Günün Şiiri ~ 20.06.2019

A
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Her vedanın ardından kendince haklıdır herkes...
Kendine yediremediğin şeyler olduğu sürece giden de olsan kalan da kaybetmişsin demektir.
Aşk bir savaşsa, savaşmışsak birbirimizle kıyasıya ve kırmışsak kalbimizi nefret ve hırsla; ikimiz de malubiyetin doruklarındayız demektir sevgilim...Birbirimizden kurtulduğumuzu düşünmemiz boşuna.Biliyorum, bu ikimizi de hiç yakışmayan bir sondu...
Sevemeyecek kadar korkak olduğundan gidecek kadar cesurdun.
Hepsi bu...
 
Yarım kalan bir besteyi tamamladım bu gece
Ve hiç dinmeyen bir sızıyı kapatmaya çalıştım,
Beceremedim
Kalbim zayıftı sanırım ve ruhum toz bulutlarına dönüşmüştü
Sessizce bir çığlık attım sadece gökyüzünde ve acılı ruhlarda duyulan
Sustum yine, belki de bu benim son susuşumdu ve bir daha
Hiç konuşmayışım

Senin kokundu benim her şeyimi erteleyişim olan şimdi o da yok
Bir sabah aynaya baktığımda NEDEN dedim, neden bıraktım ben onu
Hem de her şeyin tam doruğuna gelmişken
Susuyorum işte yine ne adımı an artık ne de kalbimi acıt
Ve sana verdiklerimi de geri ver bana
Ama her şeyden önce kalbimi istiyorum
Taşlaşmış ruhuna sor nereye koydun onu
Gözlerimden gelen yaşlar kan oldu süzüldüler avuçlarıma
Ağlamıyorum sevgilim ağlamıyorum korkma
Sadece üzülüyorum kırık oyuncak gibi atılmış duygularıma
Ağlamadan ve sızlamadan başım dik yürüyorum şimdi uzaklara, çok uzaklara
Hayat soruyorum sana nereye saklıyorsun kırgın mutsuzluğumu
Çok geçmeden ver bana
Ver ki; biraz daha öleyim, ver ki; biraz daha körelteyim kalbimin diğer yarısını da
Kedim bile terk etti beni, sokaklara vurdum kendimi
Ve yalnızlığımı sadece sokak kedileri biliyor
Gözlerimin içine bakarak onlarda yaş döküyor bana
Her sabah pencereme gelen kuşlar gelmez oldu ve artık
Seninle uyandığım masmavi gökyüzü simsiyah bana
Eğer bir gün aklına gelirsem kalbini aç orada bir gözyaşı daha bıraktım sana
 
Ağlamadan ve sızlamadan başım dik yürüyorum şimdi uzaklara, çok uzaklara
Hayat soruyorum sana nereye saklıyorsun kırgın mutsuzluğumu
Çok geçmeden ver bana


yüreğine sağlık
 
Nazım Hikmet - Ben Senden Önce Ölmek İsterim

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi,beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni gorebilesin
Fedakarliğimi anlıyorsun
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşiyorum yanında senin.
Sonra, sende ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orada beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun

bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacagız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
Içimden bir şey :
belki diyor.
 
Yalnızlık Dağının tepesinde
kendine kale kurmuş olan yüreğim,
Bazen sevgi kervanından geri düşmüş
Bazen aşkından uzak düşenler
bir yürek gelir ziyaretine
Onu ağırlarsın yüreğinde
Sevgi ile beslersin
Aşk ile var edersin,
Verirsin ona bütün benliğini,
Seni sen yapan her şeyini,
Sevgi ile dolup
Aşk ile ısınan o yalnız yürekte
Baharın gelişi ile yurduna dönen kuşlar gibi
Bırakıp gider seni
Yine yalnızlıklar kalesinde…
Sen yine yalnızsındır
Tepelerde esen rüzgarın uğultusu,
Yükseklerde ucan kartalın çığlıkları ile
Sen yine beklersin
yalnızlık kalesinde
Sevgiye muhtaç bir yürek gelsin diye,
O yüreğe ihtiyaç duyan onu arayan
Bir yürek…
Ve ne zaman bulduğunu zannetsen
o yine baharda seni yalnızlığın ile bırakıp gidecektir…
Hem de uzaklara ve sen yine
Yalnızlık kalende yalnız kalacaksın…
aslında gelen ve giden yürekler değildir,
Onu hayal eden ve var eden
Sensin ey yürek,
Yalnızlık senin kaderin,
Onu hep ömrün var oldukça yaşamak
 
Dün Canım olan
Yarın, Düsmanım olmaz benim
Yasananların hatırı hep saklı kalır,
Hatırları hep sorulur selamları hep alınır

Sildiklerim vardır bir de,
onlar yanlıslarım ve pismanlıklarımdır
Adları anılmaz, hatırları sorulmaz,
Sadece beddualarımdır

Vicdanla birlikte
Seref ararım ben sevdiklerimde
Her zaman dogru degildir elbet seçimlerim
Zaman gelir Serefsizleride de severim

Her yerde gözüm kulagım vardır benim
“Eksik söylemek yalan söylemek degildir” mantıgındaki “Çok Dürüstler”?
Beni degil, kendilerini kandırırlar yalnızca
Bilmezden gelişlerim, aptala yatıslarim
Kaybetme korkumdan degil,
Karsımdakilerin yalan söyleme potansiyallerine olan merakımdandır

Inkar olmaz benim hayatımda
Yasananı, “yasanmamıs” saymam
Sayanları da SAYMAM
kelimelere sıgmaz,
Sayfalar sürer beni anlatmak,
Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın
Yasayan bilir beni, yasamayan anlamaz

Agırdır sevmelerim her yürek tasıyamaz, büyüktür umutlarım her omuz kaldramaz
 
Sabretmenin son tesbih taşında yüreğim
Doksan dokuzuncu taşı elimde sabrın


Korkuyorum o bittiğinde bende bitmiş olucak tahammül
Yinede son taşıdır sabrın dayandırır beni bir vakit daha bilinmeye

SONRASI
bilmiyorum sonrasında içimdeki boşluğun yerini neyi eklerim elimdeki tesbihin yerine neyi koyarım
BİLMİYORUM


SABREDİYORUM İŞTE
Hemde herşeye
Son taşı sıkıca tutuyorum parmaklarımın arasındaKayıp gidecek herşeye hazırlıklı olsun istiyorum yüreğimOlmuyor bir insan kendini ne kadar hazırlayabilir bir bilinmeyene


Düşünmek istemiyorum
Şimdi yapabildiğimce sabırlı olmak istiyorum
Son taşını elimden düşürmemek için sabrın


Gayret ediyorum sınırsız bir infilak yaşıyor içim
Sanki birazdan patlayacak kederinden ve son taşta düşecek ellerimden


DÜŞMESİN GÜCÜM YETTİĞİ KADAR BENDE KAL BİLİNMEZLİĞİM
GÜCÜM YETTİĞİ KADAR ve BENDE KALABİLDİĞİN KADAR KAL
SABRIM
 
Sessizce büyüdüm ben,
zaman geldi annemin aldığı pabuçlar olmadı,
bedenim pantolonlarıma sığmadı!
Zaman geldi aynalar tuhaflaştı;
bana benzemedi suretim,aslıyla savaştı!
Sessizce büyüdüm ben,
gizlice bitiverdi bıyıklarım,
sakallarım yanaklarımda birer buse oldu
ve avuçlarım acı doldu her geçen günde,
gün geldi düşlerim fenalaştı

sessiz sedasız büyüdüm ben,
çığlık attım,haykırdım kimse duymadı
sarhoş olacak kadar içirdim uykuyu gözlerime;
ne rüyalar kabuslaştı,ne uykular karıştı!
sessizce büyüdüm ben,
dünya kendi ekseni etrafında dolaştı;
doruklarına bulutlar ulaştı gözlerimin,
ne yağmurlar yağdı yanaklarıma,
ne seller aştı yüreğim
ve ben büyüdüm usul usul,
yalvardım tanrıya,
oralı bile olmadı!

ben büyüdüm,
çevremde kimse kalmadı;
her yer tenhalaştı
 
Yersiz bir sıkıntı kapladı yüreğimi
Oysa çok mutluyum, bir o kadarda huzurluyum
En sevdiğime de yakınım, bir o kadar
Anlayamadım, neden sıkıntılıyım bu kadar

Bir karamsarlık ki çöktü bedenime
Takatım kalmadı, dokunsalar yıkılacağım yere
Çok üzüldüğümde hissederdim bu bitaplığı
Büyük fırtına öncesi sessizliğimi ne

Sen yanımdayken zaman su gibi akıp gidiyordu
Şimdi, sanki önüne set çekildi de, zaman durdu
Yoksa yaşananlar kavuşmanın öncüsümü
Bilmiyorum, yoksa bu özlemin sancısımı

Benim istediğim değilki seni sıkmak
Umudum hep sonsuza dek dost kalmak
Yapılan hatalar yıkmasın seni
Çünkü hataların hepsi geçici

Biliyorum birgün bu fırtına duracak
Bizim dostluğumuz ebediyen olacak
Bu yaşanılanların hepsi anı kalacak
Belli ki kalbim yine senin için atacak

Dursun ÖNAL
 
Suskunluğun misafiri olmaktan haz alıyor yüreğim!
Musalla taşındaki cesedin suskunluğu kadar suskunum!
Konuşmalara küstüm! Gemilerim artık kendime yol alıyor


Her zaman her yerde her istenileni anlatamıyorum
Kime, neyi, nasıl ispatlayacaksın! o halde suskunluğun elini tutuyorum
Merhem tutmaz öyle yaralarım var ki! Konuşamıyorum…
İçime atıp susuyorum


Kurşun geçmez şartlanmış beyinlere söz geçiremiyorum
Sayfalarca susuyorum
Kelimelerimin dinlenmeye en çok muhtaç olduğu anlarda,
Beni anlayacak bana derman olacak birini aradığımda,
O çok (boş) konuşanlar kaçıyor
Sokağımın gece yarısı suskunluğa terk edildiği gibi,
Bende yüreğimi suskunluğun kucağına bırakıyorum
Konuştuğum zaman mahkûm,
Sustuğum zaman zanlı muamelesi görüyorum
Ne yapacaksın, kime gideceksin…
Anlamsız konuşmalardan kendime sığınıyorum
Zor olanı tercih ettim sustum…


Boğazıma dizilmiş sözcükleri söylemeden, haykıramadan, içime atarak…
Bir bilseler susan birinin gözlerinde çuvallar dolusu kelime olduğunu,
Ve yine bir bilseler söz tükenmişse en güzel cevabın susmak olduğunu…


Tarif edemediğim acıları,
Hayal kırıklıklarımı susuşlarımla örtüyorum
Yüreğimin en ücra köşelerine inen zehirli oklardan
Canım çok yandı!


Konuşursam;


Kırmaktan, kırılmaktan


Gözyaşlarımı tutamamaktan



Kelimeleri yan yana getirememekten



Yaralı kelimeler sunmaktan korkuyorum


Geri alınmayacak kelimeler adına; ağzımın sürgüsünü çektim!


Şuan boğazımda düğümlenen kelimeleri çarmıha germekle meşgulüm


Sustum…



Ben sustukça suskunluğumun üstüne düşman gibi sözcükler yağsa da
İncitseler de beni, artık vakit susma vaktidir
Korkup kaçtı,
Suçunu kabul etti,
Haksız olduğunu kabullendi diyecekler…
Desinler… Dudağım mühürlü!
Duygularım susuşlarımda saklı kalacak
Yıllardır biriktirdiğim hiç kullanılmamış kelimelerimi
Devren satılığa çıkarıyorum İlan verdim!
Alan olmazsa kalbimin morgunda biriktireceğim


Sahi, her susan haksız mıdır?
Belki de her Suskunluğun arka planında ciltler dolusu anlamlar vardır
Kim bilir!
Ve bir gün Söylenmemiş cümlelerimi zulama koyup gideceğim bu şehirden
Varsın kaçtı desinler…
Susacağım!
Derin denizleri her rüzgâr dalgalandıramaz


Mehmet Orhan Durdu
 
Izdırapların en koyusu yalnızlık
Acıların en büyüğü ayrılık
Gönül seni ister sevgilim
Bir sıcak bakış,bir hafif gülümseme
Bir çift dost el ister sımsıkı
Sıcaklığı yüreklerde duyulan
Bir dost nefes ister yanında
Sevgi ister aşk ister saf ve yüce
Can seni ister svgilim
Soğuk gecede sıcak çay
Kızgın çölde soğuk su gibi...
 
ben seni kendimden çok seviyorum
ama senin haberin yok...
kabime sığmıyordu aklımdan geçenler
anlatmak istiyorum anlatamıyorum
haykırmak istiyorum ama olmuyor
ben seni kendimden çok seviyorum
ama senin haberin yok...
sesini duyduğum odalarda sabahlıyorum
kalbime bir hançer gibi saplanıyorsun
birlikte yürüdüğümüz
birlikte soluduğumuz havayı hatırlıyorum
zaman hızla geçiyor ve büyüyoruz
gün batımını seyrediyorum yanımda sen varmışçasına

ben seni kendimden çok seviyorum
ama senin haberin yok...
 
Ne an yaklaştımsa ittiniz,
ve,
Ne zaman geldimse gittiniz
Siz; hep büyük ve önce idiniz,
Gerçekten öyle oldu,
Önce siz bittiniz"


Özdemir Asaf
 
Çok akıllı olmadım hiç
Yanlış atlara çok oyunlar oynadım
Kulağımdan kar suları eksik olmadı
Sürüden ayrılan koyunları sevdim hep Bir de kendi bacağından asılmayanları
Kendimle yaşadım en büyük kavgalarımı İçimdeki ikizler tahterevalli oynadı hayatla; ben seyrettim
Dışardan bakanlar kah öyle bildiler, kah böyle
Bense adalar hayal ettim çoğu zaman Sahillerine cam şişeler içinde sevda mektupları vuran adalar
Tuğcu'yla ağladım bir zamanlar, Pal Sokağında dolaştım
Yaman çocukluk aşklarında, erginliği iple çektim
Sünnet elbisem dahil hiçbir üniformayı sevmedim Postallar sıktı bileğimi, yüreğimi Kalemim dedi hep, dilimin diyemediğini
Yanlış sevdalarda oyalandım kimi zaman Bir pire için nice yorganlar yaktım
"Maskeli balolar"da tükettim ilk gençliğimi
Ama denizlere düştüm, sarılmadım yılanlara Engerekler kesti önümü, tınmadım
Adalar sığınağım oldu

* * *

Sonraları hayat, hep bir ağızdan türküler söylemeyi öğretti bir süre Halaylarda piştim "omuz omuza"
Ama çabuk aldılar türküleri dilimizden Unuttuk ezgilerimizi 78'liydik 68'e ısınamadan 88'de bulduk kendimizi
Savrulduk kara bir yelde
Yaman bedeller ödedik
70'li olamamışken, 80'lere prangalandık, 90'lar beraatimiz oldu
Dönüşte, savaş baltalarımızı gömdüğümüz yerleri kaybettik
Temsili resimlerini çizdik faillerimizin Kendimize benzedi

* * *

Gün oldu yanlış zamanlarda, yanlış kapılar çaldım
Yasak elmalar tattım kuytularda Bıçaklar kesmedi de tenimi, bir kötü sözle öldüm
Kuşaklar, kentler, sevdalar arasında yoruldum
Gün geldi Duruldum
Zaman sardı yaralarımı, kinlerimi hafızama gömdüm
Hamdım, oldum
Sevdayı en umulmadık yerde buldum

* * *

Bir "kurbağa testi"nden çıktı gençliğimin bitiş düdüğü
İlkyaza doyamadan, orta yaşla tanıştım
Dün, bir garip cihazdan dinlettiler kalp atışlarını Ultrason ekranında yüzünü gördüğümden beri uyku tutmuyor gözlerimi
Yakıyorum geçmişle köprülerimi
Çiçekten bir pranga takılıyor ayağıma Ne kavgalar var gözümde, ne sevdalar Karımın karnında bir cılız tekmenin sevinciyle sarhoşum
Uykusuz gecelere gebe ömrüm, biliyorum Çaresiz çilelere, sebepsiz öfkelere gebe "Baba olunca anlarsın"lar kapıya dayandı artık
Hırlının hırsızın kol gezdiği bir vahşi ormana düşüyor küçük kuş Ben şimdi O'na ne masal anlatsam? Kırmızı şapkalı kızları çoktan kurtlar yedi "Küçük Berber" devlerin tuzağında Pinokyo burunları, Midas kulakları yalana doydu Erdem, pirinç dökerek geldiği yollarda kayboldu "Cadı Masalları" çağındayız, kötülerin şiirini söylüyor şarkılar Pamuk Prensesler yok artık; 7 değil, 77 cüceler

* * *

Ama ürküyorsam namerdim
Dahası var mı?
Haftaya, bir oğlum olacak beyler!
Ege koyduk adını
Kalbim Ege'de kaldı



Can DÜNDAR




Yayın Tarihi : 22121994
 
Bağışla beni şiir
Bu yıl da yeni yılın umut veren ilk şiirini yazamadım.
Bu ayazda sokakta evsiz barksız insanları düşündüm.
Daha dün güneşe aldanıp da sürgün veren filizi;
Kursağı boş sığınağına varamayan kuşu
Bir şiirde okyanusu üç yılda geçen serçeyi düşündüm.
Dünyanın dört bir yanında ölüm gibi büyüyen açlığı;
Bitmek bilmeyen savaşları
Acılı anaların daha da artacağını
Ölüm oruçlarını acıyı zulmü ve kan emicileri;
İşbirlikçileri itirafçıları
Yağlı urganlarıyla iftiracıları düşündüm.
Yeni Hiroşimalara gebe dünyayı;
İşkenceyi kayıpları katliamları
Zevki sefa içinde tepinen
Kapitalizmin insan kanlarıyla besili hayvanlarını düşündüm.

Üzüldüm ağladım tiksindim.
Ve sıktım yumruğumu dağ gibi bir öfkeyle
Kavgayı güzel eyleyen emeğin önünde saygıyla eğildim.
Bağışla beni şiir
Bu yıl da yeni yılın umut veren ilk şiirini yazamadım.

Bülent ÖZCAN
 
İsmi tarafından terk edilmiş bir şehir gibi yüreğim.
Her ne kadar adını koymaya çalışsamda ; yokluğunun eş anlamlısı hiç bir imla kitabında geçmiyor…
Sanki Türk Dil Kurumu yasaklamıştı yokluğunu…
Gittiğin günden bu yana bu şehir çok değişti.
Hunharca katledilmiş hayallerim, boyası dökülmüş umutlarım ve dünden kalma yarınlarla ayakta durmaya çalşıyorum…
Gitme diye bütün pabuçlarını dama atmıştım halbuki…
Biliyorum, bir gün bu şehir getirecek seni bana.
Kim bilir belki de bir dolmuşta ‘şuradan bir öğrenci uzatır mısınız?’ diye vurduğum omuz senin ki olacak…
Şimdi hangi şehir alıp basar bağrına bizi ?
Hangi şehir hikayesine kahraman yapar ?
Hangi şehir büyütür çocuksu düşlerimizi ?
Sen gittin…
Bu şehiri ayaklar altına alıp kalbimin sokaklarına basa basa gittin…
Ve ben pabucunu kaybetmiş bir çocuk edasıyla seni aradım bomboş sokaklarda…
Kaldırım taşlarında ki ayak izlerini, inzivaya çekilmiş kuytu düşlerini ve doğmayan çocuğumuzu parklarda aradım…
Yalnızlık bir ananın nasıl ilk gözağrıysa yokluğunda benim ilk gözağrım…
Hani küçükken kalbine ne koyarsan seninle beraber oda büyürmüş ya ;
Ben büyüttüm seni işte kalbimde annen falan hikaye…
Şimdilerde adın, adım adım sürükleniyor kalbimin bomboş sokaklarında.
Hatırlar mısın bir ara sormuştun ‘beni neden seviyorsun’ diye,
Bende o an heyecanlanıp cevap verememiştim…
Hala geçerliyse o soru’n cevap vermek isterim..
Seni neden seviyorum biliyor musun ?
Gözünün üstünde kaşın varda ondan…
Keşke ‘gidiyorum’ dediğinde ‘gelirken ekmek almayı unutma’ diyecek kadar hafife alabilseydim gidişini..
Olmadı işte…
Ben kahvaltını hazırlayıp senin gelmeni bekledim.
Bir çocuğun babasının yolunu gözlediği gibi…
Periler için bile çocukluk titik bir cennetten ibaretse ben ne yapabilirim ki…
Sen en iyisi gitme…
Hem nereye gidiyorsun bu şehri peşine takıp ?
Yalancı bahara aldanıp nereye gidiyorsun ?
Şimdilerde adın kadar aklımdasın…
Adın ; benim için ‘oku’ emri…
Hadi gel dolaştır kestane rengi saçlarını kılcal damarlarıma…
Kalbime giden her kan pıhtısında saçlarının kokusu olsun…
Yağmurlu havalarda bile kapatmıyorum pencerelerimi..
Sen geldiğinde belki duyamam diye…
İyiyim ben, merak etme…
Ordan burdan bir kaç dal sigara, birisinden kibrit, otlanıyoruz işte…
İyiyim ben, yara’m da çok iyi, çok iyi bakıyorum ona…
Mesela her nefeste biraz daha büyüyor, başkalarının ateşinde…
Parmağına sürecek oje bulamayışın mı hala tek derdin ?
Yada kırmızı ile pembe arasında kalman mı hüzünlendiriyor seni ?
Hani bana bazen her aklına geldiğinde ‘seni seviyorum’ diyordun ya,
O an kendime olan öfkem kızıl bir duman gibi yayılıyordu içime,
Sonra yavaşça soğuyarak küçülüyor küçülüyor ve yerini yine hasrete bırakıyordu..
Şimdilerde o iki kelime kulağıma küpeden ibaret…
‘Gidiyorum’ dediğin günden bu yana yoksun bu şehirde..
Kuru bir ‘gitme’ sözcüğü dökülmüştü o an dudaklarımdan göz yaşlarıyla karışık..
Öyle kuru, öyle ıslak, öyle uzak..
Sahi bu kadar kolay mıydı her şey, bu kadar yakınmıydık bu ayrılığa..
Her neyse…
Özledim be adam ! Özledim…
Saçlarında ki ‘ben’ kırıklarını özledim…
Gözlerinde boğulmayı özledim…
Dudaklarında haram’ı özledim…
Ellerinde sevabı özledim…
Sorma bana ‘beni özledin mi ?’ diye…
Özledim ulan ! Özledim…
Ama her şeye rağmen başardığımız şeyler vardı..
Mesela sevdik, çok sevdik ; yada öyle sanıyorduk..
Amacım yıldızları göstermek değil ; binlerce yıldıza rağmen ayın güzelliğini göstermek..
Bitti deyişin öylesine değil ölesiyeydi, şakacıktan…
Ve kıyametler koptu, sadece sen öldün…
Sakın ayrıldık diye bana verdiğin sözleri unutma sevgilim…
- Sıkı giyin.
- İlaçlarını aksatma.
- Geceleri üzerini ört.
- Sevgilinle iyi geçin.
- Kendine iyi bak.
- Ve sende ki bana iyi bak…
 
Olmadı diye sızlanmıyorum, diyorum ki;
"Hayırlı olsaydı zaten Allah verirdi"...

Üzülmüyorum gitti diye, diyorum ki;
"Allah sevdiği kullarına sıkıntı verir".

Ama hala ağlıyorum, Ve biliyorum ki;
"Hüzündür kalbi taze tutan"...

Ve şimdi sadece gidene kalan yüreğime dua
ediyorum;
"Allah'ım kalbime hüzün düştü, İstikamet ver. ."
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri