Günün Şiiri ~ 20.06.2019

A
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Can Yücel'in begendigim siirlerinden bir tanesidir. Tesekkürler paylasim icin.
 
Yorgun bir hasretle dönersen bir gün
Beni burda değil kalbinde ara! ..
Ne kadar yıkılmış olsan da o gün
Beni bende değil kendinde ara! ..

Saçında beyazlar taradığın gün
Maziyi yeniden aradığın gün
Hıçkıra hıçkıra ağladığın gün
Beni gözyaşında, gözünde ara.
 
Dağıtıyorum düşlerimi dört bir yana,
kimse toplayamasın diye
sonra çekip gidiyorum bahar kokan kucaklara doğru..

Sinirlerimle oyun oynuyorsun genç,
terketmek nedir bilir misin?
Bahar kokan kucaklara gitmek nedir bilir misin?

Sen hiç kendi sessizliğinin kurbanı oldun mu genç?
Bunları neden uzaklarda arıyorsun
gözlerini kısarakta hayatın merkezini görebilirsin
uzaklara bakmak seni uzaklara esir eder,
yakını görmek gereklidir..

Niye yalan söylüyorsun genç?
Zaten yalanların içinde kurban edilmedi mi hayatın!
Daha yetmedi mi yalanlarla örülü bir hayatın kurbanı olman.
Daha ne istiyorsun genç?

Kafamı karıştırıyorsun,
Beni binbir parçaya bölüp ardından geri toparlamak istiyorsun
Beni tanımıyorsun genç
hala bir şeylerin farkında değilsin,
belli ki hiç farkında da değilsin.

Genç beni o sözlerinle tamamen bitirdin.
İçimdeki son düşleri de seninle beraber mezara gömdüm.
Şimdi ise düş kokan baharlara doğru yolculuğa gidiyorum..
Hoşçakal genç hoşçakal..
 
hiç umulmadık zamanlarda özlediklerim oldu..
güzel havalarda park köşelerinde beklediğim dostlarımı..
uğrunda ağladığımm aşklarımı..
sık boğaz ettiğinden şikayet ettiğim arkadaşlarımı..
yazmaktan elimi yoran kalemimi..
özledim..

ellerimle uçuruma baktığım herşeyi, dert yandığım hislerimi..
sabah olmayan gecelerimi, bitmeyen gündüzlerimi..
güneşin yakmasını...
özledim..

bir kokunun bin şeyi hatırlatması, dinlenen bir şarkının geçmişi yaşatmasını..
hayatımda yakındığım ne varsa onları istiyorum..
önce kendimden başlıyorum..

'eski' beni istiyorum..
 
Ey çöllerin kavruk çiçeği
göğsümün kanayan pınarından
bengisu tadında al bir tas su sana
yudumla, iç kana kana..

Ilık bir düş vakti,
olmadık rüyalardan uyandır
gülyüzlü bir masal anlat bana.
bir düş ülkesi masalı olsun.
istersen al zindanına at beni bir ömür
sultan edeyim gönlüme seni

Aşk en güzel duygu çiçeğidir gönüllerde
mutlu mavi çiçekler açan insan hayatında
gel yollarına yüreğimi sereyim
umutlarıma ekeyim seni
gözlerin zeytin dalı olsun ak güvercinlere ...

Göğsünün derinliklerinde büyüttüğün,
bir dal sevgi istiyorum gönül bahçeme
tutunmak için hayata bir kıyısından
bir tutam sevgi kırıntısı istiyorum senden
bir yudum suya boğmadan hayallerimi
masmavi gözleriyle gülümserken nevbahar

Bir bakışlık ömür,
iki damlacık hasret,
bir kelebek düşü
ve eskilerde kalmış,
dost gülüşü gibi sıcak
bir damla gözyaş gibi ak
dost elli bir zambak istiyorum...
hayatın serin sularına
kökleri sevgiden kopup gelen

Bir avuç mavi istiyorum senden
bir narçiçeği
beyaz bir bulut
bir kardelen
biraz umut
hayatın en ince yerinde,
bahar sevdasına koşarken yedirenk sevinçler

Bir tutam sevgi kırıntısı istiyorum senden
tutunmak için göğe uzanan merdivene
merhem etmek için yarama her dirhemi
can çekişmeden
düşmeden toprağa bir ananın gözyaşı
elveda demeden hayat
gülün alevi sönmeden avuçlarda
değmeden sam yeli tomurcuklara
hayatın sevdalı kırlarına,
savrulmadan içimden birşeyler

Masallarda kalmış,
içimi ısıtacak kadar bir hayal olsun yeter
bir ırmağın sesi
bir gülün nefesi
ve yeniyetme bir kız hevesi
ki, yeşersin ağacımdaki,
yaşama dair bütün dallar
sevgi koksun baharlar
yaylalara özlem taşırken
Munzur’da esen seher yelleri



Nuri CAN
 
Bugünlerde böyleyim ben…
Esmer bir gece de bir dikişte bitirilen içki dolu bir kadehim.
Bir günahtan sıyrılır gibi bedenden sıyrılan bir geceliğim.
Ben en çokta
İçine doğup başına gelecek diye korkulan 6.hissim…
Korkmayın hayatımda ki hiç kimseler!
Ben sizin gibi değilim…
Bu şiiri ne kadar olmadığınızı görün diye yazdım…
Sizsiz değilim hiç’sizim...
Gurur duyun kendinizle
Ben artık en çokta sizin yüzünüzden hissizim…
 
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Murathan Mungan.
 
Sahte tebessümlerle dolu umut temalı sabahlara uyanıyorum;
Seni görme gayesiyle yataktan kalktığım günler;
Bilinçaltımda sana dair hayaller inşa ediliyor sana kavuşma seansı öncesi
Seninle dolup taşıyor düşler... Rutubetli dudaklarım defalarca senin dudaklarının dokusuna değiyor
Şehvet, şuursuz bir yalnızlık ve çığırından çıkmış bir hasret kütlesinin etkisi altında uyanıyorum sabah
Yoruluyorum, konuşmanın cümle kurmanın hatta soluk almanın güç geldiği anlar yaşıyorum
Dakikalarca sensizlik sancılarıyla kıvranıyor cesedim kefen beyazı yatakta...

Sensizliği birkaç cümleye sığdırmaya çalışıyor aşk ve ayrılık hileleriyle yorulmuş dudaklarım
Parmak uçlarının tenimin dokusundan yoksunluğunun hüznü hapsediyorum içime
Az kelimeyle kurduğun kısa cümlelerini özlüyorum eski günlere ait fotoğraflardan sona
Üzüldüğün zaman kırçıllaşan sesinin yokluğu çok hissediliyor sabaha özgü sessizlikte
Loş odadan ruhuma doğru tedirginlik yol alıyor keskin manevralarla
Karanlığın içine saklanan yalnızlığı soluyor ciğerlerim. Soluk alma seansları güçleşiyor

Bir yalnızlığı sığdırmaya çalışıyorum dudaklarımın arasındaki rutubetli ufak boşluğa
Her sabaha karşı gözyaşlarımla yıkanan rutubet kokulu krem rengi yastığıma siniyor sensizlik
Dudaklarından dudaklarımda arta kalan kahve kokusunu hissetmek adına dudaklarımı kemiriyorum
Parmak uçlarının eksikliği yaşıyorum... Sensizliğe sarıldığım her an neşter yaraları açılıyor ruhumda
Aşk ve ayrılık arasında gidip geliyor zihnimin rıhtımında dolaşan anılar bütünü
Bir yalnızlığı sığdırmaya çalışıyorum dudaklarımın arasına…
 
Yıllar önce… bu şehirdeki bir adamı sevmişti kadın… şehir ruhunu adamdan alıyordu sanki… ve adamıştı kendini yoksunluğa kadın onun için… her dokunuşu için vardı sanki hayat… soluklarını içine sadece onu daha fazla hissetmek için çeker gibiydi… sonra daha fazla sevdi kadın daha da küçüldü… sevdikçe devasa bir sonsuzluğun içinde erir gibiydi…

sonra sonra yıllar sonra gitti adam… yok oldu kadın, nefes alamaz oldu… ve kaçmaya başladı… adanmış düşüncelerini, kahırlarını kazır oldu beynine… daha çok ağladı… daha çok sevdi daha da küçüldü… ama anlamadı adam… umursamadı… yaşamı küçük bir oyuncak sanıyordu… kırılınca yenisini alabileceğini… küçüldü kadın büyüdü adam… büyüdüğünü hissetmedi ama… yalan naatların doruklarında dolaştı… olmadığı birini yaşadı… olmadığı gibi yaşlandı…

sonra bir kahraman gönderdi tanrı… ellerinden tuttu kahramanın… evet aşık olmadı ama büyüdü kadın…

ruhunu pazarlayan düşlerin ortasından çıkıp gitti bu şehirden… her gidişinde bir not yazdı geriye dönüp okunsun diye… her dönüşünde daha da affetmiş buldu kendini…

ve affetti kadın.. affetmek unutmaktır, bilirdi…

sonra sonra gerçekten unuttu kadın… ama bir tek şeyi bilemedi… anlayamadı… kaybedenin kim olduğunu… başka ruhları denedi… başka kahramanlara dokundu… ve hepsini bir öncekinden daha kolay unuttu…

bu şehrin ortasındaydı kadın koynunda başka bir adam… bu şehrin göbeğindeydi adam başka bir tenin dibinde… uzansa dokunabilecek gibiydiler… dokunmadılar…

kadın merak etti… ya hiç gitmeseydi adam… yada hiç küçülmeseydi kadın… şimdikinden daha mutlu olabilirler miydi?… boş ver dedi zaten umursamazın tekisin sen… hep öyle derlerdi…

başka bedenlere sarılmış bir zaman önce yaşadı adam ve yaşlandı kadın olmadan… ve başka birine aşık olduğunu sanarak yok olup gitti kadın… teninde başka bir adam, koynunda başka bir kadın… kadın büyüdü adam küçüldü…

sonsuz bir duvar yıkıldı umursanmayacak bakışlar dibinde… uykusuz gecelerin silinmiş gözyaşlarına sarıldı kadın… daha da üzüldü…

birlikte büyüdüğü o adamın aslında o kadar da güçlü olmadığını biliyordu… ama onu koruyamazdı… durdu düşündü kadın… kendi kendine ağlamayacağına söz vermişti… ağlamadı… döndü gitti sadece… ve bir daha adamı görmedi…

gitti kadın… gitti adam…
binlerce mum dikilirmiş bir aşkın dibinde ve en son mum sönünceye kadar devam edermiş ruhlardaki aydınlık… bir solukta bütün mumları söndürdü kadın… söz vermişti… yutkundu… ağlamadı…

Herhangi bir şehir…
Herhangi bir zaman…
Herhangi bir adam…
Herhangi bir kadın…
 
Pencereyi kapama
gök dolabilir içeri
sen neyi görebilirsin
ıslak bir bulutun ağışını mı

Pencereyi kapama
kuş dolabilir içeri
sen neyi taşıyabilirsin
kırık bir dalın yükünü mü

Pencereyi aç
soluğun çıksın dışarı
sen büyütmedin mi ciğerinde onu
kokusu hayatı yıkasın diye

Pencereyi aç
sesin sarsın dünyayı
duyulur elbet ta ötelerden
yürek kendini tanır

Arkadaş Zekai Özger
 
EksiLdiniz yanımdan
Bakamaz oLdum arkanızdan
Bir bir gittiniz
Ve diğerLeri qibiydiniz..
Canım,dostum, aiLem qibiydiniz
BenimLe ama uzakta
SöyLeyin şimdi nerdesiniz?
UmutsuzLuğa kapıLışım sürüyor arkanızdan
Hiç sabrım kaLmadı bu bakışLara
Benim yasLandıqım qüçLü duvarLar vardı
Şimdi ise hepsi yıkıLdı..
Ya bu tuğLaLar,
OnLarı kim aLdı?
YaLnızLaştık iyice
SensizLik bu muymuş..
SensizLik öyLe laNet yarım kaLış
Bir bitiş beLki de..
BirşeyLerin kimseLerin oLmayışıymış..
Ya da qeride kaLanLarın bu boşLuqu doLduramaması mı?
Önce sen qittin.
Daha sonra diqerLeri..
Belki de ben yaLnız bıraktım herkesi.
Ya o?
O nasıL bu kadar qüçLü.?
Ben bana, ben buna o kadar aLıştım ki
Kendime o kadar şaştım ki
OLanLar farkLı mı qeLdi
Yoksa değişen kırık kaLbim mi?
Her ayrıLan yanımızdan
MutLu yeni yaşamından..
Hep bir şikayet haLindeyiz
Kime bu derin öfkem hanqiniz biLirsiniz..
Ben miyim sadece umutsuz kaLan
Ben miyim sadece mutsuz oLan?
Birini yanında isTemek bu kadar acı verir miydi eskiden..
AnLatıyorum bunLarı..
BoşLuqa bir sesLeniş!
Uyumama az kaLdı..
MasumLuğa kavuşmama..
Belki de bütün bunLar,bu hayat koca bir yaLan.
Susuyorum.
Çünkü herkes bırakıp gidiyor nasıLsa...
 
Ben deliyim…
Yorgun ve yalnızım kaldırımlara misafirim…
Gecenin gözleri üzerimde.
Denizin ortasında küçük bir
adayım, yüzme bilmem…
Yüreğimi bir yere bırakmışım, bıraktığım yerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme,
sürgüleri beynime çekmişim.
Hey
sabreden derviş banada sabretmeyi öğretsene.
Ben deliyim, ama çok şey bilirim.
Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez bana…
Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum.
Kara bir tren gibiyim yani, bir istasyondan bir
istasyona, hep aynı raylar üzerindeyim…

Ben deliyim…
Yağmurun yağması benim için romantik değildir,
ben kurşun yağmurlarını bilirim.
Benim güneşim batmaz,
dünyam dönmez,
ayım hep mehtap halindedir,
rüzgârlarım doğudan eser…
Kadehime doldurduğum hüzünle sarhoş olurum,
mezem ise bir dilim umut…
Ezbere bilirim yaşamayı,
yaşarken savaşmayı…

Ben deliyim…
Benim mevsimim değişmez sadece bahardır,
kuşlardan sadece güvercini bilirim,
yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar.
İnsanlardan yalnız çocukları severim,
onları da büyüyünceye kadar..

Ben deliyim…
Benim tanrım yoktur..
Bir çift göze bir güler yüze taparım..
bulmacaya benzerim..
kimi zaman soldan sağa bir nota,
kimi zaman yukardan aşağıya eski mısırda bir tanrıyım…
Bağıra bağıra şarkılar söylerim,
sessiz sessiz şiirler yazarım.
Bilmediğim yerlerin,
tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim.

Ben deliyim…
Kendimle sohbet eder,
kendi kendime gülerim.
Telefon kulübeleriyle kavga ederim.
Asfaltın siyahında kaybolup,
düşüncelere dalarım.
Çıkmaz sokaklarda kendimi ararım,
bir de güzel hayaller kurarım.
Sonra hayallerimle beraber suya düşerim.
 
"Ben deliyim…
Kendimle sohbet eder,
kendi kendime gülerim.
Telefon kulübeleriyle kavga ederim.
Asfaltın siyahında kaybolup,
düşüncelere dalarım.
Çıkmaz sokaklarda kendimi ararım,
bir de güzel hayaller kurarım.
Sonra hayallerimle beraber suya düşerim."

cok güzel ifadeler olmuş kime ait ise yüreğine sağlık...
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri