Güpegündüz

Konu sahibi son olarak 996 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
tecrit günlerinin arifesinde mevcutlu sırt çantamın hamallığından bezmekliğimle, daha hafif ve hacmi ufak çanta bakınmaya başlamıştım. tnf banchee 35l ile osprey 35l arasında kalmıştım fakat yaptığım geniş çaplı araştırmalar sonucu, tr stoklarının tükenmiş olduğunu gördüm.
derken gözüme quechua'nın 30 litrelik tasarım harikası çantası ilişti. ayol bizde artık iyi bir marka olmalıyız diyerek hırs mı yaptılar bilemiyorum ama ilk defa bir ürünü tasarlamayı becerebilmişler. web sitesinden görsellerine bakıyorum şahane, yetinmiyor tanıtım videosunu izliyorum yine şahane aklım almıyor. neyse kendi kendime bunu cıbıldak gözlerimle görmeliyim diyerek, zihnimde de dedemin "decathlon mamüllerinden ne olur lan?" sözü yankılanarak yola çıktım.

az gittim uz gittim decathlon mağazasına vardım; çanta reyonuna yönelmemle cıbıldak gözlerimle görebilmek için 3 km yol gittiğim çantanın, mağazada olmadığına hayretler içerisinde tanık oldum. fakat aynı harika tasarıma sahip 20l modeli ellerinde bulunuyordu.
e dedim atın ölümü kişnemekten olsun, 20l modelini önce avuçlarımla mıncıkladım daha sonra bağrıma basıp iyice kişnettim.
güzel kişniyordu ama yörük kısrak değildi, umutlarımın çöküşüne istinaden örselendim ve dahi yıkıldım.
sanırım en az 20 yıl kullanmak üzere aldığım çantamı, sahiden de 20 yıl kullanacağım.

iki tam gündür başım çatlarcasına ağrıyor, gözlerim mil çekilmişçesine yanıyor, kulaklarım son ses "şah damar ajdar" dinletilmiş gibi bas vuruyor.
bedenimde bir kırıklık ve ruhumda bir burukluk ile yalpalıyorum.
heyhat hiç iyi değilim.

tecrit günlerinde biraz kafa dağıtmak ve eğlenmek adına sanal aleme avdet eylemeyi uygun bulmuştum. bizatihi yollu yolunda gerek kuramıyla pek kısa kalacaktım. yaklaşık 15 yıllık sanal alem maceramda daha önce hiç bir insandan tiksinmemiş ve varlığını engelleme gereği duymamıştım.
fakat belirtmek isterim ki, 2021 yılı bana bu hisleri tattırmaya çok ısrarcı davranıyor.

sanırım ilgili görseldeki saatin "tik tak" sesleri ile gece yapayalnız kalmaklığım, ruh sağlığıma olumsuz etki ediyor.

bugün koyu kahve gözlere sahip şuh kadına mesaj gönderdim. sanırım laf lafı açmayacak.
kısmet olursa ve kendimi iyi hissedersem, yarın kuzguncuk sahilinden boğaz içini kayda alacağım.
görselleri belki yayınlarım belki de kendim için saklarım.

başım çatlamaya devam ediyor ve edecek.


seiko.jpg


r00t heyhat msg..
 
sevgili okurum, bana kalbin kadar temiz bu sayfaya yazma azmi verdiğin için eniştem ve ben teşekkür ediyoruz.

lafların lafları açmaması ve zeytin gözlerin ışıl ışıl parlamamasından dolayı, talihimi başka diyarlarda aramak üzere yola çıkıyorum.
yol hancı ise sarhoş olacağım, kervan ise düzüleceğim, bozkır ise kişneyeceğim.
en nihayetinde yola karışıp, yollu olacağım.

epeydir aklıma desmond hume karakteri geliyor. meğer tanrı tarafınca yazılması gereken kaderimi, bir avuç senarist kaleme almış.
bir hayat nasıl olabilirde birebir benzerlik gösterebilir aklım almıyor, fakat benim hikayem onun adıyla anlatıldı.
hiç bir şey istediğim gibi olmadı!

ağlaklığın lüzumu yok! neşem yerinde.
izlemek istediğim onlarca festival filmi ve çekmek istediğim kayıtlar vardı, biraz onlara zaman ayırırım.
çiçekli gömlekler ve basma etekler sezonu açıldı. müesseseler açık mı bilemiyorum ama eğer açıklarsa birkaç gömlek alacağım.
kıpır kıpır olacağım çünkü epeydir göt büyüttük.
noluyo ya? tuhaf bir şekilde mutluluk hissi yüklenmeye başladı. inş. şehirlere giriş çıkışlar kısıtlanmaz da doyasıya gezerim.
müze kartımın süresi doldu, inş. onunda fiyatını düşürürler.
inş. ankara tekrar kasaba olur. dinimiz amin!

birkaç öneride de bulunmak isterim;
- banshee izleyecek olursan kai proctor'ı tut! çünkü biz öyle yaptık.
- l&m yeni sezonu izleyecek olursan gemiyi tut! çünkü biz öyle yaptık.
- who killed sara? izleyecek olursan paraşütü tut! çünkü biz öyle yaptık.
- sexify izleyecek olursan 100% conclusion'ı tut! çünkü biz öyle yaptık.
- unutma biz kötülerin kısık sesiyiz!

huh bir de dışarı çık, hayat dışarıda.


- her gecem bu tınıyla geçiyor.



- son meşazım.





r00t esen kal msg..
 
lck but maybe dünyasında gelişen sıra dışı bir gün.

"2047 yılı - lck sınavları"
bahsi geçen yıldaki sınav için görevlendirildim; içimde ürperti yahut kaygı oluşmadı, gayet olağan hislerle durumu karşıladım.
dört gün öncesinden haberdar edilmekliğim ile görev yapacağım okulun coğrafi koordinatlarını tarayarak, lck uyduları aracılığı ile görsellerine ulaşım sağladım.
daha önce böyle bir deneyimim olmaması nedeniyle kaygılanmam gerekirken; yaradılışımdaki tek olağanüstülüğün türk olarak dünyaya gelmem olduğunu anımsayarak, bir kurtarıcı beklemeyip kendi kurtarıcım olmaya karar verdim.

fakat belirtmek isterim ki; görev günü gelip çattığında, sabah ezanının okunduğu saate kadar gözüme uyku girmedi. ezan sesinin verdiği ılık hislerle gözlerimi kapattığımı anımsıyorum. kurduğum alarmın sesine gözlerimde bir yangınla uyandım ve ivedi şekilde buluşma noktasına iştirak ettim.
kulaklarımda "sazlar çalar eller havada, benim yarim yok burada" tınısı yankılanırken, muallime hanımlar ile kahkahalar eşliğinde kahvaltıya oturduk.

iç gıcıklayıcı ses tonum ve kışkırtıcı bakışlarımın farkında olsam da, muallime hanımlardan birine bu denli etki edeceğime ihtimal vermemiştim.
bir yandan güneşten bir parça sarılık çalan saçlarıyla oynuyor, diğer yandan okyanus mavisi gözlerini gözlerime kenetlemiş vaziyette işveli işveli sohbet konuları açıyordu. kur yapmayı öylesine unutmuşum ki, önce afallasam da bir süre sonra toparlayıp ortama ayak uydurmayı başardım.
içimden "güzelim bu işveli tavırların beyhude, çünkü ben koyu bakan gözlerin aşığıyım" diye geçirirken okula vardık.

konferans salonunda sınav sürecine dair kısa bir sunum yapıldı ve herkesin çok iyi anladığı varsayıldı. üstüne üstlük o sabah gelen bir genelgeyle görevimin değiştirilerek salon başkanı yapıldığımı öğrendim, ayol ben kendimi bu vazife için hazırlamamıştım ki!
bir an strese girmiş olsam da, dava adamlığım gereği üstesinden gelme gücünü kendimde buldum. her şeyin sorumluluğunu hiç bir şey bilmeyen bana vermişler!

neyse ki muallime hanımlardan yaver tahsis etmeyi ihmal etmemişlerdi. emir komuta zincirindeki tecrübelerimden ötürü, yaverimle sıcak temasa girerek işin ehli olmadığım konusunu bilgisine sundum. ayh hocam endişelenmeyin ben tecrübeliyim hallederiz demesiyle " kız bana hocam deme aklıma ıslak öpen tarikat şeyhleri geliyor" karşılığını vermeyi düşünsem de teşekkür etmekle yetindim.

ardından bir yavrucak sınav giriş evrakını bulamayıp bana danıştı; yaptığım araştırmalar sonucu bende evrakı bulamayınca yavrucağı okul müdürüne teslim edip gereğini yapması konusuna dikkat çektim. salona geri döndüğümde kimlik kontrolleri yapmaya koyulmuştum, öğrenciler arasında ilerlerken ayol bir de ne göreyim! yavrucağın giriş evrakı masanın üzerinde duruyor.
ulan dedim hem çocuk baktı hem ben baktım göremedik, bir anda nereden çıktın!
salonumdan 3 çocuk yedek salonlara aktarılmıştı, onların masaları boş olduğu için karışıklık çıkmış olacak ki evraklar karışmış.
apar topar koridora fırladım "aklıma fi tarihinde öss sınavına gireceğim zaman polisin beni lafa tutup sınava almayışı" gelmişti. bir o yana, bir bu yana bakınarak katlar arası koşuştururken giriş kata kadar inmiştim, tam okul kapısından çıkacağı esnada giydiği sarı penyeden tanıyıp adını haykırdım.
evladım gel evrakını buldum.
bakınız bu hayatımın dönüm noktalarından biridir, çünkü daha önceleri bir çok hayat kurtarmış olsam da bir çocuğun geleceğine etki etmemiştim.

binaenaleyh kimlik kontrolleri ve onlarca imza atma eylemlerini yerine getirdim. her attığım imzada çocuklar adımı yazmam gereken kutucuktaki "salon başkanı" terimini gördüklerinde gözleri kocaman açılıyordu. yaverliğimi yapan muallime hanımın daha etkin olması ve masamı ona tahsis etmekliğim üzere beni onun yaveri sanmış olabileceklerini düşündüm.

ilk oturum başladıktan sonraki geçen zaman içerisinde komisyondan bir zat salona imza almaya geldi; beni pas geçerek masamı tahsis ettiğim muallime hanıma yöneldi, muallime hanım gelen zata salon başkanı hocamız değince beni bir gülme aldı.
ahvaldeki bayağılık beni epey hoyratlaştırmıştı.

kazasız belasız ilk oturumu atlatıp, okul dışına sigara içmeye çıkmıştım.
onlarca veli arasından sıyrılıp kendimi boş arsaya attığım sırada, okyanus mavisi gözlere sahip muallime dibimde biterek ateş istedi.
kız zilli bu kalabalıkta beni nasıl fark ettin ayol demedim.
biraz havadan sudan lafladık, sınavın nasıl geçtiğini falan konuştuk ve ne oldu? fotoğraf çekildik : slslsji
kesin ayh bu fotoğrafı bana wp'dan gönderin hocam diyecek sandım ama demedi. kendi zihnimde kendi kendime göt oldum.
ama hissediyorum numaramı gruptan alıp kesin bana yazacak. bu hissiyatımda yine göt olma hakkımı saklı tutuyorum.

mola bitişi ikinci oturuma geçtik, ilk oturumu atlatmanın verdiği iftiharla artık daha rahattım. seksen dakika ayakta dikilmem sonucu biraz bacaklarım ağrısa da kazasız belasız bu oturumu da tamamlayarak nihayete erdik.
daha önceki dil atma deneyimlerim dilimde bir refleks oluşturmuş, cevap anahtarlarını koyup mühürlediğim zarfa dil atacak olmuştum ki yaverimle göz göze gelince kendime geldim.
sorumlu olduğum tüm evrakları istifleyip sınav komisyonuna teslim ettim, bu denli ulvi bir vazifeyi icra edebilme kabiliyetimizden dolayı birbirimizi tebrik ettik.
kürsüden şampanya patlatarak köpüklerinde ıslanacağız beklentisi içerisindeydim ama "lck but maybe" dünyasında olduğumuz için bu beklentinin beyhude olduğunu idrak ettim.
öküz ölüp ortaklık bitince eve dönüş yolunda üç muallime ve ben çay içip biraz lafladık.

2047 yılının lck sınav günü işte böyle geçti.

bu yazıdaki olaylar birer hayal ürünü olabilir.
 
ülkemden kenarda kaldığım hariciye günlerimde, bakü'nün içeri şehir kısımlarında bir haneye konuk olmuştum.
evin oğlu biraz safça idi, yaşça daha büyük kızı ise ay parçası gibi güzelliği ve kibarlığıyla ailenin geçim sorumluluğunu üstlenmişti.
atalarını erken vakitte kaybetmeklikleri üzere bir yanları hep buruk ve yoksundu.
akabinde geçim derdinin verdiği hırpalayıcı hisler eşliğinde; bir parça neşeyi kendilerine çok görmüyor, eğlenmenin yolunu muhakkak buluyorlardı.
doğru düzgün eşyaları yoktu; duvarlarındaki sıva kah kabarmış kah dökülmüş, tavanları ise çatlamıştı.
türk örf ve adetleri gereği, bir parça alış veriş yaparak evlerine elim boş gitmiyordum. ilk sefer epey gariplerine gitmişti ve bunu neden yaptığıma anlam verememişlerdi.
örf ve adetlerimize dikkat çekerek anlatma gereği duymaklığım sonrası bir nebze kanıksamışlardı.

zihnimde hazar'ın enginliğini canlandırarak dinlediğim mahnılar, bana yaşantımdan bazı kesitleri anımsattı.
"çünkü anneler her zaman oğullarını koz olarak kullanır"

antalya'da genç bir köylü kızının, babasıyla çifte telli oynadığı videoyu izlemekliğim sonrası mazi gözümde canlandı.
her şeyim, erkeğim, canım babam etiketi ile paylaşmıştı.

hazar'ın nadide çiçeği "ay fahriye" bu söylevden uzun bir süredir mahrumdu. 90'lardan kalma ahşap komodinin üzerinde ata'sının fotoğrafı duruyordu.
evlerine konuk olduğum süre boyunca, öğretmenlik yaptığı okuldan otizmli bir çocuğu akşamları yanında getiriyordu.
çocuğun ailesinin mesai saatleri daha geç bittiği için o yavrucağa evinde kucak açıyordu.
ay fahriye'nin fedakarlığı ve sıcak kanlılığı beni çok derinden etkilemişti. aklımda ise iran'a geçmeden önce bir süre daha bakü'de konaklayarak, omuzlarındaki yükü kısa süreliğine unutturmak için fahriyeyi dışarı çıkarmak ve eğlenmesini sağlamak vardı.
otele yerleştiğim gün istanbul'dan gelen bir telefonla acil türkiye'ye dönmem gerekmişti, keza kader bu hoşluğu yapmama izin vermemişti.
içimde kalan nadir ukdelerden biri oldu.

uzun uzun lafladığımız ve güldüğümüz masanın etrafı..

bak.png



r00t hazar msg..
 
tezahürüme kayıtsız kalmasına yıpranıyorum, yeni bir girizgahta bulamıyorum.
 
dün akşam üzeri her an çiftleşebilmeye müsait geniş yatağımda uzanarak, telefonumun kamerasıyla tavandaki beyaz led ampule yakınlaştır uzaklaştır manevraları yapıyordum. hal böyle olunca ampul sanki ay'mış gibi görünüyor ve bu hınzırlık benim hoşuma gidiyor.
derken ibrahim abi arayıp müsaitsen dükkana gel, kroki çizdim onun üzerinden malzemeleri çıkarıp evdeki işleri halledelim dedi.
evdeki işlerde basit gri tv'nin çocuk yüzü ata'ya salonu bölerek müstakil oda peyda edeceğiz.
listeyi hazırlayıp malzemeciye giderken; yeni açılan manava da uğramıştık, 3 litrelik şişelerde limonata ve kızılcık suyu gözüme ilişti, tanesi 10 liradan satılıyor.
manavcı oğlana yaaa dedim bunun tadı nasıl? annem şeker hastası ılık ılık içse hoşuna gider mi? oğlan da dedi ki hoşuna gitmezse 10 lirandan olursun ürkekliğin lüzumu yok. ulan dedim çok haklısın : slslsji

neyse kızılcık suyu aklıma aksaray'da evine misafir olduğum azerbaycan'lı amcayı getirdi. akşam çayına sofraya kızılcık reçeli getirmiş ballandıra ballandıra bana tanıtıyordu, türkiye'de bulamadım burada yok, tadına bak seveceksin falan dedi.
azerbaycan'ın yerel lezzetlerine aşina olduğum için bakalım bu neymiş diyerek ekmek bandım ve "öğk nasıl türkiye'de yok bu baya kiren reçeli" dedim.

gözlerinde sevinçle yaa sen bunu biliyor musun? onlarca insana sordum bilemediler; o yüzden taa sumgayıt'dan getirtiyorum değince, dedim ki emmioğlu ben karadeniz'liyim biz doğada peyda olan her bitkiyi ve meyveyi biliriz ama adını değişik söyleriz.
şehirli türk'lerin kızılcık dediği meyveye biz "kiren" diyoruz, bahçemizde de ağacı var.
masumane hislerle kağıt kalem getirip adını buraya yaz unutmayayım dedi, ulan ya yaşlılar çok minnoş. internetten aratıp kavanozunun 34 liradan satıldığı ilanları gösterdim, artık istediğin zaman sipariş verebilirsin diyerek bu bahsi kapamıştım.

neyse malzemeleri alıp eve vardık, önce keşif yapıp işleyiş güzergahını tanımladım. sonra işe koyulup yaklaşık 5 saate nihayete vardırdık.
ama öylesine yorulmuşum ki, şu an dahi kendime gelemedim.
22 metrekarelik odamda hiç günah işlemeden ılık ılık oturuyorum, kendime geldiğimde köpüşü parka götürücem.
köpüş'de değişik bir psikopat sürekli gelip yastığıma kerkiniyor, lan bırak diyorum kerkinmeyi sen dişisin! ama hiç oralı olmuyor zilli.



r00t kiren msg..
 
gendümeden keşkek yarmadan soğluk yapan yurdum yerlisinin, hiç bir şeyin tanımını kavrayamaması baygınlık peyda ediyor.
günlük ve blog okumayı seviyorum hatta fotoğraflı olanları daha da çok seviyorum. fakat ülkem yerlisi ağlak bir lisanla sıkıntılı ve güçlük yaşadığı dönemleri yazıyor; oysaki gülüşleri, sıradanlığı, mutlu anları ve dahi seyahatleri de yazıyor olmalı.
iç dökmek, isyankar olmak elbette hak! ama bir günlüğün ana dili böyle olmamalı, kültürel öğeleri de barındırabilmeli.
ruhuma dokunarak iyi hissettirecek söylevlere tanık olmak istemekliğimin neticesinde daha derin yaralara sevk oluyorum.
hangi birine üzüleceğimi şaşırdım, şen şakrak biriyken hiç yoktan dertleniyorum.

akabinde yurdum yerlisinin had bilmezliği de çileden çıkartıyor. ulan diyorum, ayol diyorum, yapma etme guzum diyorum yine yapıyorlar.
özel mülke "günlüğün hayırlı olsun" demek nedir allasen! kişisel alana tecavüz bu denli nasıl hak sayılabiliyor.
birde aşkımsu'ların ve kankişimsu'ların şımarıklığını eklemek gerek, halka arz ücretsiz hisse mi dağıtılıyor da akın ediyorsunuz?
günlükler birer kaçış, genelden beri olma alanları iken hiç tanımadığın dal yaprak levazımlar gelerek kirletebiliyor.

hariciyeden peyda olanlarca; bazı bazı eklemeler yapılabilir fakat o anlık duruma katma değer oluşturması yahut hissiyat geçirmesi gerekir.
"fitre zekat" istemenin, şarkı linki bırakmanın yeri günlük değildir.
her yere iz bırakmak ve hadsiz müdahil olmak bencillik değil de nedir?
bir de şu günlükleri türkçe yazın okuyoruz işte alla alla slslsji

üff sabah yine pazar var, geçen hafta süt mısır almıştım yarısı hala dolapta duruyor. turşu suyunu da iyice bozdular eski tadı yok artık.
insan ot gelip koyun gitmeyi versin, 5 senedir kayın mantarı alıp denemeyi düşünüyorum ama ya güzel pişiremezsem diye cesaret edemiyorum.
canım anama kız alalım da sen pişir diyorum, ay yok ben uğraşamam kendin pişireceksen al diyor.
ben sana turşu vuralım dediğinde böylemi diyorum!
zaten kayınbabama isteme kahvesini de ben yapacağım, kayınhalam da olabilir şu an kimliği belirsiz.
rengarenk yeşillikler alıp salata yapacağım içi adam çeken sıdıka gibi içim salata çekti slslsji

r00t yaras msg..
 
haftanın 3-4 günü bizde olan kardeşim; abi beni eve bıraksana ya da üsküdar'a kadar götür gerisini marmarayla giderim diyerek talepte bulundu.
annem pazara çık sonra götürürsün ben de gelirim diyerek pazar işini hallettirdi.
neyse hazırlandık falan üsküdar'a kadar vardık, damatta vapurla gelmiş hep birlikte sarıldık ağlaştık vedalaştık.
muhtemelen en fazla 3 gün görüşmeyiz.

pazarda ördek görmüştüm alayımda şenlik olsun istemiştim; her sene çocuklara ördek alan ali abiyi aradım niyetimi açıkladım ve dedim ki alayım mı? o da dedi ki alma her tarafa pisliyorlar.
çok ikna edici bir telefon konuşması sonrası başka bir arzum olan suriye hamster'ı alma fikri içime düştü.
lan bırak! diye bir ses işittim meğer kendi iç sesimmiş.
ondan da vazgeçtim ama içimde 250 milyarlık ayakkabıyı alamadığı için kocasını darlayan kadın inadı belirdi.

bir şey almam lazım gibi hissettim, kesin almalıymışım kaderim buna bağlıymışçasına arzular oldum.
anaaağğ dedim yıllarca akvaryumum oldu yine bir beta alayımda besleyeyim, tam baş ucuma koyarım gece gündüz bakışırız falan ooo süper fikir oğlum çok iyi düşündün lan falan dedim.
ılıklaştığım akvaryumun ölçüleri çok ufakmış ve fiyatı da tam 249 lira, allah'tan 250 değildi.
neyse salona gidip ben yine balık alacam diyecek oldum ki gözüme kardeşimin anneme aldığı "ne olduğunu tam anlayamadım" çiçekli böcekli fanus ilişti.

fanusu elime aldım odama yönelmiştim ki annem onu ne yapacaksın? diye sordu, balık koyacağım akvaryum niyetine kullanacağım dememle, geri ver kızım 150 milyon vermiş anneler günü hediyesi almış benim o! dedi.

ana gibi yar olmazmış lafını söyleyen halt etmiş.
ulan bu fanusu bana çok gördüler!

fanus.jpg




r00t beta msg..
 
bir köy muallimesinin cefakar yaşantısını okumak parçayı aklıma düşürdü. bende dedim ki neden olmasın hatta why not? bile demiş olabilirim.


 
boğün canlı ders yoktu; rahat rahat evi çektireyim bi güzel sileyim diyerek işe koyuldum. iş üzerindeyken baktım başımdan yağmur yağarcasına ter damlaları boşalıyor penyemi çıkarttım. seksi bedenimi biraz havalandırdıktan sonra tekrar işe dönmüştüm ki kapı çaldı, neyse açtım kapıyı gelen yeğenim amca iyi misiniz? haber alamadık kontrol etmeye geldim dedi. bu eylem bana abartı gelmişken, ayol ne oldu ki dememle deprem oldu hissetmediniz mi? yanıtını almam bir oldu.
yok ya evi çektiriyordum hiç hissetmedim; sende gir içeri soluklan diyerek evladı sakinleştirdim korkmuş yavrucak.
nedense depremden ve toprak kaymasından hiç kaygılanmam, yörük kısrağın beygirini seyreylemesi gibi etrafı seyreyleyerek vaziyet alırım.
pencereden dışarı baktım bazı komşular sokağa dökülmüş önce laf atarak nabız yokladım sonrada bi sigara yakıp evi çektirmeye devam ettim.
çok sigara içiyorum bu aralar, yani aslında çok değil de normalinden %20 daha fazla sayılır.

süpürme silme işleri bitince seksi bedenimden akan terleri arıtmak için güzelce duş aldım, içime bi huzur geldi. ardından da buzluktaki kuşbaşını çıkarıp anama bunu bi şekilde yahniye benzet, canım kaynar kaynar yahni çekti akşam yeriz diyerek yürüyüşe gittim.
aslında epey janti giyinmiştim fakat yağmur yağdığını unutmuşum şehirden çıkıp ormana vardığımda üstüm başım hep çamur oldu.
hiç sebepsiz yoktan yere ayakkabım açıldı; hepi topu birkaç defa düğünden düğüne giymişimdir, olacak iş değildi ama oldu işte.

neyse konumuz bu değil; maziden kalma hisler gereği insanlarla yakın temasa geçtiğimde, kaygılandığıma dikkat çekmiştim. henüz ormana varmayıp bisiklet yolundan ılık ılık yürümeye devam ettiğim esnada, ardımdan gelen biri olduğunu fark edince az kalsın adamın nefesini kesecektim.
bu taktiği eğitimde öğrenmiştim ve ilk refleksim hep o oluyor, galiba fazla içime sinmiş.
ama konumuz bu da değil, ee o halde ne? ne? ne? diyecek olursak konumuz kaygıya bağlı tehlike arz ediyor olmam. bir gün yoktan yere başım yanacak ama inş. yanmaz.
konumuz bitti.

aşı olmaya gittiğim gün hastaneden dönerken; virgin fm'de tesadüfen "kardeşim helikopter" şarkısını dinlemiştim, ulan çok hoşuma gitti ya kaçak göçek telefonuma indirip "tempo" isimli yürüyüş listeme ekledim ve epeyce dinledim.
yürüyüşler için iki farklı şarkı listem var; keyfim yerindeyse "tempo"yu açıyorum, iç güveysinden hallice olduğum ruh halinde de "gündelik" isimli olanla yürüyorum. ikisi de güzel liste ama size söylemem he şeyi de bilmeyi verin.
tamam tamam "gündelik" olanın içinde "angus/julia'nın for you" şarkısı da yer alıyor, ben seviyorum sizi alakadar etmez.

ormana vardığım kısımdan ilerliyorum; çayır çimen kısmı bitip ağaçlık alandaki patikaya geçtiğimde, bizim besleme yapmadığımız ama sürekli gördüğüm köpeklerin yanından da geçiyorum ve bugün oğlan başlı bir kızla karşılaştım. minnoşlar mamalarını yerken çektiği fotoğrafları gülümseyerek wp'dan birine gönderiyordu, gördüm çünkü çömelmişti! hem bana da gülümsedi ama hiç yüz vermedim. niye? çünkü ya gülüşüne kanar da tav olursam sonra ne yaparım. fakat belirtmek isterim ki bu yaptığım çok büyük bir kabalıktı.
ya ne bileyim işte içimden gelmedi, acaba aklımda başkası mı vardı..

konularım da bitti hala bir yere bağlayamadım slslsji
neyse dere tepe aşarak götüm götüm eve dönerken fırından bir susamlı bir sade ekmek alıp tekele yöneldim, oradan da bir paket sigara alarak doğru evin yolunu tuttum. apartmanın önündeki emekli taifesine kulaklığımı çıkarıp "selam gençler" diyerek bir an duraksadım, baktım hararetli hararetli bir şey konuşuyorlar ya hadi ben kaçtım diyerek zile bastım ve eve girdim.
oha! konumuz tekrar yahniye geldi, annem sofrayı kur da yemek yiyelim değince, bir hışımla sofrayı kurup anamın bin bir çabayla yahniye benzettiği patatesli, soğanlı, kuşbaşılı ve sulu şeye yumuldum. hiç uyum sağlamasa da birer kasede yoğurt getirdim ama var ya ne güzel oldu, çok güzel oldu.

heyhat yine konumuz bitti.

palmiye yaprağı desenli beyaz penyem ve cart turuncu renkli şortumla bu yazıyı kaleme aldığım bilinsin.
seiko bana göre "sayko" marka saatim yine tik tak ti tak sesiyle zamanı alıp götürüyor.
konumuz yine bitti.
haa pazardan aldığım nektari ile armutu doğrayıp hıyır hıyır ve ılık ılık yedim.
konumuz yine bitti.


r00t konumuz msg..
 
- zaruri devam -

bazı geceler rüyalarımla bütünleşip, aidiyetimi kendi zihnimin karanlıklarında buluyorum. öylesine ürkütücü ve tedirgin edici ahveller ile karşılaşmak, sanırım artık bana korktuğum gerçeğini anlatıyor.

içerisinde bulunduğum durumu daha önce iki kişiden işitmiş ve deprem korkusu olduğunu söylediklerine tanık olmuştum.
fakat ben ne depremden ne de zelzeleden zerre korkmam.
yatağım bedenimin altında zırhlıların toprak yolu ırgalayarak geçişi gibi sallanıyor. tel örgüler boynumu kesip koparacakmış gibi koştuğum her yönde belirdikçe, korkup sırt üstü yere yatıyorum. bacaklarımı havaya kaldırıp tel örgüleri kontrol ediyorum. sonra gözlerimi açıp yatağımın tam karşısındaki aynada kendimle göz göze geliyorum. terden yastığım sırılsıklam olmuş, nerede olduğumu idrak etmekte güçlük çekiyorum; akabinde hemen ayaklanarak pencereden dışarıyı kontrol ediyor sonrasında iki pencereyide kapatıp odamda volta atıyorum.

aşık olduğumuzdakinin aksine midemde kelebekler uçuşmak yerine bir bulantı var. bu bulantıyı maziden anımsıyorum, hekimler daha iyi bilir fakat korkudan yahut aşırı adrenalinden kaynaklı tedirginlik bulantısı olduğunu düşünürdüm hep.

böyle şeyler bilinmez olsada askerler ilk çatışmalarında korkarlar ve mideleri bulanır.
daha sonraları zamanla bulantılar azalır, yine bunu da kanıksamaya bağlardım.
yıllar sonra aynı mide bulantısını yaşamak sanırım aynı korkuyu yaşamak demek.

gece 22:küsür aliağa'da neresi olduğunu bilmediğim bir taksi durağının önünde bekliyorum, gelen taksi ile pazarlık yapıp izmir'e gideceğim. etrafıma bakınırken bir köpek havlaya havlaya bana doğru gelmeye başladı; sessiz ol diyorum havlıyor, minnoş diyorum diş gösteriyor, bir yandan da iyice yaklaşıyor derken artık 1 metre mesafemiz kalmıştı ki görünen köye kıyacak vaziyete gelmiştim. eğer ısırmaya kalsaydı aklımdan çenesini kırmak geçiyordu, park etmiş arabaların arasından bir lavuk ayaklanıp köpeğe seslenerek yanımıza geldi. anladım ki o lavuk hep oradaydı ve ne olacağını merak ettiğinden ilk başta müdahil olmadı. köpeği boynundan tutarak götürdü, birbirlerini seviyor olacaklar ki köpeğinde hiç sesi çıkmadı. bu olaya değinmemin esas nedeni içimde barındırdığım zalimin, ihtiyaç olduğunda aniden belirdiğine dikkat çekmek.
oysa ki yavaşça kaçabilirdim yahut yüksek bir yere çıkabilirdim ama kalıp yüzleşmeyi seçtim.
neyse taksi geldi 250 liraya anlaştık ve 43 dakikada izmire vardı, taksi metre 293 lira yazmıştı.

00:30 bodrum otobüsüne bilet alıp yola koyuldum. vadedildiği üzere beni otogarda hazır bekleyecek olan aracı tam iki saat bekledim. bu arada bodrum merkezdeki otogar şehir dışına taşınmış. ardından çökenin haddi hesabı olmayan yalıkavak marinaya geçtik. hazarlı öz kardeşlerimiz ve rusların çirkin yüzüyle muhatap olup, işin içinden çıkamayacağımızı anlayarak öğleden sonraki ilk uçakla biriciğim istanbuluma döndüm.
sabiha'nın tanıdık kalabalıklığında huzur bulmuştum.

başım dur durak bilmeden ağrımaya devam ediyor.
sol şakağıma 2 çizik attırdım çünkü asiyim! yeniden güneş görmeyen topraklardayım; yatsı ezanından sonra, imam valiliğin sel uyarısını duyurdu. yağmur yağıyor, soğuktan boynum tutuldu kulaklarımda belirsiz bir basınç var. sis çöktü dışarının derin sessizliğini çakal ıslığı bozuyor.
korkmuyorum ama tedirginim ya da korkuyorum ve farkında değilim.


r00t zaruri msg..
 
- güneş görmeyen toğraklar..

müthiş bir eriştenin ertesi günü, cesaretimi toplayarak müthiş bir pilav yapmaya yeltenmiştim. kamp faaliyetlerinde yapardım ama müthiş olmazdı ancak orta lezzette olurdu. bu sefer çok hallenmiştim; seramik tencere, mis gibi tuzsuz yayık tereyağı ve sevgimi katarak müthiş bir pilav yapmak üzere işe koyuldum. onlarca farklı ev hanımının tarif videosunu izledim ki herşey yolunda gitsin ve müthiş bir pilav yapabilmiş olayım.

cam kapağın üzerinden sürekli kabarcıklanan suya bakıyorum; bir yandan da saatimi kontrol ediyorum, her faktörü hesaplayarak ilerliyorum. içimde bir kıpırtı peyda olmaya başladı, sanki müthiş bir pilav yapacak gibiydim.

kağıt havluları rulosundan koparıp tencere ölçüsüne göre önceden ayarladım, hiç bir yan faktörden etkilenmesin, küsüp incinmesin diye özel dinlendirme alanını dahi hazırladım. el bebek gül bebek üzerine düştüm ve nihayet tencerenin kapağını kaldırıp müthiş bir pilava bakıyor olduğumu sezdim.
öylesine güzel görünüyordu ki bunu ancak benim sevgim gün yüzüne çıkarmış olabilirdi.

oval dikdörtgen servis tabağına aktarırken yine içim kıpır kıpırdı. yüzümde şapşal bir gülümseme eşliğinde masaya bıraktım. yanında iyi gider diye kızarttığım tavuklarıda getirdim. işin özü masayı tamamen hazırladım; geçtim koltuğuma trt belgeseli açtım çünkü müthiş bir pilav ancak böyle yenilebilirdi.

kaşığımı pilava daldırdığımdaki o dağılmalar, o tane tanelikler olm çok mutluydum ya.
öyle bir anda ağzıma görürmedim, bir süre daha bakıştım, biraz kokladım sonra ağzıma götürüp damağımın her yanına yaydım.

ımmmmhhhh diyecektim ki allah kahretsin diye haykırdım. kaşlarımı çattım, yüzümü astım ve sövmeye başladım.
ben küfür etmem, o günahtır ama söverim.

kesin halam a101, bim vb. marketlerde satılan yaprak kürek tuzdan almıştır diyerek tuzu fazla atmıştım. meğer halis muhlis billur tuzmuş.

yıkıldım yahu! hiç bir şeyin yanlış gitmemesi için bu denli çabalamışken, beşerliğimden mütevellit tuzu hesaba katamamışım.

müthiş bir pilav olacak iken, resmen müthiş çor bir pilav olmuştu.
allah; beni bu yanılgıya düşürenlere aynı hayal kırıklığını ve aynı örselenmeyi yaşatır inşallah! dinimiz amin.

haa birde çok üşümüştüm; çabuk yansın diye sobaya benzin döktüm, tutuştururken üzerime patladı ama ölmedim.
evde denemeyin!

r00t müthiş bir pilav msg..
 
- güneş görmeyen topraklarda..

sabah yine bacaklarımı iki yana ayırarak güzellik uykusuna daldığım biricik yatağımda, güneşin yüzüme vurmayan ışığıyla uyandım.
ee malumunuz güneş görmeyen topraklardayım. bi keyif sigarası yaktım çünkü keyfim yerindeydi, peki neden keyfim yerindeydi? valla hiç hatırlamıyorum yaa.

kahvaltıya menemen yaptım, aklıma birinin diğerine ekmek banarcasına söylediği söylev geldiği için bende bir şeylere ekmek banmak istedim. yine biliyorsunuz biz menemenin haysiyetini korumak için soğan katmıyoruz, soğanlı menemen mi olurmuş zaten..
güzel olmuştu ekmek bana bana yedim!

sonra tam mutfaktan salona geçerken annem aradı, o esnada bir yandan da telefon elimde parça değiştiriyordum. gür bir ses tonuyla kıymetli sunik kardeşim nasılsın? diyerek telefonu açtım, kocaya varmış yeni gelin edasında 47 dakika konuşmuşuz.

sonra bulaşık makinesi bozulunca 47,200 defa daha araşıp konu üzerine hasbihal ettik, neredeyse kendimizi maklube hazırlarken bulacak hale gelmiştik.
şu da kayıtlara geçsin; sunik sana çok müthiş bir haberim var, mesaj geldi elektrik faturası 359 liraymış diyerek ha ha ha ha gülmeye başladım. cağnım anam da ha ha ha ha tınısında eşlik etti, yediğimiz kazıktan haz alır olmuşuz.
bende sana aynı haberi verecektim faturayı görünce şok olduk demesi üzere, koy götüne rahvan gitsin eylülde öderiz dedim.
eylülde öderiz işte.

sonra makineyi çalıştırıp bahçeye gittim, ben fatsa'da iken elma ağacının büyükçe bir dalı devrilmiş. o dalı yapraklarından sıyırdım, elma ağacına merdivenle vurarak elmaların bir kısmını döktüm ki başka dallarda devrilmesin. geçen yıl ahırın üzerine doğru uzanan daha büyüğü devrilmişti.

ardından tırmıkla avluyu temizledim falan derken eve geldim evi sel almış.
şaka şaka evi sel alacakken denk geldim, hemen paspas çekip mutfağın parkesini kuruladım. yine su kaçırırsa diye bir müddet başında nöbet bekledim, baktım kaçırmıyor öyle aylak aylak etrafta dolandım.

geri döndüğümde biraz acıkmıştım, yemek hazırlıklarına başlamadan önce makineyi boşaltıp tabak çanağı dolaba dizeyim diyerek makinenin kapağını açmamla "aman tanrım" dedim. meğer makine hiç içine su almamış, bulalıkları yıkamamış.

o moral bozukluğu ile ısıtıcıya su koydum, kap kacak ne varsa çıkarıp leğenlere aktardım. biraz domestos biraz da fairy ile karışık su hazırlayıp anasının halasına kadar ne var ne yok yıkadım.

bkz. anasının halası görseli

Screenshot_20210822-004218_Gallery.jpg


yemekti, bulaşıktı derken iyice hırpalanıp bithap düşünce, üzerimi çıkarıp bacaklarımı iki yana ayırmak sureti ile uzandım.
pencereden sis çökmüş dağları seyrediyordum ki, ahali ardı ardına saydırmaya başladı. ben de gaza gelip son 28 mermimin 18'ini yaktım. kızıl meydanda mehter marşı söylenmesi gibi müthiş bir koro oluşturmuştuk. şahaneydi yine olsa yine yaparım ama mermi pahalanmış.
neyse aklıma gelen başka bir şey yok, çay içtim uzun uzun ve daha uzun süreler.
bir de trt belgeselin yayın akışı iyiydi onu da izledim.
allah'ım ne kadar müthişim yaa..

sabah eğer her şey yolunda giderse imeceye fındık toplamaya gideceğim ya da gitmem keyfim bilir. bilemiyorum yaa gitsem iyi olur ama içimde istemiyor altan.

haa bir de son yeme tarihi geçmiş balık kraker yedim inş. ölmem dinimiz amin.


- hariciyeye mektuplar..
aslında ben seni afili bulup beğeniyorum, gıcık olacağımı düşünmene neyi vesile kılmış olabilirim bilemiyorum.
bilmukabele yazılarını okumaktan haz alıyorum ve açıkcası olumsuz hisler beslediğim kimse yok.
allah affetsin sesin biraz babaannemsi ama ölümlü dünya olur böyle şeyler slslsji
akabinde ben o mesajı güpegündüz yazdım! neticesini de biliyoruz.
bu parça sana gelsin;
im an alien, im a legal alien
im a turkishman in somewhere

r00t ekmek bandım msg..
 
ben kendim için gittim ama hep sen varsın diye döndüm.
şu gevşek münasebetiyle gece gece içim sıkıldı.
kayıtlara geçsin; yazasım yok! çünkü


r00t çünkü msg..
 
ben kendim için gittim ama hep sen varsın diye döndüm.
şu gevşek münasebetiyle gece gece içim sıkıldı.
kayıtlara geçsin; yazasım yok! çünkü


r00t çünkü msg..
Hayırdır inşallah? Kim için dönmüştün? :)
 
Hayırdır inşallah? Kim için dönmüştün? :)
kıymetli lefty, burası benim yıllığım çünkü ara ara geliyorum. akabinde salt çoğunluk olarak gündelik hayatımdan hadiseler ve hislerimi yazıyorum. bazı bazı sanal hayatımdan serpiştirmeler de yaptığım oluyor.
talihimi başka diyarlarda aramak için gittiğim her yerden annem için döndüm.

beni pek tanımadığın için biraz açmak niyetindeyim; ben sosyal medya kullanmıyorum yahut vakit harcamıyorum diyeyim. bulunduğum yerde internet erişimi kısıtlı olduğunda "bkz. köy'üm" yahut çok yalnız kaldığım anlar ve insanlıktan uzakta ifa ettiğim görev dönüşü, hızlı aksiyon alabilmek için foruma giriyorum.

forumdan kendim için gidip yine kendim için dönüyorum. keza artık her gidişimin dönüşü senin için olacak! slslsji

bahçeyi sarıp sarmalayan ısırganları kesiyordum, kolumu bacağımı hep ısırdılar.
saat 15:küsür de eve dönüp önce yıkandım sonra yemek yapmaya koyuldum.
hem laflarız hem de annemin içi rahat eder diye görüntülü aradım, aradım ve bir kez daha aradım ama açmadı. sonra ablamı aradım, hepsi bir den aşı olmaya gitmişlermiş de dönüş yolundalarmış.
eve varınca ararız dediler, ben de iyi tamam dedim.

neyse hem dedikodu yaparız hem de çocuklarla konuşmuş olurum diyerek gelini aradım. ayol o da annemlerle aşı olmaya gitmişmiş ve yemeği dışarda yemek için bir mekana geçmişler. çevre seslerinden dolayı kısa konuşup kapattık.

müthiş bir salçalı bulgur pilavı ve müthiş bir şehriyeli tavuk çorbası yapıyordum ama o güzel anları anlatacak kimseyi bulamadım.
içimde ukde oldu bari halkıma anlatayım slslsji

günlerdir aralıklı yağan yağmur nediyle trt belgeseli izleyebiliyordum, bugün trt kurdi ve trt 1'in de çektiğini fark ederek çeşitlilik imkanı bulmuştum. trt kurdi bir den çekmez oldu. şimdi benim ırgat karası bir gkurmançi olmadığım alenen biliniyorken neden trt kurdi izliyor olduğum merak edilebilir fakat açıklama yapmayacağım.

trt 1'de zalımlar apartmanı adlı dizi oynuyordu ama reklam oldu, ben de çay içiyorum.
bir de dün sabah çığlıklar atarak horon çeken güruh, bu sabah yüksek sesle türkçe pop açıp yine çığlık atıyordu.
yarın sabah ne olacak heyecanla bekliyorum, 5 el taciz ateşi açtım son 5 mermim kaldı.

söyleyeceklerim bu kadar slslsji

r00t lefty msg..
 
kıymetli lefty, burası benim yıllığım çünkü ara ara geliyorum. akabinde salt çoğunluk olarak gündelik hayatımdan hadiseler ve hislerimi yazıyorum. bazı bazı sanal hayatımdan serpiştirmeler de yaptığım oluyor.
talihimi başka diyarlarda aramak için gittiğim her yerden annem için döndüm.
Forumdan birisi için döndün de onun yorumlarına efkarlandın sandım. :)
Hakkında hayırlısı olsun o zaman ve dilerim talihini bulduğun gün burada paylaşırsın, senin için dua edeceğim.:)
 
senin için dua edeceğim.:)
7.200.000 liraya ihtiyacım var, dua ederken özellikle belirtirsen sevinirim. baktın dua limitin var, bütçen yetmiyor 3.600.000 lira da işimi görür slslsji

teşekkür ediyoruz..
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri