Günün Siiri

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Günün Şiiri
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Aşk Dedi Ki;
Ben Sevgiyim.
Hem Acıyım, Hem Kederim.
Hep Kalplerde Gezinirim,
Yerim Yurdum Yoktur Benim.
...
Sessizce Girerim Yüreklere.
Önce Coştururum Sevgiyle.
Bazen Mutluluk Olurum, Taşarım Gönüllerden.
Sonra Şüphe Olur,
Yavaş Yavaş Kırgınlığa Dönüşürüm.
Gözlerde Hüzün,
Gönüllerde Çaresizlik Diye Bilinirim.
En Yakın Dostum Ayrılıktır,
O Da Aşka Düşenlerden Gücünü Alır.
Yalnızlık Kardeşimdir,
Benden Sonra Söz Sahibidir.
Sevgiyi Boynumda, Kederi Sırtımda Taşırım.
Gezdiğim Yüreklerde Kederi Bırakır,
Sevgiyi Büyütür Yanıma Alırım.

Gözyaşında Saklıyım.
Yanaklardan Süzülür, Dudaklara Ulaşırım.
Yine Yolunu Bulur, Kalplere Taşınırım.
Davetsiz Misafirim,
Ne Buyur Gel Derler, Ne De Defol Git...
Hem Cesaretim, Hem De Korku.
Anlayacağınız,
Yüreklerin Dermansız Yarasıyım,
Durmadan Kanayan...
 
559970_512601052117242_1281797956_n.jpg
 
HU! DE

Ömrünün son faslını sessiz sakin asûde
Geçirmek istiyorsan hayıflanma beyhude
Şaha müdane etme şan için şaşa için
Huzur-u mahşer için canı gönülden Hu! de...

Cemal SAFİ
 
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak

Sen benim hiçbir şeyimsin

Attilâ İlhan


 
Ay çiçeği

Çekirdekci çocukların
Sermayesi olacağını
Bildiği için,
Böyle güzel açar
Ay çiçeği

Kırmızı ışıklar da
Su satan çocuklar için
Ses etmeden girer
Petşişeye,
Tatlı su

Bir suç işlemiş gibi
Utanarak yağar yağmur
Çünkü ucu yırtıkdır
Bir çocuğun ayakkabısı,
Yollar çamur..

Ve her gün
Tetiğe basan ele
Küfür ederek, lanet ederek
Cıkar namludan kurşun,
Bilir ki saplanacağı yer
Filistinli bir çocuğun
Küçücük yüreğidir

Fırat Bahşi
 
Mutluluk Gidenin Hakkıdır..

Seni özlemekti özlemin en güzel hali
alma elimden bu kalan son serveti
seninle yaşıyorum sensizliğimi
acımı katık ediyorum bir tutam hasrete
yüreğimden gecmiyor tek nefes gidiyorum bir mechule

Anlatırlar belki bu masalı sen duyana kadar ben çoktan yok olurum
gökyüzünden izlerim gülüşünü ama başka biri dokunursa tenine o an kahrolurum
meğerse senin gözünle görememişim hiçbirşeyi
yada hiçbirşey oldugumdanmıdır ömrümden ömür götüren sessizliğin beni yavaş yavaş bitirmesi

Hadi benim gözlerimle bak bana
benim seni sevdiğim gibi bari sevmeyi dene
deneki anla hayatın aşktan hep bir adım öteye gittiğini
birtek an için yüreğin yansın belki o zaman biraz beni anlarsın
hayata neden geldiğini değil kimin için nefes aldığını belki hatırlarsın

SEN HİÇBİR ZAMAN BEN OLAMAZSIN
GERÇEK DEDİKLERİNİN İÇİNDEKİ EN BÜYÜK YALANSIN
SANMA SANA KIZGIN OLDUĞUMU SAKIN
YÜREĞİNİN BİR YERİNDEN BİR SES GELİRSE
BENİ YANLIZ BIRAKIN!
İŞTE O BENİM FERYADIMDIR
AŞKTA BİRİ ÖLÜR BİRİ KALIR
GALİBA MUTLULUKTA GİDENİN HAKKIDIR..
_AKARSU_
 
BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..

Atilla İlhan
 
Canım orda mısın?
Sana hala canım diyebiliyorum,
Ne kadar da özlemişim sana canım demeyi.
Canım…
Hatırlıyor musun birbirimize ilk defa seni seviyorum dediğimiz gün de çiseliyordu yağmur tanesi, şimdi yine çiseliyor yağmur tanesi ve ben seni şimdi hala çoook seviyorum Canım…

Duyduğuma göre artık başkasını seviyormuşsun?
O da seni seviyormuş…
Demek o da esmer ha?
Onun da ellerindentutuyor musun, benim ellerimden tuttuğun gibi?
Onun da gözlerine bakıyor musun, benim gözlerime baktığın gibi?
Ona da bana dediğin gibi “seni seviyorum” diyor musun?
Duyduğuma göre artık başka bir çocuk uzanıyormuş yanına,
Avucumun içinde kaybolan canım ellerin onun koynundaymış.
Utandığında kıpkırmızı olan, canımın içi yüzüne dayıyormuş o sakallı pis yüzünü!
Söyle o esmer çocuğa dudaklarının altında bulunan beni,
Papatya kokusunu bilmem ama anam öyle derdi,
Güzel kızların saçı papatya kokarmış,
Papatya kokulu saçlarına,
Her defasında seni bana getiren canımın içi ayaklarına sakın dokunmasın…

Payım, paydam, odağım, duam,
Son şansımdın bir zamanlar…
Bak söylediğim şeylere, adamın kadını olmuşsun
Bırak seni, benini bile kıskanırım ondan!
Desene “sana ne, sen istedin bunu”
Döneklik yapacak birini seversen, bırakır da gider seni, yaslar bir başkasının göğsüne başını, “ben de seni seviyorum” der…
Bilmez ki yüreğin onda kaldı…

Başroldeyken figüran olduk be!
Şimdi çok uzaklardasın eski sevgili…
Sen gururunla oynaş yosmam!
Bana yeter içkim sigaram,
Giderken bıraktığın resmin ve yüreğimde ki ağrı…

Bitmedi!
Bir şey daha var, şimdi söyleyeceklerimi yanındaki sevgili duysun.
Bak zavallı çocuk,
Elini tuttuğun, sevgilim dediğin, öptüğün, kollarına sardığın hatta yattığın pis herif!
Onun elinden ben tuttum, onu ben öptüm, o da bana dedi seviyorum seni diye…
Onu benim kadar tanıyamazsın,
Gözlerini, güzelliğini, saçlarının ne koktuğunu, bakışlarının hangi manaya geldiğini, ellerinde bulunan nasırları, benlerini, kaşlarını, hangi yemekleri sevdiğini, nasıl sarhoş olduğunu, sevdiği türküleri… benim kadar bilemezsin.
Hiç bilmediğin bir şey daha var biliyor musun?
Öyle bir terk edip gidişi var ki ahh…

Her neyse, ona gül alacaksan kırmızı gül alma.
Çünkü ona kırmızı gülü sadece ben verecektim.
Şimdi defol!
 
İSPANYOL MEYHANESİ

ayrac13.png


Kararmış tahta masamızda bir şişe şarap,
Gecelerden bir gece bezginiz.
Üstelik adamakıllı sarhoşuz.
Ellerin, ellerimde..

ayrac13.png


İspanyol meyhanesinde bir kadın
Çığlık çığlığa şarkı söylüyor.
Belli yıkılmış bir kadın.
Hayli çirkin, hayli geçkin, ağlamaklı.
Zayıf, incecik elli, kalın dudaklı.
Sesi bir tokat gibi patlıyor kulaklarımızda;
Yüzümüz al al oluyor.
İçimiz hüzün dolu, kahır dolu,
Gözlerimiz kanlı..

ayrac13.png


İspanyol meyhanesinde bir gece
Seninle başbaşayız
Üstelik sarhoşuz adamakıllı.
Daha içelim, daha içelim..

ayrac13.png


Başını dizlerime daya gözlerin kapalı
Ağla biraz,
Bak ben de ağlıyorum.
Ocakta odunlar sönüyor,
Görüyor musun?
Çığlık çığlığa bir kadın,
Duyuyor musun?

ayrac13.png


Ah ölelim artık;
Bitsin bu delicesine koşu,
İspanyol meyhanesi yerin dibine batsın.
Yeter! yeter!
Öleceksek ölelim.
Hadi vur kendini şaraba,
Kedere ve aşka vur.
Daha içelim, daha içelim..

ayrac13.png


Alkol duvarını geçelim artık;
Damarlarımızdan ispirto akmalı.
Hey garson!
Sustur şu çığlık sesli kadını.
Söyle masamıza gelsin, içelim.
Hey garson!
Bütün hesaplar benden bu gece sen de iç.
Kapat kapıları;
Yabancı gelmesin.
İspanyol meyhanesinde öldüğümüzü
Kimse bilmesin.
Daha içelim, daha içelim...

ayrac13.png


Ümit Yaşar Oğuzcan

:alkis:
 
Elhamdülillah...

Yaradan'ı sevdik,
Ona yöneldik,
Kulluğu bildik,
Elhamdülillah.

Namaz'ı kıldık,

Mevla'yı andık,
Huzuru bulduk,
Elhamdülillah.

Elimizi açtık,

Duamızı ettik,
Ondan istedik,
Elhamdülillah.

Nimetin verdi,

Kulum ye dedi,
Yedik ve içitik,
Elhamdülillah...
 
Bak şuram sıyrıldı diye kendini
hala bebek bebek soyuyor musun?

Yazı yazar yahut resim yaparken
yine ellerini boyuyor musun?

Çocuk olmadığını orda görmüştüm
hala trabzandan kayıyor musun?

Yoksa isyan edip parmaklarınla
en tatlı yaşını sayıyor musun?

Koşa koşa gelip ''yoruldum'' diye
elini kalbine koyuyor musun?

''Daha pek erkendir biraz büyüsün''
diyorlardı söyle: büyüyor musun?

Kuzular uyandı kuşlar uyandı
güller uyandı sen uyuyor musun?

Arif Nihat Asya
 
Küsmek nedir bilir misin?
Küsmek dürüstlüktür.
Çocukçadır ve ondan dolayı saftır.
Yalansızdır.
Küsmek; ‘seni seviyorum’dur.
Vazgeçememektir. Beni anlatır küsmek. Kızdım ama hala buradayımdır,
gitmiyorumdur, gidemiyorumdur.
Küsmek; nazlanmaktır, yakın bulmaktır,
benim için değerlisindir.
Küsmek, sevdiğini söyle demektir.. Hadi
anla demektir. Küsmek; umuttur, acabaları bitirmektir,
emin olmaktır.
Yani, diyeceğim o ki:
Ben sana küstüm.

( NAZIM HİKMET RAN )
 
Inandım sana ,
Yağmur duâsına
Şemsiyesiyle çıkan bir
Adamın inancı kadar. .

Güvendim sana,
Kendisine ilaç diye şeker
Verilen bir müptezel kadar. .

Sevindim sana ,
Pazarda kaybolan bir
Çocuğun annesinin sesiyle
Buluşması kadar . .

Delirdim sana ,
Bayram arifesi cicileri
Başucuna bırakılan bir
Yetim kadar . .

Çatladım sana,
Toprakta kendinden geçip güneşleri öpen
Tohumlar kadar. .

Tutuldum sana ,
Ayın güneşten vazgeçip
Dünyaya tutulması kadar . .

Ve gücendim sana ,
Duâsında amin denmemiş
Bir kul kadar . .
 
Mevsimler gibiydik seninle sevgili…
Gülerken ilk bahar,
Sarılırken yaz gibi…
Üzülürken son bahar,
Tartışırken kış gibiydik…

Mevsimler gibiydik seninle sevgili…
İlkbahar gibi, güller açardı gönlümüzde.
Güzel, süslü sözler çepe çehre kuşatırdı benliğimizi…
Aşk muştusu kavururdu içten içe aşkla yanardık…

Mevsimler gibiydik seninle sevgili…
Kış gibiydik, soğuk ve dayanılmaz,
Ayrılık üşütürdü, tenimizi değil! içimizi…
Buz keserdi duygularımız, dona kalırdık…

Mevsimler gibiydik seninle sevgili…
Kış kadar soğuk, yaz kadar sıcak kimi zaman…
Yan yana iken üşür, uzakken ısınırdı kalbimiz…
Kış kadar soğuk, yaz kadar sıcak olduğumuzda…
 


Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.

Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.

Zamanı öğrendim.

Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.

Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.

Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.

Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.

Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.

Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça bölüşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.

Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.

Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen itmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...

Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.

Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.

Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...

Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
"lezzet" kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.

Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

Hz. Mevlana
 
Gök Kuşağı

Bir gül vermek isterdim sana
Göz yaşlarımla ıslanmış yapraklarıyla
Sana yine seviyorum demek isterdim
Gökden boşalırcasına yağan yağmur altında

İlk günkü gibi, candan
Yürekden sevmek,sevilmek isterdim
Sarılmak doyasıya koklamak isterdim saçlarını
Yağmurdan sonra çıkan gökkuşağı altında

Ayrı geçen günleri unutmak
Unutturmak isterdim
Herşeye yine,yeni başdan
Başlamak isterdim seninle
Rengarenk bir gök kuşağı altında.
 
Seneler geçti ah, mevsimler geçti
Bir sen değişmedin bende sevdiğim
Sevdalar değişti, aşklar değişti
Bir sen değişmedin bende sevdiğim

Bilmem ki hangi yol sana ulaşır
Hangi rüzgarlarda kokun dolaşır
Her gece gözümde gözlerin ışır
Ay mı güneş misin bende bilemedim

Sen gideli gökyüzü de değişti
Çağlayanlar denizlere erişti
Günler geçti, aylar geçti, yıl geçti
Her durakta hayalini bekledim

Özleminle geçti aylar seneler
Hicranla tükendi günler geceler
Benim kadar sevemezki kimseler
Her çiçeğe gül kokunu işledim

Duygu çiçekleri boyun büktükçe
Ümit bahçeleri hazan döktükçe
Baktığım yollara duman çöktükçe
Hep seni özledim seni istedim

Gözyaşlarım yağmur olup aksa da
Ayrılıklar yüreğimı yaksa da
Bu vefasız kahrolası dünyada
Hiç kimseyi senin kadar sevmedim..


alıntı
 
Ben size ne yaptım
Çağrı mı, armağan mı, ceza mı
Ne vardı böyle karşıma geçecek
Ben ne yazılar ne çizgiler yitirdim hatırlamadım
Ne var ki sizinki onlar gibi gitmeyecek

Artık olan oldu
Gitmeniz gitmeseniz bir
Ben de düş kursam da kurmasam da
Aklıma yüzünüz gelecektir

Ben size ne yaptım,
Ne kötülüğüm dokundu size
İnanın - hoş niçin inanacaksınız-
Sizi şu ana kadar tanımazdım
İnanmak, bilmek yakışmaz size
Karşıma çıkmayacaktınız.
Karşımda bir resim gibi şimdi
Kurmadığım düşlerin çizdiği, siz
Hem gözüme hem düşünceme
Çakılıp kaldınız
Renklerinize ve biçimlerinize
Düş dışı gerçeklerin çizdiği siz

Beni benden çıkardınız
Beni benden aldınız
Göz görmeye-görmeye
Bir uzağa bıraktınız
Kendime dönmeye artık çok geç.
 
Bu gece de;
Kelâm aciz,
Dil lâl
Gece derin,
Fırtına öncesi sessizlik gibi,
zifir karanlık,
Acılar eski plaktan çalma nihavent makamı,
Ruhlar İnşiraha aç,
Çay var,
Dert var,
Hüzün dem dem yüreklerde,
Gece uzun, dost yok O (c.c)'NDAN BAŞKA....
 
Üç nokta aşktır…
Her nokta gizli bir Ahtır …
Seviyorum deyip haykıramamaktır…
Boğazda düğümlenen iki çift sözdür…
Dilin lal, gönlün melal olduğu andır…

Gözlerden süzülmeyen iki damla gözyaşıdır…
Hissedilen fakat bir türlü yazılamayandır…
Kelimelerin kifayetsiz kaldığı andır…
Üç nokta; bitmeyendir bitemeyendir…

Hz. Mevlana.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri