Günün Siiri

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Günün Şiiri
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-haydi iç de çay koyayım.

ah muhsin ünlü


 
SIĞINAK

Kaçıp sana saklanıyorum akşam oldu mu
Sana dokununca mı denizleniyor masa
Senin avcıların mı çok hayvanları kovalayan
Sıkıntımın ormanında?

Üç beş günümüz var şuracığında
Nice oyuncağımızı kırdılar
Biz de güzel çocuklardık bahçelerde
Sularda alabalık

Azla avunmaya alıştık
Ne yapalım paramız yoksa
Şarabımız bitince yağmura çıkarız
Kim güzelleşmiyor öpüşünce.


Ahmet OKTAY
 
SEVİ ŞİİRİ

Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...

Ümit Yaşar OĞUZCAN
 
Bir Güzellik Yap Kendine

Bir güzellik yap kendine!
Ve sadece sahip olduklarını düşün; mutlu ol onlarla!
Sahip olamadıkların üzülsün senin olmadıklarına…

Bir güzellik yap kendine!
Keşkeleri hiç düşünme!
Mutlu ol seçimlerinle.
Bırak keşkeler üzülsün senin seçimlerine…

Bir güzellik yap kendine!
Her yeni günü senin günün ilan et ve şımart kendini olabildiğince!
Bırak dünler üzülsün seçilmediğine…

Bir güzellik yap kendine!
Kalbinde daha da büyüt sevgisini sevdiklerinin!
Bırak sevmediklerin üzülsün kalbinde yerleri yok diye!

Bir güzellik yap kendine!
Sev kendini, kimseleri sevmediğin kadar.
Mutlu ol varlığınla!
Bırak seni sevmeyenler üzülsün!
Yüreklerine sığamayacak kadar büyüksün diye!

Paul Auster
 
Sizinle galiba arkadaş filandık
Işıklı günlerinde gençliğimizin.
Hayalleriyle kanatlanırdık
Gelecek, güzel Türkiye’nin.
Fakat nasıl da değiştiniz birden
Arınıp bütün o düşlerden
Buzlu sularında bencilliğin.
Ne çok hain.

Hayır, belki de değişmediniz,
Aslınız belki de buydu sizin.
Sadece zamana ayak uydurdunuz
Ortak ateşinde ısınıp gençliğin.
Sonra neyseniz o oldunuz
Asıl kimliğinizi buldunuz
Uşağı oldunuz zalimin.
Ne çok hain.

Şimdi giydiğiniz her şey markalı
Tadını aldınız zenginliğin.
O fotoğraflar parkalı markalı
Uzak bir anısı oldu geçmişin.
Fakat yine de yeri geldikçe
El atıp eski albüme
Kullanıyorsunuz reklam için.
Ne çok hain.

Aynı arsız kibir suratlarınızda
Erkeğinizin dişinizin.
İçim bulanıyor karşıma çıktıkça
Ekranlarında TV’lerin.
Kiminiz yeni yetme faşist çığırtkan
Kiminiz kaşarlanmış sırtlan,
Sanırsın kardeşi vampirin.
Ne çok hain.

Yoksul aile çocuklarıydınız
Orta halli, belki zengin.
Soyluydu sizden anneniz babanız,
Sade yurttaşları Cumhuriyet’in.
Siz hangi piç köklerden türediniz,
Kimsiniz, neden böylesiniz
Nasıl boğuldunuz içinde ihanetin.
Ne çok hain.

Zaman geçer, devran döner
Yıkılır sarayı, zindanı zalimin
Efendi uşağını terk eder
Gereği kalmayınca hizmetin
Hele azıcık da diklendiniz mi
Yersiniz kaçınılmaz tekmeyi
Hadi, sıkıysa diklenin
Ne çok hain.

Kimliksizler, omurgasızlar
Hedefisiniz şimdi lanetin.
Ne hizmetinde olduğunuz iktidar
Ne sahte parıltısı şöhretin
Kurtaramayacak sizi bu lanetten,
Halkın içinde yükselen nefretten,
Artık hiç değilse susmayı deneyin.
Ne çok hain.”

Ataol Behramoğlu
 
ÜSTÜ KALSIN

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...

Cemal SÜREYA
 
Hayat - Nietzsche


Gidene kal demeyeceksin. ..

Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.

Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,
yoksa değersiz olan hepsen olursun...

Düşün...

Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...

Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini...

Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..


Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum,
Oynadım.

Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım.​
 
Evet hatirladim
Kucuk basit seyler
Yetiyor kederlenmeye
Ya mutluluga?

Cahit Zarifoglu
 
Çocukluğumdan kesilen saçlarımı
geri istiyorum berberlerden
(anneme küstüğüm için oluyor bütün bunlar)
yüzümü ve dizlerimi bi koşu
kanatıp okulun bahçesinde
tekrar dönerim, hemen.
büyüklere mahsus şeyler de konuşuruz
seninle istersen.

Yoruldum çok
kente ve sana durmaktan
öfkem ne sana ne de başkasına
üstelik geceden Marilyn Monroe
ve senin gözyaşın geçti
hadi barışalım.

Hem hiçbir mevsim ısıtmaz ellerimi
anne gibi
istersen kahve içip fal da bakarız yine
bana üç vakte kadar bir yolculuk görünür
belki ay doğar fincanda hanemize.

Alevi içine bakan bir mumum ben
derine kaçan bir anıyı isiyorum
berberlerden.

Irmak bitti
devrildi dağ
büyüdüm.

Çocukluk anılarımdan
düşecek kadar
kırıldı avaz
yüzümden kovuldu
anneler korosu
söndü ateş.

Kahvaltı masalarına geç kaldım
kirlenmiş bütün bardakların yalnızlığı bana,
ve ince kaldım belki
sabah zamanına.

Hey aynalardan içeri kaçan çocukluğum
nöbetçi aspirinler, diş macunları
tekrar dönerim,

Irmak akar tekrar yatağından
dağ yerinden doğrulur
uzaklığım biter
gölgem yanıma düşer belki yeniden,

Kim bilir
belki dedem bile olur
vicks kokulu yastıklar kalır bana ondan
ve ahdım var
onlardan kalma sehpaları kirletirim
bu sefer.


Bir Mevsim Yok Anne Gibi | Birhan Keskin
 
Bir acemi oyuncu nasıl beceriksizse
Sahnede korkusundan donakalmış dururken
Nasıl fazla duyguya kapılınca bir kimse
Zayıflarsa yüreği gücünden kudururken,
Benim de bu korkuyla güvensizlikten işte
Sevgi törenindeki duam aklımdan çıkmış,
Sevgimin gücü beni paramparça etmiş de
Aşkın bütün yükünü omuzlarıma yıkmış.
Öyleyse kitaplarım söylesin güzel sözler,
Sussun dilli gönlümün dilsiz laf ebeleri,
Onlar sevgi dilenir, ama bir çıkar bekler;
Gönlün sözü, bollukta hepsinden çok ileri.
Sessiz aşk ne yazmışsa onu oku ve öğren,
Aşkın ince aklıdır gözlerle duyup bilen.

William Shakespeare - 23. Sone
 
her şey bir beklenti içindir
yazmak mesela , (okunmak için)
koşmak , (ilerlemek için)
ağlamak , (gerçekler ile yüzleşmek için)
hayal kurmak , (gerçeklere katlanmak için)
ve gülmek bazen , (acılarımızı saklamak için)
ya sevmek ?
ya aşk ne için ?
(işte o zaman bir menfaat olur ölmek ,
ve tek beklentimiz bir başkasının mutluluğu olur)
 
Zeus güya, rüzgâr
Koşuyor karşıki ağacın ardından
Yakalayamıyor ki ama
Daphne değil çünkü o yeşil kızın adı

CAN YÜCEL
 
Çok Şükür

Deli gönül, neyi özler durursun ?

Acınacak dostun, cânanın mı var ?

Dünya yansa yorganım yok içinde,

Harap olmuş evin, dükkânın mı var ?



Hatır, gönül bulamazsın birinde.

Dama dedi dişisinde erinde,

Vatan dedikleri yangın yerinde,

İnsanlığa hâlâ imânın mı var ?



Nene yetmez senin şu kuru kaval

Pîr aşkına sıkıldıkça durma, çal.

Maltadaki kurnazlardan ibret al,

Paran mı var, bağın, bostanın mı var ?



Sana giren çıkan nedir be dürzü ?

Be Allahın nümunelik öküzü

Ben mi yuttum on dört bin okka düzü,

Bekri Mustafa'dan fermanın mı var ?



Ne uymazsın zamaneye be domuz ?

Kırk senedir s... ne verdin omuz.

Nâzır olmuş desem sana istakoz,

Reddedecek kılıç, kalkanın mı var ?



Çünkü neden ? Dalyanın yok, ağın yok,

Bir tek hamsi kızartacak yağın yok.

Ocağın yok, dalın yok, buğdayın yok,

Yoksa Gökalp gibi Tûran'ın mı var ?



Uyanmadın gitti, dalgın uykudan,

Sana ne be âlemdeki kaygudan ?

Dem vurursun siyasetten duygudan,

Beynelmilel bir imtihanın mı var ?



Feylesof'um dedi herif, pap çıktı,

Nâzır oldu, saman sattı sap çıktı.

Reçete şurup yazdı, hap çıktı,

Yutmayacak yoksa, âyanın mı var ?



İspermeçet zade (1), Kirpi (2), Pehlivan (3)

Yanaşması, o bayraklı Kahraman

Sadrazamlar içinde en düztaban (4)

İmzacılar başı Mervan'ın mı var ?



Çal nayını, ferahnâkte ver karar,

s...n nazır t.......rın müsteşar.

Kumda oyna çöp batmasın âşikâr

Düşünecek senin zamanın mı var ?



Kendi cihanında bak sen keyfine,

Kulak asma halkın hayfa-hayfine.

Tamburuna, kemânına, define

Sen de katıl, neyde noksanın mı var ?



Şu kırk yıldır senin daran alındı.

Suratına yüz bin kara çalındı.

Nasıl olsa şu bokluğa dalındı

Neyzen'den de büyük isyânın mı var ?



(1) Ali Kemal

(2) Refik Halit Karay

(3) Kadri

(4) Damat Ferit Paşa
 

Uyan BABA'm.

[YOUTUBE]EzgfsRqqmIY[/YOUTUBE]​
 
Ben birini sevmiyordum.
O da beni sevmiyordu.
Bir gün bir yerde randevulaştık.
Ben gitmedim, o da gelmedi.

Ö.A
 
Doğuşum, müddetim, miadım sensin
Zaman'a attığım ilk adım sensin
Hazreti İsa'nın doğumu değil
Ben seni tanırım miladım sensin.

Cemal Safi.
 
“Uzaktan seviyorum seni.
Kokunu alamadan
Boynuna sarılamadan
Yüzüne dokunamadan
Sadece seviyorum.”
- Cemal Süreya
 
Gözlerin/i Bana Kıyam/et
En fiyakalı,
En filinta yalnızlığı dik dudaklarıma;
Ki, sensizliğim ulu orta ifşa edilmesin.
Kangren bir yokluğu peydahla içime.
Kendi enkazına darağaçları kuracak kadar
Bedbin depremleri ilmekle
Ciğerlerimin en dipsiz kuyularına.
Yürek mihrabımı öper gibi yapıp
Gözyaşının tuzuyla sıvazla
Sana tutuşmuş yaralarımı..

Sol cenahımda
Şiddeti bilinmeyen zelzeleler.
Kanımdan t/aşan yorgun kelebekler.
Yüzyıllık uykular taşıyan
Kör bıçağın ucunda küf rengi yokluk.
Yusuf’un beyaz entarisinden bile utanan
Kırgın çocukluğumun Araf’ını ifşa eden
Ekmek arası iki ketum gözyaşım
Kirpiklerimde yağmayı bekleyen.

Sesinden bir nihavent bir şarkı duymayalı
Sustu alfabe,
İçimin üşümüşlüğüne düştü
Bir susak ateş.
Kaypak bir gecenin içinde içten içe
Sızlayan ince unutulmuşluk.
Lime lime edilmiş bir yüreğin
Dudak ucundan öpülmüş bir yalnızlık.

Eşantiyon bir ispiyonu
Yüreğimde bir kürtaja zorlarken
Tenzih etmiyorum yokluğunu.
Hadi sevgili,
Beni yokluğunla imtihan et.
Besleme acılarımı
Kirpiklerimin göğsünde emzirirken
Hangi tehirli tren
Uykusuzluğumun şiirlerini ulu orta öpebilir ?
Tevazu bekleme benden ey aşk;
Beni gözlerine kıyam et,
Ki, tek bir gözyaşı için
Kanlı bıçaklı olduğum ölüme hürmet edip
Gözlerinin kıyametini bekleyeyim.

İsmail SARIGENE
 
“Ben böyle seviyorum işte:
Zerafetini, gaddarlığını, inceliğini, kabalığını,
Olduğun şairi, olmadığın erkeği seviyorum.
Bir zamanlar çocuk olduğun,
Ve bir gün ceset olacağın için seviyorum.
Hem gövdeni hem aklını seviyorum.
Yalnızca boynunun düzgün çizgilerini değil,
Koltuk altının terini de seviyorum.
Kanımı tutuşturan gücünü de,
Çocuk gibi elinden tutma isteği uyandıran güçsüzlüğünü de seviyorum.
Tanrı böyle sevmiyorsa,
Ben de sevgimi Tanrı yaparım!”

"Anonim Bir Mektup'dan"
 
Bugün günlerden hiç benim adım yok. Kanatlanıyor içimden binlerce siyah kelebek. Savruluyor rüzgârda yaprak gibi
Kalbim, uzaklarda bir yerde. Kalbim kayıp.
Karanlığa dokunabiliyor sanki ellerim.
Ayak sesleri uzaklarda..
Susuyorum.
Sessizlik keskin..
Bekliyorum
Beklemek keskin
Burdan gitmem gerek
Herşeyi unutmam gerek
Acımıyor bileklerim
Acımıyor hiç
Acımıyor ellerim avuçlarım
Acıtmıyor hiçbirşey
Acımıyor tenim, ve acımıyor
Dokunduğun yerler
Acımıyor artık kalbim
Kalbim
Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ellerimin izlerini.
Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki kaderimin sökülüşünü.
Sadece sessizce durup öylece izlemek istedim bir meleğin ellerindeki kalbimi.
Sadece öylece durup sessizce izlemeyi istedim, sadece bir meleği sevmeyi.
Hep bir şey eksik gibi ve hep bir şey yarım ve hep bir şey yok artık sanki.
Ne bir ışık var ne de bir şarkı artık sokaklarında bu kaybetmiş şehrin
Ne bir isim var duvarlarında, ahh ne de okunabilen bir cümle.
Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ölümümü.
Öyle beyaz
Öyle maviydi ki
Öyle güzeldi ki ve öyle..
Öyle masum ama…
Bu viran şehirde, bu viran hikaye henüz bitmedi!
Öyle yanlış öyle…
Öyle yanlış ki ve öyle…
ve öyle çocuk
Kalbim…
Tüm maviler kirli şimdi ve tüm beyazlar utanç içinde ve sadece uyumak
Uyumak istiyorum…
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri