Günün Siiri

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Günün Şiiri
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Bir insan ne zaman sevgiye,olan inancını yitirirse,
İşte o!an,hayata dair umutları yıkılır,
Hayalleri söner, yaşama isteğini kaybedip avare yaşar,

Kendini dipsiz bir boşlukta görür.


Hele birde bir insanın sevgisini yitirmişse,
Dünya ona zindan olur hayatı mecburiyet,olarak yaşar.
Zamanla kalbi taşlaşır kolay kolay kırılmaz,
Ama yinedemaziyi anmadan duramaz.


Karşılıksız sevgi acıların demi,aşkını kalbine gömer,
Asla bir daha kimseyi sevemez,
Sevsede içinde hep ya beni sevmezse,

Korkusu tüm sevgisini kemirir.


Sevgi işte O!!! Dağı deldiren,çöllerde viran edip gezdiren,
Paylaştıkça artan arttıkça kendine bağlayan,

Duyguların en güzeli tutkuların en büyüğü,

Ölçüsüne terazi vurulmaz meşhur meçhul aşk.

 
Her mayıs akşamında‚ ürperişim.
Bil ki o... Vefasız gidişin.
Seni sevmemin tek nedeni yalancı suretinin‚
Altında ki o... masum gülüşündür.


Para etmez gönlümde ne sen nede sahte bir sevgili‚
Sevgini çöpte bulsam değerini kaybetmezdi.
Sahte aşkını parlatsan çeyrek sevgi etmezdi.
Bir bir yaksam da umut mumlarını‚
Verdiğin sevgi sevgi olmazdı.


Giden gitti ben yolumu aldım‚ unutma giden geri dönmez.
Bir daha sana geri.
Sana seni seven değil lazım olan‚
Cebi servet dolu bir serseri.


Mevsimlik sevda buda bitti‚sevgi adı altında umutlar.
Hepsi çöpe gitti zamansa eridi.
Mum gibi tükenip bitti mevsimlik sevda bu‚
Diğerleri gibi yok olup gitti.
 
Gel yanıma koluma, yürüyelim yan yana.
Saçlarımız ıslansın kalsın kaş da damlalar.
Öpüşürken süzülür gözün hasret yaşları.
Islanalım beraber damlaların altında.


Çıkaralım tadını yalın ayak çimlerde.
Topraklara ulaşsın kaştan akan damlalar.
Engel koyma araya bağlanalım yaşama.
Islanalım beraber damlaların altında.


Yüreğimde ıslandı gözümdeki yaşlarla.
Kavuşmaya az kaldı kalacağız baş başa.
Gireceğiz beraber senle nice yaşlara.
Islanalım beraber damlaların altında.


Ölüm bile ayırsa unutma canım beni.
Yağmurların sesiyle şarkı söyle ruhuma.
Bırakma yar beni tek, o çamların yanında.
Islanalım beraber damlaların altında.

 
Özlem
Özlem nedir bilir misin?
Özlem
Buğulanan camlara
Adını yazmaktır

Özlem nedir bilir misin?
Özlem
Uzaklara bakınca
Gözlerinin yaşlanmasıdır

Özlem nedir bilir misin?
Özlem
Sevdiği yağmurda
Aptalca ıslanmaktır

Özlem nedir bilir misin?
Özlem
Yatağa girince yabancı diye
Başını yastığa koymamaktır

Özlem nedir bilir misin?
Özlem
Gördüğün herkesi
Sana benzetmektir

Özlem nedir bilir misin?
Özlem
Gelmeyeceğini bilmene rağmen
Her yeni güne umutla başlamaktır

Özlem nedir bilir misin?
Özlem
Adını sayıklayarak
Ölümü beklemektir​
 
Ben Bir Tek Beni Aldattım

Ben bir tek beni aldattım
Üşüyen yatağımda
Ellerine sığınmak yerine

Sıktım ellerimi sıkı sıkıya

Ben bir tek beni aldattım
Seviyorumlar meze ettim rüyalarıma
Kanayan yüreğime sen bastım yokluğundan habersiz
Ağladım çaresiz

Ben bir tek beni aldattım
Yokluğunda seni var ettim geleceğime
Katili oldum koklayamadığın papatyaların…
Güldüm anlamsızca anlamsızlığımıza anlamlar yükledim amaçsızca…

Ben bir tek beni aldattım
Kapıları kahve
Bahçesinde limon ağaçları olan
İçinde koca bir yalnızlık barındıran bir evde…

Ben bir tek beni aldattım
İnsan sevince kör oluyormuş ya
Ben hem sağır hem de dilsiz oldum
Sana inandım körü körüne…

Ben bir tek beni aldattım
Kendi yazdığım senaryoda
Sokak lambası bile olamadan
Figürü aşk olan yazgıda yalnızı oynadım

Ben bir tek beni aldattım
Senin bir başka sen
Benim bir başka ben olduğumu bile bile
Öldüm ben seve seve…

Ben bir tek beni aldattım
Şarkılar söyledim sen kokan
Şiirler yazdım içinde biz olmayan
Sustum çığlıkları boğazımı yakan…

Ben bir tek beni aldattım
Özeti tamamını anlatan bir film gibi
Kandım kanadım kandırdım kendimi…
Ben bir tek beni aldattım​
 
İşin kolayına kaçmadım
Uğruna ölmedim yani
Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
Sen bunu da bilmedin
Ben bir bakışına bin anlam yükledim
Sen aşka kestirmeden gittin
Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
Şimdi gidiyorsun
Git


- Kahraman Tazeoğlu -
 
Kimi sevsem,
onun hep uzakta bir sevdiği vardı,
unutamadığı ilk aşkı ya da onu terk edip giden sevgilisi…

Kimi derinden sevsem,
o bir başkasını derinden hatırlardı.

Öylesine çok sevdim ki onları,
başkalarına duydukları sevgileri anlatmalarını
sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim.

Beni yitirmekten hiç korkmadılar;
çünkü onlara göre fazla iyiydim;
bu yüzden ilk anda vazgeçilebilirdi benden.

Beni terk edenlerden tek bir dileğim olurdu.
“Ne olur, bir daha beni aramayın!
Çünkü ben kolay unutamıyorum.
Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum.
Çocukluğumun o güzel bahçesini”

böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni…

Soluksuz ve umutsuz kaldığı bir gecede mutlaka akıllarına ben gelirdim…

O, yedek sevgili!…
 
EĞER
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler
virgul.gif

arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer
nokta.gif
Dayanılması o kadar da zor değildir
virgul.gif
büyük ayrılıklar bile
virgul.gif

en güzel yerde başlatılsaydı eğer
nokta.gif

Utanılacak bir şey değildir ağlamak
virgul.gif

yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık
virgul.gif

çalınan birinin kalbiyse eğer
nokta.gif

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların
virgul.gif

insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer
nokta.gif

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses
virgul.gif

hiçbir zaman duyulmasaydı eğer
nokta.gif

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar
virgul.gif

kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer
nokta.gif

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla
virgul.gif

öylesine delice bakmasalardı eğer
nokta.gif

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp
virgul.gif
göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer
nokta.gif

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin
virgul.gif

son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer
nokta.gif

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
virgul.gif

meydan savaşlarında korkular
virgul.gif
aşkı ağır yaralamasaydı eğer
nokta.gif

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman
virgul.gif

beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer
nokta.gif

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla
virgul.gif

tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer
nokta.gif

O büyük
virgul.gif
o görkemli son
virgul.gif
ölüm bile anlamını yitirirdi
virgul.gif

yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer
nokta.gif

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar
virgul.gif

son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer
nokta.gif

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri
virgul.gif

her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer
nokta.gif

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de
virgul.gif

dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer
nokta.gif

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel
virgul.gif

namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer
nokta.gif

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi
virgul.gif
kısacık kestirmelerin ardından
virgul.gif

dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer
nokta.gif

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de
virgul.gif

sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer
nokta.gif

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine
virgul.gif

kulağına okunacak biri olsaydı eğer
nokta.gif

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de
virgul.gif

kartvizitinde ‘onca ayrılığın birinci dereceden failidir’ denmeseydi eğer
nokta.gif

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar
virgul.gif

ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer
nokta.gif

Issızlığa teslim olmazdı sahiller
virgul.gif

Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer
nokta.gif

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım
nokta.gif

Yalnız kalmaktan korkmuyorum da
virgul.gif

ya canım ellerini tutmak isterse…
Evet Sevgili
virgul.gif

Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu
virgul.gif

kim uzanmak isterdi ince parmaklarına
virgul.gif

mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!


Can Yücel
 
BEŞ DAKIKA BEKLE GIT

Sen İstinye'de bekle ben buradayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Bana ait ne varsa seni korkutuyor
Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

ATTİLA İLHAN
 
Liman Kırıntıları

Bahamalı martılar beni çağırdı,
bir ikinci bahar gecesi
Yalan söyledim,
yırtık blucinli tayfalara,
Seni sevmediğimi söyledim.
Oysa rıhtımlar
en şarkılı dalgalarla yıkanıyordu,
Midye kabuklarında sakladım gözyaşlarımı;
Hastaydım,
kırık kötümser bir öksürük yapışmıştı boğazıma
Seni unutmak gerekiyordu..

Bahamalı martılar beni çağırdı,
bir ikinci bahar gecesi,
İskele fenerlerinin altında oturup
seni bekledim sevgilim
Ellerim ıslaktı, gözlerim ıslaktı
Gelip caydırabilirdin beni gitmekten
Oturup sigara içer, anlaşabilirdik..
Sana tapacağım yalan değildi
benim olursan
Seni seviyordum, seni istiyordum..

Bahamalı martılar beni çağırdı,
bir ikinci bahar gecesi
Filler gibi içtim liman meyhanelerinde;
seni unutmak için içtim..
Senin sokağında geceler yıldızsızdı,
senin sokağında gece yağmur yağıyordu
Ben zayıftım, çabuk ıslanıyordum
Bana sevmek yaramıyordu,
ben sevilemiyordum..
Bahamalı martılar beni çağırdı,
bir ikinci bahar gecesi
Sana bırakacağım bu kentin
üç semtinde üç damla gözyaşı döktüm,
Birincisi seni ilk gördüğüm yerdi,
ikincisi seni ilk öptüğüm yerdi
Üçüncüsü.. söylemeye dilim varmıyor,
üçüncüsü bana git dediğin yerdi
İşte bu mısraları orda karalıyorum;
işte demir aldı şilebimiz,
Gidiyor, gidiyor, gidiyorum..​

[Edgar Allan Poe]​
 
Söyleyecek başka bir şeyim yok artık.
Unutmak istemiyordum oysa.
Güzel kalan yaralarda vardır çünkü...
Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır.
Hiç unutmayan kadınlar vardır... limon kokulu...
Herşeye rağmen... yağmur kalan kadınlar vardır...

Ben iyiyim şimdi. Sen nasılsın?
 
23 NİSAN
Nasıl sevinmez insan?
Bugün 23 NİSAN.
Bak süslenmiş dört bir yan,
Yaşasın 23 Nisan

Millet Meclisi kurduk,
Düşmanı yurttan kovduk.
Hürriyete kavuştuk;
Yaşasın 23 Nisan.

Egemenlik ulusun,
Sen bir Türk oğlusun.
Yurdumuzu korursun,
Yaşasın 23 Nisan.

Bugün gençlik günüdür.
Türklerin düğünüdür.
Milletimin ünüdür.
Yaşasın 23 Nisan​
 
MASA DA MASAYMIŞ HA

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
... Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

Edip CANSEVER
 
BU BAHAR ŞAŞMA

birdenbire ne oldu bana böyle
ben eskiden yağmur filan takmazdım
aşk desem değil yorgunluk hiç değil
verip alnımı parmaklığın buz ufkuna
... kuytusunda kederler büyüten
bir cehennem gibi bakmazdım

düzeni yok voltamın nisanda mıyız
yemyeşil bir dal kalbime bulaşıyor
duvarlar üstüme yıkılırsa şaşma
içimde firar etmek fikri
aç bir kurt gibi dolaşıyor

beni bu bahar vururlarsa şaşma

Nevzat Çelik
 
ANLADIM

Bulutları düşünüyorum kuşları ve aşkı
Tarihleri var da onların hatta anıları
Vatanları olmadı hiç bir zaman ki onlar
Ayışığına karıştılar yeryüzünden göçerek
...
Ve bırakarak metal bir uygarlığı geride

Anladım ayaklarımın altındaki dünya değil
Çocuk sevinçleri ipinden koparılmış uçurtmalar
Bulutu ve suyu izliyor soluk bir sonsuzluk
Anladım yüreğimdeki rüzgarla sürükleniyorum

Üşüdüğümü unutuyorum yalnızlığımı da
Yasaksa artık bu ülkeden çıkmamız
Vatansız olduğumuzu bilelim diyedir
Mayınlayarak ömrümüzün kalan kısmını

Anladım vatansızlıktır bir şaire yakışan.

AHMET TELLİ
 
ESKİDENDİ ÇOK ESKİDEN

Hani erken inerdi karanlık,
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
... Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken...
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.

MURATHAN MUNGAN
 
ARKADAŞIM BADEM AĞACI

Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
... Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış..
Acarsın çiçeklerini ..
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...
Bir güler yüz bir tatlı söz..
Açarım yüreğimi hemen
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni karasevda
Hem de bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koş desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiç bir aşkın
Açalım yine de çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya

AZİZ NESİN
 
KAPTAN -1

eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum

gece yarısını yaşamaktan yorgunum

... ayazın avucunda unutmuştun ellerini
önünden geçtiğim halde beni tanımadın
ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
şiirlerim kül rengi kumrular gibi uçuşuyorlar
bakır çalığı göklere katiyyen tahammülüm yok
hele paris’in gökleri aklımı başımdan alıyor
bana seni senden evvelki poitiers’li kızı
hatırlatıyor

ayazın avucunda unutmuştun ellerini

karanlığın arkasında kıvılcım gözlü **Spam/Adversiting**lar
gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar

ışıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın

ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın
hatta ricardo bile hani vatansız ricardo
burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı
oysa au vieux chatalet’de akşam sabah beraberdik
üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik
üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet
neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti

yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim

montmarte metrosu civarında seni gözden kaybettim
o zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim
ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cigara gibi
sidney bichet’nin caz havalarını çiğneyip tüküren
o saklasın varsın seni sevdigini biliyorum ben
yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü

bir gazete aldım ama evde okuyacağım

kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam
seni öldürmek için çareler tasarlasam
sükut bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda
ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü
ve ben unutulsam yazdığım şiirler
senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım
eski padişahlar gibi unutulsa birer birer
ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam
ellerim oldum olasıya seni unutsalar

yarı gecenin içinden bir zenci sütbeyaz bakıyor
rue lafatette’de dünden bugüne geçiyorum
eflatun gözlerini bir grog kadehinde unuttum

ATTİLA İLHAN
 
ANLADIM

Bulutları düşünüyorum kuşları ve aşkı
Tarihleri var da onların hatta anıları
Vatanları olmadı hiç bir zaman ki onlar
Ayışığına karıştılar yeryüzünden göçerek
...
Ve bırakarak metal bir uygarlığı geride

Anladım ayaklarımın altındaki dünya değil
Çocuk sevinçleri ipinden koparılmış uçurtmalar
Bulutu ve suyu izliyor soluk bir sonsuzluk
Anladım yüreğimdeki rüzgarla sürükleniyorum

Üşüdüğümü unutuyorum yalnızlığımı da
Yasaksa artık bu ülkeden çıkmamız
Vatansız olduğumuzu bilelim diyedir
Mayınlayarak ömrümüzün kalan kısmını

Anladım vatansızlıktır bir şaire yakışan.

AHMET TELLİ
 
BİR EFLATUN ÖLÜM

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
... geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.


Behçet AYSAN
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri