-
- Katılım
- Eylül 3, 2011
-
- Mesajlar
- 2,080
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 291
-
- Yaş
- 34
" Gündüzün sıcağı bitiyor karanlığa doğru... Deniz kenarının yakıştığı bir çay bahçesindeyim...
Ailemle gelirdim hep buraya... "Aile çay bahçesi" yazdığından kapısında, yalnız gelsem almazlar sanırdım çocukken... Ve oraya gelen herkes mutlu bir aileydi sanki...
Dert yok...
Keder yok...
Geçim sıkıntısı yok...
En büyük sorun ya geç gelen çay, ya da çay gelirken garson sakarlığı katkılı, çay tabağı kenarına iliştirilmiş küp şekerlerin, firar eden bir kaç damla çayla erimesiydi... Ha bir de "bunun soğuğu yok mu", "dolaptan olmasın boğazım ağrıyor" da vardı sıkça... Bu çay bahçesine gelenlerin başka sorunu yoktu çocukluk düşümde... Çocuklar uyurdu bir süre sonra bu çay bahçesinde... Baba bilmişliğinde, ana duyarsızlığında masa üzerine kalın olduğuna kanaat getirilen bir gereç serilir (anorak, battaniye, masa örtüsü) çocuk uyutulur, sohbet devam ederdi... O çocukların uykusunu az kıskanmadım... Nasıl da güzeldir tepende yıldızlara bakarken dalıp gitmek... Etrafta çay kaşığı sesleri... Anlamsız kahkahalar... Belli belirsiz ışıklar... Ilık rüzgar...
***
Bir arkadaşım gelecekti... Doktor olup, işe başlayışını iki bardak çayla kutlayacaktık... Dünyanın en fakir kutlaması bu olacaktı... İki bardak çay... Tabii garson çayları getirirken şekerleri eritip bu sıradan şöleni daha da dramatik hale getirmezse!!! Geldi... Konuştuk... Tavla oynadık... Yenildim...
Bir ara "Neyin var?" dedi... "Yok bir şey, neden, ne oldu" diyerek suçüstü yakalanmışım gibi çıkıştım... Gözün dedi... Sol gözün seyiriyor... Hem de çok sık... Sol ayağın titriyor parkinson hastaları gibi... Sol kolunda, kan dolaşırken garip bir dolaşım belirginliği var dedi... "Kime göre sol?" pişknliğiyle geçiştirmeye çalışırken, "Ona göre sol" olan, titreyen bacağımı tuttu... "Buraya göre sol" deyip, tüm kapıları kapattı...
***
Çalıştığı kliniğe gidip kontrol olmazsam arkadaşlığımız bitecekmiş... Abarttıkça abarttı... Ah bu yeni yetme doktorlar... Kendimi kobay fare gibi hissediyordum... Ve kapanım arkadışımdı... Kızılay Kliniği'nin ne denli modernleştiğini ispat etmek istercesine gezdirdi beni şöyle bir... Ağzıma verilmiş şekerdi bu... Güya ortama alıştırıyor... Beni nöroloji servisinden bir uzmana gönderdiler...
Kan dahil almadıkları sıvı kalmadı... Neymiş, tahlilmiş...
Offffffffffff...
Ertesi gün sonuçlar... Sinir uçlarımda problem çıktı... İltihap mı ne öyle bir şey varmış sinir uçlarımda... Sinirliyim, normal bence... Ama vücudumun sadece sol tarafı yenik düştü, bilemem... Oysa bütünüyle sinir doluyum... Sağ yanım daha tevekkül içinde demek... Sol yanım anarşist... Edepsiz... Yüzsüz...
Anlamadım...
B6 vitamin kompleksi içmem gerekiyormuş bolca... Ve bazı besinler falan işte... Uzmanla sohbet, kelam derken... "N'oldu" dedi... "Neden bu kadar stres?" İş, güç, hayat gailesi deyiverdim bir çırpıda...
İnandırıcı bulmadı... Ayağa kalktı... Odasının kapısının kapalı olup, olmadığını kontrol etti... Oturdu koltuğuna tekrar...
"Gitti mi?.." dedi...
Anlamazlıktan gelmedim... Sustum...
Bir daha sordu...
"Gitti mi?.."
İteleye iteleye "evet" çıktı ağzımdan...
İkimizde biliyorduk gizli öznenin kim olduğunu...
Gidenin kim olduğunu...
54 yaşında bir doktor var karşımda... Babacan bir adam...
Bana kendi gidenini anlattı... Kavuşamadığını...
Karısı, çocukları olduğunu, 20 yıldan fazla bir gün bile aşk duymadığı kadınla bir ömür geçirdiğini...
Gideni bir an olsun düşünmeden edemediğini anlattı... "Buna da şükür" mü dedirtmek istiyordu bana...
"Bak sen hiç değilse, aşk hissetmediğin bir kadınla yaşlanmadın" daha yeğlenesi miydi?..
***
Banane doktor... Banane senin acı öykünden... Ben senin gibi olmayacağım lanet olsun...
Hep zaten sizin gibler mahvetti aşkı... Sırf üreme kaygısıyla, çoluk çocuğa karışma bencilliğiyle ömürlerinize yazık etmediniz mi?.. Her gece başınızı yastığa koyduğunuz adamlar, kadınlar bu yüzden yabancı değil mi size?..
"Ben seni sevmiyorum... Sen de beni... Ama ürememiz lazım soyumuzun devamı için, evlenelim..."
Üretelim: Aşksızlığı, soğukluğu, yabancılığı, huysuzluğu, sevimsizliği... Yetmez, bir de tüm bunların yanında, bir kaç çocuk ekleyelim... Biz mutlu değilken, onların mutlu olmasını bekleyelim...
Öyle mi doktor?..
Yapma doktor...
***
Bir çırpıda söyleyebilirdim bunları... Ama doktor benden beterdi...
Dinledim... Birisi konuşurken bütün iş dinleyendeydi… Birisi dinlerken bütün iş konuşandaydı… Birisi susarken bütün iş susandaydı… Ben susmuyordum, dinliyordum... Doktor öyküsünü itti bir kenara... Tekrar bana döndü...
"Böyle devam edersen, kalıcı rahatısızlıkların olur" dedi...
Anladım ne demek istediğini...
Fakat teyid ettirmek istedim...
"Ne gibi?.."
"Mesela, felç" dedi...
Aşkın boynuna geçirilmiş güzel bir madalya olurdu bu...
Dokor, unut dedi... Düşünme bir süre... Ata bin... Yüz... Yeni hobiler edin... Zor bir meşgale bul kendine dedi... Heykel yapmayı dene mesela dedi...
Böyle manyakça bir şey olur mu?.. Şöyle içten içe konuşmaz mı insan?..
- Ben hiç heykel yapmıyordum, hiç alakam yoktu heykelle, ne için heykel yapıyorum ben?
- Unutmak için?..
- Kimi?
- O'nu!!!
Sonra bu ilaçları al dedi... İyi gelecek... İlaçların hepsi B6 vitamini...
6 adet B vitamininin bir araya gelip tek drajede toplanarak bu drama iyi geleceğine hiç ihtimal vermedim...
İçiyorum yine de...
Sinir uçlarımın iltihabı için...
Her içişimde, bunlar mı bana o'nu unutturacak diye küçümsüyorum drajeleri...
Hayır işin bok tarafı Ferhat aşkı için dağları delmiş...
Mecnun'un yaptığı malum...
Eee ben, ne derim ele güne?..
- Sinir uçlarım iltihaplandı...
- Ne için?
- Aşk...
- Geçmiş olsun... Sıradaki...
***
Ben şimdi bir vitamin daha alayım...
Aklıma düştü yine...
Sol yanım garipleşti... Sağ yanım aynı..."
( Zeki Kayahan Coşkun )