Günün Şiiri ~ 20.06.2019

A
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Dayan Kalbim

Seni dağladılar, değil mi kalbim,
Her yanın, içi su dolu kabarcık.
Bulunmaz bu halden anlar bir ilim;
Akıl yırtık çuval, sökük dağarcık.

Sensin gökten gelen oklara hedef;
Oyası ateşle işlenen gergef.
Çekme üç beş günlük dünyaya esef!
Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!

1972

Necip Fazıl Kısakürek
 
Özlendin


Şimdilerde ihtimalini dahi yitirdim seninle karşılaşabilmenin
Sancımı yazdığım bu yazının hemen başında belirteyim
Seni özledim...

Hiç uğramadığın şehirlerin yabancı misafiriyim şu zamanlar
Zaman, zaman zaman çabuk geçsede buralarda
Aklım sık sık adına takılıyor
Ve doğaldır ki takılı kaldığım yerde, yani adında
Adıma seslenilse dahi duyamıyorum
Adına binlerce adım uzaklıkta, adımı anlamıyorum

Senin saçlarının şeklinden bihaber kızlar geziniyor sokaklarda
Asla seni anımsatmayan
Ve ben yine iddia ediyorum ki
Her ne kullanıyorsan kokuya dair
O koku, o kokuyu teninle buluşunca alıyor
Yabancısı olduğum bu şehirlerin rüzgarları
Kokundan eser taşımıyor
Hiçbirşey senin kadar güzel kokmuyor
Ve hiç kimse benim kadar ‘kokunu birdaha alamazsam’ diye korkmuyor

Dili dilimle aynı insanlarla tanışıyorum
Kelime sarfiyatından öteye geçmeyen ayaküstü sohbetlerde
Hiçbir muhabbetin içeriği
Seninle sustuğumuz zamanlardaki kadar dahi oturmuyor içime
Şimdi burada olsaydın, ya da ben orada
Ya da ikimiz, ikimizin de yabancısı olduğu herhangi bir yerde...
Düşseydik düşlediğim tebessümlerine...


Binbir yalnız bakışa şahitlik etmiş bir otelin odasındayım
Ortasındayım bir aynanın sensizliğimi gösteren çerçevesinde
Çıkışı sana başlamayan yollarda kaybolmuşum
Nüfusu sen kadar eksik, ben kadar fazla bir şehir yalnızlığında
Hükümlüsüymüşüm gibi bir odaya kaydolmuşum
Oda benim dışımda, ben odanın içinde
İçim sana ayaklanmış, oturmuşum, savrulmuşum


Kendime yakıştırmadığım küfürlerden döndü bazen dilim
Dilim, dilim dilim
Sabrını ölçüyorum taşın
Çatlamasını hissediyorum tohumun
Buralarda aymıyor gün
İyi değil gecelerim
Hoşça kalamadım
Sevdiğim
Ben birtek seni özlemeye alışamadım
Ceketim dahi kalsın
Duvar kendisine çarpacağım kapıya yansın
İlgilenmiyorum
Kendimden yola çıktım
Sana geliyorum.

M. ERCAN
 
istanbul-001.jpg


Bir Şehri Bırakmak


Bu şehirde yağmur altında dolaşılır
Limandaki mavnalara bakıp
Şarkılar mırıldanılır geceleri.
Bu şehrin sokakları çoktur,
Binlerce insan gelir gider sokaklarında..
Her akşam çayımı getiren
Ve bir Beyaz Rus olmasına rağmen
Hoşuma giden garson kadın bu şehirdedir.

Bu şehirdedir

Valsler, foksrotlar altında
Suman'dan, Bramsdan
Parçalar çaldığı zaman dönüp
Bana bakan ihtiyar piyanist.

Doğduğum köye müşteri taşıyan

Şirket vapurları bu şehirdedir.
Hatıralarım bu şehirdedir.
Sevdiklerim,
Ölmüşlerimin mezarları.

Bu şehirdedir işim gücüm,

Ekmek param.
Fakat bütün bunlara mukabil
Yine budur başka bir şehirdeki
Bir kadın yüzünden
Bıraktığım şehir.

Orhan Veli Kanık
 
Kulağına doğru eğilsem
Desem
Sen gülsen, gülümsesen

Kulağına doğru eğilsem
Söylesem
Sen dursan, bir düşünsen

Gözlerine baksam
Söylemeden sussam
Sen kaşlarını çatsan

Gözlerine baksam
Konuşmadan anlatsam
Sen kızsan.



Özdemir ASAF
 
ES DELİ RÜZGÂR ES...

Es deli rüzgâr es, bağrıma bağrıma;
Yârin hasreti kurşun sıkar can otağıma,
Es deli rüzgâr, es Allah aşkına…

Özleminden; çatlamış yüreğimin dudakları,
Hasretinden, kurumuş gönlümün dili damağı;
Bulamadım bu amansız derdime dermanı,
Es deli rüzgâr, este serinlet yanan bağrımı…

Yâr duymaz, feryad-ı figânımı;
Kime diyeyim beni eriten ahımı?
Çaldı benden, bugünümü yarınımı;
Es deli rüzgâr, este dindir acımı…

Kendime ağır geliyorum artık,
İçimde yananın elinde tarumar olmuşum;
Ne sesim duyulur, ne de farkındalar bu yok oluşun;
Harabe bir yürek gizlidir ardında, bu dimdik duruşun!
Ne ilk, ne de son olacak vuruluşum,
Alnıma yazılmış bir kere, yok kurtuluşum…

İnim inim inlemek; benim silinmez yazgım,
Hiçbir zaman duyulmadı, feryadım;
Bir ben bildim; bir de beni Yaradan’ım,
Es deli rüzgâr, esintine karışıp kaybolayım;
Bağrıma bağrıma es rüzgâr,
Este yok oluşuma sert bir imza çakayım…


byHaktan
 
ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP
.
Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...

Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mi?..Belki ..Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...

Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!

Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.

Düşün mü,konuş mu, sus mu ,unut mu?
Buradan insan mı çıkar,tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı.
Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı

Ondan kalan,boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?

Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!

Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik,mintanlarla et.

Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk,duman duman erisin!

Peykeler,duvara mihli peykeler
Duvarda,başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara,bas bas gölgeler...

Duvar,katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

Sukut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?

Ses demir,su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emir...

Garip pencerecik,küçük daracık;
Dünyaya kapalı,Allah'a açık

Dua,dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış

Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu
İplik ki incecik,örer boşluğu

Ana rahmi zahir ,şu bizim koğuş
Karanlığında nur,yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım;Davran ve boğuş!

Sen bir devsin,yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin,eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir

NECİP FAZIL KISAKÜREK
 
Dörtnala gelip uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim…

Bilekler kan içinde
Dişler kenetli,
Ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim…!

(N.Hikmet)
 
21773_384743694934549_89301092_n.jpg


Utansın


Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!


Necip Fazıl Kısakürek
 

Dokunur Dokunmaz Bir Sevinç Depremi

içimde seni yitirme korkusu olmasa
yüzüm yüzüne değer mi bilmem
ellerim ellerine.
alnını ufka dayamaktan yorulursan
kırık bir omzum var
güneşe sorsan: bugün değil
belki yarın, der
dokunur dokunmaz bir sevinç depremi

beni böyle anımsa
küçük bir gülüş
sıyırıp geçerken dudaklarımı
boynumda sessiz öfkemin damarlanışıyla
yanağında ürkek soluğumun buğusu
karşıdan karşıya taşkın
bir şarkıyı yinelerken içimde

beni böyle anımsa
alnın ufka dayadığın yüzümde
ellerin
ellerime
dokunur dokunmaz bir sevinç depremi

ve unutma
sussak, sözlerimiz kısa kalıyor uzun adımlara
konuşsak, ömrümüz.




alıntı
 
Üzülme! Sevdası hazan rüzgarlarına yâr olan gözlerim,
Saklı dualarda baharı bekler narı söndürmeyi düşlerim!

Susma! Hayalleri sabaha ertelenmiş sabırsız tükenişim!
Bihaber aminlerde fermanını bekler hüküm giymiş günlerim!

Unutma! Aşk için aşka taliptir dağlanmış biçare yüreğim!
Avare sevdaların katlini bekler tövbesi Lâl sözlerim!



alıntı
 
mulukedi.jpg

Mum Alevi ile Oynayan Kedinin Öyküsü

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında.
O evde bir kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan analmayacaktı...
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.

Bir mumun yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.

Mum yandı bitti
Kedi büyüdü gitti.
oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri...
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

-Ödemir ASAF-
 
Deli dolu geçtik ateş hatlarından
Sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde
Sevdikçe korktum
Korktukça daha çok sevdim
Er geç birbirini boğacaktı bu duygular, biliyordum
Neden sonra farkına varıyor insan
Ayağına takılan bütün taşları
Yoluna kendi döşediğinin

Senin yarınlara inancın benden yüklüydü
Daha cesaretliydin
Planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar
Er geç açacaktı, biliyordun
Deli sevdalı çocuk ruhumun
Nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı
Değersiz değerlere sırt dönmüş, güvenli saflığında
Bir sonsuzluk buldun kendine
Ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza
Sonra birden
Yeşil bir kentte
Ilık bir yaz gecesine astın beni

Sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi
Ödedim
Cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü
Son sözün
Ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim
Geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim
Anılar kemirdi yüreğimi
Felç oldu hislerim
Zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden
Tek bir saniye bile süzülmüyordu
Ters çevirmeye cesaretim yoktu
Çünkü yeniden başlayacak bir hayatın
Korkağı olmuştum

Aşkların sonrasında hüzün vardır
Ya sen hüznü boğarsın
Ya da hüzün seni boğar
Ama birisi kanatlarını kırarsa eğer
Yaralı kuş rolüne soyunacağına
Yürümeyi denemelisin
Hayata dönmelisin

Bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü
Ve sonunu infaz ediyordu içimde
O gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer
Ölen ben olurdum
O gece
Hayatın lekesiz bir anında
Seni intihar ettim
Şimdi katil benim

Artık güncemde bir boşluksun
Yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun
Ve sana ait sandığım her şeyin
Aslında benim olduğunu öğreniyorum
Hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin
Kendimi keşfettikçe
Seni kaybediyorum
Ve ufkuma sensizliği
Korkusuzca geriyorum


Şiir - Yorum: Kahraman Tazeoğlu
 
Unutmak haf ızanın soluk almasıdır Unut beni! Hem de gelişigüzel unut beni Üstümde bile durma Ayrıntılara takılma Ayrıntılara takılırsan bana geri getirir seni Yeniden unutmak için başkalarını da kirletme Beni unutmak için seviştiklerin kim bilir kimleri unutmak için senin kollarındadırlar?
 
senin tenin dingin
benim yorgun ellerim
haydi, yürüyelim
dokunmak yasak olsun

gölgelerimize dolaşmasın ayaklarımız
varsın seyr ü seferimiz
ağır olsun aksak olsun

bir düş yangınında kavrulsun güllerimiz
yitik ezgilerde savrulsun küllerimiz
közümüz tutsak olsun

gece bizi teslim alsın
yorumsuz düşlere salsın.
yasaklı yollardan yürüyelim ağır ağır
menzil uzak olsun

çöle düşsün yolumuz
vahalar yeşertelim düşlerden kalma
senin tenin
benim tutkularım kurak
ve biz uyanmaktan korkarak
hüzünler biriktirelim avuçlarımızda

mekân muğlâk
zaman mutlak
ve biz
üçten dokuza şart koşarak
boşayalım yaşanmamış yılları
üç talak



(Talat ülker)
 
yağmur duasından arta kalan inkar
kadar kaybımız!
(gibi uyuşan menekşeler...)
ve kalsın gardrobumda yakası düşük
bir intihar!

-sen beni perili bir ormanda yitir...

laf olsun diye kirpiklerime konan kırlangıç
saçma sapanıyla vuruldu için acemi bir yalnızlığın
soyut bir harf düşür damarlarına
(sus)

i n a n bana
uykusunda ezilen bir kirazdan aldım bu kırmızıyı
i n a n bana
doyulur yoklukla...
 
Yine hüzün birikti gözlerin gerisinde
Yine geceler gözüktü kalbinin içerisinde ..

Karanlığım sen oldun, sen ki hep ulaşılmaz
Öyle engeller koydun ki aramıza, aşılmaz..

Sevgin kalbimi yakarken ayrı olmak çok acı...
Gülümseyen gözlerindir her derdimin ilacı ..

O ilaç ki her zaman bir tek bana uzakta
Kalbim düşmüş sevgine, amansız bir tuzakta .

Sensizlik zorlaşıyor sevgim her gün büyürken
Hayatım kararıyor seni uzak görürken ...

Sözlerim bitiyorken şunu bil istiyorum
Sensiz yaşam imkansız, seni çok ÖZLÜYORUM ...









 
Ahh be şu özlem olmasa herşey dahada kolay olurdu ya :( güzel paylaşım için teşekkürler yüreğine sağlık Nevra
 
Sizin de okuyan gözlerinize sağlık:cici: Bu arada hoş geldiniz Sonya
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri