Günün Siiri

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Günün Şiiri
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Haziran bir gece yarısı​
Tenimde serin, gizemli ayışığı​
Altın kıyıları​
Nemli, baygın tütsüler yayan​
Dingin zirvelere​
Ezgiler eşliğinde akışan damlacıkları​
Usulca evrensel vadiye kanatlanan​
Ulaşılmaz, gizemli ayışığı...​
Eğiliyor biberiyeler mezarına,​
Zambaklar dalgalara​
Çürüyor suskun yıkıntılar​
Göğsüne sarıp gecenin sisini​
Çekiliyor sonsuz uykuya​
Lethe gibi, bak! Nehir, bile bile​
Uyukluyor yatağında​
Hiç uyanmayacakmış gibi​
Irene'in yazgılarıyla yattığı yerde​
Uyuyor tüm güzellikler!​
Ah, görkemli prenses! Gerçek olabilir mi-​
Bu pencere, kara geceye açılan?​
Ürkünç kımıltılar perdelerde​
Eğleniyor alaycı ruhlar ağaç tepesinde​
Sesleniyor her aralıktan​
Arsızca odanda dolaşan​
Bedensiz ruhlar, büyücüler​
Süslü kapağı altında gömütünün​
Gizlenmiş uyuyan ruhun,​
Uzayıp kısalıyor duvarlarda gölgeler​
Beyaz hayaletler gibi uçuşan...​
Ah, sevgili prensesim! Hiç mi korkmuyorsun?​
Ne rüyalar görüyorsun?​
Belli ki uzak denizlerden gelmişsin​
Küçük bahçemizin sadık ağaçlarına​
Ne tuhaf rengin... Giysilerin...​
Saçlarının uzunluğu​
Ve bu dayanılmaz sessizlik!​
Prenses uyuyor! Ah, bırakın uyusun​
Kutsal sığınağında Tanrı'nın, derin derin​
Bir kez daha kutsal kılınsın bu oda​
Bu yatak, melankolik, bir kez daha!​
Yalvarırım Tanrım, gözleri açılmadan​
Gömütüne hayaletler uğramadan​
Uyusun prensesim!​
Aşkım uyuyor! Ah, bırakın uyusun​
İncitmesin solucanlar bedenini​
Uyusun sonsuza dek​
Yaşlı ormanın loş kuytularında​
Açılsın yüksek kemerleri gömütünün​
Dağıtarak karanlığı ansızın​
Üzerinde işlemeli tabut örtüleri​
Anımsatır atalarının cenazesini​
Utkulu, sevinçli, huzur verici...​
Küçük bir kızken​
Taş atardı prenses​
Ayrıksı bir gömüt kapısına​
Bir yankı daha, her taşla​
Ürkerdi düşüncesinden bile,​
Günahkar çocuk, biçare!​
Ölünün iniltisiydi, yükselen gömütten...​
Çeviren: Serpil Durak.​
 
"...​
Son karesi gibi Red Kit'in​
batan güneşe doğru​
sürerken atımı​
gitme kal demeni bekliyorum​
ama yalnızca​
rüzgar çekiştiriyor atkımı."​

GregariousBetterAmethystsunbird-small.gif
 
“İlk sevgilimin gülüşüne benzer

Bir Nisan havası değil mi esen?

Zincirlere, kelepçelere inat,

Kanatlarımı açmak zamanıdır;

Allahaısmarladık kaldırımlar.”

Cahit Sıtkı Tarancı
 
''Aslında zor, zor sanattır hasretlik. Hele bir kere sevmeye gör. Ölüm gibi ağırdır hasretlik. Yanına gelmeyecek bir son gibi, zor gelir hasretlik, kimi düşünürsen düşün, neyi yaşarsan yaşa zor sanattır hasretlik. Bugün var yarın yok olsan bile, bıraktığın hasretlikle yaşarsın bir ömür hasretçe. Dedim ya bu bir dokunuştur, ölüm gibi kurşun yaralarına, kan çiçeklerini kahverengiye bula, çevir hasretliğe dola yine hasret kadar ağır gelmezmiş. Dedim ya zor sanattır hasretlik
 
Ben seni geceyle gündüzün arasında sevdim yar
Kaybolan yılların doğanın acımasız kanununda sevdim ben seni
Kahretsin işte öyle sevdim öyle yandım ben sana yar
Bilsem ki sana olan sevgiyi anlatacak bir başka kelimeyi bulsam
Bıkmadan usanmadan yılmadan namerdim ki onu söyler onu yazardım yar
Kahretsin ben seni geceyle gündüzün arasında sevdim yar
Bedenimi almaya gelen azrailin pençesinde sevdim ben seni
Kahretsin işte öyle sevdim öyle yandım ben sana yar
Bazen Prometheus oldum çarmıha gerilircesine
Bazen Spartacus oldum aslanlara yem olurcasına
Bazen Cem Sultan ilmiği boynunda Pir Sultan oldum yar
Bazen Şems-ini arayan Mevlana Bazen Mevlanayı arayan Şems
Dinginlerde Yunus yokluğa kanat geren bir garip Mutlu bir yusufçuk gibi sana özgürlüğe koşarcasına geldim yar"
 
herhangi bir majik şiirini okuyabilirsiniz. her gün farklı bir anlam çıkarabilecek hayal gücüne sahipseniz her gün farklı bir şiir okumuş etkisi yaratır.
 
KÖY ENSTİTÜLERİ

Onlar, Köy çocuklarıydı.
Köy çocuklarıydı
Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda.
Kavrulmuş ekinler gibiydiler.
Geldiler,
Yalın ayakları

Ve
Yırtık mintanlarıyla geldiler,
Gönen’e, Aksu’ya, Kepirtepe’ye.
Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış

Ve
Unutulmuştular bin yıldır.
Ferhat oldular,
Yardılar İdris Dağını.
Gürül gürül akıttılar suyunu,
Hasanoğlan’a.
Köroğlu oldular,
Kafa tuttular Bolu Beylerine.
Yıktılar saltanatını ağaların.
Tolstoy’u Balzac’ı okudular koyun güderken.
Mozart’ı, Bethoven’i çaldılar dağ başlarında.
Moliere’i, Sophokles’i oynadılar.
Horon teptiler Beşikdüzü’nde kol kola.
Halay çektiler Yıldızeli’nde türkülerle.
Diz vurdular Ortaklar’da efece...

Siz,
Her gece,
Mehtaba çıkarken Heybeli’de,
Onlar,
Duvar ördüler,
Çatı çattılar.
Yıldızlara bakarak yaz geceleri,
Harman yerlerinde yattılar.
Kazma salladılar yorulmadan.
Kerpiç döktüler
Kerpiç.
Sızlanmadılar hiç.
Yakıştı nasırlı ellerine,
Kitap ve çekiç.
Başladı yurt harmanında imece...
Bir gece,
Karanlık inlerinden sinsice,
Brütüsler çıktı ansızın.
Çektiler zehirli hançerlerini,
Vurdular sırtlarından haince...
Çıktı mağaralarından yarasalar,
Çıktı halk düşmanları,
Üşüştü sülükler gibi üstümüze.
Emdiler kanımızı,
Doymadılar.
Yıktılar umudunu Türkiyemin.
Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma,
Kalkınmış bir Türkiye gelir,
Köy Enstitüleri denince.


Özbek İNCEBAYRAKTAR
d90799a806bc18ebcf746be863ee35c7.jpg
 
En sevdiğim şiiri de paylaşayım, sonra siktir olup gideyim.​
Beyoğlu'nda gezerim
gözlerimi süzmeden
şarabımı içerim
hiç doktora sormadan

Beyoğlu'nda Şarabi
hoş geldin Ferhan'ağbi
yüreğim pek harabi
boşver be Ferhan ağbi

şarap verin hanıma
orda hanım yok ağbi
...Hassiktir be Sezai

Beyoğlu'nda gezerim
burda geçmiş hayatım
şarapları içerim
hiç elimde olmadan

Beyoğlu sakinleşti
sıyrıldı maskesinden
tramvay bomboş geçti
İstiklal Caddesi'nden

boş masada hayalin
kimseye görünmeden
şarap verin hanıma
orda hanım yok ağbi
...Hassikter be Sezai

balo sokağa sızarım
hiç kimseyi üzmeden
bir intihar biçimi
hiç de faça vermeden

Beyoğlu'nda gezerim
burda geçmiş hayatım
şişe aç be Sezai!
burda bitsin hayatım.​
-f.ş​
 
İnsanoğlu hep kendisi için hayaller kurar ,dualar eder,dileklerde bulunur taaki işler tersine gidene kadar..işte bu onun ne kadar aciz,çaresiz ,zavallı olduğunu gösterir.tamda bu durumda manevi bir olgu oluşur içinde dinler devriye girer herşeye rağmen ayakta kalmayı ,umut etmeyi ,hayata tutunmayı,mutlu olmayı,sabretmeyi ,şükretmeyi öğretir yoksa insan nasıl dayanabilirdi hayat denilen saçmalığa..yinede kendini inandıracağın bir yalanın olsun düşüncende inanmak en kolayıdır belkide önemli olan katlanabilmektir bu hiçliğe...Yabani

şiir değil ammaaa..
 
8B1E69C6-B20C-4025-ADA7-69272A6BAB08.jpeg
“Anlıyordum ki, bu dünya bana göre değildi. Bir takım utanmaz, yüzsüz, sefil, aç gözlü alçak insanlar içindi. Bu dünyaya layık, yerlerin göklerin efendilerine, kuru bir ekmek parçası için kuyruk sallayan köpekler gibi, dilencilik ve yalakalık yapmaya yaratılanlar için di…”



Sâdık Hidâyet
 
Ekli dosyayı görüntüle 12844
“Anlıyordum ki, bu dünya bana göre değildi. Bir takım utanmaz, yüzsüz, sefil, aç gözlü alçak insanlar içindi. Bu dünyaya layık, yerlerin göklerin efendilerine, kuru bir ekmek parçası için kuyruk sallayan köpekler gibi, dilencilik ve yalakalık yapmaya yaratılanlar için di…”



Sâdık Hidâyet

yine de kendisinin intihar sebebi felsefi sorunlar saniyorum. kör baykus'u okuduktan sonra.
sana gonderecektim bak
 
Ceviz yaprakları iner yıldız gecede
Kar yağışının sıcak sessizliği sevdiğim
Hangi dağdan kekik olmalı yüreğine
Hangi ırmak bulutlarda gözlerin
Söyle,aykırı bile olsa
Bütün yasak coşkular adına
Ben gitmedim..



Dört duvarın taş yontusudur her saat
Düğümlenir sözcükler boğulurum sevdiğim
Hangi tarih kavgasından dönsem ellerine
Hangi dal umut sesidir resmin
Söyle,ölümüm bile olsa
Bütün ağıtlar ve türküler adına
Ben gitmedim..


Kırılan bıçağın çığlığı yeter uykularıma
Bir yanı kuzey bir yanı çocuk sevdiğim
Hangi kitaptan şiir olmalı renklerine
Hangi tabloda güzel saçların
Söyle aykırı bile olsa
Bütün yangın tutkular adına
Ben gitmedim
Gitmedim…



Ümit Yaşar Işıkhan


Sene 2010 civarı bir garip isim benzerliğinden mütevellit tanıdım kendisini. O zamandan aklımda kalan bir şiir.
 
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye eğri çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e,
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

 
BENİM KÖYÜM
Baharda şenlenir bağı, bahçesi
Kokusu başkadır benim köyümün
Unutturur adama gamı, kederi
Havası başkadır benim köyümün
XXX
Akşam olur herkes döner evine
Can kurban inan ki benim köyüme
Gülabi'nin torunları derler bizlere
Özü başkadır benim köyümün
XXX
Yeşil yeşil meşeleri var dağında
Meyve ağaçları çiçek açar bağında
Her çeşit otlar yeşerir toprağında
Yeşili başkadır benim köyümün
XXX
Köyümün kenarından akar çayı
Kıvrım kıvrım dolanır sular tarlayı
Unuttum sanma orda olmayı
Dostluğu başkadır benim köyümün
XXX
Yaz gelince çıkarlar yaylaya
Gurbetçiler hasretle döner sılaya
Benden selam olsun Aziz Ağa'ya
Sevgisi başkadır benim köyümün
İbrahim SEVİNDİK
 
Yan kalbim yan külden adam olur san
Yan kalbim yan kaçamazsın sevdadan

Seni diye tuttum kedimi, dizlerime yatırdım
Seve seve tüylerini, uykulara götürdüm
Çekmecemde resmin vardı, baka baka bitirdim
Gözlerimde sana güller, papatyalar getirdim...
 
Şiir diyorum hanımefendi, şiir bilir misiniz? @kLara
-Bir yüzün diyorum-​
Yüzün diyorum bir bir bir bir,
yüzün diyorum iyi bir gün başlıyor.
Çoktan durmuş gibi bir şeyler orda.
Saatler durmuş, sesler durmuş, savaşlar durmuş.
Ne geç kalma telaşı işçi duraklarında kadınların,
ne bir köpek havlaması sokaklarda,
ne de ölü bir çocuk sokulmuş fotoğraflara.
Uyanmayı beklemiş sanki bir dağ yüzyıl boyunca,
boynunla saçların arasında.​
Yüzün bu alemmiş de sanki
Davud sana gelmiş, Musa sana, İsa sana.
Salmışsın kendini bir hamağa yatar gibi maviyede.
Gökyüzü sanki senden esinlenmiş,
Zebur senden, Tevrat senden, İncil senden.
Binlerce renge doğru koşmuş yüzün,
bilinmez renklere, çizilmez renklere.​
Yüzün adsız bir mevsimi kiralamış,
ne zemheriler gibi soğuk,
ne kavurgan yazlar gibi sıcak.
Bir bulut kaçmış da göğünden,
sanki yüzüne konmuş.
Yüzün, koca bir dünyayı
Islatacak, ıslatacak, ıslatacak.​
İnsan ölmek için yaratıldı korkuya inanma,
ateşe inanma, suya, havaya inanma,
aşk bile ölüyor aşka inanma.
Bir ceket al üstüne,
bir geyiği düşle, bir ağacı hatırla,
insan düşmek için yaratıldı, kuşlara da inanma.
Sen sıkı sarıl kalbime dünya sandığın yer değil,
sandığın yer değil en güzel yerin,
en güzel yerinde değiliz biz bu şiirin.​
Yüzün diyorum bir bir bir bir,
yüzün diyorum huysuz bir yağmur başlıyor.
Olsun, ben böyle yağmurları da severim,
böyle yağmurlarda büyür insan,
fırıncılar en güzel ekmekleri çıkarır.
Acısız bir selam verir,
silinmiş sloganlar içinden duvarlar,
duyulur en güzel vapurun sesi,
en güzel trene binilir,
ve gidilir bir cehennemden bir cehenneme.
Ve adına yolculuk denilir.
Zaten insan bir yolculuk değil midir?​
Durdur içinde büyüyen hüsran ordusunu,
kışla bekçilerini, silah çatanları,
silahşörleri durdur ve bekle.
İşgal edilmeli yüzün bir deniz kokusuyla,
Çocuklar uçurtma uçurmalı,
taze çaylar demlenmeli kahvelerde,
yüzüne taptaze bir sabah gibi bakmalıyım.​
Yüzün diyorum kayboluyorum.
bir kuş bir fili boğuyor sanki, kayboluyorum.
yükünü boşaltıyor kızıl atlar, kayboluyorum.
Kim bulmuş ki zaten kendini kaybolduğu yerde.
Kim anlamış insanı.
Yüzün diyorum yüzünde memleket telaşı.​
Binlerce yoldaşım öldürülmüş,
binlerce çiçek büyüyor ama hala,
pınar ağaçları, çınar gölgeleri büyüyor,
büyüyor kar bakışlı bir kadın.
Susamış bir nehir yatağıyla gidiyorum ona,
ve yüzün diyorum bir bir bir bir
bir yüzün diyorum,
yüzüne bir geçiş bulmalıyım.​
-Irmak Eriş.​
 

Bağlanmayacaksın​

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

Can Yücel
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri