZDADIR. GİDİŞTE ve DÖNÜŞTE EŞYANIN KAYBOLMASI, GECİKMESİ GİBİ DURUMLARDA SORUMLULUK TAŞIMAYI YAPAN HAVAYOLU FİRMASINA AİT OLACAKTIR.
• Valizlerinizin üzerine verdiğimiz valiz etiketlerini bağlayınız ve mutlaka isim, telefon, şehir bilgilerini yazınız. Valizler birbirine benzediği için valizlerinize uzaktan fark edebileceğiniz uygun bir işaret koyunuz.
• Erkekler kaliteli bir ihram, ihram kemeri ve ihramlıyken giyeceği bir terlik alıp (önce Medine'ye gidileceği için) valizine yerleştirmelidir.
• Her hacının bazı ihtiyaçları için en azından 500 Euro civarında (alacağınız hediye vb. şeyler var ise bu meblağ biraz daha fazla olmalıdır) bir parası bulunmalıdır. Bulabilirseniz bir miktar da bozuk Riyal götürünüz, havaalanlarında, yollarda ihtiyaç olabilir. Üzerinizde taşıyacağınız para için elbise içinde bele bağlanabilecek emniyetli bir para kemeri veya boyuna asılacak cüzdan alınız. Mekke’de paranızı verebileceğiniz emanet kasamız olacaktır.
• Hac boyunca kullanacağınız rahat ve kaliteli terlik veya ayakkabı götürünüz. Ayrıca Hac boyunca omuz çantanızda bulundurmak üzere sizlere hediye ettiğimiz seccade veya başka rahat bir seccade alınız.
• Devamlı kullandığınız ilaçlarınız var ise bu ilaçları (varsa reçetesi ile birlikte) dönünceye kadar yeterli olacak şekilde yanınıza alın.
• Otellerimizde sabah kahvaltısı ve akşam yemekleri acentamız tarafından verilecektir. Dileyen hacılar öğle yemeklerini restoran tarzı yerlerde alabilecekleri gibi, dileyenler de kendi imkanları ile hazırlayıp (aperatif hafif yiyecekler veya meyve vb.) otelde yiyebilirler. Suudi Arabistan’da hemen her türlü gıda maddesi rahatlıkla bulunabilmektedir. Bu nedenle hacıların beraberlerinde fazla gıda maddesi götürmelerine gerek yoktur. Ancak orada bulunamayabilecek yöresel yiyecekler (et kavurması, sucuk, kuru incir, cevizli sucuk vb.), salça gibi gıdalardan bir miktar götürebilirsiniz. Ayrıca gidişte havaalanındaki beklemelerde yemek üzere yanınıza pratik (poğaça vb.) yiyecekler alabilirsiniz.

HAC SÜRESİNCE

• Hac organizasyonu dünyanın en uzun süreli ve en zor seyahat organizasyonudur. Bu nedenle her ne kadar itinalı ve programlı hareket edilirse edilsin özellikle S.Arabistan’ın şartlarından kaynaklanan nedenlerle zaman zaman bazı olumsuzluklar, güçlükler, gecikme ve aksaklıklarla karşılaşılabilmektedir. Bu nedenle hacılarımızdan elde olmayan bu gibi durumları anlayış ve sabırla karşılamasını ve görevlilere sorunu çözene dek imkan dahilinde yardımcı olunmasını rica etmekteyiz. Farklı bir ülkede olduğumuzu, dil, yol bilmediğimiz için bazı zorluklar yaşabileceğimizi ve bizim gibi yüz binlerce insanın da aynı durumda olduğunu unutmayalım.
• Hacı adayları Hac boyunca nerede olduğunu, niçin geldiğini, kimin misafirleri olduğunun bilincinde olmalı, Müslümanlığa ve ülkesine yakışır şekilde hareket etmeli, değerli vaktini alış-veriş ve malayani şeyler ve sözlerle heba etmemelidir. Diğer Müslümanlarla olduğu gibi özellikle hac arkadaşlarıyla-oda arkadaşlarıyla iyi geçinmeli, başkasını rahatsız edecek davranışlardan, kalp kırmaktan ve münakaşa etmekten son derece kaçınmalıdır. Hangi milletten olursa olsun oraya gelen herkese kardeş gözüyle bakmalı ve insanlara eziyet etmekten sakınılmalıdır. Bu kutsal yolculukta bir hacı adayının en güzel azığı SABIR dır.
• Her hacının bir grubu, grup numarası, otobüsü ve grup hocası olacaktır. Bazen tüm gruplar kafile olarak hareket edebileceği gibi, bazen de gruplar ayrı ayrı hareket edebilmektedir. Hacılar grup hocasını iyi tanımalı, hocasıyla sürekli irtibat halinde olmalı, Suudi Arabistan’a gidince hocasının telefon numarasını yanına kaydetmeli, kendi numarasını da hocasına vermelidir. Çok iyi bilinmiyorsa dini vecibelerde yanlış yapmamak için hoca ile hareket edilmelidir. Hacılar soracakları soruları ve sorunlarını öncelikle grup hocasıyla paylaşmalıdır. Grup hocası bilgisi dışında olan konularda veya kendilerini aşan hususlarda hacıları şirket görevlilerine yönlendirecektir.
• Hac süresince yapılacak olan toplantılara mutlaka iştirak edilmelidir. Bu toplantılarda hem bazı dini vecibeler hakkında bilgi verilmekte, hem de diğer hususlarda ve duyurular konusunda hacılar bilgilendirilmektedir. Ayrıca önemli duyurular otelimizde şirketimize ait duyuru panolarında da ilan edileceğinden bu panolara otele giriş ve çıkışlarda göz atmakta fayda vardır.
• Mekke ve Medine’de otellere yerleşilirken acele edilmemeli, müsait olan bir yerde bekleyerek görevlilerin işlerini yapmasına olanak sağlanmalıdır. Görevliler en kısa sürede odanıza ulaşmanız için imkânlarını seferber edecektir.
• Havaalanlarında, yemek salonunda, asansöre binerken, otobüs ve servislere binerken acelecilikten ve telaştan son derece sakınınız. Kadın ve yaşlılara öncelik tanıyınız. Emin olunuz ki bu gibi durumlarda bazen 1 dakika bile beklemek hem sizin rahatınız hem de başkalarının rahatı için yeterli olmaktadır.
• S.arabistan’da otellerde Türk hacılarına verilen yemeklerin menüsü Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tespit edilip, yemek şirketlerine verilmektedir. Yemek şirketleri yemekleri bu menülere göre hazırlayıp otellere dağıtmaktadır. Bu yemekler Türkiye geneli damak tadına uygun, S.arabistan şartlarında hazırlanmış yemekler olduğundan YÖREMİZİN DAMAK TADINA UYGUN ÇEŞİTLERDE YEMEK BEKLENTİSİ İÇERİSİNE GİRİLMEMELİDİR.
• Hacı adayları S.arabistan’dan Türkiye’ye göndereceği hurma veya yük hakkı dışında fazla eşyaları varsa bu eşyaları göndermek için seçeceği kargo firmasını iyi seçmeli, mümkünse resmi kargo firması olan PTT kargoyu tercih etmelidir. Firmamızın,kargo firması, hurmacı vb. üçüncü şahıs ve firmalarla hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır.
• Hac süresince size verilecek olan Hac kimliğini hep boynunuzda taşıyınız, temizliğe son derece dikkat ediniz, öğle saatlerinde güneşe direk maruz kalmaktan ve izdihamdan sakınınız. Gerekirse günlük banyo yapıp kıyafet değiştiriniz ve ter kokusuyla başka insanları rahatsız etmeyiniz. Aldığınız gıdalara dikkat ediniz, sağlığınızı koruyunuz. Özellikle çok sıcaktan birden bire klimalı ortamlara (hele hele terliyken ) girmeyin, çok soğuk su içmeyin,“mübarek topraklarda bir şey olmaz” düşüncesiyle devamlı kullandığınız ilaçları sakın bırakmayın! Uykunuzu düzenli alın, nafile ibadetlerinizi yaparken gücünüzün üzerine çıkmayın, kendinizi Arafat’a hazırlayın.
• Son olarak; Hacı adayı Hac yolculuğunun, ticari ya da turistik bir seyahat değil, bir ibadet yolculuğu olduğunu, bu yolda atılan her adımın, çekilen her sıkıntının, bir taraftan kendisine sevap kazandırırken diğer taraftan günahlarını eriteceğini hiçbir zaman aklından çıkarmamalıdır. Hacı sıfatı kazanıp memlekete döndükten sonra ahvalini düzeltip insanlara güzel örnek olmalıdır. Çevresine Hacdayken görebileceği nahoş şeyleri değil, güzellikleri anlatmalıdır. Allah’u Teala kabul olmuş bir Hac ile memleketlerimize dönmeyi nasip etsin. Amin.
 
Çok uzun..ama hac islamiyetten önce de vardı.islama has değil.neden islam eleştirisi konusuna cevabım,benim hayatımı kısıtlayan şu an bu islam.yaşadığımız ülkenin %104 ü müslüman.dolayısı ile hıristiyanlık eleştirilmiyor.yoksa onun da başı altında kalabilir mahsuru yok
 

Hacca gitmemiş bir kimse, başkasının yerine bedel olarak hacca gidebilir mi?

Daha önce hac yapmamış bir kişi, vekil (bedel) olarak hacca gidebilir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, ölen yakınları veya yaşlı büyükleri yerine hac yapıp yapamayacaklarını soran kişilere, herhangi bir kayıt koymaksızın onların yerine hac yapabileceklerini belirtmesi ve bedel olarak gidecek kimsenin daha önce hac yapmış olması şartından bahsetmemesi, bu hükmü desteklemektedir (Buhari, Hac, 1; Müslim, Hac, 407; Tirmizi, Hac, 86-87; İbnMace, Menask”, 9-10).

Bununla birlikte, hacca bedel olarak gönderilecek kimsenin, tecrübe edinmiş olması açısından daha önce hac yapmış bir kimse olmasını tercih etmek daha uygundur. Şafiilere göre ise daha önce hacca gitmemiş birisinin vekil olarak hacca gitmesi caiz değildir. (Kasani, Bedaiü’s-sanai, Beyrut 1406/1986, II, 213).
 
Ölen kimsenin yerine vekaleten hac yapmak için illa bu kimsenin miras parasından mı kullanmak gerekir, bir yakını kendi kazancından vekaleten hacca gidebilir mi?

Kendisine hac farz olmadığı halde parası olmadığı için hac yapamamış ve vefat etmiş bir kimsenin hayırına hac yapılabilir. Vefat eden kimsenin yerine hac yapmak için illa miras bırakmış olması gerekmez. Bir evlat anne veya babası için kendi parasından da vekaletten onlar yerine hac yapabilir.

Kendisine hac farz olduğu halde haccetmeden vefat edenler, hiç olmazsa kendisi yerine vekil olarak haccedilmesini vasiyet etmiş olmalıdır. Bu durumda mirasçıları, bıraktıkları mirasın üçte birinden masraflarını karşılayarak onun yerine vekâleten hacca gitmeli veya emîn bir kimseyi göndermelidirler.

Vasiyet etmemiş olsa bile, haccını eda etmemiş hac yükümlüsü adına mirasçıları hacceder veya ettirirlerse, yükümlünün hac borcu ödenmiş olur. Şâfiî Mezhebi'ne göre, mirasçıları onun adına bu farîzayı yerine getirmekle yükümlüdürler.
 
Hacca gitmemiş bir kimse, başkasının yerine bedel olarak hacca gidebilir mi?

Kişi üzerine farz olan hac ibadetini bizzat kendisi yerine getirmekle yükümlüdür. Ancak üzerine hac farz olduğu halde, bizzat hac yapamayacak duruma düşen kişinin, hacca vekil göndermesi veya kendisi adına vekil gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir.

Hacca bedel (vekil) gönderecek kimse, haccın nasıl yapılacağını bilen ve hac yapabilecek nitelikleri taşıyan, buluğ çağına erişmiş, akıllı, tercihen daha önce hac yapmış Müslüman bir kimseyi hac yapmak üzere vekil tayin eder. Bununla birlikte, daha önce hac yapmamış kişi de, vekil olarak hacca gönderilebilir.
 

Hac farizasını ifa etmeyen kimse başkasının yerine hacca gidebilir mi?

İbadetler yalnız bedenle, yalnız mal ile veya hem beden hem de mal ile yapılanlar olmak üzere üçe ayrılır Hangi şekilde yapılırsa yapılsın, yapılan bir ibadetin sevabı başkasına bağışlanabilir Kendisine sevap bağışlanan kişi de bundan yararlanır

Başkası adına, onun yerine ibadet yapılıp yapılamayacağı, şayet yapılabilirse, bununla o kişinin yükümlü olduğu farz ve vâcip ibadetlerin sorumluluğunun düşüp düşmeyeceği hususuna gelince:

a) Namaz, oruç, itikâf gibi sadece bedenle yapılan ibadetlerde vekâlet mutlak olarak câiz değildir Hiç kimse başkası adına, onun yerine oruç tutamaz, namaz kılamaz Bu tür ibadetlerin vekâleten yapılması ile yükümlünün sorumluluğu kalkmaz

b) Zekât, kurban, sadaka gibi yalnız mal ile yapılan ibadetlerde vekâlet, mutlak olarak câizdir Bir kimse zekâtını bizzat verebilecegi gibi, kendi adına vermek üzere başkasını vekil de edebilir

c) Hac gibi hem bedenî hem de malî ibadetlerde ise, yükümlünün bizzat edadan aczi halinde vekâlet câizdir; aksi halde câiz değildir

Ölüm, yaşlılık, devamlı hastalık, kadınların birlikte yolculuk yapacak mahremlerinin bulunmayışı gibi sebeplerle bizzat haccedemeyecek kimselere vekâleten yapılan hac, onlar adına yapılmış olur

Bu durumdaki kimselerden, üzerlerine hac farz olmuş olanların, bedel göndererek vekâleten hac yaptırmaları gerekir Vekâleten yapılan hac ile bunların hac borçları eda edilmiş sayılır

Üzerlerine hac farz olduğu halde, kendileri haccetmedikleri gibi, bedel de göndermeden vefat eden kimselerin ise, kendi yerlerine haccetmek üzere bedel gönderilmesini vasiyet etmeleri gerekir

Bıraktıkları mirasın üçte biri, bedel gönderilecek kişinin masrafını karşıladığı halde, mirasçılar bedel göndermezlerse, Allah katında sorumlu olurlar

Mirasın üçte biri bedelin masrafını karşılamazsa veya ölenin bu konuda vasiyeti yoksa, mirasçılar bedel göndermekle sorumlu olmazlar

Ancak, vasiyet olmasa veya mirasın üçte biri bedel göndermeye yetmese bile, mirasçılar masrafını kendileri karşılayarak onun adına hacceder veya ettirirlerse, yükümlünün hac borcu ödenmiş olur

Rivayet edildiğine göre Has`am kabilesinden bir kadın Peygamberimiz'e gelerek, babasının binek üzerinde duramayacak kadar yaşlı olduğunu söylemiş ve kendisinin onun adına haccedip edemeyeceğini sormuş, Peygamberimiz de buna izin vermiştir (Buhârî, Hac, 1; Müslim, Hac, 407)

İbn-i Abbas anlatıyor: Bir kadın hacca gitmeyi adamıştı, ama ömrü vefa etmedi, haccını edâ edemeden öldü Kadının kardeşi Resûlullah'a (asm) gelerek ne yapması gerektiğini sordu Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm): "Ölen kardeşinin borcu olsaydı öder miydin?" diye sorduAdam: "Evet ya Resulallah!" deyince, Allah Resulü (asm): "O halde Allah'a karşı olan borcunu da öde! Çünkü o ödenmeye daha çok lâyıktır" buyurdu (Nesâî, Menâsik'ül-Hac, 7)

Yine İbn Abbas (ra) anlatıyor: Sinan b Seleme el Cühenî’nin karısı, haccını yapamadan vefat eden annesinin yerine haccedip edemeyeceğinin Rasûlullah (sav)’den sorulmasını istedi

Rasûlullah (sav)’de: “Evet” dedi ve: “Annenin borcu olsa sen de onu ödemiş olsan borcu düşmüş olmaz mı? O halde annesi adına haccetsin” (Buhârî, Cezaü’s Sayd, 33)

Başka bir rivâyete göre, bir kadın Rasûlullah (sav)’e haccetmeden ölen babasının durumunu sormuştu da: “Babanın yerine haccet” buyurdu (Buhârî, ay; Tirmizî, Hac, 85; Nesai, Menâsik'ül-Hac, 8)

Haccı ihmal etmemek lâzımdır Üzerine hac farz olan Müslüman, eğer kendisi bu ibâdeti yapmaya güç yetiremiyorsa, kendi yerine güvendiği bir yakınını vekil olarak hacca göndermelidir

Zira haccı ihmal etmek ilâhî musîbeti değil; ilâhî gazap ve kahrı celbediyor Cezası da "günahların artması" şeklinde tecellî ediyor (Nursi, Sünûhât, s 54)

Edâ edilen bir ibâdetin sevabı, okunan bir Kur'ân'ın veya virdin feyzi, yapılan bir hayır ve hasenatın hayrı başkasına bağışlanabilir ve bağışlanan kimse de bundan mânevî olarak eksiksiz istifâde eder (Nursi, Şuâlar, s 589)

Ancak hacda vekâletin câiz olması için, hac yükümlüsünün haccı edâ etmekten bizzat âciz olması gerekir Aksi takdirde, hac yapmaya muktedir olan bir kimsenin, kendisi yerine başkasını hacca göndermesi câiz değildir

Aşırı yaşlılık, devamlı veya yatalak halinde hastalık, ölüm, kadınlar için birlikte yolculuk yapacak mahremlerinin bulunmayışı gibi sebepler, hac yükümlüsünün bu ibâdeti bizzat kendilerinin eda etmesini mümkün kılmayan sebeplerdir Bu durumda hac yükümlüsü, güvendiği bir başkasını kendisi yerine hacca göndermelidir

Vekil olarak hacca gidecek kimse, hac yapmaya ehil olmalı ve bizzat kendisini gönderen yükümlü için niyet ederek hac yapmalıdırYükümlü de, vekil de Müslüman, âkıl ve bâliğ ve hac işlerini anlayarak yapabilecek kimseler olmalıdır

Şâfiîler'e göre ise, üzerine hac farz olduğu halde, haccetmeden vefat eden kişinin, bu konuda vasiyeti olmasa ve mirasının üçte biri hac masrafını karşılamasa bile, mirasçılar mirasın tamamı ile, onun adına haccetmek veya ettirmekle yükümlüdür

Çünkü Hz Peygamber haccı diğer kul borçlarına benzetmiş ve Allah hakkının ödenmeye daha lâyık olduğunu ifade etmiştir (Buhârî, Cezâü's-sayd, 22; Tirmizî, Hac 85)

Kendisine hac farz olduğu yıl, hac için yola çıkan fakat haccedemeden vefat eden kişinin bedel gönderilmesini vasiyet etmesi gerekmez ise de üzerine hac farz olduğu yıl haccetmeyip, daha sonra hac yolculuğuna çıkan kişi haccetmeden vefat ederse, yerine bedel gönderilmesini vasiyet etmesi gerekir Bu durumda bedel, Ebû Hanîfe'ye göre bu kişinin memleketinden, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre ise, vefat ettiği yerden gönderilir

 
Geri