Günün Siiri

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Günün Şiiri
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Bir insanlık batıyor
Çocuklar ölüyor
Toprağa gömülüyor küçücük bedenler
Vatan uğruna değil
Koltuk sevdasına ölüyor gençler
Ak'a karıştı artık tüm kırmızı renkler
Daima millet
Daima hizmet dediler
Milleti tefe koyup
Hizmeti polis jopuyla verdiler.

Faruk Birinci
 
Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

Her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin uçurtma mesela
Altınakonabilir bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için
Sallanan bir masa
Veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa
Bir ömür üzerine

Bir beyaz kağıda herşey yazılabilir
Senin dışında
Güzelliğine benzetme bulmak zor
Sen iyisi mi sana benzemeye çalışan herşeyden
Bir gülden, bir ilk bir sonbahardan sor
Belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
Ve benim bilinci nasırlı bahçıvan çaresizliğim
Anlarım bitkiden filan ama anlatamam
Toprağın güneşle kavuşmasını
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

Sen bana ışık ver yeter bende filiz çok
Köklerin içimde gizlidir,
Gelen, giden arayan, soran dere budak yok
Bir şiir istersin içinde benzetmeler olan
Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar güzel birşey yok...yok!

Uzun bir yoldan gelen, tedariksiz katıksız bir yolcuyum
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Herşeyi anlattım olan olmayan, acıtan sancıtan
Bilsem kisana varmak içindi bütün mola sancıları,
Daha hızlı koşardım, severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine
Sana bakmak suya bakmaktı
Sana bakmak, bir mucizeyi anlamaktı

Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem, yalnız kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar
Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar baçıvanlar değil tüccarlar
Sen öyle gçz, sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen içimde cennet kayganlığı iken,
Sana şiir yazmak ahmaklıktı...

Bir tek söz kalır dişlerimin arasında
Ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar
Verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz,
Yazdığım bütün şiirler sanabaşlayan bir kitap için önsöz

Sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır
Herşey olmaya hazır
Sana bakmak, suya bakmaktır
Gördüğün suretten utanmak
Sana bakmak,
Bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır
Sana bakmak,
Allaha inanmaktır

Yılmaz Erdoğan​
 
[SIZE=+1]ÖZLEMEDİM SENİ[/SIZE]

Hiç özlemedim seni

Özlemek dostluktandır
dostluğundan öte bulmalıyım seni

Sıcaklığını bulmalıyım
dokunuşlarını, kenetlenişi
Terimizle sulanmalı yeryüzü
güneş terimizle ışıldamalı sabah olunca

Apansız fırtınalar çıkmalı
sarsılmalıyım

Özlemek
yanında olmak isteğidir
gülüşünü görmek biraz da

Hiç özlemedim seni

Saçlarına gül takmam
bir ırmak gibi akıtırım ovaya
soluğunla yanar
dudaklarımın bozkırı

Akkor halindeki ufuk

bakır bir tel gibi eriyip gider
kraterler ortasında kalırım
Toprak yarılır birden
su kirlenir

Ürpertir bu coğrafya

bu serüven
ikimizi bir anda
yaşadığımı duyarım

Hiç özlemedim seni

Özlemek dostluktandır
dostluğundan öte bulmalıyım seni

Ahmmet TELLİ
 
Bir akşam ilk olarak ağladım,
Bekar odamın penceresinde.
Hani ev bark? Hani çoluk çocuk?
Ne geçti elime bu hayatın
Meyhanesinde, kerhanesinde?
Yatağım her gece böyle soğuk.
Saadet bu ömrün neresinde?
 
Ve gözüm eşyamda değil
Yoruldum maddemden
Ta ki dünya bitti
Köşk kurdum sakin oldum

Dehlizsiz ve tabakasız
Kör bir hayvan gibi
Rızkına etiyle yanaşan
Karanlık bir evdir gövdem

Güneşte asla karanlık yoktur dediler
Ve onlar yoluna cihet ettim vatan tuttum

Büyük yeni bir hayat bildim
Yeni yeni bildim yoksa ölüyordu bir şey
Bir insan binası yıkılıyordu durmadan

Cahit Zarifoğlu
 

Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden?
Ben ki her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha âşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka..
ORHAN VELI KANIK.
 
Aslında kimse sevmedi seni.
Sevmekten çekindi.
Oysa ben:
Yana yana sevdim.
Bile bile sevdim.
Aklımdan zorum var gibi...
Aklıma silah dayanmışcasına...
Mecburmuş gibi...
Başka çarem yokmuşcasına...

Can Yücel
 
*Emeğinize sağlık :)
 
yol bir yere gitmez
içerde
düz saçlara uğrar
ayaküstü bir akşamüstü
her plansız ürperişin sonu
hüsran
ve hüsran
çok sanat müziği bir kelimedir
 
Ne sevgilinin omuzu,
Ne sahte arkadaşların neşesi,
Ne de dünyanın türlü rengi…
Bana;seccadem,
Bir baba güveni,
Bir dost eli,
Bir de annemin dizinin dibi…
 
Bazan gerçeğimizdir şiirler
Bazan düşlerimiz
Bazan umutlarımızdır,bazan hayallerimiz
Haykıran sesimiz olur kimi zaman
Kimi zaman gönül sızımız..
...
Sevdalı dilimizdir, acılı yüreğimiz
Gözyaşımız olur damla damla akar
Gülüşlerimiz olur cana can katar
Bazan gölgesine sığınırız kelimelerin
Soğuturuz yürek de ki özlemleri
Bazan hasret ile yanarız her satırda
Aşk ile kavururuz gönülleri..

Ama suskunluk en zor olandır
Dayanılması en ağır olan
Dökemezsek eğer gönüldekini
Yakar kurutur yüreğimizdekini...

Alıntı
 
Islak sokaklar mevsimindeyiz artik..
Bu kalabalik sehire hüzün yagar bu zamanlar..
Yalnizlik yagar caddelerine..
Darma dagin saclar, islanmis yüzler hep yere bakar..
Kahveleri bile dert yüklenir.. Caylari daha bir demli..
Unutulan sevgililer hatirlanir veya sevgililer unutulmaya calisilir..
Bu mevsimde vitirinleri az sulu raki gibidir bu sehirin..
Her adimin yalnizliga uzanir..
Yinede hizli atilir adimlar..
Kosulur bu sokaklarda..
Herkes kendi türküsünü söyler yüzünü burusturarak..
Herkes kendi hikayesini en acikli sanir..
Dün gece bir aski gömdüm derine..
Dün gece sensiz öldüm..
Gözlerimi kapattim uyumadan..
Düsümde seni gördüm..
Sensiz olan bu sehir istemem asksiz olsun..
Sensiz olan bu ask istemem bensiz olsun!!
Kendisi koca bir yalanken gercegi arar bu sehir..
Sokaklari gibi evleride aci doludur..
Gözyaslari tasar pencerelerinden..
Geceleri gerceklerini saklarda hergün baska bir maske takar insanlari..
Hayatlari vardir anlattiklari birde tek basina kalinca yasadiklari..
Asklari bir damla gözyasinda bogulur bu sehirin..
Onun icin geceleri yeni hayatlar yazilir kimsenin bilmedigi zamanlara..
Onun icin kimse üzülmez gidenlere ve acir geride kalanlara..
Herkes kendi türküsünü söyler bu sehirde sadece kendi acisina aglar..
Herkesin tiyatrosudur bu sehir, herkesin en yalandan sahnesi..
Ve onun icin bulunmayi bekler bu sehirin denizlerinde incilerin en sahtesi..
Yinede yalan oldugunu bile bile hergün ayni oyunu oynar bu sehirin insanlari..
Herkes kendi hikayesini en acikli sansada her geceyi pembeye boyar gündüzün yalanlari..
Bu mevsimde vitirinleri az sulu raki gibidir bu sehirin..
Her yudumun yalnizliga uzanir..
Yinede hizli adimlar atilir, Kosulur yalnizliga..
Herkes kendi türküsünü söyler yüzünde bir maskeyle..
Hergün insanligindan bin defa utanir!!
Dün gece bir aski gömdüm derine..
Dün gece sensiz öldüm..
Gözlerimi kapattim uyumadan..
Düsümde seni gördüm..
Sensiz olan bu sehir istemem asksiz olsun..
Sensiz olan bu ask istemem bensiz olsun!!

Abdullah Özdoğan​
 
O'nun yüzünde maske var,
Senin gözünde perde.
Ben ne desem şimdi,
Boş gelir sana...
Hele az zaman geçsin,
Bekle.
Maske düşsün,
Perde insin,
Gör hele... (B.Gökçe)
 
Uzak Bir Şehirde

Uzak bir şehirdeyim şimdi
Irmaklar akıyor içimde
Burda gök aynı değil
Benzemiyor hiçbir şeyi seninle yaşadığımız şehre
Ne bulutlara dokunabiliyorum
Ne de kahve içmek istiyor canım
Sensizlik çöküyor gözlerime
Kararıyorum tepeden tırnağa
Güneşin altında yağmur yağıyor sanki üzerime
Bir acılık var ağzımda
Su içsem kusacak gibi oluyorum
Köşe bucak kaçıyorum kendime
Aynaya bakıyorum defalarca
Emin olmak istiyorum yaşadığıma
Sonrasında gözlerimdeki yıldızlarla konuşuyorum
Bir kelebek konsun istiyorum avuçlarıma
Unutmamak istiyorum sıcacık bir ekmeğin buğusunu
Ve hala şaşırıyorum
Martıların simit parçalarını havada yakalamasına
Uzak bir şehirdeyim şimdi
Ayrılırken sözleşmiştik ya
Geçici ayrılık bu
Tez geçecekti göz açıp kapayıncaya
Geçmiyor sevgilim
Sensizlikte duruyor hayat
Çığlığa dönüşüyor bu sessizlik
O en sevdiğim deniz kokusu bile acıtıyor beni
Teselli etmiyor bildiğim türküler
Nefes almama yetmiyor şiirler
Uzak bir şehirdeyim şimdi
Sabaha karşı düşüyor kirpiklerim
Bilmiyorum kaç kez doğruluyorum yataktan
Kaç kez uyanıyorum kabuslardan
Kaç kez yoluyorum saçlarımı umudumdan ayırarak
Bir bakıyorum yürürken buluyorum kendimi
Bilmiyorum bile nereye gittiğimi
Sayıklayarak söylüyorum adını
Kimse anlamıyor ağzımdan çıkanı
Ve yine bana dönüyor sesimin yankısı
Kitap okumak istiyorum
Okuyorum da
Bazen aynı satırları defalarca
Bazense satır atladığımı fark ediyorum kopuşlarımda
Okumak yaşamaktır oysa
Yaşamak için gereklidir senden sonra
Uzak bir şehirdeyim şimdi
Dağ devrildi göçük altındayım gibi
Ne imdat diyebiliyorum
Ne de kendi yardımıma koşabiliyorum
Bir ağıt ezgisinde yanıyor yüreğim
Ölüden bile rahmetliyim
Daha da gömülüyorum kendime

Seyit Er
 
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

Ahmed ARİF
 
Üç Dil

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

Bedri Rahmi EYUBOĞLU
 
Lavinia

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

Özdemir Asaf
 
ANLAR

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...

Jorge Luis BORGES
 
BEN

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.

Nazım Hikmet Ran
 
Bir Avuç Deniz

Beni bekleyen kader
Sonsuza dek demir atmak olsun kıyına..
Boyun eğmez de kadere,

Açılırsam denizlere sen olmadan
Yalnızlık tek sevgilim olacağa benzer
Işıksız geleceğim de.
Ama gene de gel kollarıma
Ödülü ol bu yorgun denizcinin,
Sarhoş et varlığınla...
Ya çakılacağım buraya seninle, ya da kaçıracağım seni Spartalı Helen gibi.
Haykırarak açılacağız birbirimize
Aganta burina burinata...

Halikarnas Balıkçısı
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri