Günün Filmi

  • Kullanıcı Arpes
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Sinema Kulübü
Konu sahibi son olarak 179 gün önce görüldü
Herkese merhabalar.

Bu başlık altında her gün izlediğim bir filmi sizlerle paylaşıp yorumlayacağım. Bazen film izlerken seçmekte zorlanırım eminim ki hepimiz yaşıyoruzdur bunu. Bu başlık size faydalı olabilecekse ne mutlu bana.

Bir nevi film eleştirisi olacak ama naçizane sinema/film kültürü olmayan birinin eleştirileri olacak bunlar.

Bu başlık altında kendi izledikleri filmleri tanıtmak eleştirmek (iyi ya da kötü) arkadaşlar ilk mesajdaki şablona uyarlar ise çok daha düzenli bir başlık olabilir.

Not: Her seferinde yeni bir yorum olacağı için aynı film hakkında da şablonlar oluşturulabilir.

Not 2: Başka bir forumda başladığım bu işin ilk 3 örneğini buraya alıp fırsat buldukça burası için yenilerini yazacağım, umarım güzel bir şablon oluşturabiliriz hep beraber.




Filmin Adı: The Usual Suspects/Olağan Şüpheliler
Yapım Yılı: 1995
Tür: Dram - Gizem - Suç
Yönetmen: Bryan Singer
Oyuncular: Gabriel Byrne, Kevin Pollak, Kevin Spacey, Benicio Del Toro, Chazz Palminteri

Film Özeti: Beşi de birbirinden yetenekli ve kendi alanlarında uzman sabıkalı basit bir kaçırma olayından sonra gözaltına alındıklarında hiçbiri olaya bir anlam veremeden boş gözlerle birbirlerine bakmaktadır. Hikayeyi araştıran ajan David Kujan Kaliforniya San Pedro Limanı'nda 27 kişinin ölümü ile sonuçlanan gizemli patlama ile bu beş kişinin bağlantısı olduğunu varsaymaktadır. Elinde kalan tek canlı tanık Verbal Kint hikayeyi baştan sona soğukkanlılıkla kendisine aktarmaktadır fakat tüm soru işaretleri bir kişinin üzerinde yoğunlaşır: "Keizer Soze".

IMDb Puanı: 8.7

Se7en'da hayran kaldığım Kevin Spacey bir kez daha oyunculuğuyla kendini kanıtladı. Filmin asıl hikayesi flashbackler ile anlatılıyor. Görsel açıdan tatmin eden bir film. Oyunculuklar açısından Stephen Baldwin'e ısınamadım sadece çok yapmacık bir "psikopat" olmuş. Oysa en doğal "psikopat"ı Reservoir Dogs'ta Mr. Blonde (Vic Vega) ile tanımıştım. Filmi izleyecekseniz eğer kesinlikle altyazılı izleyin çünkü dublaj ile çoğu duygu ve anlam kaybolmuş. Hatta bazı yanlış çeviriler bile olayın esprisini kaçırıyor. Gabriel Byrne'i izlerken nedense bir Al Pacino havası sezdim ses tonu özellikle bu havayı destekliyordu. Çekim açıları ve yönetmenlik birkaç sahne dışında çok iyi. Filmin senaryosu çok zekice klişelere mahal vermeden ucu açık gizemler çok iyi bağlanıyor. Hani "yok artık daha neler" ile "her filmde böyle" vardır ya bunların arasındaki hassas oranı tutturmuşlar. Polisiye sevenlerin çok beğeneceğini düşündüğüm sahneler var. Beklenmedik yerlerde şaşırtan adeta ters köşe yapan sahneleri de ayrı bir hoşuma gitti. Karmaşık hikayeleri ve bunlar çözülürken siz de buna eşlik etmeyi seviyorsanız mutlaka izleyin derim.

Benim puanım: 7.0

images
 
Filmin Adı: Ted
Yapım Yılı: 2012
Tür: Fantastik - Komedi
Yönetmen: Seth MacFarlane
Oyuncular: Mark Wahlberg, Mila Kunis, Seth MacFarlane (seslendirme)

Film Özeti: Family Guy’ın yaratıcısı Seth Macfarlane sınırları zorlayan mizah anlayışını hem yazdığı hem yönettiği hem de seslendirdiği AYI TEDDY (TED) ile beyazperdeye getiriyor. Bu canlı-aksiyon animasyon komedide John Bennet (Mark Wahlberg) isimli bir yetişkinin çocukluk dileği sonucu canlanan ve sürekli el üstünde tutulan yaramaz oyuncak ayısıyla olan hikayesi anlatılıyor.

IMDb Puanı: 7.1

Family Guy'ı bayağı eğlenceli buluyor ve takip ediyordum. Zaten filmdeki şakaların tarzı size Family Guy'ı anımsatıyor. Normalde Amerikan komedilerine pek gülmem çünkü yaptıkları şakalar kendi kültürlerine yahut kendi ünlü isimleri üstünden olduğu için bazen bana anlamsız gelebiliyordu. Ted bu açıdan bir ilk oldu benim için. Doya doya güldüğüm ilk Amerikan komedisi. Amerikan klişeleri Hristiyan-Yahudi çekişmeleri vs. üstünden yapılan şakalar bir hayli komikti. Çekim açıları bazen oldukça zekice görünüyor izlerken. Yönetmen MacFarlane'ın zekasına her daim hayran olmuşumdur. Mizah yönünden çok zeki bir insan. Filmi izlerseniz şakalar ve senaryoyu görünce siz de bana hak vereceksiniz. Senaryo hakkında şöyle söyleyebilirim ki: Çocukluk kısmını çabuk geçmesi çok iyi olmuş keşke hikayenin son kısımları da böyle klişeler üzerinden gitmeseymiş. Son 15 dakikası dışında bayağı beğendiğim bir komedi filmi. Stres atmak kafanızı boşaltmak istiyorsanız bugünün filmi Ted.

Benim puanım: 7.5


afis-film-ted.jpg
 
Filmin Adı: Oblivion
Yapım Yılı: 2013
Tür: Aksiyon Bilim-kurgu Macera
Yönetmen: Joseph Kosinski
Oyuncular: Tom Cruise, Olga Kurylenko, Morgan Freeman

Film Özeti: Askeri bir yönetim birimi Jack adında deneyimli bir askeri insanoğlunun bir zamanlar "Dünya" diye adlandırdığı terk edilmiş bir gezegene keşif için yollar. İnsanlığın büyük yok oluştan önce nasıl koşullarda yaşadığını araştırmakla dahası yaşayan her hangi bir canlı olup olmadığını bulmakla görevlidir. İnsanlığın bir zamanlar yuvası olan Dünya gezegeni birtakım uzaylı canlılar tarafından işgal edilmiştir ve gezegende hala varlıklarını sürdürmektedirler. Jack tüm bunları araştırmakla görevliyken karşısına hiç beklenmediği sürprizler de çıkacaktır.
Tron filmi ile tanıdığımız yönetmen Joseph Kosinski'nin yönettiği film yönetmenin kendi çizgi romanından sinemaya uyarlandı. Kıyamet sonrası bir kurguya sahip olan filmin kadrosunda Tom Cruise'un yanı sıra Olga Kurylenko Andrea Riseborough Nicolaj Coster-Waldau Melissa Leo ve Morgan Freeman yer alıyor.

IMDb Puanı: 7.1

Özetine bakınca klasik bir hikaye gibi gelmişti. Deneyimli asker uzaylı işgali terk edilen gezegen yani Amerikan bilim-kurgu klişeleri. Filmi sadece ve sadece Morgan Freeman için izledim. Ama izlediğime de değdi doğrusu. Morgan Freeman yine oyunculuk dersi veriyordu. Filmin başları sıkıcı geldi bana ilk iki cümlemdeki tezimi destekliyordu çünkü. Ama o sıkıcı bölümler hikayeyi oturtmak açısından büyük önem taşıyor. Senaryosu tekleyen birkaç yer haricinde oldukça başarılıydı. Görsellik açısından oldukça doyurucu ve gerçekçi. Seçilen mekanlaroluşturulan atmosfer size bahsedilen hikaye ve durumu tamamlıyor. Film boyunca filmin ilerde göreceğimiz kısımlarına yapılan göndermeler de tam dozunda olmuş bana göre. Ne az şey anlatıp sahneyle ilgisiz kalıyor ne de çok şey anlatıp tüyo veriyor. Oyunculuklar oldukça iyi hele ki Morgan Freeman'ın sahneleri müthiş bir seyir zevki sağlıyor. Filmin en çok haz aldığım noktası birkaç kez ters köşe olmaktı. Hikayedeki sürprizler beklemediğin olayların gelişmesi sürükleyiciliğini artırıyor. Ayrıca anlatmak istediği olay imgelerle verdiği mesajlar sosyolojik tespitlerini son derece -doğru bulduğumdan herhalde- beğendim. Senaryo ekibi ve yönetmenin zekasını takdir etmemek elde değil. Film sitelerindeki sözlüklerdeki yorumlara bakınca sonunun filme yakışmadığını hatta puanını düşük tutan şeyin sonu olduğunu sonunun aceleye getirilmiş gibi durduğunu okudum. Sorun bende mi bilmiyorum ama ben sonuna ayrı bir bayıldım filmin. Hatta son bir vuruş yapıp bitirmişler diyebilirim. İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Benim puanım: 7.5


Oblivion-Poster.jpg
 
Filmin Adı: The Shining
Yapım Yılı: 1980
Tür: Korku, Gerilim
Yönetmen: Stanley Kubrick
Oyuncular: Jack Nicholson, Shelley Duvall, Danny Lloyd, Scatman Crothers, Barry Nelson

Film Özeti: Stephen King’in aynı isimli romanından usta yönetmen Stanley Kubrick tarafından beyaz perdeye uyarlanan film; yazar Jack Torrance’ın, kış sezonunda kapalı olan Overlook Oteli’nin bakımını üstlenerek, ailesiyle birlikte otele taşınması sonrasında gelişen metafiziksel olayları konu alır. Jack’in doğaüstü sezgilere sahip olan küçük oğlu, zamanla otelin içerisinde yalnız olmadıklarını, geçmiş ve gelecekten gelen hayaletlerle birlikte yaşadıklarını görür ve ailesini buna inandırmaya çalışır. Aile bir kar fırtınası sebebiyle dağda konuşlanan bu otelde mahsur kaldığındaysa Jack doğaüstü varlıklar tarafından ele geçirilir ve yavaş yavaş aklını kaybetmeye başlar.

IMDb Puanı: 8.5

Şu yazılara başladığımdan beri amacım filmler hakkında içeriğine girmeden tabiri caiz ise spoiler vermeden ufak bilgiler vermek, naçizane tanıtımlar yapmaktı. Ama söz konusu film The Shining olunca bu konuda kendimi tutamayabilirim, yani yazının ilerleyen bölümlerinde yer yer spoiler içerebilir.

İlk olarak filme baktığınızda olağan bir şekilde ilerleyen klasik gerilim-korku hikayelerinden birine tanıklık ediyorsunuz. Mutlu bir aile yine her zaman olduğu gibi insanlardan uzak, kuş uçmaz kervan geçmez bir yere doğru yola koyuluyor. Buraya kadar her şey tamamdı benim için, birazdan korkmaya-gerilmeye gizem çözmeye hazır bir halde bekliyordum, lakin ters giden şeyler vardı. Bu filmde genel olarak korku-gerilim türüne ait neredeyse gereklilik olarak kabul edilen şartların hiçbiri yoktu. Final sahneleri dışında tüm film gündüz geçiyor, korkutmak için absürt sesler yada anlamsız hareketlilikler içermiyordu. Ben de Kubrick'in tarzını az çok bildiğim için filmin altında başka şeyler aramaya başladım ve diyaloglara, arka planda kalan ögelere dikkat etmeye çalıştım. Yine Kubrick korku-gerilim postu altında bir toplum eleştirisi, bir politik eleştiri veriyordu izleyenlerine. Şimdi ilk olarak şüphemi çeken replik oteli gezdiren siyah aşçının aileye "Burada asla aç kalmazsınız, bu lüksün keyfini çıkarmaya bakın" tarzı konuşmalarıydı. Bunun üstüne bahsi geçen Overlook otelinin Kızılderili mezarlığının üstüne kurulmuş olması bahsi geçince benim için taşlar yerine oturmaya başladı. Velhasıl filmdeki ana karakterimiz Jack Torrance ortalama bir Amerikan vatandaşını temsil ediyordu, hiçbir yeteneğe sahip olmayan -ama öyle olduğunu zanneden ve bundan mutluluk duyan- senin benim gibi bir insandı. Normal bir eşi ve bu kadınla da yine standardın ne altında ne de üstünde bir ilişkisi vardı. Ama çocukta yani Danny'de garip olan bir durum vardı ve bu filmin başından beri adeta izleyicinin gözüne sokuluyordu. Şahsen ben bu garipliği ve Danny'nin aşırı gerçekçi hayali arkadaşını farklı yorumladım. Danny'ye isim benzerliği ile de dikkat çeken hayali arkadaş Tony'nin Danny'nin kişilik çatışması olduğunu düşünüyorum. Şimdi diyebilirsiniz ki küçücük çocuğun kişilik çatışması, toplum entegrasyonu gibi olaylarla ne alakası var. Tony'nin çocuğa empoze etmeye çalıştığı davranışlar gibi gösterilen şeylerin aslında birer uyarı olduğunu filmi izlerken anlayabiliyoruz. Yani burada çizilen Tony portresi aslında güçlü bir kişiliğe sahip olmayı öğütleyen iç ses olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Danny'nin "Tony benim ağzımın içinde yaşayan benim gibi bir çocuk" demesi ve tonla garipliğin olduğu bir filmde bu Tony'yi göremememiz benim düşüncemi destekler yönde. Gelelim filme politik ve toplumsal eleştiri dememin sebeplerine. Bahsedilen Overlook Oteli Kızılderili mezarlığının üstüne kurulmuş şatafat ve lüksle dolu, asla aç kalınmayacağının vurgulandığı bir mekan. Burada Overlook Oteli sadece bir imge, bir kılıf. Overlook Oteli'nin temsil ettiği şey Amerika'dır. Amerika da bilindiği üzere Kızılderililerin kanları ve toprakları üzerine kurulmuş bir ülkedir ve yine bilindiği gibi halkının refahı ve zenginliği gibi söylemlerle övülür kendi politikacıları, başkanları tarafından. Yine bu tezimi destekleyen şey de filmde Kızılderililerden bahsedilmesi ve otel içinde oldukça fazla Kızılderili motifi olmasına rağmen Kızılderilileri görememiş ve göremeyecek olmamızdır. Başka bir destek unsuru da, filmde gördüğümüz tek siyah adamın deyim yerindeyse hizmetkar olması ve ne tesadüftür ki kin ve nefretle ilk öldürülen karakter olmasıdır. (Hatta çoğu kaynak Jack'in aslında ölmediğini kabul ettiği için, filmde ölen tek karakter de diyebiliriz.) Sonrasında filmin meşhur bar sahnesinde geçen "Paran olmasa bile burada sınırsız krediye sahipsin" cümlesi benim için bu teze noktayı koyan cümledir. Bir de filmin finalinde gösterilen bir balo fotoğrafı var. Bu filmi normal bir gerilim-korku filmi diye izleyen insanların film hakkında anlam veremedikleri şeylerin başında geliyor bu fotoğraf. Aslında bu fotoğraf bize çok şey anlatıyor, bu şatafatlı otelin en lüks yeri olan Altın Oda'da bir sürü smokinli adam yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle objektife bakıyor. Ama içlerinde bir tane bile siyah yok. En önlerinde ise filmimizin baş karakteri Jack Torrance. Ve bilin bakalım fotoğrafın altında yazan tarih kaç? 4 Temmuz. Yani Amerika'nın "Bağımsızlık Günü". Filmin diğer unsurlarına bakacak olursak Guguk Kuşu'nda oyunculuğuna hayran kaldığım Jack Nicholson, The Shining'de de beklediğimin altında bir performans göstermedi. Seyirciyi yer yer yükselten yer yer de belirsizliklere sürükleyen oyunculuğu enfesti. Shelley Duvall'ın oyunculuğunu yetersiz buldum açıkçası ama sinema konusunda bir yetkinliğim olmadığı için neyinin eksik olduğunu açıklayamıyorum, hani bazen bir yemeği yer bir şeyi eksik bulursunuz da anlatamazsınız ya aynen öyle. Beni asıl şaşırtan Danny'yi oynayan sadece 7 yaşındaki Danny Lloyd oldu. Verdiği tepkiler ve bazen eğreti duran diyalogları bile hikayeye ayrı bir hava katmıştı. Zaten tüm bu oyunculuk ve hikaye şöleninin arkasında bir yönetmenlik dehası yatıyordu ve bu deha çoğu sinema çevresi tarafından kabul görmüş Stanley Kubrick'ken benim için bu filmi beğenmemek kaçınılmazdı. Velhasıl toparlamam gerekirse, tüm Kubrick filmlerinde olduğu gibi farklı pencerelere yönelmemizi isteyen bir hikaye vardı elimizde ve bizden tüm ilgi ve dikkatimizi istiyordu bu örtünün altındakileri görebilmek için.

Benim puanım: 9.0

8.jpg
 
Geri