Günün Şiiri ~ 20.06.2019

A
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Zaman geçiyordu düşlerden
hiçliğine tamamlarken gerçeği
kristal küreye vuran ışıktı zaman

Kırık ve renkli

Zaman geçiyordu acıtan gülüşlerden
nakşında kuruyan kirpik rimeli
nemlenmiş vedalarda
bir ipek mendildi zaman

Yırtık ve kirli

Zaman geçiyordu telâşelerden
sıkıntılar dökülüyordu heybesinden bir bir kaygılar
tenhalıktı büyüyen karanlığında zaman

Dehşet ve kindi

Aynıların görüntüsünden geçiyordu zaman
haza haz acıya acıydı
kimineyse
üzerinden yılları yüklenmiş nehirler geçen
bir çakıl taşıydı zaman

Yük ve mihnetti

Zaman geçiyordu sevişmelerden
ince ışıklarda kırılan aşkın
süzüldüğü camdı zaman
camdan süzülen ışığın hangi tarafı
kimdi

Sen ve öteki

Bir büyük bütünden geçiyordu zaman
silinemez sevgiden
doğumun ölümün ötelerinde
güzeli yeşertiyordu içinde varoluşun çiçeği
zamanı çoğaltan oydu belki de

Gül ve dikeni

Zaman geçiyordu düşünüşlerden
savuruyordu saçlarını evrene
bir telinde yıldız diğerinde güneşti
neyi kovalıyordu o koca bilge
bilinir mi nasıl yaşardı zaman

Keyif ve zevki

Acılardan geçiyordu zaman dertlerden
kemer gibi dolamıştı beline sargı bezini
merhemi dilindeydi
derin yaralar gezginiydi zaman

Yorgun ve terli

Derilmez bahçeydi zaman uçsuz bucaksız
bütün kipleri içeren
tüm hâlleri de
her şey onun içinde büyütüyordu kendini
aşıyordu zamanı yalnız

Yokluk ve sevgi

Tamlardan geçiyordu zaman kendini büyütenden
hangi varlık tamamlansa heplense
tümü hiçe gönderiyordu yokluğun teğetinde
hiçi başka zamana
her anıyla kendini bütünlüyordu zaman

Uçuk ve yerli

düşürülen saatlerden geçiyordu zaman tik taksız
bukağıdan zincirden
zihnin bilince açılan penceresinde
beşikten mezara değildi zaman daha öteleriydi

Artı ve eksi

Geçilemiyordu yokluk
sessizlikler de

Şimdinin sarpında yaşanan
ulaşılmazlar köprüsüydü zaman
umudun sıratı selleyen uçurumuydu

Sonsuz ve ilki ! ! !

Ali Rıza Kars​
 
Ben seni severdim deömür yetmez şimdi..

Zaman adil davranmaz gülüşlerimize biliyorum

İç çekiyorum sonra gülüşlerim doluyor.

Yaşlarla gülümsüyorum..

Gülümsüyorum da "gül" yüzünü göremiyorum..

"Kaçma !" diyorum

Aşk belası elbet bulup vuracak seni !

Duraksıyorum biraz..

Ayaklarım tekrar koşuyor peşimsıra

Sana kıyamıyorum...

Sonra cebime dolduruyorum şu koca şehir de ne varsa !

Ne varsa götürmek istiyorum sana iliştirmeden..

Ben seni severdim deahın olsun istemiyorum..

Öldüğüm de ağla birazsonra git diyorum..

Git ! Git ki bende sızlamayım toprak altında..

Sahi; sever misin toprak kokusunu ?

Ne güzel olurdu yağmurda seninle yürümek..

Boşver bunlarıkalpsizim ben !

Sevip de sevmedim diyen..

Acıyla kıvranırkenyaralarını suda yakan..

Sen bilme şimdi bunları

Güzel gözlerin ıslanmasın..

Islanmasın gamzelerinyaşlarına kıyamaz yüreğim..

Ben seni severdim deboşver şimdi bunları..

Bir elimde bavuldiğerinde kırık dökük de olsa hayaller..

Cebime de doldurdum bu şehirde ki her fesatlığı.

Hiyakârsahtekaryalancı kimse yaklaşmasın sana..

Bir beni hatırla !

Kötü de olsa hatırla !

Ben seni severdim de..

Severdim işte...​
 
Söz yarın unutacağım seni

Dünde dediğim gibi, yarında diyeceğim gibi

Söz unutacağım hayallerini, gerçeklerini...

Yine gelirsin belki

Sonra yine gidersin, ben yine özlerim seni

Yaz geliyor en sevdiğin kokuyu sıkıyorum kimse farketmiyor

''Ne yapıyorsun sen kendine gel! '' diyende yok artık

Sıkışan kalbimin yokluğun olduğunu kimse anlamıyor

Anlamasınlar daha iyi, varlığında sevmediler seni yokluğunda da sevemezler ya hani

Özledikçe, kokunu çıkartıp kilitli çekmeceden sıkıyorum bileklerime

Özlemek ne zor şeymiş böyle

Bir kokuya hasret kalmak

Sabah onunla uyanıp, akşam o varmış gibi uyumak ne zormuş

Gidenlerin yerini, gelenlerin doldurması ne zormuş

Bir kişiye hayatım diyebilmek, ama onun hayatı olamamak ne zormuş

Bir kişinin yanında, son nefesini vermeyi istemek ne zormuş

Bunların olmayacağını bilip, yaşamaya çalışmak ne zormuş

Aşk'ta şansını onla kaybedip bir daha sevemeyeceğini bilip, kendini avutmak ne zormuş

Ne zormuş yaşamak, kağıtlara seni anlatıp sana seni anlatamamak ne zormuş

Zoru başarmayı isteyip, her şeyi eline yüzüne bulaştırıp, kendi içinde yaşamak ne zormuş

Sevmenin sadece acı olduğunu bilip,

Her sabah kendine uyanmayı isteyip, ona uyanmak ne zormuş

Onun gözleri başkasının gözlerinde boğulurken, gözlerin yollarda beklemek ne zormuş

Ne zormuş sevmek , ne zormuş

Ne zormuş aşk, ne zormuş...

Tuğçe Ada Göktaş​
 
Kardan adam yapmayalı çok oldu
Çok oldu kartopunun acısını unutalı
Parmak uçlarıma düşen soğuğun sızısını
Gözyaşı ile kanatalı...

Sonra nice kardan adamlar tanıdım
Hepsi ilk gördüğü güneşte eridi gitti
Nice ayazlara vurdum kendimi
Senin kadar hiç biri içimi titretemedi
Ve hiç birisi
Senin yüreğimde yaktığın ateşi söndüremedi...
(B.Gökçe)


1474420_655514977834220_1403177160_n.jpg
 
Bir ufka vardık ki artık
Yalnız değiliz sevgilim.
Gerçi gece uzun,
Gece karanlık
Ama bütün korkulardan uzak.
Bir sevdadır böylesine yaşamak,...
Tek başına
Ölüme bir soluk kala,
Tek başına
Zindanda yatarken bile,
Asla yalnız kalmamak.
 
21 Aralık 2013 Günün Şiiri


Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsiz ve kalpsiz?
Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

Hangi ayrilik var ki, böyle kanasin ve böyle acisin?
Ve hangi tas yürek var ki, benim kadar aglasin?

Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafim dokundu sana, böyle inceden inceye?
Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
Seni benden götüren, beni bir kus gibi öttüren.
Hangi kirilasi eller dolanir, kirilasi beline?
Hangi rüzgar sarki söyler, o ay tanriçasi teninde?
Hangi çirkin gerçek ugruna, tükettin güzel ütopyamizi?
Hangi bosbogazlara desifre ettin, en mahrem sirlarimizi?
Hangi cama kafa atsam?
Hangi kapiyi omuzlayip kirsam?
Hangi meyhanede dellenip, hangi masalari dagitsam?

Bende bu sersem basimi, karakolun duvarina vursam.
Kendimi caddeye atip, arabalarin altina savursam.
Hangi tercih beni en hizli sekilde öldürür?
Hangi sekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
Kayip ilani mi versem, sehir sehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
Hangi ayrilik var ki, böyle dis agrisi gibi durmadan
zonklasin?
Hangi cam kesigi var ki, böyle musluk gibi içime damlasin?
Hiç sanmam! ...
Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldiramaz! .
Feristah olsa, böyle eli kolu bagli bekleyip duramaz.
Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder, atesimi söndürmeye?
Olur mu be! . olur mu?
Bu da benim gibi adama yapilir mi?
Ask dedigin mendil mi?
Burusturup bir kenara atilir mi?
VEFA bu kadar basit mi? Alinir mi? Satilir mi?

Hangi hirsiz çaldi, seni yirtik cebimden?
Hangi pense kopardi bizi birbirimizden?
Hangi ugursuz hamal tasidi valizini?
Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
Hangi yaldizli otel çarsaf serip barindirdi?
Hangi süslü manzara seni kolayca kandirdi?
Hangi sarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

Dag gibi adami eze eze! .....
Hangi anasi tipli parlak çömeze,
Hangi alemlerde kahkahani ettin meze?
Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamizi?
Hangi mahluklar çignedi el degmemis sevdamizi?
Hangi biçak keser simdi benim biriken hincimi?
Hangi mermi dagitir insanlara olan inancimi?
Hangi bekçi, hangi polis artik zapteder beni?
Ve! .. Hangi su bagislatir?
Hangi musalla temizler seni?

Bu Nasil Ayrilik
 
Hele söyle kurban olduğum hele söyle,
Efim, efim donarken gecenin ayazında.

Nefesin buhar olup çıkarken son defa,
Çıkmamış bıyıklarından buz sarkarken yiğidim,

Elin mi önce dondu, yoksa ayakların mı?
Kim düştü önce toprağa sen mi arkadaşın mı?

Doksan bin can düşerken bir bir yere
Yükselirken sessiz çığlıklar tekbirlerle birlikte.

Kim düştü önce aklına anan mı..
Hele söyle kurban olduğum..

Yoksa yoksa balan mı?
Şimdi ne zaman aklıma düşsen
Gözümden yüreğime gözyaşlarım buz tutmuş..

Ne zaman seni ansam.
İçim yanar, dışım donar.
İçim dışım çığ tutar.

Sarıkamış yalandır, borandır Sarıkamış,
Sarıkamış ayazdır, destandır Sarıkamış,

Sarıkamış evlattır tam doksan bin.
Evladı buz kesmiş, evladı toprak olmuş,

Tam doksan bin anadır Sarıkamış.
Doksan bin anadır Sarıkamış.

Yaradır Sarıkamış,

Borandır Sarıkamış,

Destandır Sarıkamış..



alıntı
 
Duygusal bir adam değilim yazdım yazdım sildim.60 bin Şehit vatan için hayatlarını veren 60 bin Şehit.Allah rahmet eylesin mekanları Cennet olsun.
 

İyi değilim aşkım
Umutsuzca uyanıyorum sabahları
Güneş yüzüme vurdukça daha bir karanlık oluyor günlerim
Kahvaltı saatlerimi hep kaçırıyorum
Bilirsin sigara iştahımı kesiyor
Öyle pek özenmiyorum üstüme başıma…
Ne geçerse elime giyiyorum
Sen yoksun ya ‘’güzel görünüyorsun’’ demesinler istiyorum
Yine en arka koltuğunda oturuyorum minibüsün yine camda oluyor gözlerim
Sen tutmuyorsun ya elimi cebimden hiç çıkartmıyorum
İyi değilim aşkım
Herkes sana benziyor sanki…
’’saçı az daha kısa olsa biraz daha içten gülse’’
daha çok benzeyecek olanları ayırıyorum
Yoksun ya yokluğun da yepyeni senler arıyorum
En zor geceler oluyor
İzlediğimizi izlemiyorum, senin uyuduğun saatlerde uyumuyorum
Olur ya bir rüyada karşılaşma ihtimali
İyi değilim aşkım
Unutuyor gibi yapıyorum
Biriken yaralarımı acıtmasınlar diye hiç kanatmıyorum
Seni de kan tutardı hani
Bak görüyorsun bunu bile hatırlamıyorum
İyi değilim aşkım
Artık şiirlerimde yok süslü kelimelerle sana seslenecek
Adının geçmediği cümlede O gitti diyerek, sevgiyi anlatmak çok zor oluyor çünkü
Kağıda kaleme dokununca kömür değil, gözyaşım dökülüyor ya, ziyan oluyor sayfalarım
Bir de Pazar günleri var tabi
Hiç buluşmadığımız bir yerde hiç bilmediğin bir saatte seni bekliyorum
Gelmen pekte anlam ifade etmiyor
Ben seni beklemeyi hala çok seviyorum…
İyi değilim aşkım
Daha bencil oldu duygularım daha çok ben demeyi, daha çok sabretmeyi öğrendim
sayısız yalanlarla ‘’çok özledim’’ seni demeyecek kadar
Yokluğunla aramda inanılmaz bir dostluk başladı
Kimseyi almıyoruz aramıza
bak benden başka sen, senden başkada düşüncem yok satırlarımda
İyi değilim aşkım
Hiç iyi değilim
Bu saatten sonra sana ‘’dön’’ mü yoksa ‘’hoşça kal’’ mı demeliyim?
Kahraman Tazeoglu
 
Avazım çıktığı kadar susuyorum sana,
sus pus oluyor sen varsan içinde çığlığım,
gücüm yeterince açıp açıp suluyorum sana
ama bana bakan kör gözlerini unutuyorum,
azıcık ben olsaydı içinde,
çekmezdim bu sevdanın acısını sanırım,

Ah yar!
Bir kere de görmeyi denesen ne olur duygularımı,
Evet dersen al yaptığım tüm sevaplarımı,
yada yok dersen rabbim alsın bu canımı..!
 
Maviye,
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Haydi gel,
Ay karanlık...

İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
Ne olur gel,
Ay karanlik...

Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cigaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hain, cıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlik...
 
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. İnsanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşında kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutama bizi...

Bağımsızlık Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi... Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, prangalar vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi...

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşısındakilere bağırmamış insanların önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepimizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi...

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

Uğur Mumcu​
 
Gelecegim bekle dedi gitti.
Ben beklemedim o da gelmedi.
Ölüm gibi birşeydi ama kimse ölmedi!

Bir gün geçmişin peşine düşüp,
kendini sorgulayacaksın.
Daha dün gibi kaybettigin uzun yıllarını saymaya başladıgında,
İnan çok şaşıracaksın.

İlk adımın gençlik çagın
İlk sevdan gözlerinde canlanınca,Yılların hızına kızacaksın
Kızacaksın..
Pişmanlık duydugun zamanlar gelince aklına..

Eski fotografları karıştırdıkça,Ölenleri yaşayanları ayıracaksın..
Sende kendini bir yere koyacaksın..
Bazen bir eziklik saracak seni, ezilmişligin acısıyla ezişini anacaksın.
İşte o zaman kendinden kaçacaksın..

Terazinin kefesine dogruların yalanlarını koydugunda
agır basan yalanlarına şaşacaksın..
Birgün geçmişin peşine düşüp kavgalara dalacaksın.
Yaşam kavgasının ideolojinle kardeşigini antilerin düşmanlıgını tekrar
Yaşayacaksın!

Yüregindeki daglarda eşkiyalaştıgını
damarlarında haramileştigini
andıgında
Bir mavzer kurşunu saplanacak gögsüne.
Gögsündeki dünlerine!

Artık basmayacagım diyeceksin mayınlara.
Koymayacagım diyeceksin raylarda.
Ama yıllanmış bir çınar olmuşken
Dönemeyeceksin tay bir fidana..
Dönemeyeceksin andıgın o geçen yıllara...​
 
Öyle uzaktan seviyorum seni

Uzaktan seviyorum seni!
Kokunu alamadan,
Boynuna sarılamadan.
Yüzüne dokunamadan.
Sadece seviyorum!

Öyle uzaktan seviyorum seni!
Elini tutmadan.
Yüreğine dokunmadan.
Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden.
Şu üç günlük sevdalara inat,
Serserice değil adam gibi seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni,
Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden.
En çılgın kahkahalarına ortak olmadan.
En sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan.

Öyle uzaktan seviyorum seni!
Kırmadan,
Dökmeden,
Parçalamadan,
Üzmeden,
Ağlatmadan uzaktan seviyorum.

Öyle uzaktan seviyorum seni;
Sana söylemek istediğim her kelimeyi,
Dilimde parçalayarak seviyorum.
Damla damla dökülürken kelimelerim,
Masum beyaz bir kağıtta seviyorum.

Cemal SÜREYA
 
Oyunun hakkını veren oyunun tadını çıkaran çocuklardık
Yüreğimizden akardı kahkahalarımız
Gülmek en çok bize yakışırdı…
Boyumuzun uzaması mıydı kuralları değiştiren?
Kim çaldı şekerlerimizi
Kim çelme taktı ayaklarımıza
Soframızdaki acıyla tanışmak isteyen kim?
Önce oyuncaklarımıza el koydular sonra kahkahalarımıza
Topumuz salınmıyor artık öyle göklerde
Birlikte olmanın gücünü yitirdik sek sek oynadığımız taşlarda
Topladığımız çiçekler ezildi, suyu görmeden avuçlarda…
Büyümek için içerdik sütü
Bilemedik boyumuzun uzaması değiştirecekti kuralları!
Bilemedik kursağımızda kalacak tadı
Çocuk düşleri boyuyormuş dünyayı
Neşenin kırmızısı
Kahkahanın sarısı
Masumluğumuzun beyazıymış tabloya değer veren
Koşmak yetiştirmiyor artık hiçbir yere
Çığlıklarımız yaramıyor hiçbir işe
Gözyaşımızı silecek şeker bulunmuyor tek bir yetişkinin yüreğinde
Büyümek yaramadı hiçbirimize
Oyuncaklarımız boyandı yalan ve çıkarla
En önemlisi birbirimizi sevmeyi unuttuk
Küçük ve masum bir yüreğin saflığıyla…
Biz mutlu çocuklardık
Mutluluğumuzu sattık beş para etmeyen bir tabloya !
 
tumblr_mzkh78EbAm1ro0nm5o1_500.gif
Şu an sadece sarılmaya ihtiyacım var, dedim ona.
İnsanlık kadar eski olan bu hareket, iki vücudun kavuşmasından
çok daha fazlasını ifade eder.

Sarılmanın anlamı şudur ; senden bir tehlike sezmiyorum,
yanında olmaktan korkmuyorum, rahatlayabilir, kendimi
yuvamda hissedebilirim, beni koruyan ve anlayan birisi var.

Bizde birine her isteyerek sarıldığımızda ömrümüzün bir gün uzadığına inanılır.

Lütfen şimdi sarıl bana..

 
Parlak bir inciydin benim için
Paha biçilmez bir inci

Ben seni soguk ve yagmurlu bir günde
Seni düsünürken gülüsündeki sicakligin içime dolup da
Beni sardigi bir anda sevdim
Seni sadece selvi boyun,siyah saçlarin yada kara gözlerin
Güzel bir yüzün var diye degil
Fikirlerinle,konusmandaki güzelligin ve benim o kor halde yanan yüregimle sevdim
Ben seni derinden ve hissederek sevdim
Her kalp atisimda vücudumun dört bir kösesine yayildigini
Beni sardigini her nefes alisimda cigerlerime isledigini bilerek sevdim
Seni kis gecelerinin o soguk yataginda birlikte uyuyup beni isittigin
Yaz sicaginda uyuyamayip sikintilarim oldugun
Ve rüyalarimda bulustugumuz gecelerde sevdim
Seni ellerinden tutup kanimin kaynadigi
Kalbimin yerinden firlayacagini hissettigim anlarda
O islak dudaklarinla beni sevdigini söyleyecegin anlari düsünerek sevdim
Ben seni o sensiz anlardaki bos ve degersiz geçen dakikalarda
Kayip zamanlarimizda,seni arayip bulamadigim
Çaresizlik içinde oldugum,içki sofralarini dost bildigim anlarda sevdim
Sen ne kadar uzak olsan da,
Aramizdaki kilometreler nasil çoksa
Bende seni o kadar yogun ve o denli çok sevdim
Seni kalbimde yanan atesin ile
Zihnimde olusan hayallerin o ay parçasi çehrenle
Bana derinden bakan o gözlerindeki isiltiyi görecegim anlari beklerken
Kalbimin yanip tutustugu anlarda
Gelip o bu atesi alevlendirerek
Bana sarilarak beni sevdigini söyleyecegin anlari düsünerek sevdim

Korkuyorum!
Hakkettigin mutlulugu sana verememekten korkuyorum
Seni beni sevdiginden fazla sevememekten korkuyorum
Senin sevgine layik olduktan sonra baskalari tarafindan o sevgiyi kaybetmekten korkuyorum
Seni kazandim derken kaybetmekten korkuyorum
Aramizdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum
Senin kalbini daha fazla kirmaktan korkuyorum
O temiz ve masum göz yaslarini daha fazla akitmaktan korkuyorum

Evet korkuyorum;
seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten
Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum
Yada yanlis anlasilmaktan korkuyorum
Uçurumun kenarinda yalniz kalmaktan korkuyorum
Dostluguna doyamadan uluorta yalniz kalmaktan korkuyorum
Yüregimdeki o ince sizinin bir gün çogalmasindan ve beni sarmasindan korkuyorum
Sevgi denen güzelliginin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum
Dostlugun ölüp yerine nefretin yesermesinden korkuyorum

Korkuyorum evet;
seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten
Bir çiçek misali ne ellemeye nede koparmaya kiyamiyorum uzaktan seyrediyorum çünkü;
Seni daha fazla incitmekten korkuyorum
Ömründe yasadigin mutlulugu huzuru sana yasatamamaktan korkuyorum
Sana kalbimden fazlasini verememekten korkuyorum
Sonunda sana gözyasindan baska bir sey birakamamaktan korkuyorum
Seni sevmekten degil;
dostlugunu suiistimal etmekten,
Seni kaybetmekten ve degerini bilememekten ve Yüce Rabbime hesap verememekten korkuyorum
Belki de çok fazla korkuyorum .

Alıntı
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri